Navigation

Kerem Dağlı

Güney Afrika: Marikana Katliamının Gösterdiği Gerçekler

Marikana katliamına kadar uzanan 18 yıllık ANC iktidarı ve onu önceleyen mücadele dönemi, ulusal sorun çözüm yoluna girmeye başladığı andan itibaren, ezilen ulus içinde o zamana kadar geri planda kalmış olan sınıfsal farklılıkların ve çatışmaların nasıl da hızla gün yüzüne çıkmaya başladığının hikâyesidir aynı zamanda. Bu bağlamda Güney Afrika ve ANC örneği, politik özü itibariyle bir ulusal sorunun varolduğu ve bir kurtuluş mücadelesinin verildiği her yerde, işçi sınıfının kendi bağımsız siyasetini ve örgütlülüğünü yaratmasının ve savaşımı toplumsal kurtuluş düzeyine yükseltebilmek için mücadele etmesinin ne kadar hayati önemde olduğunu da bir kez daha ortaya koymaktadır.

Sendikalar ve Barış Sorunu

İşçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyi henüz yeterli olmadığı için ya AKP’nin yalanlarına büyük oranda kanıyor ya da burjuva muhalefetin peşine takılıyor. Sınıfa yönelik saldırılara, anti-demokratik uygulamalara ve emperyalist-haksız savaşlara karşı mücadele etmesi gereken sendikalara ise kahredici bir duyarsızlık hâkim. Sendikal hareket, bürokrasinin sultasında felce uğramış durumda.

AKP’nin Arakanlı Müslüman “Sevdası”

Myanmar’ın batısında yer alan Arakan eyaletinde yaşayan Müslüman Rohingya halkının uğradığı zulüm, son haftalarda yerli ve yabancı İslamcı medyanın baş konularından biriydi. Endonezya’sından Malezya’sına, İran’ından Türkiye’sine kadar pek çok ülke, katliam boyutuna varan saldırılardan Myanmar hükümetini sorumlu tuttu ve BM’nin derhal duruma müdahale etmesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptı. Batı medyasının (daha düşük bir dozda olsa da) yer verdiği katliam haberleri sayesinde oluşan uluslararası baskının da etkisiyle Myanmar hükümeti duruma el koyduğunu (bölgede sıkıyönetim ilan etmek suretiyle), çatışmaların sona erdiğini ve isteyen ülkelerin heyetlerinin gelip incelemeler yapabileceğini söylemek durumunda kaldı.

Burjuvazinin Özel Mahkemeleri Bitmez

Devrimcileri, sosyalistleri ve ezilenleri yok etmek, susturmak için kurulmuş bu özel mahkemelerin toptan kaldırılması elbette ki işçi sınıfının talebidir. Bu bağlamda sadece isim değişikliğinden ibaret kalan düzenlemelerin yeterli görülmesi veya bundan medet umulması düşünülemez. Öte yandan özel mahkemelerin kaldırılmasının yetmeyeceği de açıktır.

Karamsar Burjuvalardan Çöküş Senaryoları

Kapitalizmin geleceğinden endişeli burjuva ideologlar, kapitalizmin ömrünü uzatmaya çalışmaktan ve onu iyileştirmeye uğraşmaktan başka çıkar yol göremiyorlar. Onları içinde debelendikleri umutsuzluk ve endişe çukurunda yalnız bırakmak en iyisidir. Böylesi ruhları kurtarmaya kimsenin gücü yetmez. Ama işçi sınıfının genç ve dinamik unsurları, geleceğe umutla bakmalı ve sınıfsız, sömürüsüz, eşitliğe ve bolluğa dayalı bir toplumsal düzeni yaratacak kudretin kendi ellerinde olduğunu kavramalıdırlar.

Afrika’nın Kara Bahtı Değişmiyor

Dünya Mutluluk Raporu’na göre, dünyanın en mutsuz insanları bir Afrika ülkesi olan Togo’da yaşıyor. 195 ülkenin sıralandığı raporda Togo’yu yine Afrika ülkeleri olan Benin ve Orta Afrika Cumhuriyeti takip ediyor. Diğer Afrika ülkeleri de listede üst sıralarda bulunuyorlar, yani rapora göre Afrika ülkelerinde yaşayan insanlar oldukça mutsuzlar. Afrikalıların mutsuz olmalarının başlıca sebepleri olarak da refah düzeylerinin düşüklüğü, özgürlüklerinin kısıtlı oluşu, kendilerini güven duyarak huzurla yaşabilecekleri bir ortamda hissetmemeleri gösteriliyor.

Suriye Halkının “Dostları” Kimlerdir?

Suriyeli işçi ve emekçiler, “kırk katır mı kırk satır mı” misali, emperyalistlerle Esad rejimi arasında tercih yapmak zorunda değildir. Suriye halkı için üçüncü bir şık mevcuttur. Ama bu kolay bir iş değildir. Esad rejiminin ve emperyalistlerin tezgâhladığı oyuna gelmemeli, onların Alevi-Şii-Sünni diye yarattığı suni ayrımları aşmalıdır. Suriyeli işçi ve emekçiler, Suriye Ulusal Konseyi gibi burjuva muhalefet odaklarına güvenmemelidir. Kendi bağımsız sınıf çıkarlarını ortaya koyabilmeli ve kendi yollarını çizebilmelidirler.

Kapitalizmde Şiddet ve Terör Üzerine

Kapitalizm içine girdiği tarihsel çıkmazda debelenirken insanlığı da kendisiyle birlikte çürütüyor. Bunun en bariz göstergelerinden birisi de fiziksel şiddet olgusunun toplumun gündelik hayatına kadar yayılmış ve artık kanıksanmış olmasıdır. Devlet terörü denilen ve topluma yönelik olarak bizzat devlet aygıtları tarafından uygulanan şiddetin, baskının, sindirmenin, terörün dozu alabildiğine arttırılıyor. Hemen her ülkede terörle mücadele yasaları mevcut ve baskıcı politikalar yaygınlaşıyor, devletler polis devleti haline dönüşüyor.

Batı Demokrasilerinde “Derin Devlet” Olmaz mı?

Faşizm belâsıyla mücadelede işçi sınıfının burjuva demokrasisine ve devletine güvenmek gibi bir lüksü yoktur. Bugün Almanya’daki olaylar karşısında Alman devletini faşist çeteleri kullanmakla suçlayan ikiyüzlü Türk egemenler, kendi devletlerinin öncü işçilere, devrimcilere, Kürtlere karşı faşist çeteleri ve terörü nasıl kullandıklarını gözden saklamaya çalışıyorlar. Türk kontr-gerillasının ve faşist hareketinin Almanya’yla nasıl “derin” bağlantılara sahip olduğu da malûmumuzdur. Faşizm öyle kanlı bir belâdır ki, en küçük bir yanılsama ve ona karşı mücadelede en küçük bir zafiyetin telâfisi mümkün değildir. 1980 öncesi süreç ve 12 Eylül faşizmi bu gerçeği Türkiye işçi sınıfına acı derslerle göstermiştir.

Sosyalistler ve İşçi Sınıfı Arasındaki Güven Bunalımı /2

Sosyalist hareket ciddi bir sorgulamanın içine girerek bünyesindeki Stalinizm ve Kemalizm kalıntılarından kurtulmadan, işçi sınıfıyla yeni ve kalıcı bağlar kuracak adımlar atmadan, önümüzdeki süreçte karşılaşılacak zorluklara ve fırsatlara gereken yanıtı verecek hazırlığı yapamayacaktır. Dünya yeni bir toplumsal bunalımın içine girmiş durumdadır. Burjuvazi bunalımı aşabilmek için işçi sınıfına yönelik saldırıları alabildiğine sürdürmekte, emperyalist savaşın alevlerini yaymaktadır. “Demokrasinin beşiği” Avrupa’da faşist akımlar güçlenmekte ve istisnasız tüm kapitalist ülkelerde olağanüstü rejimleri andıran baskıcı uygulamalar artmaktadır. Ve tüm bunlara işçi-emekçi sınıfların isyanları, ayaklanmaları, ardı arkası kesilmeyen protesto ve öfke dalgaları eşlik etmektedir. Tarih defalarca göstermiştir ki, işçi sınıfının bu yeni uyanışına ancak gerçekten hazır olanlar önderlik edebilecek ve sınıfın muazzam enerjisini sosyalist devrim hedefine kanalize edebilecektir.

Sosyalistler ve İşçi Sınıfı Arasındaki Güven Bunalımı /1

Sosyalist hareketin gelişmeler karşısında politika üretmedeki bu basiretsizliği, onun, aslında emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı belâların ve zulmün altında inim inim inleyen ve bir çıkış arayan kitlelerin gözünde bir türlü alternatif ve umut haline gelememesi sonucunu doğurmuştur. Oluşan boşluğu ise, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyası özelinde İslami hareketler, Avrupa'da ve Latin Amerika'da ise burjuva solu doldurmuştur. Sosyalistlerin bir diğer büyük yanılgısı da bu noktada devreye girmiştir. Örneğin Latin Amerika'da, gerçekte kitlelerin devrimci kalkışmalarının ve yarattıkları dalganın sönümlendirilmesi, işçi sınıfı ve ezilenlerin hareketinin düzen içi kanallara çekilmesi işlevine sahip olan Chavez gibi liderler, 21. yüzyıl sosyalizminin kurucusu olarak selamlanmıştır. Kimi yerde devrimci durumlar "devrim başladı" denilerek abartılırken, kimi yerde önemsenmesi gereken halk hareketleri "emperyalizmin oyunu" gibi lanse edilerek küçümsenmiştir. Aslına bakarsak, bu yanlış yaklaşımların ortak noktası Amerikan karşıtlığına indirgenmiş ve anti-kapitalizmden kopartılmış çarpık bir anti-emperyalizm anlayışı ve Stalinizme dayanan çarpık bir sosyalizm kavrayışıdır. ABD'ye karşı olan ve devletçi uygulamaları hayata geçiren her örnek olumlanarak kutsanmış, diğerleri ise küçümsenmiştir.

İngiltere’de İsyan

Burjuva propagandanın basıncıyla, isyan eden kitlelerin yağma ve şiddet eylemlerine girişmesini kınamak yahut daha da kötüsü “biz bunun parçası olmayız” türünden açıklamalar yapmak, devrimcilikle bağdaşmaz tutumlardır. Görev, yağma ve şiddet eylemlerinin meşruiyetini tartışmak değil, asıl suçlanması gerekenin burjuvazi ve kapitalist düzen olduğunu ortaya koymak ve bu isyanlara katılan gençleri örgütlemek üzere harekete geçmektir.

Burjuva Siyasetin Aracı Olarak Futbol

Son haftalarda futbol camiası üzerinden Türkiye'nin gündemine oturan gelişmeler ve ortaya dökülmeye başlayan kirli çamaşırlar, "futbol sadece futbol değildir" deyişini tekrar hatırlatmış ve profesyonel futbolun neye hizmet ettiğini bir kez daha göstermiştir: kapitalizme ve burjuva siyasete! Futbol da, tüm diğer popüler profesyonel spor dalları gibi, egemenlerin kitleleri manipüle etme araçlarından biridir.

Arap Halklarının Kaderi Emperyalistlerin Ellerine Bırakılamaz!

Türkiye’nin izlediği sözde “barışçıl” ve “haktan, özgürlükten yana” görünen gerçekte ise emperyalist olan politikaların Arap halklarına bir yararı yoktur. Bu bağlamda Arap işçi sınıfının izlemesi ve onay vermesi gereken model Türkiye/AKP modeli değil, kendi bağımsız sınıf siyasetini yaratmak olmalıdır. Ortadoğu coğrafyasında yaşanan halk isyanlarının yarattığı tarihsel fırsatlar ve özgürlük mücadeleleri, Batılı veya Türkiye gibi kendini “insancıl, barışçıl” göstermeye çalışan emperyalist güçlerin insafına terk edilemez. İşçi sınıfının birleşik mücadelesi olmadığı sürece diktatörler devrilse de süreç işçi-emekçi halkın gerçek özlemleri yönünde gelişmeyecek, halkların özgürlük çığlığı boğulmaya devam edecektir. Ezilen halkların kanı üzerinde emperyalistlerin ve ulusal burjuva güçlerin planları, çekişmeleri, iktidar kavgaları oynanmaya devam edecektir.

Ortadoğu'da İşçi Sınıfı ve Sol

Ortadoğu’da İşçi Sınıfı ve Sol /2

Önümüzde duran tablo ve tarihsel arka plan, tüm bölgeyi altüst eden devrimci ve uzun vadeli etkilerine rağmen, yaşanmakta olan isyan dalgasından kısa vadede çok fazla beklentilere kapılmamamız gerektiğini ortaya koymaktadır. İlerlemekte olan sürecin önemli sonuçlarından bazıları şunlardır; otoriter rejimlerin miadını doldurduğunun ortaya çıkması ve bunun sonucu olarak bazı diktatörlerin devrilmesi, kalanların da son derece sallantılı durumda olmaları; yaşanan isyan dalgasının yarattığı özgürleştirici ortamda işçi sınıfının sendikal ve siyasal bağlamda bağımsız örgütlenmeler geliştirmesi için uygun fırsatların ortaya çıkması ve bunun nüvelerinin de hayata geçmeye başlaması.

Ortadoğu'da İşçi Sınıfı ve Sol

Örgütsüzlüğü ve buna bağlı olarak bağımsız sınıf politikaları geliştirmekteki zayıflığı açık olan Arap işçi sınıfının bu durumunun derin tarihsel ve siyasal nedenleri bulunmaktadır. Bölge ülkelerinin tamamı çok geç kapitalistleşmiş ve ulusal bağımsızlıklarını da oldukça geç tarihlerde elde etmişlerdir. Bu anlamda sanayinin ve işçi sınıfının oluşumu da gecikerek başlamış, işçi sınıfının “kendi hesabına” mücadele sahnesine atılması da ancak yakın tarihlerde gerçekleşmiştir.

Anti-Emperyalizm Adına Diktatörleri Savunanlar

Arap coğrafyasını sarsan isyan dalgasının Libya’ya ulaşması ve hızlı bir şekilde iç savaşa dönüşmesinin ardından Kaddafi’yi hedef alan emperyalist bir müdahalenin başlaması, sol içindeki bazı hastalıklı yaklaşımların tekrar su yüzüne çıkmasına sebep olmuş durumdadır. Bu yaklaşımın temelinde, Libya’nın Tunus, Mısır ve diğer Arap ülkeleriyle kıyaslandığında olumlu yanları olduğu ve Kaddafi’nin “anti-emperyalist” bir çizgide bulunduğu anlayışı yatıyor. Bu anlayıştan hareketle dünyada ve Türkiye’de bazı sol kesimler, kimi zaman açıktan kimi zaman da üstü örtük ve oportünist bir biçimde “emperyalist güçler karşısında direndiğini” söyleyerek Kaddafi’yi olumluyorlar.

Kadınlar Mücadelede Bir Adım Önde

Büyük bir isyan dalgasının Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyayı sarstığı şu günlerde, zalim diktatörleri devirmek için sokaklara dökülen kitleler içinde emekçi kadınlar da yerlerini alıyorlar. Miadı dolmuş bu baskı rejimlerinin ne gazı, ne copu, ne de kurşunu mücadeleci kadınları durdurmaya yetiyor. Onlar da tıpkı sınıflarının erkekleri gibi kavgada öne atılmaktan geri kalmıyorlar.

Hizbullah Tartışmaları Üzerine

Burjuva medyada yürüyen tartışmalarda ortaya çıkan sorular ve burjuva siyasi aktörlerin birbirilerine yönelttikleri suçlamalar bir tarafa bırakılacak olursa, Marksistler açısından meselenin asıl öne çıkartılması gereken yönü şudur: Özellikle 1990-2000 yılları arasında yaşanan süreçte, burjuva devlete bağlı bir kontr-gerilla örgütlenmesine dönüştürülen “Hizbul-kontra” aracılığıyla işlenen yüzlerce vahşi cinayetin hesabı sorulmalıdır. Burjuva devletin ve kendisine bağlı JİTEM gibi kontr-gerilla yapılanmalarının, sorumluluğu Hizbullah’a atarak aradan sıyrılmasına göz yumulmamalıdır. Her koşulda birinci dereceden sorumlu olan burjuva devlettir. Ayrıca Hizbullah’a ilişkin tartışmaların tozu dumanı içerisinde işin bu yönünün gümbürtüye gitmesine izin verilmemelidir.

Hukukun Üstünlüğü ve Bağımsız Yargı Üzerine

Bugün işçi sınıfının yapması gereken, burjuvazinin yaydığı “hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı” gibi safsatalara kulak asmaksızın, geçmişte zorlu mücadelelerle elde edilmiş hak ve özgürlüklerini egemenlerin saldırılarına karşı korumak ve kendi somut sınıf çıkarları doğrultusunda genişletmek için mücadele etmektir. Bu mücadele, işçi sınıfının devrim mücadelesinin kopmaz bir parçası olarak görülmelidir.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.