Navigation

Yılmaz Seyhan

Bu Nasıl Cendere: Emekli Olamamak da Dert, Olmak da!

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devreye sokulan neo-liberal saldırıların önemli alanlarından birini sosyal güvenlik alanı oluşturdu. İşçilerin mücadele sonucu belli haklar elde etmeleriyle oluşturulan sosyal güvenlik sistemi tüm dünyada olduğu gibi burada da tasfiye edilmeye çalışılıyor. Sağlıktan eğitime, emeklilik sisteminden vergi adaletsizliğine varıncaya kadar burjuvazi gözü dönmüşçesine saldırıyor.

Ticaret Savaşları: Sonlanıyor mu, Sonlanır mı?

Emperyalizmin siyasi aktörlerinin ağzından “müzakere”, “çözüm” veya “anlaşma” gibi sözcüklerin dökülmesi ne ifade eder? Hiç bir şey! Bize ancak “bu türküyü çok dinledik” demek düşer! Tablo ortadayken Trump’ın açıklamalarını “ticaret savaşları bitiyor” şeklinde yorumlamak fazlasıyla saflık olur.

Yavuz Özkan Hayatını Kaybetti, Filmleri Yaşayacak!

Yavuz Özkan gözlerini yumdu, fakat ürettiği filmler sınıf devrimcilerinin ellerinde birer araç olmaya devam ettikçe o da bu mücadelede yaşamaya devam edecek. Biliyoruz ki işçi sınıfının mücadelesi dün olduğu gibi yarın da nice edebiyatçının, sinemacının yüzünü yaşamın gerçeklerine dönmesini, haklıdan ve doğrudan yana saf tutmasını sağlayacak. Onu Demiryol filmindeki işçi önderi Hasan’a söylettiği cümlelerle anıyoruz: “Demirin soğukluğu ve sertliği, döşendiği yerdeki bitkileri öldürüp, çiçeklere yaşama şansı tanımazken; bazı çiçekler bu demirlere inat, rayların arasından yeşermekte hâlâ. Direnmenin azmiyle.”

“Terörizm” Öcüsü Bu Kez de Sri Lanka’da Hortladı!

Yeni Zelanda’daki cami saldırısı, Hindistan’ın Keşmir bölgesinde polise yönelik bombalı saldırı, şimdi de Sri Lanka’da kilise saldırıları… Peş peşe gerçekleşen bu saldırılar, emperyalist güçlerin bir süredir yeni oyun sahası olan Asya-Pasifik’te önümüzdeki süreçte çok daha kanlı oyunların tezgâhlanacağının işaret fişeğidir. Burjuvazi “uluslararası terörizm” diyerek üçüncü dünya savaşını maskelemeye ve “yardım” adı altında kirli emellerine ortam oluşturmaya çalışıyor.

Sosyalizme İlgi Yeniden Yükseliyor

The Economist dergisinde geçtiğimiz ay önemli sayılabilecek bir makale yayımlandı. 1843 yılından beri haftalık olarak yayınlanan ve bu yönüyle İngiliz burjuvazisinin en köklü yayın organlarından biri olan The Economist’te yayımlanan makale “Y Kuşağı Sosyalizminin Yükselişi” başlığını taşıyor. Köklü olduğu kadar tüm dünyada haftalık ortalama 1,5 milyon tirajıyla burjuvazinin güçlü ideolojik aygıtlarından da biri olan The Economist, konuyu kapağına dahi taşıdı!

İktidarın Seçmeci “Çevreciliği”

Sosyal yardım adı altında emekçileri kendine bağlama stratejisinin bir aracı olarak da kullanılan ucuz-kirli kömürlerle havayı solunamaz hale getirenler, açgözlü burjuvazinin ve onun sömürü-yağma-talan sistemi olan kapitalizmin sorumluluğunu, “poşetlerle, plastikle doğayı siz katlediyorsunuz” diyerek, suçu tek tek emekçilerin sırtına yıkarak kendilerini aklamaya çalışmaktadırlar.

Fransa’daki Görüntüler Dünya Ahvalinin Resmidir!

Geçtiğimiz günlerde internete oldukça sarsıcı bir görüntü düştü. Bir okulun bahçesinde diz çöktürülen gençlerin elleri arkadan kelepçelenmiş ya da enselerinin üzerinde kavuşturulmuş, kafaları ise ya duvara dayandırılmış ya da yere eğdirilmişti.

Yunanistan’ı Yakan Kapitalist Düzendir

İşçi ve emekçilere başka bir halkın başına gelen belalardan zevk almayı propaganda eden egemenler, ırkçılığı ve düşmanlığı yükselterek halklar arasına duvarlar örmek istiyorlar. İşçi sınıfı bu tuzağa düşmemelidir. Egemenlerin aksine halklar ve işçi sınıfı kardeştir.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi /3

Gerek süper kahraman filmlerine gerekse felâket filmlerine “kriz dönemi filmleri” de denilmektedir. Bu film türlerinin muhtevasını anlamak açısından herhalde bundan daha uygun bir tanım da seçilemezdi! 1970’ler, bu film türlerinin “altın çağını” yaşadığı bir dönemdi.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi /2

Pentagon (Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı), CIA (Merkezi İstihbarat Teşkilatı) ve ABD yönetimi ile stratejik ve organik bir ilişki içerisinde olan Hollywood, ürettiği filmleri büyük oranda siyasal sürecin ruhuyla örtüşen bir formda tasarlıyor. Üstelik öylesine devasa bir araç ki Hollywood, günümüzde dünya film üretiminin ve dağıtımının merkezi konumunda oluşundan ötürü, ABD emperyalizminin tüm dünyada kitlelerin bilincini manipüle etmesinde muazzam bir rol oynuyor.

Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi

Günümüz dünyasındaki iki ana sınıf yani burjuvazi ve proletarya; kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir şekilde kesintisiz olarak mücadele içindedir ve bu mücadele sadece ekonomik alanda yürümez. Kültür-sanat da dâhil yaşamın her alanında bu iki sınıf arasındaki mücadele somut bir gerçekliktir. Hiçbir kişi, hiçbir olgu sınıf savaşından azade değildir, olamaz.

Saray’ın “Sivil Toplum” Söylemi Üzerine

Bu toplantıların işlevine özel bir önem verdiği harcadığı mesaiden belli olan Erdoğan, bir süre önce karşısına “sivil toplum kuruluşları” temsilcilerini oturttu. Onlara hitaben yaptığı konuşmada kendi iktidarlarından sonra Türkiye’deki “sivil toplumun” ne denli zenginleştiğinden ve mümbit bir hal aldığından bahsetti. Karşısında oturan sözde müstesna ve fedakâr bileşimle nasıl iftihar ettiğini söyledi ve ayrıca o bilindik üslubuyla nasıl bir “sivil toplum” arzuladığını anlattı. Elbette bolca lafebeliğiyle, çarpıtmalar ve tehditlerle…

Totaliter Diktatörlüğün Mahalli Ayağı

Muhtarlar, cami imamları, komşular, apartman yönetici ve görevlileri, zabıtalar, mahalle lümpenleri, bekçiler ve daha nicesi! İktidar, toplumu her alanda ama özellikle mahalle içinde abluka altına almaya çalışıyor. Bu temelde devletin en üst organlarından başlayarak tek tek en küçük toplumsal alanları dizayn etmeye çalışıyor. Tıpkı 12 Eylül faşizmi döneminde olduğu gibi!

İktidar ve Göz, Gözetim ve Toplum

Tarihsel bir kriz içinde debelenen sömürü sistemlerinin bir ayağı çukurda! Çelişkiler netleştikçe, kapitalist çürüme derinleştikçe korkuları da katmerleşiyor. Geliştirdikleri onca gözetim aracına rağmen kitleleri denetim altında tutmakta her geçen gün daha da zorlanıyorlar. Bir korku imparatorluğu kurmaya çalışıyorlar ama sırça köşklerde yaşıyorlar. Yaprak kımıldamasın istiyorlar ki sırça köşkleri o denli kırılgan! İşçi sınıfı ise bugün acıyı ve öfkeyi biriktiriyor. Peki, burjuvazinin aygıtları bu öfkenin taşarak sırça köşkleri paramparça etmesini engelleyebilir mi?

AKP’nin “Cem” Oyunu

AKP hükümeti, “makul Alevi” yaratma gayesini kimi zaman Gülen cemaatiyle, kimi zaman da burjuva Alevi temsilcileriyle ortaklaşa yürüttü. Kirli asimilasyon politikasını, sorunun çözümüne dair adım atılıyor ambalajıyla sundu. “Alevi Açılımı”, “Alevi Çalıştayları”, “Alevi İftarları”, “Alevi Cemleri” gibi örtülerle gerçek niyetinin üzerini örttü.

Latin Amerika’da İki Referandum ve İki “HAYIR”!

Avrupa’daki örneklerin aksine faşizm, Latin Amerika’da ABD emperyalizmi destekli askeri darbelerle iktidara kuruldu. Fakat Latin Amerikalı işçi ve emekçiler de aynı Avrupa’daki sınıf kardeşleri gibi faşizme karşı çeşitli araçlarla mücadele etmekten geri durmadılar. Böylece geriye sadece faşizmin yarattığı yıkım ve acılarla sınırlı dersler değil, faşizme karşı mücadele örnekleri de bıraktılar. Gelecek kuşakların tarihsel iyimserliğinin oluşmasına onlar da katkı sundular.

Gece Yarısına 2,5 Dakika Kaldı!

Bir grup bilim insanı 70 yıl önce sembolik olarak dünyanın sonunu gösteren bir “Kıyamet Saati” oluşturdu. Oluşturulan saate göre gece yarısı dünyanın sonunu temsil ediyor. Dünyayı yok oluşa sürükleyen tüm gelişmeler ise saatin yelkovanını gece yarısına doğru yaklaştırıyor. Fizikçiler ve çevre alanında çalışmalar yapan bilim insanları tarafından kontrol edilen saatin hareketleri, dünyanın büyük bir felâkete karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu çalışmayı yapan bilim insanları, Trump’ın ABD’de başkan seçilmesiyle saatin yelkovanının gece yarısına yarım dakika daha yaklaştığını açıkladılar. “Kıyamet Saati”ne göre gece yarısına sadece 2,5 dakika kaldı. Dünyamız yok oluşa artık daha yakın!

Dolar Üzerine Demagojik Salvolar

Rakamlar ve gerçekler ortada. Fakat işçi sınıfının örgütsüzlüğü nedeniyle egemenlerin demagojik söylemleri şimdilik prim toplayabiliyor. Ama gerçekler direngendir! Günü geldiğinde belirgin bir şekilde su yüzüne çıkar. Gerçekliğin bu direngenliği, sınıf devrimcilerinin azmi ve direngenliğiyle birleştiğinde dünyadaki esirlik son bulacak! Ama önce bilincindeki esaret zincirlerinden kurtulacak olan işçi sınıfı, egemenlerin demagojilerine asla prim vermeyecek!

“Fırtına Kuşunun Türküsü”

Sanat, insan yaratıcılığının bir yansıması olarak ortaya çıkar. Sanatçının eseri kafasında tasarladığı andan çeşitli araç-gereçle ortaya koyduğu ve son şeklini verdiği ana kadar süregelen bir yaratım sürecidir. Bu sürecin sonucunda ortaya çıkan ürün, insan ruhunu besler, güzellikle donatır ve onu inceltir. Egemen anlayış sanatı gerçeklikten kopararak, onu salt insanı eğlendiren, hüzünlendiren, oyalayan bir etkinlik haline getirmeye çalışır. Fakat gerçekçi sanatın işlevi öyle değildir. Gerçekçi sanat öğreticidir, sorgular ve sorgulatır, değiştirir ve dönüştürür, insanı harekete çağırır. Yaşanan gerçekliğe karşı çıkışı içinde taşır gerçekçi sanat, katıksız devrimcidir. Bu yönüyle bir mücadele aracı işlevi taşır, gerçekçi sanatın her dalı.

Cezaevleri ve Yüce Amerikan Demokrasisi!

Tüm dünyada suç oranlarının giderek artması, suç işleme yaşının düşmesi nasıl izah edilebilir? Cezaevlerinin tıka basa dolması bizlere neyi gösterir? Bu anlamda çığrından çıkmış, çıkarılmış bir dünyadan bahsediyoruz. Bir suç bataklığı olan kapitalizm, gün geçtikçe tüm toplumu pisliğin derinliklerine doğru çekiyor. Akıl almaz boyutlara ulaşan kapitalist çürüme, etrafına hastalık, kokuşmuşluk ve suç yayarak toplumu da, tek tek toplumu oluşturan insanları da çürütüyor. Cezaevleri de adeta bu çürümenin röntgen filmini oluşturuyor.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.