Navigation

Bilim/Kültür
konusunda öne çıkanlar

Covid-19: “Bilime Kulak Verin” mi Dediniz?

Hangi bilime kulak verilecektir? Bilimi kim temsil etmekte ve bilimsel gerçekleri kimler dile getirmektedir? Tekrarlayalım: Marksizmin bilimsel yöntemi öne çıkartması ile bilim tapınmacılığı arasında hiçbir ilişki yoktur. Burjuva bilimin iddialarını sorgusuz sualsiz kabullenmek, onun sunduğu istatistikleri tartışılmaz veri kabul etmek, gönül rızasıyla başımızı cellâdın baltasının altına koymak demektir. Bu zor günlerde bilincimizi ve ruh sağlığımızı korumanın yolu, egemenlerin bize bilim adına boca ettiği her şeyi tekrar tekrar sorgulamaktan geçiyor.

Ekim Devrimi, Sanat ve Etkileri

Devrim patladığında, bir tarafta 150 milyonluk köylü dünyası, Rusya bozkırlarında ve Orta Asya düzlüklerinde 500 yıl öncesinin ilişkileri, alışkanlıkları ve düşünce biçimleri, öte tarafta büyük kentlerdeki modern kapitalist ilişkiler, devasa fabrikalarda toplanmış modern işçi sınıfı vardı. Şurası kesin ki, Ekim Devriminin etkisiyle karşılaştırılacak olursa, Rusya gibi geri bir ülkede kitleleri geçmişin alışkanlıklarından kopartmak, kültürel dönüşüm yaratmak ve yaratıcı bir gelişmenin önünü açmak o kadar kısa bir sürede asla kapitalizmin harcı olamazdı.

Kapitalist Çürüme ve Akıldışılık

Bunamış ve çökmekte olan bir sistemde yaşıyoruz. İnsanlık kontrol edemediği güçler tarafından yok oluşa sürükleniyor. Bu gidişe dur demenin tek yolu kapitalist sistemi yok etmekten geçiyor. İnsanlığın kurtuluşu, bu görevi yerine getirebilecek tek sınıf olan proletaryanın kendi siyasi egemenliğini kurmasına bağlıdır. Öz-örgütlülükleri temelinde iktidarını kuracak olan proletarya, insanların kendi yaşamları ve doğa üzerinde bilinçli bir denetim uyguladıkları akılcı bir sosyo-ekonomik sistemin temellerini atacak, yere düşen akıl ve bilim bayrağını bir kez daha göndere çekecek, özel mülkiyetin bilim ve teknolojiye vurduğu prangaları kırarak sınıfsız, sömürüsüz, özgürlük ve barış dolu bir dünyaya giden yolun kapılarını ardına kadar açacaktır.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi

Günümüz dünyasındaki iki ana sınıf yani burjuvazi ve proletarya; kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir şekilde kesintisiz olarak mücadele içindedir ve bu mücadele sadece ekonomik alanda yürümez. Kültür-sanat da dâhil yaşamın her alanında bu iki sınıf arasındaki mücadele somut bir gerçekliktir. Hiçbir kişi, hiçbir olgu sınıf savaşından azade değildir, olamaz.

Devrimci Direnç Noktası Olarak Devrimci Sanat

Etkili ve işlevli bir rolü olan sanat, günümüz dünyasında, devrimci işçi sınıfının kapitalizme karşı verdiği büyük mücadele süreçlerinin de tanığıdır. Tarihin her döneminde karanlık, uzayıp giden, yıllara yayılan gericilik dönemleri olmuştur. Kapitalizm altında, işçi sınıfının devrimci mücadele tarihine baktığımızda da bunun örneğini birçok kez görebiliriz, görmekteyiz.

Genetik ve Robotikteki Gelişmeler: Nereye?

Bilim ve teknolojiyi de kapsayan üretici güçler bugün o denli gelişmiştir ki, gelinen düzey kapitalist üretim ilişkileriyle hiçbir şekilde bağdaşmıyor. Üretici güçler kendilerini cendere altına alıp daha hızlı gelişmesinin önüne engeller diken kapitalizme adeta isyan etmektedir. Gelişimin ortaya çıkardığı potansiyel olanaklar muazzamdır, fakat kapitalist işleyiş bu potansiyeli çarpıtmakta ve çürütmektedir. Bir yol ayrımındayız; ya insanlık kapitalizmi bilinçli eylemiyle yıkmayı başarıp bilimsel ve teknolojik olanakların parlak bir geleceğe zemin teşkil etmesini sağlayacaktır ya da kapitalist sistem bu olanakları suiistimal ederek çürümeyi daha da derinleştirmekle kalmayacak, insanlığı çok boyutlu bir felâkete sürükleyecektir.

Sanayi 4.0, Kapitalizm 1.0

Birkaç yıldır burjuva mahfillerde, teknolojik gelişmeler temelinde şekillenen yeni bir sanayi devriminden söz ediliyor ve bu “devrim” Sanayi 4.0 olarak adlandırılıyor. Bu kavram ilk kez 2011’de, Almanya’daki Hannover Fuarında kullanılmış ve ardından büyük tekellerin sözcüleri Alman federal hükümetine sundukları bir raporda, “Sanayi 4.0” için altyapı çalışmalarına hız verilmesi talebinde bulunmuşlardı. Söz konusu kavram o zamandan bu yana yaygın bir şekilde dolaşımda.

Gün Ortasında Karanlık

Yabancılaşma ve Popüler Kültür

Kapitalizm insanlığı derin bir bunalıma sürüklemiş durumda. İnsanlığın üzerine koyu bir sis çökmüş bulunuyor; gün ortasında karanlık yaşıyoruz. İnsan soyu yarattığı bunca maddi ve kültürel birikime rağmen, kapitalizm tarafından neredeyse önünü göremeyecek bir hale getirilmiş bulunuyor. Geleceğin nesilleri bugünü incelediklerinde muazzam çelişkilerle yüklü bir toplum görecekler karşılarında. Bugünkü maddi ve kültürel olanaklar sayesinde her alanda bilimsel gelişmeleri izleyip, müdahale ederek daha da geliştirebilecek, entelektüel, ruhsal ve fiziksel gelişmenin ve yetkinleşmenin ileri aşamalarına geçebilecek insan soyu, üzerine çöken karabasandan dolayı kıpırdayamıyor.

Çürüyen Kapitalizmin Eşliğinde Ticarileşen Futbol

Kapitalizm yeryüzünde egemenliğini kurarken her şeyi büyük bir değişim ve dönüşümün içerisine soktu. Kültürü, sanatı, sporu yerellikten kurtararak evrenselleştirdi ve bunlardan ideolojik, ekonomik ve siyasi kazanç elde etti. Ama çürüme çağındaki kapitalizm elini attığı her şeyi çürütmeye, yozlaştırmaya başladı. Endüstriyel futbol bu bakımdan çürüyen kapitalizmin en “başarılı” ürünlerinden birisidir. Endüstriyel futbolun pislikleri ortadadır. Siyasetin kirletmediği, paranın yozlaştırmadığı, rekabetin taraftarları ve oyuncuları çığırından çıkarmadığı bir futbol, yani endüstriyel olmayan bir futbol kapitalizmde mümkün değildir. Suç bir eğlence aracı, bir oyun olarak ortaya çıkan futbolda değil.

Yapay Zekâ, Robotlar ve İnsanlığın Geleceği

Teknolojinin gelişimi, neden olumsuz sonuçlara ve insanlarda korkulara yol açıyor? Bu durum teknolojinin doğasından mı kaynaklanıyor, yoksa onun toplumsal kullanım biçiminden mi? Burjuva uzmanların ve ideologların gizlemek istedikleri gerçek şu ki, sorun, teknolojinin gelişmesinden değil, onun toplumun küçücük bir azınlığının çıkarları doğrultusunda kullanılmasından, bu yönde bir gelişimle sınırlanmaya çalışılmasından ve toplumun denetimine kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Üretim araçlarının özel mülkiyetinden başka bir mülkiyet biçimi olabileceğini kavrayamayanlar, teknolojinin mevcut kullanılma biçiminden duydukları haklı rahatsızlığı, teknolojinin doğası gereği emeğin ve insanlığın düşmanı olduğu sonucuna kadar vardırıyorlar.

Kan Safsatası, Irkçılık ve Faşizm

Başta Erdoğan olmak üzere, bir kısım AKP’lilerin açıkça ırkçılık kokan açıklamalarını hatırlayalım. Bilimsel olarak bu ifadelerin bir anlamı olmadığı halde neden bu burjuva politikacılar bu ifadeleri zikretmektedirler? Açıktır ki, onların derdi bilim değil siyasi çıkarlardır. Mesele kişi olarak Erdoğan’ın ya da diğer AKP’lilerin bu türden ırkçı milliyetçi fikirlere inanıp inanmamaları da değildir. Onlar bu ırkçı milliyetçi (kısaca Türkçü diyelim) fikirler aracılığıyla toplumu kendi siyasi hedefleri arkasında toplamaya çalışıyorlar.

Kapitalizm Çıkmazda, İnsanlık “Depresyonda”

Kapitalizm insanlığın çok büyük bir bölüğü için mutsuzluk ve çıkışsızlık üretmeye devam ediyor. Kapitalizmin temel dayanak noktası olan insanın insan üzerindeki sömürüsü nedeniyle milyarlarca insan bu dünyada gün yüzü görmüyor. Yaşamın, doğanın, birlikteliğin tadını çıkarmak şöyle dursun, dünya yüzündeki yüz milyonlarca insan için yaşam sadece katlanılması gereken zorlukların ve acıların bir geçidi gibi. Toplumun, ezenler ve ezilenler, zenginler ve yoksullar, yani patronlar ve işçiler olarak yarılması insanlığın başına her türlü belâyı sarmaya devam ediyor. Kapitalizmin içinde debelenip durduğu yapısal kriz ve bunun bir sonucu olarak kendine özgü yöntemlerle giderek yayılan Üçüncü Dünya Savaşı bu güvensizlik ve mutsuzluğu daha da arttırıyor. Yüz milyonlarca insan, kapitalizmin yarattığı karanlığın, kasvetin doğrudan etkisi altında depresyonla boğuşuyor.

Sosyal Medya ve Toplumsal Hareketler

Sol hareketin kadroları işçi-emekçi semtlerinde, fabrikalarda ve sendikalarda örgütlenme faaliyeti yürütmek ve işçi sınıfının bağımsız siyasal örgütlülüğünü yaratmak için uğraşmak yerine; politik mücadeleyi AKP karşıtlığına indirgeyerek CHP kuyrukçuluğu yapmayı, Gezi Parkında ve forumlarda oyalanmayı, sosyal medya üzerinden bolca kampanya örgütleyerek basın açıklamaları yapmakla yetinmeyi tercih etmektedirler. İşçi sınıfı içinde örgütlenmek ise sol hareket içinde azınlığı oluşturan sınıf devrimcilerinin üzerine kalmakta, bu arada başta AKP olmak üzere her türden İslamcı tarikat işçi-emekçi semtlerinde, işyerlerinde ve sendikalarda yoğun bir faaliyet yürütmektedir.

Planlı Eskitme

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte, üretilen ürünlerin daha kaliteli olması, bununla birlikte de daha uzun ömürlü olarak kullanılabilmeleri umulur. Ne var ki, kapitalistlerin piyasaya sürdüğü ürünlerin durumu bu beklentinin ne denli naif olduğunu ortaya koyar.

Olimpiyatlar, Spor ve Milliyetçilik

2012 Olimpiyatları 27 Temmuz-12 Ağustos tarihleri arasında Londra’da yapıldı. Özellikle günümüz teknolojisi sayesinde milyonlarca insanın müsabakaları izlediği veya aktif bir şekilde haberdar olduğu olimpiyatlar, dünya burjuvazisi için pek çok açıdan bir platform işlevi görmektedir. Olimpiyatların spor bağlamında bir dünya arenası olması nedeniyle, neredeyse tüm ülkeler burada boy gösteriyorlar. Oyunların düzenlendiği ülkeler, bu vesileyle geniş kitlelere kendi propagandalarını yapıyor, turizm gelirlerini arttırmaya çalışıyor ve dünya sermayesinin ilgisini çekiyorlar. Meselâ İngiltere, Londra’nın tarihi mekânlarına, güzelliklerine, buralarda ne kadar hoş zaman geçirildiğine dönük reklâmlar, haberler vs. yaptırarak ilgi çekmeye çalışırken, beri taraftan da alttan alta İngilizlerin ne kadar üstün bir millet olduğunun propagandasını yapıyordu.

“Muhafazakâr Sanat” Tartışmaları ve Sanat

Sanatın toplumun gerçek sorunlarıyla ilgilenmesi ve insanın yaratıcılığını tüm yönleriyle dışa vurabilmesi için kapitalizmden kurtarılması gerekiyor. Sanatçı kapitalist piyasanın tutsaklığından kurtulduğunda özgürce yaratmaya girişecektir. Şurası açık ki, kapitalizmin alaşağı edilmesiyle sanata vurulan zincirler kırılacak ve bilinci özgürleşen sanatçının toplumsal temelde yaratıcılığı gürül gürül akmaya başlayacaktır.

Burjuva Siyasetin Aracı Olarak Futbol

Son haftalarda futbol camiası üzerinden Türkiye'nin gündemine oturan gelişmeler ve ortaya dökülmeye başlayan kirli çamaşırlar, "futbol sadece futbol değildir" deyişini tekrar hatırlatmış ve profesyonel futbolun neye hizmet ettiğini bir kez daha göstermiştir: kapitalizme ve burjuva siyasete! Futbol da, tüm diğer popüler profesyonel spor dalları gibi, egemenlerin kitleleri manipüle etme araçlarından biridir.

Arabesk, Kemalist Seçkincilik ve Sol

Komünistler, seçkinci aydınların aksine, kitlelerin kültürsüzlüğü ve cahilliğiyle uğraşarak bu durumlarını onların başına kakmazlar. Eğer kitleler kültürsüz ve cahilse bunun sorumlusu kapitalist sömürü sistemidir. Komünistler işçi kitlelerini bulundukları noktadan ileriye çekecek bir mücadele perspektifini savunur ve bunun gereğini yaparlar. Şunu da bilirler ki, köklü bir toplumsal değişim olmadan, sınıfsız toplumun önünü açacak bir proleter devrim yaşanmadan ve gerekli nesnel koşullar sağlanmadan, kitlelerin köklü bir kültürel değişim geçirmeleri olanaksızdır.

Sığ Hayaller, Büyük İdealler ve Mutluluk

Kapitalizm insanları dev bir kafese hapsetmiş durumda. Çıkışsızlık içinde çırpınan emekçiler, bir yandan ayakta kalma mücadelesi verirken, bir yandan da her türlü büyük ideal ve amaçtan uzaklaştırılarak, küçük mülkiyet heveslerinin ve sığ beklentilerin peşine düşmeye mahkûm ediliyor. Ancak çoğunluk bunlara ulaşamadığı gibi, ulaşanlar da umduğu mutluluğu yakalayamıyor.

Çürüyen Kapitalizmin Kara Ütopyaları

Burjuvazinin ideolojik çıkışsızlığı ve sermayenin doymayan kâr hırsı (2012 filminin hâsılatının 1 milyar dolara yaklaştığı göz önüne alınırsa ne denmek istendiği daha iyi kavranacaktır) toplumu çürütüyor, insanın binlerce yıllık toplumsal mücadelesinin ürünü olan değerleri tersine çevirmeye çalışıyor. Yani burjuvazinin karanlık ütopyalarda çizdiği tufan manzarası hiçbir şekilde olasılık dışı değildir; tersine, eğer sömürü düzeni alaşağı edilemezse kapitalizmin dinamikleri insanlığı tam bir yıkıma götürecektir. Ancak tüm olguları sergileyen ve olasılıklara işaret eden Marksizm, hiçbir şekilde tarihsel iyimserliği de elden bırakmaz.

Brecht ve Epik Tiyatro

Brecht ve devrimci politik tiyatronun kurucuları, yaşamın değiştirilebilir olduğunu ve sanatın bunu mutlaka göstermesi gerektiğini ısrarla vurgulamışlardır. Zira daha önceki sınıflı toplumlarda olduğu gibi, burjuva sanat ve edebiyatı da, verili toplumsal koşulları değişmez bir mutlaklık içinde sunmuş ve derin sınıfsal çelişkilerle karakterize olan verili toplumu (kapitalist sistemi) onaylamıştır. Sanatın bu şekilde, burjuva sınıf çıkarlarının arabasına koşulması; “sanat için sanat”, “saf sanat” ve “sanata politika karıştırmamak gerekir” söylemiyle örtülür. Oysa kendinden menkul, mutlak, sınıflar ve çıkarlar üstü bir sanat yoktur. Geçmişten günümüze, en anıtsalından en mahremine kadar bütün sanat eserlerinin konusu insanların yaşamlarıdır.

İnsanlık Kapitalizmin Deneme Tahtasında

Kapitalist dünyada “bilimsel araştırma” adı altında her gün binlerce insan, bilmedikleri kimyasallara maruz kalıyor, yeni geliştirilmekte olan ve yan etkileri bilinmeyen ilaçların denendiği kobaylara dönüştürülüyor. Ruhunu sermayeye satmış sözde bilim adamlarıysa bu gerçekleri bir sır gibi saklamaya ant içmiş durumdalar. Kapitalizm dozu öylesine kaçırmış durumda ki, biyolojik silah denemelerinden tutun da radyoaktif maddelerin insanlar üzerindeki etkilerine kadar pek çok konudaki araştırmalar, akıl almaz bir fütursuzlukla, milyonlarca insanın yaşadığı koca şehirler üzerinde yapılıyor.

Profesyonel Spor: Kitlelerin Afyonu, Kapitalistlerin Bacasız Fabrikası

Kapitalist sistemde burjuvazi bir yandan işçi sınıfını her gün sömürebildiği kadar sömürürken, diğer yandan ertesi gün sömürüyü nasıl arttırabileceğini, yani nasıl daha fazla kâr elde edebileceğini hesap etmeyi de ihmal etmez. Kapitalizm özü itibariyle kâra dayalı bir sistemdir ve kapitalistlerin bu düzen içerisinde gerçekleştirdikleri her faaliyetin temel amaç ve nedeni kâr etmektir. Bu sanatta da böyledir, sporda da, bilimde de! Kapitalistler gölgesini satamadıkları ağacı bile keserler! Kapitalizmde bilim daha fazla kâr elde edebilmek; spor şovenizm ve pasifizm yaratmak; sanat ise kitlelerin bilincini burjuva ideolojisiyle bulandırmak için kullanılır.

Gericiliğin Kuşattığı Bilim

Kapitalizmin içine girdiği derin tarihsel bunalım, kendini her türden akıldışı eğilimin toplumsal hayattaki yükselişiyle ve çürümeyle dışa vuruyor. Plüton'a uzay aracı gönderilmesinin gündemde olduğu bir dönemde, ABD'deki insanların önemli bir kısmı dünyanın güneş etrafında döndüğüne bile hâlâ inanmıyor. Ya da Fransız devriminin üzerinden neredeyse 220 yılın geçtiği Fransa'da, vergi ödeyen profesyonel astrologların sayısı 40 binin üzerinde. Dinsel ve mistik gericilik 'bilimsel' kanıtlarla körükleniyor.

Evrimin Diyalektiği

Diğer tüm canlılardan farklı olarak, insan, denebilirse, kendini var etmiştir: Emekle. İnsan, daha başından itibaren içinde bulunduğu doğal koşullara kölece bağlı kalmaya karşı amansız bir savaşım içerisine girmiştir. İnsanın bilinçli üretim faaliyeti, artık onun içinde bulunduğu doğal ortamı değiştirebilir bir nitelik kazanmıştır. Bugün insanoğlu, doğanın ya da genlerinin kölesi olmaktan kurtulma yolunda nesnel olanaklar bakımından muazzam bir gelişme kaydetmiş durumdadır. İnsanlık gerek doğal, gerek kültürel ve gerekse de toplumsal evrimiyle, bugün artık doğanın kölesi değil efendisi olma noktasına nesnel bakımdan son derece yaklaşmış durumdadır.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.