Navigation

Küresel İklim Değişikliği ve Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Güçlü kitle isyanlarının onlarca ülkeyi sardığı 2019 yılında, “Küresel İklim Grevleri” de önemli kitle hareketlerinden biriydi. İklim değişikliğini ciddi bir tehdit olarak gören ve acil adımlar atılmasını isteyen gençler, dünyanın dört bir tarafını eylem alanına dönüştürdü. Tüm canlılığın bekası için bir duyarlılık ortaya koyan genç kuşaklar, yüz binler olup sokaklara döküldüler. Her ne kadar düzen sınırlarını aşamamış olsa da son yılların küresel ölçekteki en büyük gençlik hareketi olan bu protestolar, dünyanın ve insanlığın geleceği için gençliğin geniş kesiminin mücadele etme arzusunda olduğunu gözler önüne seriyor. Fakat devrimci önderlikten yoksun olan bu gençlik hareketi, ne yazık ki kapitalist sınıfın tüm sinsi oyunlarına, tüm tehlikeli müdahalelerine karşı da son derece savunmasızdır. Kapitalist barbarlık her geçen gün yok oluşun zeminini döşerken, üzerinde yaşayan tüm canlılıkla birlikte dünyamız acil olarak gençliği mücadeleye çağırıyor ve elbette uyanık olmaya, örgütlenmeye!

Genç bir iklim aktivisti Greta Thunberg’in 2018 yılında başlattığı oturma eylemi bir yıl içinde milyonların katıldığı kitlesel protestolara evirildi. Başını çocukların ve gençlerin çektiği bu hareket, okulların boykot edildiği güne atıfla “Friday’s for Future” (Gelecek için Cumalar) sloganını yükseltti ve bugüne kadar dört büyük “Küresel İklim Grevi” örgütledi. Bu kapsamda yapılan eylemlerin ilki 15 Marttaydı ve 135 ülkeden 1,5 milyon gencin katılımıyla gerçekleşti. 24 Mayıstaki ikinci iklim eylemine katılım 2 milyonun üzerine çıkarken, 20 Eylüldeki eylemlere yetişkinlerin de çağrılmasıyla sayı 4 milyona fırladı. Bu tarihte Antarktika dâhil 7 kıtada, iklim değişikliğine karşı acil ve somut adımlar atılması talebiyle eylem yapılmıştı. Dördüncü Küresel İklim Grevi ise 25. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP25) öncesinde, insanların alışveriş yapmaya teşvik edildiği Kara Cuma’ya (Black Friday) denk gelecek şekilde, 29 Kasımda yapıldı. Aralık ayı başında da COP25’in yapıldığı Madrid’de resmi açıklamalara göre 500 bin kişi “Başka Bir Dünya Yok” sloganıyla yürüyüş gerçekleştirdi, çeşitli eylem ve etkinlikler düzenlendi.

Geçerken hatırlatalım, gençler Madrid sokaklarında yürüyüşlerini gerçekleştirmek için toplandıklarında İspanyol polisi tarafından darp edildiler. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise o sırada gerçekleştirdiği açılış konuşmasında, insanlığın “umut” ile “pes etmek” arasında bir tercih yapması gerektiğini dile getiriyordu riyakârca... Emperyalizmin sinsi bir temsilcisi olan Guterres utanmadan “Gerçekten kafasını kuma gömen, gezegen yanarken vızıldayan bir nesil olarak mı hatırlanmak istiyoruz?” sözlerini sarf ediyordu. Oynanan şu ortaoyununa bakın; dünyayı ve insanlığı felâketlere maruz bırakanlar meğerse ne hevesliymiş sorunun çözümü noktasında! Salonun 50 metre ötesinden yükselen sloganların gün gelip de dünya işçi sınıfının o meşhur “Biz Başka Dünya İsteriz!” sloganına dönüşmesine duyulan derin korkudan olmasın?

Kapitalizm dünyayı yok oluşa sürüklüyor!

Sanayi devrimiyle birlikte başta kömür olmak üzere fosil yakıtların kullanımının fütursuzca artması, atmosferdeki sera gazlarının oranını da aynı derecede arttırdı. Yapılan araştırmalar, atmosferdeki karbondioksit oranının 1750 yılı ile karşılaştırıldığında yüzde 40 artmış olduğunu ortaya koyuyor. Sera gazlarındaki bu artış, haliyle güneşten gelen ışınların yeryüzünde sıkışmasına ve böylece dünyamızın sürekli ısınmasına sebep oluyor. Son 150 yılda yerküre 1 derece ısındı, bu ısınmanın üçte ikiden fazlası ise son 50 yılda meydana geldi. Kulağa 1 derece oldukça az gelebilir fakat istatistiklere göre dünya eskiden 150 bin yılda 1 derece ısınıyordu! Ayrıca çok daha yıkıcı olayların habercisi olan yaşadığımız felâketler, büyük ölçüde yerkürenin 1 derece ısınması sonucu meydana geldi. Bilim insanları kritik eşiğin 2 derece olduğunu ve çok değil, 2030 yılına gelindiğinde yerkürenin 1,5 dereceden fazla ısınmış olacağını ısrarla vurguluyor.

İklim değişikliğinin en önemli sonuçlarından birisi sıcaklık artışlarıyla somutlanıyor. Öyle ki, bugün gelinen noktada Kuzey Kutbundaki buzulların alanı 1981-2010 ortalamasının yüzde 5,3 altına inerken, Güney Kutbundaki buzullar ortalamanın yüzde 9,8 altına indi. İklim kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1880’den bu yana ikinci en sıcak yılın 2019 olduğu belirtiliyor. Hatta 2010’lar tarihin en sıcak 10 yılı oldu! Dünya genelinde bir ay boyunca mevsim normallerinde sıcaklıkların yaşandığı son tarihin Şubat 1985 olduğu belirtiliyor, tam 35 yıl önce!

Fakat iklim değişikliğinin yıkıcı etkisinin sıcaklıklardaki artıştan ibaret olmadığını da söylemek gerekiyor. Kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artıştan tutalım, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselmeye varıncaya kadar iklim değişikliğinin çeşitli olumsuz etkileri bulunuyor. Kimi etkenler sonucu bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin de yok oluşla yüz yüze kalması cabası!

Sadece Avustralya’da Eylül ayında başlayan ve kıtanın büyük bir bölümünü etkisi altına alan yangınlar sonucu, 1,25 milyar canlı telef olurken 113 canlı türü zarar gördü ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Yapılan araştırmalar acı gerçekleri söylemeye devam ediyor; kısa zaman içerisinde kuş türlerinin üçte birinden fazlası, yaban arılarının önemli bir bölümü ve deniz canlılarına ev sahipliği yapan mercanlar yok olacak. Memeliler, kuşlar, balıklar, sürüngenler gibi 10 binden fazla omurgalı popülasyonunun incelendiği bir araştırmada, 1970 ve 2010 arasında bu popülasyonlarda yüzde 50’nin üzerinde düşüş gerçekleştiği belirlendi! Dünyanın farklı yerlerindeki 581 bölgede bulunan 538 canlı türünün ve bölgelerin iklim verilerinin incelendiği bir başka çalışma sonucu şimdiye kadar canlı türlerinin yüzde 44’ünün çoktan yok olduğu belirlendi. Araştırmacılar sıcaklık artışlarının şu anki gibi devam etmesi durumunda yarım yüzyıl bile geçmeden canlılığın üçte birinin yok olacağını öngörüyor.

İklim değişikliğinin şu an için hayvan türleri ve bitkileri etkilediğini, insanlar için doğrudan ciddi bir risk taşımadığını iddia etmek de büyük körlük olur! Gelinen aşamada insanlığın kelime dağarcığına “iklim mülteciliği” diye bir kavram girmiştir. İnsanlar, iklim değişikliği ile bağlantılı felâketler sonucu her geçen gün daha fazla oranda evlerini, yurtlarını kalıcı olarak terk etmek zorunda kalıyorlar. Dünya genelinde hâlihazırda en az 210 milyon “iklim mültecisi” bulunmaktayken, yaklaşık 25 yıl içinde bu sayının 1 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Benzer şekilde iklim değişikliği tarım üzerinde de ciddi yıkıcı etkilerde bulunmaktadır. Öte yandan salgın hastalık riski artmakta ve çeşitlenmekte, insanların yaşamı gün geçtikçe cehenneme dönmektedir.

Bugün dünyamızda yaşayan insanların muhtemelen çoğunluğu, kendi yaşam süresi içinde yerkürenin 2 derece ısınmış olduğunu ve bunun yaratacağı büyük felâketleri ne yazık ki görecek. Peki, gelecek nesiller? Durum hayati önemdedir, dünya kapitalist barbarlığın marifetiyle yok oluşa sürüklenmektedir.

Burjuvalar neyin peşinde?

Trump ve Bolsonaro gibi tescilli iklim değişikliği inkârcılarını bir kenara bırakacak olursak, siyasi liderlerden şirket yöneticilerine varıncaya kadar burjuvazinin pek çok figürünün iklim değişikliğine karşı yapılan eylemleri destekler göründüğü biliniyor. Mesela İklim Acil Durumu Fonunun (CEF) da yöneticilerinden biri olan ABD’nin ünlü Kennedy ailesinden R. Kennedy, iklim eylemlerine milyonlarca dolar tedarik etmekten geri durmuyor. Mevcut iklim eylemlerinin bir başka bağışçısı, mevzunun baş müsebbiplerinden biri olan petrol kraliçesi Aileen Getty olurken, e-ticaret ve bilişim şirketi Amazon’un kurucusu ve dünyanın en zengini Jeff Bezos’u da unutmayalım! Kendisi geçtiğimiz günlerde “Dünyayı Kurtarabiliriz” notuyla 10 milyar dolar bağışlayacağını açıkladı.[1] İyi bir PR çalışması doğrusu!

Yılda 100 milyardan fazla plastik şişe üreten ve emperyalist tekel denince akla gelen şirketlerden biri olan Coca Cola, Madrid’de, COP25’in gerçekleştiği binanın girişine; “Eğer geri dönüşüm yapmamıza yardım etmeyecekseniz Coca-Cola satın almayın” ifadelerinin bulunduğu bir reklâm panosu yerleştirdi. Ne duyarlılık ama! Bir önceki iklim konferansının, COP24’ün sponsorluğunu ise Polonyalı kömür şirketleri PGE ve Tauron yapmıştı!

Sadece birkaç burjuvanın desteğinden bahsetmiyoruz, o veya bu ölçüde, maddi veya manevi olarak 3 binin üzerinde şirket “İklim Grevlerine” destek verdiğini açıkladı! Türkiye burjuvazisinin has örgütü TÜSİAD, yaptığı açıklamalarla insanlığı “çok geç olmadan harekete geçmeye” çağırırken, Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, geçen yıl iklim değişikliği ve etkileri hakkında önemli bir rapor okuduktan sonra “Biz ne yaptık?” diye sorduğunu ve uyuyamadığını söyledi. Japon Çevre Bakanı ise gençlerin mücadelesini takdir ettiğini ama iklim mücadelesinin “eğlenceli, cool ve aynı zamanda seksi” olması gerektiğini söylüyor!

Dünya burjuvazisinin tüm bu söylem ve icraatları, bir basınca boyun eğdikleri ve iklim değişikliğini durdurmaya yönelik çözüm üretecekleri fikrini doğurmamalıdır. Gençliğin haklı tepkisiyle başa çıkma yöntemi olarak hem ön almaya hem de işi sulandırmaya çalışıyorlar.[2]

Burjuvazi, karbon salımının yüzde 70’den fazlasının sadece 100 şirket tarafından gerçekleştirildiğini ve dünyadaki salımın neredeyse üçte birinin, hepsi fosil yakıt endüstrisindeki hepi topu 20 şirketin sorumluluğunda olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışıyor! Dahası petrol ve gaz endüstrisine kısa süre içinde 1,4 trilyon dolar daha yatırım yapmayı planlıyorlar ama bundan kimse bahsetmiyor! Bilim insanlarına göre bu yatırım, 1200 kömürle çalışan enerji santralinin üreteceği 148 gigaton birikmiş karbondioksit salımına neden olacak ve dünyayı felâketin eşiğine bir adım daha yaklaştıracak. Peki, ne için? Her şey dünyanın petrol ve enerji kaynaklarını elinde tutan birkaç düzine enerji şirketi başta olmak üzere burjuvazinin selameti için!

Kapitalizm gittikçe artan tempoda dünyayı yok oluşa sürüklerken, yeryüzünde sermayenin bitmez tükenmez saldırısından nasibini almamış canlı-cansız hiçbir şey kalmamıştır. Böylesi kritik bir eşikte, gençlerin duyarlılık göstermesi ve harekete geçmesi önemli ve sevindiricidir fakat söz konusu hareketin düzen sınırlarını aşamadığı ve dahası burjuvazinin ideolojik, örgütsel, ekonomik etkisi altında olduğu da açıktır. Elbette iklim değişikliğine karşı mücadele verilmelidir ama kime karşı, kiminle? Düzen içinde kalınarak iklim değişikliği durdurulamaz. Sorumlu kapitalizmdir ve gençlik, enerjisini kapitalizmi yıkmaya harcamalıdır. İşçi sınıfının devrimci bayrağı altında, insanlığın ve tüm canlılığın kurtuluşuna eşdeğer bir mücadeleye, sosyalizm mücadelesine omuz vermelidir.


[1] Bu haberden birkaç hafta önce aynı “hayırsever” burjuvanın kişisel servetinin, Amazon’un hisselerinin yükselişiyle birlikte bir gün içinde sekiz milyar dolar arttığına ilişkin haberler çıktığını da hatırlatmak gerek. Ayrıca daha önce Bezos’un iklim grevine katılan Amazon işçilerini işten atmakla tehdit ettiğini de unutmayalım!

[2] Oktay Baran, İklim Krizi ve Kapitalizm, marksist.com