Doğu Afrika ülkesi Kenya’da geçtiğimiz sene hükümetin IMF’nin dayattığı kemer sıkma politikaları doğrultusunda hazırladığı yeni vergi yasası tasarısına karşı emekçiler meydanlara dökülmüştü. 18 Hazirandaki parlamento oylamasını engellemeyi hedefleyen protestolar, o akşam 24 yaşındaki Rex Masai adlı gencin polis tarafından vurularak öldürülmesi üzerine daha da kitleselleşmişti. 25 Hazirandaki nihai oylama gününde yüz binlerce emekçi sadece başkent Nairobi’de değil onlarca kentte sel olup sokaklara akmıştı. Emekçi gençliğin başını çektiği protestolarda parlamento basılmış, milletvekilleri parlamentodan kaçmak zorunda kalmıştı. Hükümet binaları, vali konakları ateşe verilmiş, bazı milletvekillerinin sahip oldukları işyerlerine saldırılmış, anayollar bloke edilmişti. Haziran ayının ortalarında yükselen protesto dalgası ülke geneline yayılan bir halk isyanına dönüşmüştü. Egemenlere korku salan protestoların ardından Başkan Ruto, yasa tasarısını geri çekmiş, bazı bakanları ise görevden almıştı.
Protestoların yıldönümünde emekçiler yeniden meydanlara çıktı. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da protestoların başını emekçi gençlik çekti. “Artık Yeter. Döktüğümüz kan yeter. Değişim için buradayız!” diye haykıran gençlik, 25 Haziranı bir isyan gününe çevirdi. Başta başkent Nairobi ve liman kenti Mombasa olmak üzere ülkenin dört bir yanında kitlesel gösteriler gerçekleşti. Protestoların giderek kitleselleşmesinden korkan hükümet ise yine polisiyle gösterilere saldırdı. Başkentte birçok yol kapatılırken, parlamentonun, hükümet ofislerinin ve Ruto’nun resmi konutunun bulunduğu bölge dikenli tellerle çevrildi. Kenya İletişim Kurumu, protestolar hakkında yayın yapan TV ve radyo istasyonlarına canlı yayını durdurmaları talimatını verdi. Uluslararası Af Örgütüne göre polisin plastik mermi ve göz yaşartıcı gazın yanı sıra gerçek mermi kullandığı gösterilerde 19 kişi yaşamını yitirdi, 500’den fazla kişi ise yaralandı. Ancak tüm baskı, yasak ve katliamlara rağmen, işçilerin ve emekçi gençliğin protestoları durdurulamadı. “Haklarımız için mücadele etmeye geldik. Gençlik durdurulamaz!” diyen gençler, polis barikatlarını yıkarak protestolarına devam etti.
Devletin her türlü baskısına ve polis terörüne rağmen sokakları terk etmeyen emekçiler 25 Hazirandaki protestoların hemen ardından 7 Temmuzda yine meydanlara çıktı. Kenya’da 7 Temmuz 1990’daki çok partili hayata geçişi simgeleyen “Saba Saba” gösterilerinin 35. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen protestolar, bir kez daha ülkedeki ağır ekonomik sorunlara, baskılara, yolsuzluklara ve polis şiddetine karşı emekçi gençliğin başını çektiği kitlesel eylemlere dönüştü. Ruto’nun ülkeyi 1980’ler ve 90’lardaki diktatörlük yıllarına götürdüğünü söyleyen protestocular “Ruto İstifa” diye haykırdı. Ülkeyi her geçen gün daha otoriter bir rejime doğru sürükleyen Ruto yönetimi, sokaklarda terör estiren polislerine açıkça “göstericileri ayaklarından vurun” talimatı verecek kadar zıvanadan çıksa da emekçiler meydanları terk etmedi. Ruto’nun açıklamaları ve polisin yanı sıra devlet beslemesi kimi paramiliter çetelerin de halka saldırması ile öfke doruğa çıktı. 7 Temmuzdaki protesto dalgasında polis terörü sonucu en az 31 kişi yaşamını yitirirken, 107 kişi yaralandı.
Kapitalizm çıkmazda, emekçi gençlik isyanda!
Kenya’da iki yıl içerisinde yaşananlar kapitalizmin içine girdiği tarihsel çıkmazla birlikte gelişen mücadele dinamiklerine ayna tutmaktadır. Uzun zamandır vurguladığımız üzere, kapitalist sistem çürümüştür ve bir tarihi çıkmazın içinde debelenmektedir. Dünyanın her yerinde bu çürüme ve çıkmazın derinlerde biriken binlerce belirtisi gün be gün yüzeye çıkmaktadır. Çürüyen kapitalizm canlı hücreleri kemiren habis bir ur misali temas ettiği her yeri çürütmekte, yok oluşa sürüklemektedir. Modern toplumun tepeden tırnağa sosyal krizler ve illetlerle malûl olması tesadüf müdür? Her geçen gün onlarca semptomuna tanıklık ettiğimiz bu hastalıklı ve krizli düzen kapitalist çürümenin sonucu değil de nedir! Böylesi bir sosyo-ekonomik düzenin sadece Kenyalı emekçi gençliğe değil dünyanın hiçbir yerindeki emekçi gençliğe zerrece fayda sağlayamayacağı aşikârdır. Emekçi gençliğin içine itildiği geleceksizlik girdabı kapitalist çürümeden azade değildir.
Kenya’daki protesto dalgasından yansıyan en önemli olgu, emekçi gençliğin içine itildiği geleceksizlik girdabının tüm dünyada benzer tepkileri mayaladığı gerçeğidir. Kenya özelinde yaşananlar aslında dünyanın başka bölgelerinde de yaşanmaktadır. Sorunlar küresel ölçekte aynılaşmışken mücadelelerin de benzer temellerde yeşerdiği görülmektedir. Bugün dünyanın her yerinde toplumsal eşitsizliğe, kapitalist sömürüye, işsizliğe, yoksulluğa, anti demokratik uygulamalara ve haksız savaşlara karşı mücadele kesintisiz devam etmektedir. Avrupa’dan Afrika’ya, Asya’dan Amerika’ya neredeyse her yer sınıf kavgasının ateş hattına dönüşmektedir. Kapitalizmin berraklaştırdığı sınıfsal çelişkiler keskin bıçak misali toplumları iki zıt kutba ayırmakta ve sınıf kimliği, kini ve mücadelesi her geçen gün daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Kapitalizmden sıdkı sıyrılan gençler düne göre sayıları her geçen gün artarak sınıf kavgasına atılmaktadırlar. Öfkeleri de talepleri de attıkları sloganlar da sınıfsaldır. Geçtiğimiz sene Kenya’daki halk isyanında bir gencin attığı şu tweet, gençliğin mahkûm edildiği koşulları da ruh halini de gayet güzel özetlemektedir: “Bizim işimiz ve geleceğimiz yok, bu yüzden sizi devirmek için dünya kadar zamanımız var ve sizinle savaşarak kaybedecek hiçbir şeyimiz yok.”
Kenya’da durum
Kenya’da halk isyanının başını çeken emekçi gençliğin öfkesi boşuna değildir. Nüfusun yarısından fazlasını gençliğin oluşturduğu Kenya’da gençler, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik sarmalında yaşamaya mahkûm edilmektedir. İşsizlik gençliğin en büyük sorunudur. Ulusal Nüfus ve Kalkınma Konseyinin (NCPD) verilerine göre Kenya nüfusunun %35’ini oluşturan gençler, %67 ile en yüksek işsizlik oranına sahip toplumsal kesimdir. Başka bir anlatımla, ülkede neredeyse her 10 gençten 7’si işsizdir. Sayısı giderek artan üniversite mezunları kendi branşlarında iş bulamadıkları gibi, herhangi bir iş için yıllarca beklemektedir. İş bulan gençler ise güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençler iş bulamazken kamu kaynakları fütursuzca yolsuzlukla ve lüks harcamalarla çarçur edilmektedir. Emekçi gençler aileleriyle birlikte yoksunluklar arasında kıvranırken, asalak yöneticilerin safahat düşkünlüğü gençliğin öfkesini bilemektedir. Kenya’da 55 milyonluk nüfusun %40’a yakını yoksulluk sınırının altında yaşamaya mecbur bırakılırken, ülkede zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum kapitalizmin dünya genelinde yarattığı eşitsizlik tablosunun ibretlik bir parçasını teşkil etmektedir. Ülkenin en zengin binde 1’lik kesimini oluşturan 8300 kişi, nüfusun geri kalanının sahip olduğundan daha fazla servete sahiptir. Hal böyleyken, emekçiler bir de sürekli arttırılmaya çalışılan vergilerle adeta cezalandırılmaktadır.
Hatırlayalım, geçtiğimiz sene meclise sunulan yasa tasarısında Başkan Ruto ve avanesi, sözümona kayıt dışı sektörü vergilendirmek adına, güvencesiz ve düzensiz işlerde çalışan işçilerin üç kuruşluk gelirine bile göz dikmekten geri durmamıştır. Kenyalı emekçilerin Ruto’yu, İncil’de açgözlü ve yozlaşmış bir vergi tahsildarı olarak tasvir edilen Zacchaeus (Zakkay) karakterine benzetmesi manidardır. Meydanı boş zannedip ekmekten yağa, çocuk bezinden hijyenik pede, çalışanların gelirlerinden kanser tedavisine kadar geniş bir alanda ek vergiler getirmeyi uman Ruto’ya emekçi gençliğin sıkılı yumruklarıyla cevap vermesi tesadüf değildir. Zira Kenya’da emekçi kitleler, ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1963’ten bu yana emperyalist güçlerin ve IMF’nin kahyalık vazifesini gören Ruto gibi açgözlü vergi tahsildarlarının ve askeri diktatörlüklerin çizmeleri altında inim inim inlemişlerdir. Emekçilerin daima koyu bir yoksulluk içinde yaşam mücadelesi verdiği Kenya, kapitalizmin tarihsel sistem krizine gömüldüğü ve her yerde otoriter yönetimlerin işbaşına geldiği bugünlerde emekçiler için yaşamın alabildiğine zorlaştığı ülkelerin başında gelmektedir. Baskıcı Ruto yönetimi ekonomik krizin ve kamu borçlarının bedelini emekçilere ödetmek için ekonomik baskılara hız verirken ülkede siyasi baskılar ve yasaklar gün geçtikçe artmaktadır. İşsizliğin, yoksulluğun ve sefaletin kol gezdiği, polis terörüyle sivil ölümlerinin sıradanlaştığı Kenya sokaklarında büyüyen gençler, her gün tanık oldukları çelişkilerin, yaşamı çekilmez hale getiren toplumsal sorunların ve adaletsizliğin sancılarını derinden hissetmektedirler. Böylesi bir karabasan ortamına doğan genç kuşakların bu derin çelişkileri iliklerine kadar hissederken öfkelerinin bilenmemesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Derinlerde yıllardır biriken ve dip dalgalar halinde peşi sıra yükselen öfke dalgası bu gerçeği ortaya koymaktadır. Gerçek mermilere dahi aldırış etmeyen bu haklı ve acılı öfkenin yatağından taşan sel misali meydanlara akması emekçilere güven ve cesaret aşılarken, asalak sınıfın uykusunu kaçırmaktadır. Geçen yıl protestolarda bir fotoğraf karesine yansıyan dövizde dendiği gibi “yoksullar uyuyamıyorlar çünkü açlar! Zenginler uyuyamıyorlar çünkü yoksullar ayağa kalktılar ve açlar!”. Asalak sınıfın uykusunu kaçıran nesnel zemin geçen sene olduğu gibi bugün de bakidir. İç içe geçmiş ve başta emekçi gençlik olmak üzere Kenya’nın yoksul emekçilerinin hayatını cehenneme çeviren sorunlar yumağı orta yerde durmakta ve her geçen gün büyümekteyken emekçi gençliğin öfkesi de bir sonraki isyan dalgasına değin bilenmeye devam etmektedir.
68’den bugüne, kurtuluşun yolu direnmekte!
Kenya meydanlarını kapkara gözlerinden fışkıran cesaretleriyle egemenlere dar eden emekçi gençliğin bize söylediği gayet açıktır. Sömürü düzeninin gençlerin geleceğini, hayallerini, yarına dair ümitlerini soldurmaktan başka hiçbir işlevi kalmamıştır. Sadece Kenya’da değil dünyanın her yerinde verili ve değişmez gerçek budur. Toplumun en dinamik ve üretken kesimi olan gençleri atıl bırakan, onları gelecek kaygısıyla bunalıma sürükleyen bir toplumsal sistemdir kapitalizm. Kapitalizmin tarihsel iflasının bundan net kanıtı olamaz. Ve bu iflastan geriye dönüş mümkün değildir. Bir zamanların atılgan kapitalizmi yerini tepeden tırnağa köhnemiş bunak bir sisteme bırakmıştır. Kapitalizm bu haliyle insanlığın önündeki en büyük engeldir. Bu engeli aşmadan hiçbir toplumsal sorunun çözülmesi mümkün değildir.
Öyleyse emekçi gençliğin mahkûm edildiği geleceksizlik girdabından çıkmak için işçi sınıfının saflarında anti-kapitalist mücadeleye katılmaktan başka seçeneği yoktur. Sorunlarımızı derinleştirenler Rutolar, Trumplar, Erdoğanlar olabilir. Ancak bunların her biri bataklıktan türeyen sineklerden ibarettir. İşsizliğimizin, geleceksizliğe mahkûm edilişimizin, insanlığın en ileri atılımlarına karşın bilimin ve teknolojinin her türlü gelişmişliğinden yoksun kalışımızın esas sebebi kapitalizm bataklığıdır. Aslolan bataklığı kurutmaktır. Bataklığı kuruttuğumuzda sinekler zaten kalmayacaktır. Emekçi gençliğin Rutolara, Trumplara ve diğer bütün zorbalara karşı haklı öfkesini zorbalığın asıl kaynağı olan kapitalizme yöneltmeleri hayati öneme sahiptir. Kapitalizmi yıkmak için sınıf mücadelesinin saflarını gençliğin dinamizmi, coşkusu ve cesaretiyle doldurmak, işte emekçi gençliğin kurtuluşunun yegâne formülü budur.
Emekçi gençlik bu formüle doğru meylettikçe burjuvaların içini korkular sarıyor. Kenya’daki gençlik isyanından hem Kenyalı egemenlerin hem de Batılı egemenlerin dehşete düşmeleri boşa değildir. Gençliğin cesaretle ileriye atılması ve başkaldırması burjuva egemenleri korkuttuğu kadar şaşırtıyor da. Burjuva devletin her türlü zor aygıtıyla, polisi, paramiliter gücü, copu, mermisiyle sindirmeye çalıştığı bu gençlerin nasıl olup da meydanları terk etmediğini hayretler ve korkular içinde seyrediyor burjuvazi. Oysa şaşılacak hiçbir şey yok. Emekçi gençler sınıf kinlerinin ve kimliklerinin beslediği en tabii davranışı sergiliyorlar. Zulme başkaldırıyorlar. Üstelik sadece Kenya’da değil dünyanın pek çok yerinde mücadelenin en önünde yer alıyorlar. Tarihin pek çok kesitinde görüldüğü üzere, emekçi gençlik bugün bir kez daha sömürüye, eşitsizliğe ve emperyalist savaşlara karşı öne atılıyor. Cüretkârlıklarıyla çağı güzelleştiren gençler, sınıf kimliklerini kuşanıp öfkelerini ve özlemlerini haykırıyorlar. Kenya’da gençler hep bir ağızdan egemenlere ve çarkı bozuk düzene isyan ederlerken, kapitalizmin kalesi ABD’de gençler “Kral Yok” diye haykırıyorlardı. Avrupa’nın emekçi gençleri ise kıtayı boydan boya saran savaş karşıtı eylemlerin en önünde enternasyonal dayanışmanın göz dolduran örneklerine omuz veriyorlardı.
Üç farklı kıtadan aktardığımız bu mücadele örneklerine daha onlarca örnek eklemek mümkün. Ancak bunlar dahi içinden geçtiğimiz zamanın ritmini ve niteliğini açıkça ortaya sermeye yetiyor. 68 rüzgârından etkilenen gençlerin değişimini çağrıştırırcasına “içinden geçtiğimiz dönemde de ABD’den Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya tüm kıtalarda ve sayısız ülkede yaşananlar, günümüz gençliğinin ciddi bir uyanış içinde olduğunu gösteriyor”.[1] Kenya’da Ruto’nun şahsında cisimleşen zorbalığa karşı verilen mücadele ile ABD’de modern tiran Trump’a karşı verilen mücadelede taleplerin benzerliği dikkat çekicidir. Yine yıllardır her türlü ideolojik manipülasyon aygıtıyla Batılı emekçileri ve gençleri İslamofobi ile zehirleyen burjuva propagandaya karşın, ABD’den Avrupa’ya emekçilerin İsrail’in Filistin halkına uyguladığı zulme karşı milyonlar olup meydanlara dökülmesi ve kendi burjuva iktidarlarına karşı çıkması son derece anlamlıdır. Üstelik bu protestolarda öne çıkan gençlerin önemli bir kısmı, saygın üniversitelerde okuyan ve alışılagelmiş burjuva öngörüye göre kendi “parlak kariyerlerinin” peşinde koşması gereken gençlerdi. Ama gelin görün ki bu gençler, kampüsleri mücadele alanına dönüştürerek İsrail devletinin yürüttüğü soykırıma karşı protestoların en önünde yer aldılar.
Sadece İslamofobi de değil. Genel anlamıyla çürüyen kapitalizmin akla gelebilecek her türlü sinsi ideolojik aygıtıyla yıllardır aralıksız zihinlere zerk ettiği kirli propagandayı düşünelim. Özellikle gençleri bireyciliğe, rekabete, bencilliğe 7/24 davet etmesi, insani değerleri olanca hızıyla aşındırması, toplumcu ve devrimci fikirleri daima öcüleştirmesi vs. düşünüldüğünde dünyanın çeşitli yerlerinde gençlerin kapitalizmin yarattığı sorunlara karşı mücadeleye girişmesi daha da önem kazanmaktadır. Bu çürüyen kapitalizmin emekçi gençlik üzerindeki olumsuz etkilerine boyundan büyük anlam biçilmemesi gerektiğini göstermektedir. Durum açık ve net. Kapitalizm karabasanı, yukarıda vurguladığımız üzere her yerde benzer tepkilere yol açmaktadır ve emekçi gençlik 68 ruhunu kuşanmak üzere önemli potansiyelleri barındıran yeni bir uyanış momentine girmiştir.
Elbette Kenya’dan ABD’ye ve Avrupa’ya aktardığımız tüm bu mücadele örnekleri işçi sınıfının devrimci örgütlenmesi bağlamında göz ardı edilemez zaaflar barındırmaktadır. Mesela Kenya’da yüz binler isyan halindeyken bir genel grevin örgütlenememesi üzerinde düşünülmesi gereken ve Türkiye’deki mevcut örgütsüzlük tablosunu da yansıtan bir örnektir.[2] Yine her türlü fedakârlığa karşın ABD ve Avrupa’da aralıksız sürdürülen savaş karşıtı eylemlerin yeterince etkili sonuçlar üretememesi de bu kapsamda ele alınabilir. Ancak henüz yeterli bilinç ve örgütlülük düzeyine ulaşamamış olsalar da tıpkı Kenya örneğinde olduğu gibi dünyanın neresinde olursa olsun, işçilerin ve emekçi gençliğin sömürü düzenine karşı attıkları her bir slogan, göğe yükselttikleri her bir yumruk burjuvaları dehşet içinde bırakırken, mücadeleci işçilere ve gençlere mücadele azmi aşılamaktadır. Yazımızı Adnan Yücel’in tarihin diyalektik kavranışından damıtarak yazdığı dizeleriyle bitirelim:
Düşlerin sonsuza koştuğu yerde
Sabrın çiçeklerini açtığı yerde
Asla kapanmaz yaşanan defter
Çünkü tarihin en güzel yerinde
Son sözü hep direnenler söyler!
link: Can Aytekin, Kenya’da Emekçi Gençliğin İsyanından Yansıyanlar, 9 Eylül 2025, https://marksist.net/node/8594
Gazze’de Katledilen Çocuklar ve Emperyalizm
Faşist Rejimin CHP’ye Yönelik Operasyonlarında Son Perdeye Doğru





