Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan Ukrayna savaşı kısa sürede biteceği söylenmesine karşın 4 yılı geride bıraktı ve yapılan onca görüşmeye rağmen kısa sürede biteceğe de benzemiyor. Bu süre boyunca Ukrayna ve Rusya’da yüz binlerce sivil ve asker hayatını kaybetti. Bir o kadarı da yaralandı.[1] Ukrayna yerle bir oldu. Milyonlarca Rus ve Ukraynalı yaşadığı yerleri terk edip göçmen konumuna itildiler. Savaşın etkileri elbette bu coğrafyayla da sınırlı kalmadı. Körüklenen militarizmle başta ABD, AB ülkeleri ve Rusya’da savaş bütçeleri görülmedik boyutta arttırıldı. Dolayısıyla ücretler düştü, işsizlik arttı, sosyal haklar kısıldı. Enerji üretiminde ve ısınmada Rus doğalgazına bağımlı olan Avrupa savaşın ilk dönemlerinde ciddi bir enerji kriziyle karşı karşıya kaldı. Bu enerji fiyatlarını sıçramalı bir şekilde arttırdığı gibi Avrupa’nın enerji politikasında ciddi değişikliklere de yol açtı. Nükleer enerjiye ve kömüre dayalı santrallerin askıya alınması politikasından vazgeçilirken, doğalgazda da ABD’ye bağımlı hale gelindi. Rusya’nın buğday ihracatını durdurması ya da yavaşlatması nedeniyle tüm dünyada gıda fiyatları da keskin bir şekilde arttı.
Ukrayna savaşının başladığı ilk günlerden bu yana, bu savaşın gerçekte emperyalist güçler olarak Rusya ve NATO’nun kapışması olduğunu ve Ukrayna cephesinin 3. Dünya Savaşının halkalarından biri olduğunu vurguluyoruz. Bu dört yılda 3. Dünya Savaşının diğer cephelerinde önemli değişiklikler olduğu gibi, NATO ittifakının kendi içinde de çatışmalar şiddetlendi. Ukrayna savaşı başladığında Suriye’de Esad rejimi hâlâ ayaktaydı ve Rusya onun en büyük destekçilerindendi. ABD, İngiltere ve AB’nin savaşa yönelik yaklaşımı büyük ölçüde örtüşüyordu. NATO ittifakını oluşturan bu güçler, Ukrayna’nın Rusya sınırında ileri karakol konumunun korunması için ona her türlü askeri ve siyasi desteği verme konusunda hemfikirlerdi. Fakat ilerleyen süreç içinde bu konularda önemli değişiklikler yaşandı. Trump’ın işbaşına gelmesiyle birlikte ise değişim hızı alabildiğine arttı.
Trump’ın ikinci kez ABD yönetiminin başına gelmesinin ardından müzakereler hızlanmasına rağmen henüz ortada barışa dair bir ilerleme yok. Ukrayna’nın yüzde 20’sini işgal eden Rusya daha da fazlasını almadan çıkmak istemiyor. Ukrayna Rusya’nın 2014’te ilhak ettiği Kırım da dâhil olmak üzere işgal ettiği bütün topraklarından çıkmasını ve tekrar saldırmayacağına dair güvence verilmesini istiyor. AB ise kendisi hiçbir şey almadan bu savaşın Rusya’nın galibiyetiyle sonuçlanmasını istemiyor.
“Ukrayna savaşının tüm çelişkileri içindeki gidişatı Üçüncü Dünya Savaşı tespitimizle uyum gösteriyor ve onu doğruluyor. Savaşın uzatmalı bir nitelik kazanması bile bu tespitle doğrudan doğruya ilintili. Şunu kestirme biçimde söylemek mümkün: şayet bu savaş sahiden de, salt Ukrayna ile Rusya arasında bir savaş olsaydı çok büyük olasılıkla Rusya’nın hızlı bir zaferiyle sonuçlanırdı. Ya da süreç içinde birkaç kez kıyısına gelinen anlaşma yapılmış olurdu. Ancak bu savaş gerçekte çok daha büyük bir savaşın, ana tarafları bir yanda ABD-İngiltere diğer yanda Rusya (ve Çin) olan savaşın sadece bir perdesi olduğundan, başlangıçta bazı yorumcuların ileri sürdüklerinin aksine gitgide uzamaktadır. Ukrayna’daki savaşın temel bir boyutu orada Rus emperyalizmi ile ABD-İngiliz emperyalizminin savaşıyor oluşudur. Bu cümleden kolayca anlaşılacağı üzere, sahada Ukrayna güçleri ile Rus askeri güçleri arasında yürüyen çatışma savaşın sadece bir boyutudur.”[2]
Trump ikinci kez iktidara gelmek için seçim vaatlerini sıralarken Ukrayna savaşını 24 saat içinde bitireceğini söylemişti. Çünkü ABD emperyalizmi gücünü artık bu bölgede harcamak ve daha fazla oyalanmak istemiyor, AB ve Rusya’yı istediği pozisyona çekebildiği noktada asıl hedefi olan Asya-Pasifik hattına yoğunlaşmak istiyor. Trump’ın girişimiyle ABD ve Rusya arasında Ukrayna savaşını sona erdirmek üzere çeşitli görüşmeler yapılırken, Avrupalı emperyalist güçler buna tepki gösterdiler ve her seferinde bu görüşmelerin boşa düşmesini sağlayacak hamlelerde bulunmaktan geri durmadılar. Bu konuda ABD’nin ön almasını engellemek için Zelenski’nin de katıldığı toplantılar organize ettiler. ABD’nin Zelenski’yi dışlayarak müzakere masaları kurmasının ve Rusya’nın işgal ettiği topraklardan çekilmemesinin kabul edilemeyeceğini beyan ederek, Ukrayna’ya askeri yardımların devam etmesi, Avrupa devletlerinin gelecekte olası bir Rus saldırısına karşı gerekli hazırlığı yapması, Ukrayna’yı savunmak ve barışı garanti altına almak için “gönüllüler koalisyonu” oluşturulması gibi kararlar aldılar. Fakat bu kararların hiçbiri savaşın gidişatının Ukrayna lehine değişmesini sağlayamadı.
“Emperyalist savaşların halklara anlatıldığı gibi, anavatan savunusuyla, özgürlük ve demokrasi savunusuyla güdülenmediği açıktır. Büyük güçler gözü doymaz bir şekilde toprak yağmasına girişiyor ve milliyetçilik bombardımanıyla emekçilerin buna rıza göstermesine çalışıyorlar. Bu nedenle bugün Trump’ın Ukrayna’nın madenlerini, değerli elementlerini, enerji santrallerini ve elbette topraklarını en bayağısından pazarlık konusu haline getirmesi bizi şaşırtmamalı. Geçmişteki örneklerle bunun arasındaki tek fark, genelde kapalı kapılar ardında gerçekleşen pazarlıkların ve paylaşımın Trump tarafından zaman zaman açıktan yapılabiliyor olmasıdır. Gazze’nin yağmalanması planında da aynı aleniyet söz konusudur. Suriye’de olana bakıldığında ise, Esad’ın devrilmeden birkaç gün önce Putin’le görüşmeye çalıştığı ama telefonlarının hiçbir şekilde açılmadığı bilgisi yeterince aydınlatıcıdır. Besbelli ki ABD ile Rusya arasında Suriye ve Ukrayna konusunda bir pazarlık yapılmıştır. Bu pazarlık üzerine Rusya Suriye’yi terk etmiştir. Ukrayna’yı ise belli ki paylaşacaklardır. Ama Avrupa bu plana rıza göstermemektedir. İngiltere Rusya’ya teslim olmamak adına, gerekirse savaşın devam etmesini istemekte, Ukrayna’yı da buna ikna etmeye çalışmaktadır. Bundan üç yıl önce Ukrayna savaşı ABD-Avrupa ittifakıyla başlatılmışken, bugün gelinen noktada bu ittifak çatırdamıştır. Bunun yansımalarından biri de Avrupa’yı seksen yıldır bir arada tutan transatlantik ittifakında oluşan çatlaklardır.”[3]
2025 Ağustosunda Trump’ın dünyanın şaşkın bakışları altında Alaska’da Rusya devlet başkanı Putin ile bir araya gelişi de bu çatlağın yansımalarından biri olmuştur. Bu görüşmenin ardından Trump 2025 Kasımında 28 maddelik bir barış planı açıkladı. Bu plan genel olarak Rusya’nın talepleri doğrultusunda Ukrayna’nın toprak kaybını, NATO’ya girmesinin engellenmesini ve AB’nin dondurduğu Rus varlıklarından ABD’nin yararlanmasını içerdiği için Avrupalı devletler tarafından kabul edilemez bulundu. AB’nin itirazıyla plan 20 maddeye indirildi. Bu ikinci plana göre ilk planda 600 bin ile sınırlandırılan Ukrayna ordusu 800 bine yükseltildi. Ukrayna NATO ülkelerinin tamamı onay verirse NATO’ya üye olabilir denildi. İlk planda yer alan Ukrayna’da hiçbir NATO askeri bulunamayacak maddesi NATO Ukrayna’da kalıcı asker bulundurmayacak olarak değiştirildi. ABD’nin Rusya’nın saldırı ihtimaline karşı Ukrayna’ya NATO’nun 5. maddesine benzer bir güvence vermesi maddesi eklendi. İlk planda yer alan Kırım, Luhansk ve Donetsk bölgelerinin Rusya’ya bırakılması maddesi ise “Ukrayna kaybettiği toprakları askeri yollarla almamayı vadedecek ve müzakerelerle geri almayı deneyecek” olarak değiştirildi. Ancak Rusya bunları kabul etmediği için, Trump’ın olacağını açıkladığı görüşmeler ya yapılmıyor ya da herhangi bir sonuç çıkmıyor. Nitekim ABD-Rusya-Ukrayna arasında 17-18 Şubatta Cenevre’de yapılan görüşmeler de anlamlı bir ilerleme sağlanmadan tamamlandı.
ABD ile AB arasındaki gerginlik 13-15 Şubat tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansına da yansıdı.[4] Zelenski burada yaptığı konuşmada Avrupa’nın ABD-Rusya işbirliğiyle kurulan masada olmamasını eleştirdi ve Rusya’nın taleplerinin dikkate alınmasında Avrupa’nın masada olmamasının etkisi olduğunu söyledi. Ukrayna imzalanacak bir barış anlaşması sonrası Rusya’nın saldırılarının devam edeceği gerekçesiyle güvenlik garantisi verilmesini özellikle istiyor. Zelenski buna da vurgu yaparak ABD’den en az 20 yıllık güvenlik garantisi istedi. AB’ye katılım için kesin bir tarih görmeyi beklediğini ve teknik olarak bu tarihin 2027 olabileceğini belirtti. Kremlin’in savaş finansmanı için kullandığı petrol ve gaz gelirlerinin kuruması için önlemlerin arttırılmasını istedi.
AB, ABD ve Rusya’nın hesapları ve gelinen durum
Marksist Tutum’da daha önce dile getirildiği üzere, “SSCB’nin dağılmasından bu yana AB ve ABD de, Ukrayna’yı Rusya’nın etki alanından çıkararak kendi nüfuz alanları haline getirmek için her türlü girişimde bulundular. Ukrayna’nın AB ve NATO üyesi yapılması için çalıştılar; Ukrayna’daki faşist güçleri her açıdan desteklediler, Batı yanlısı oligarklarla yoğun ve organik ilişkiler geliştirdiler, kurdukları «sivil toplum kuruluşları»na Batı propagandası yapabilmeleri için milyarlarca dolar akıttılar, sözde devrimler («turuncu devrim») tertiplediler.”[5]Rusya ise Ukrayna’yı kendi toprağı, arka bahçesi, her istediğini yaptırabileceği hizmetçisi olarak gördü.
Savaş başlarken Putin’in hedefleri, Batı yanlısı Zelenski’yi iktidardan indirip yerine Rus yanlısı bir yönetim geçirmek, Ukrayna’nın NATO’ya alınarak Batı’nın askeri gücünü Rusya sınırlarına dayamasını engellemek ve Kırım’dan sonra Donbas bölgesini de sınırlarına katmaktı. ABD-İngiltere ve AB’nin ortak hedefleri ise Ukrayna’daki askeri, ekonomik, siyasi etkilerini güçlendirerek Rusya’yı kuşatma planlarını rahatça yürütmekti. ABD ayrıca Rusya’yı bu cephede meşgul edip yıpratarak, Ortadoğu cephesinde kendi elini rahatlatmak istiyordu. Askeri ve ekonomik gücü zayıflamış bir Rusya, aynı zamanda ABD’nin hegemonya savaşı yürüttüğü Çin-Rusya cephesinin de zayıflaması anlamına gelecekti.
Savaş sürecinde Batı, Rusya’ya ağır yaptırımlar getirdi. Büyük kısmı Belçika merkezli Euroclear kuruluşunda tutulan, Rusya’nın toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısına denk gelen 350 milyar dolar değerindeki döviz rezervi donduruldu. Silah yapımında kullanılan hammaddelerin Rusya’ya satılması yasaklandı. Rus oligarklara çeşitli yaptırımlar uygulandı. ABD ve İngiltere, Rusya’dan petrol ve doğalgaz, AB de ham petrol ithalatını yasakladı. Fakat Rusya, Hindistan ve Çin’e yaptığı petrol ihracatını arttırmak ve ithali engellenen pek çok hammaddeyi Gürcistan, Belarus ve Kazakistan gibi ülkelerden satın almak gibi yollarla, bu yaptırımlardan en azından Batı’nın umduğu kadar yıpranmadan savaşa devam ediyor. Zelenski’yi iktidardan indirememiş olsa da Ukrayna’nın NATO’ya girmesini şimdilik engellemiş gözüküyor. Yine şimdilik Ukrayna’da istediği kadar ilerleyememiş olsa da Donbas bölgesinin bir kısmını kontrolünde tutuyor. ABD ise Rusya ile Suriye konusunda anlaşıp burada işini hızlandırdı. Ukrayna savaşı vesilesiyle askeri gücünün zayıflığı iyice tartışılmaya başlanan AB’ye de NATO üzerinden çeşitli dayatmalar yapma fırsatını ele geçirdi. Trump Avrupa’nın ABD ve NATO’ya yük olduğunu açıkça söylemeye, Avrupa devletlerine kesenin ağzını açmaları gerektiği baskısı yapmaya başladı. Avrupa devletlerinin ABD ile enerji ve askeri ticaretini[6] arttırmasını sağladı. Böylelikle Batı blokundaki gücünü perçinledi. Ukrayna’dan nadir toprak elementlerini 50 yıllığına kullanım hakkı da aldı. Bu arada Avrupa devletleri de militarizmi körükledi. Savaş tekelleri muazzam kârlar elde etti. Zelenski’ye gelince, her ne kadar itibar kaybetmiş gözükse de ortada dolaşan yolsuzluk iddialarına bakılırsa bu savaştan o ve çevresi de bolca kâr ediyor. Kısaca her emperyalist savaşta olduğu gibi bu savaşın da gerçekte tek bir kaybedeni var; emekçiler.
Ukrayna savaşının bütün belirsizlikleriyle beşinci yılına girmesi vesilesiyle bir kez daha vurgulayalım: Ukrayna savaşı 3. Dünya Savaşının, emperyalist güçlerin kozlarını paylaştığı, birbirlerinin alanlarını daraltmaya, kendi güçlerini arttırmaya çalıştıkları bir cephesidir. Ukrayna üzerinde yürüyen bu emperyalist savaşta işçi sınıfı ne ABD-AB-NATO ne de Rusya’nın tarafında olabilir. Bu savaş bir şekilde emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda çeşitli anlaşmalarla bitirilecek olsa bile ve bunun adına barış da dense, bu bölgedeki emekçilerin ve dünya işçi sınıfının rahat bir nefes alacağı anlamına gelmeyecektir. Dünyayı yakıp kavuran emperyalist savaşa karşı gerçek çözüm dünya işçi sınıfının emperyalist-kapitalist sisteme karşı yürüteceği devrimci mücadeleyle mümkündür.
[1] ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezinin (CSIS) raporuna göre bu savaşta 2025 sonu itibarıyla 1,2 milyon Rus askeri yaralandı veya öldü. Ukrayna tarafında ise 500 bin ilâ 600 bin asker yaralandı ve öldü.
[2] Levent Toprak, Ukrayna Savaşı: Bir Yanlış Tutumun Eleştirisi, 10 Eylül 2022, https://marksist.net/node/7748
[3] İlkay Meriç, Transatlantik İttifakında Çatlaklar ve Yükselen Militarizm, 9 Nisan 2025, https://marksist.net/node/8491
[4] İlkay Meriç, Münih Güvenlik Konferansı: “Yıkım Altında” ABD-AB Gerilimi, 19 Şubat 2026, https://marksist.net/node/8706
[5] Oktay Baran, Kırım, Ukrayna ve Stalinizmin Günahları, Nisan 2014, https://marksist.net/node/3430
[6] 2017-2021 döneminde ABD’nin AB ülkelerine yaptığı askeri satışlar 11 milyar dolarken, 2024’te bu rakam 68 milyar dolara ulaştı. Trump’ın işbaşına geldiği 2025 yılında ise ABD NATO üyesi Avrupa ülkelerine ABD’den daha yüksek askeri alım zorunluluğunu dayattı.
link: Meral İnci, Ukrayna Savaşı Dört Yılı Geride Bıraktı, 24 Şubat 2026, https://marksist.net/node/8709
Kapitalizm Suyu Yok Ediyor
Türkiye’de Mesleki Eğitim ve Çocuk Emeği Sömürüsü





