Çürüyen kapitalizmin emperyalist efendileri dünya üzerinde kâr için çökebilecekleri ne ve neresi varsa sınırsızca talan etmeye, arsızlığı, yüzsüzlüğü arttırarak devam ediyorlar. Güzel olan neye baksalar dolar görüyorlar. Bombalarla yıkılan şehirler üzerinde yüksek rantlı inşaatlar projelendiriyor, el değmemiş doğa harikalarını maden uğruna, inşaat uğruna ucubeye çeviriyorlar. Her sermaye grubu bunu kendi alanında hunharca yapıyor. İliç’te yaşanan ve 9 işçinin öldüğü katliamdan da tanıdığımız yerli Anagold Madencilik’in ortağı Kanada merkezli SSR Mining ve benzerleri maden için dünyayı talan ederken, emlak yatırımcısı olan Trump ailesi de dünyanın en güzel köşelerini şantiyeye dönüştürmek için ABD Başkanlığı forsundan aldığı güçle ve damat Jared Kushner’in kurduğu Affinity Partners gibi yatırım şirketleri ve Katar, İsrail zenginlerinin içinde olduğu küresel ortaklıklarıyla önüne gelen her yere saldırıyor. Kendini kral zanneden Trump, veliahtlarıyla dünyanın dört bir yanını fethetmek istiyor. Gazze’yi yerle bir edip sonra burayı lüks turizm ve tatil merkezine dönüştürmek için kolları sıvaması, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da lüks konut projesine niyetlenmesi, Grönland’ı satın almak istemesi…
Trump ailesi şimdi de Arnavutluk’un el değmemiş doğa harikası ve koruma alanı olan Sazan Adası ve Zvernec sahil bölgesine göz dikti. Yerli ve yabancı oligarklar el ele verip, bir yandan yasal sınırlamaları kaldırarak, diğer yandan uluslararası finans şirketlerinin gölgesinde kurdukları yerli şirketler eliyle talana türlü kılıflar uyduruyorlar. Fakat Arnavutluk’ta işleri Gazze’deki kadar kolay olmayacak gibi gözüküyor. Arnavutluk halkı bir ayı aşkın süredir hem doğayı katledecek, topraklarını ellerinden alacak turizm projesine hem de yıllardır yolsuzluklarından bıktıkları politikacılara karşı gerçekleştirdikleri protestolarla sokakları dolduruyor.
Arnavutluk’ta Sazan adası ve koruma altındaki Zvernec kıyı bölgesinin ABD Başkanı Trump’ın kızı Ivanka Trump ve damadı Jared Kushner bağlantılı bir turizm projesi için talana açılmasına karşı başlayan protestolar Mayıs sonundan beri devam ediyor. Bir müddettir gündemde olan, ilk etapta çevre örgütlerinin itiraz ettiği proje kapsamında Pishe Poros plajının sahil şeridinin bir kısmına iş makinelerinin girmesi ve bölgeye erişimi engellemek için dikenli tel çekilmesine karşı bölge halkı Narta Lagününde toplanarak iş makinelerine engel olmak istedi. Burada bir göstericinin özel güvenlik elemanları tarafından şiddet görmesi, sürüklenerek bölgeden çıkarılması ve bu olayın görüntülerinin sosyal medyada yayılması sonrası halkın öfkesi büyüdü. Başkent Tiran’da Başbakanlık ofisinin bulunduğu bulvarda her akşam binlerce insan toplanıyor. 600 bin civarı nüfusu olan kentte, gösterilere katılanların sayısının 250 bini bulduğu akşamlar oluyor.
Bir ayı aşkındır süren protestolarda sokaklara yansıyan öfke Sosyalist Parti lideri Başbakan Edi Rama’nın istifasını, muhalif Demokrat Parti lideri Sali Berisha’nın yolsuzluklarının hesabının sorulmasını, uzun yıllardır halkın kanını emen oligarkların değil emekçilerin çıkarlarının öne alınmasını, kaynakların emekçilerin ihtiyaçları için kullanılmasını talep ediyor. Sokaklarda yankılanan “Rama hapse, Berisha hapse! Devrim, devrim!” sloganları Arnavutluk emekçilerinin taleplerini, öfkesini ve “Artık Yeter” isyanını yansıtıyor. Protestolar yalnızca Arnavutluk içinde de kalmadı, geçim derdi, gelecek kaygısıyla başka ülkelere göç etmek zorunda kalan Arnavut işçi ve emekçiler de Londra, New York, Milano, Zürih ve Frankfurt gibi yaşadıkları ülkelerin başkentlerinde protestolar gerçekleştirdiler. Hatta protesto gösterilerine katılmak için Arnavutluk’a gelenler oldu. Yüz binlerin sokağa döküldüğü bu isyan, hedef alınan bölgenin flamingolar açısından önemli bir barınma alanı olması nedeniyle “flamingo devrimi” olarak anılıyor.
Turizm kompleksi yapılmak istenen Avlonya (Vlora) şehrinin Zvernec bölgesindeki ıssız sahil şeridi ve Pishe Poros kıyıları, flamingolar ve Dalmaçya pelikanları da dahil olmak üzere nesli tehlikede olan 70’ten fazla türe ve 200’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Her yıl Afrika ve Avrupa arasında seyahat eden milyonlarca kuş için kritik bir göç koridoru olan Adriyatik Göç Yolu üzerinde yer alıyor. Çevredeki sular, dünyanın en tehlike altındaki deniz memelilerinden biri olan Akdeniz fokunun son sığınaklarından biri ve deniz kaplumbağasının önemli bir yuvalama alanı. Ayrıca bölgede Doğal Anıt statüsünde Limopuo lagünü, Manastır adası ve deniz kaplumbağalarının yuva yaptığı nadir kum tepeleri var. Kum tepelerine şimdiden çakıl dökülmüş ve bilim insanları bu hasarın onarılmasının yüzlerce yıl süreceğini söylüyor. İnşaat ayrıca Narta Lagününü denize bağlayan iki açıklıktan birini kapatarak gelgit değişimini engellemiş ve balıklar, kuşlar ve tüm besin zinciri için anında, zincirleme sonuçlar doğurmuş.[*]
Böylesine hassas bir bölgede yapılmak istenen inşaat projesinin ilk planlamalara göre 10 bin konaklama birimini kapsayacağı söyleniyor. Ivanka Trump verdiği bir röportajda bölgeyi görünce büyülendiklerini söylüyor ve “yıllar içinde, potansiyelini gerçekleştirmeye ve dönüştürmeye katkıda bulunma fırsatını geliştirdik, ancak bunu büyük bir özenle ve dikkatle yaptık çünkü arazi o kadar güzel ki, mimarinin gerçekten de tamamen onunla bütünleşmesi, adeta onun içinden çıkıyormuş gibi olması gerekiyor” diyor. Doğaya karşı ne kadar da hassaslar! İşin ironisi bir tarafa, böyle bir projenin doğaya karşı “büyük bir özenle” gerçekleştirileceği yalanına inanmak için aptal olmak gerekir.
Sazan Adası ise Arnavutluk’un güneybatısındaki Avlonya (Vlora) kenti açıklarında Adriyatik Denizinde yer alıyor. Ada İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında askeri üs olarak kullanıldığı için adada sığınaklar, yeraltı tünelleri, deniz tabanı ve kayalık kıyı boyunca dağılmış binlerce patlamamış mühimmat var. Kıyıdan 15 kilometre uzaklıkta olan ada doğal güzelliğinin yanı sıra Adriyatik Denizini İyon Denizi ile bağlayan Otranto Boğazını kontrol eden bir konumda olması nedeniyle jeopolitik ve stratejik öneme de sahip.
Projeyi yıllar içinde pişire pişire bugünlere getirmişler. Kendi anlatımlarına göre Ivanka Trump ve Jared Kushner bir arkadaşlarının teknesindeyken, yüzmek için durduklarında bölgeyi görüyorlar ve doğası karşısında büyüleniyorlar! Tabii bir gayrimenkul imparatorluğunun tepesinde olan bu zatlar için bir doğa harikası karşısında büyülenmek, onların bu doğa harikasını turizm kompleksine dönüştürmek için her şeyi yapacakları anlamına geliyor. Ardından mekanizmalar çalışmaya başlıyor. 2021 yılında, koruma alanlarının sınırları yasa değişikliğiyle 5 bin hektar küçültülüyor ve 2024’te koruma alanları yasasında yatırımcıların işlerini hızlandıracak değişiklikler yapılıyor. 2024 yılının sonlarında ise Trumpgillerle bağlantılı bir şirket olan Atlantic Incubation Partners’a “stratejik yatırımcı” statüsü veriliyor. Bu statü sayesinde süreç daha da hızlanıyor.
Başbakan Rama protestolar karşısında bir yandan bu ballı yatırımdan vazgeçmeyeceğini ısrarla söylerken diğer yandan da böyle büyük bir projenin turizm gelirlerini arttıracağını, bölgenin değerini yükselteceğini ve iş olanaklarını arttıracağını iddia ediyor. Yani aynı kapitalist yalan bu sefer de Rama tarafından söyleniyor. Oysa şimdiden bölgede küçük turizm işletmesi sahipleri inşaat çalışmalarından etkilenmeye başlamış bile. Kapitalist işleyişin kaçınılmaz sonucu olarak bu projeden Arnavut yoksul emekçilerine düşecek olan topraklarını kaybetmek, sermayeye ucuz işgücü olmak ve denizin ve sahilin kendilerine yasaklanması olacaktır. Doğanın katliamı da cabası… Ülkeye çektiği uluslararası sermaye aracılığıyla GSYH’yi son 13 yılda 3 kat arttırdığını dillendiren başbakan Edi Rama, Trump ailesinin projesini de bu minvalde savunuyor ve iktidarda olduğu sürece kimsenin kendisini bu ve benzeri işlerden vazgeçiremeyeceğini söylüyor. Ama 2000 yılında 3 milyon olan ülke nüfusunun, işsizlik, yoksulluk, gelecek kaygısı nedeniyle bugün 2,3 milyon seviyelerine kadar gerilediğini hiç dile getirmiyor.
Dolayısıyla, Arnavutluklu emekçilerin tek sorunu topraklarının istila ediliyor, koruma altındaki doğal bölgelerin zarar görüyor olması değil. Emekçileri sokağa döken bundan daha da çok yolsuzluklar, başta genç nüfusun başka ülkelere gitmek zorunda kalması, milli gelir büyürken yoksulluğun artması, mevcut burjuva siyasetçilere duyulan güvensizlik ve öfke. Bugüne kadar muhalefette kim varsa onun çağrısıyla sokağa çıkan Arnavut emekçiler bugün muhalefetin yönlendirmesi olmadan sokağa çıkıyor. Bu nedenle Arnavutluk’ta bugüne kadar sık sık gerçekleşen protestolara göre bu sefer çok daha fazla insan sokaklarda. Zaten muhalefetteki Demokrat Partinin söz konusu projeye bir itirazı da yok. Bu durum sokaklardaki protestolara katılan insanların sloganlarına, taleplerine de yansıyor. Sokaklarda işçiler, emekçiler, en çok da gençler ve hatta çocuklar var. Çocuklar ellerinde taşıdıkları dövizlerle kafelerde oturanları protestolara katılmaya çağırıyor.
SSCB’nin ve Doğu Bloku’nun çöküşünden sonra, bu ülkelerin kapitalizme entegrasyon aşamasında üst düzey bürokratların önemli bölümü birer oligarka dönüştüler. Bürokratik devlet mekanizmalarında elde ettikleri gücü kapitalizme geçiş aşamasında da devam ettirerek bulundukları ülkelerin kaynaklarını gasp ederek kendi mülkiyetlerine geçirdiler. Arnavutluk’ta bu geçiş aşaması sonrası iktidar Arnavutluk Sosyalist Partisi ve Arnavutluk Demokrat Partisi arasında bir tahterevalli misali paylaşıldı. Emekçiler her ikisinin de yolsuzluklarından çoktan bıkmış olmalarına rağmen alternatifsizlik nedeniyle tabandan gelen tepkiler de bu iki parti arasında sıkışıp kaldı. Mayıs 2025’te yapılan son seçimlerde ise ilk kez yurtdışında yaşayan Arnavutlara da oy kullandırılmasına rağmen katılım yüzde 44 oldu. Bugünkü protestolar Arnavut emekçilerinin artık bu egemen siyaset dışında başka bir yol arayışı içine girdiğinin dışavurumudur. Protestolarda yükselen sloganlar iktidarda ya da muhalefette kümelenen ve uluslararası sermayeyle iş tutarak servetlerini arttırmaya odaklanan oligarkların yolsuzluklarına ve neden oldukları yoksulluğa, umutsuzluğa, geleceksizliğe yöneliyor.
Bugün dünyanın dört bir yanında, Sırbistan’dan Nepal’e, ABD’den Bangladeş’e işçiler, emekçiler, gençler kapitalizmin yarattığı yoksulluğa, işsizliğe, geleceksizliğe, talana karşı isyan ateşini yakmış durumda. Arnavutluk’ta yaşananlar da bunun bir halkası. Diğer ülkelerde olduğu gibi burada da eksik olan, kitlelerde açığa çıkan öfkeyi kapitalizmin temellerine yönlendirebilecek devrimci işçi sınıfı önderliğidir. İşçi sınıfı kendi talepleri ve örgütleriyle kapitalizmi hedef almadıkça bu isyanlar nihayetinde bastırılır ya da sönümlenir. Ama kapitalizm var oldukça işçi sınıfının, emekçi kitlelerin itirazı ve isyanı son bulmaz. Önemli olan açığa çıkan ve cesaret kuşanan bu öfkeyi işçi sınıfı saflarında örgütleyecek güce erişmek gerektiğinin bilincinde olmak ve bunun için ter akıtmaktır.
link: Meral İnci, Arnavutluk’ta Emperyalist Talana İsyan, 3 Temmuz 2026, https://marksist.net/node/8793


