Navigation

Sosyalizme İlgi Yeniden Yükseliyor

The Economist dergisinde geçtiğimiz ay önemli sayılabilecek bir makale yayımlandı. 1843 yılından beri haftalık olarak yayınlanan ve bu yönüyle İngiliz burjuvazisinin en köklü yayın organlarından biri olan The Economist’te yayımlanan makale “Y Kuşağı Sosyalizminin Yükselişi”[1] başlığını taşıyor. Köklü olduğu kadar tüm dünyada haftalık ortalama 1,5 milyon tirajıyla burjuvazinin güçlü ideolojik aygıtlarından da biri olan The Economist, konuyu kapağına dahi taşıdı! Makalesinde, İngiltere ve ABD başta olmak üzere pek çok kapitalist ülkedeki gençliğin sosyalizme yönelik artan ilgisine dikkat çeken dergi, yeni bir tür sosyalist öğretinin gençlik içinde hatırı sayılır derecede sempati kazandığına değiniyor. Satır aralarına burjuva ideolojisinin sinsi söylemlerinin boca edildiği makale, egemenlere kimi ikazlarda bulunmayı da es geçmiyor. Peki, bir burjuva dergide çıkan bu makale neden önemli? İçeriğindeki burjuva yalanları, manipülasyonları ayıklandığında geriye kalanlar çarpıcı bir gerçekliğe işaret etmektedir de ondan!

The Economist, okurlarını neredeyse 30 sene önceye götürerek işe koyuluyor: “Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle uzun süredir devam eden ideolojik savaşın galibi belli oldu. Kapitalizm kazandı ve sosyalizm ekonomik başarısızlık ve siyasi baskı ile yan yana kullanılan bir terim haline geldi.” Marx’ın ünlü “Avrupa’nın üzerinde bir heyula dolaşıyor, komünizm heyulası” sözünü hatırlatırcasına devam ediyor: “Ama sosyalizm yeniden trend oldu!” Sosyalizmin yeniden, bu kez “Y kuşağı” içinde “trend” olduğunu söyleyen The Economist, genç kuşakların ekonomiyi kökten değiştirmek ve kapitalizmin tüm dengesini bozduğu doğayı kurtarmak istediğine vurgu yapıyor. Dergi, bürokrasi ve şirketlerin halkın çıkarlarını gözetmemelerine, eşitsizliğin giderek derinleşmesine, zenginliğin tek elde toplanmasına gençliğin önemli bölümünün tepkili olduğunu belirtiyor. ABD, İngiltere ve Fransa’da yükselen sol hareketin özellikle gençlik tarafından desteklendiğini vurgulayan The Economist, sosyalizmin bu kadar gündemde oluşunu onun “neyin yanlış gittiğine dair isabetli eleştiriler” getirmesine bağlıyor. Hal böyleyken “sağcı siyasetçilerin” toplumun genç kuşaklarının istemlerini ıskalayarak “şovenizme ve nostaljiye” meylettiklerini belirtiyor.

Elbette makaledeki satırlar sadece verili durumun ortaya konmasından ibaret değil! “Y kuşağı sosyalistleri”nin de öncülleri gibi kapitalizme dair “karamsar” bir yaklaşımı olduğunu söyleyen dergiye göre “elbette sorunlar var ama radikal çözümler mantıksız”! Yine The Economist’e göre “Y kuşağı sosyalistleri” öncülleri gibi oldukça “naif”(!) bir şekilde bireyin “kudretli gayretine” değil “kolektif eyleme” inanıyor! Yani The Economist özetle, “sosyalizm geri döndü ama kapitalizmin sorunlarına çare değil!” diyor.

“Y kuşağı sosyalistleri”

Marksist Tutum’da çeşitli vesilelerle kaleme alınan yazılarda, gençliğin bağrında ciddi bir öfkenin mayalandığına uzun zamandır vurgu yapılıyor. Görüyoruz ki gelinen aşamada mesele artık burjuva yayın organlarında dahi enine boyuna tartışılmaya başlanıyor! Hiç kuşku yok ki, gençliğin özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde politikleşme eğiliminde olması ve son dönemde iyice sıklaşan toplumsal hareketlerde aldığı konumun sınıf mücadelesinin seyri bakımından hayli önemli sonuçları olacaktır. Gençlik için toplumun barometresidir denir. Gençliğin bağrında biriken öfkenin patlamalar biçiminde açığa çıkması ya da kimi ülkelerde yükselen sol dalganın çekimine kapılması işte bu nedenle sınıf mücadelesinin geleceğine dair bizlere önemli ipuçları veriyor.

Peki, kimdir bu “Y kuşağı sosyalistleri”, ne isterler? 80’li ve 90’lı yıllarda doğanlar, “Milenyum Kuşağı” yahut “Y Kuşağı” olarak adlandırılmaktadır. Bu kuşak, yaş itibariyle “Soğuk Savaş” döneminin yıkıcı anti-komünizm propagandasına en az maruz kalan kuşaklardan biridir. “Gelip elimizdeki her şeyi çalacak olan komünizm öcüsü” ile büyütülen ebeveynlerine nazaran bu kuşağın bilinci kuşkusuz daha az zehirlenmiştir. Bu durumun, kendilerini “sosyalist” olarak adlandırıp yine öyle gördükleri adayları desteklemelerinde, onların seçim çalışmalarına aktif olarak katılmalarında kolaylaştırıcı bir payı vardır.

Gençlik kitlelerinin önemli kısmının bilincinde meydana gelen ilerici değişimde kapitalizmin payı büyüktür! Gençliğin sosyalizme meyletmesinin en önemli sebebini, tarihsel bir çıkmazda bulunan kapitalizmin artık toplumun hiçbir kesimine müreffeh, aydınlık bir gelecek vaat edemiyor oluşunda aramak gerekiyor! Kapitalizmin geldiği aşamada bir yandan dünya genelinde yükseköğrenim nüfusu patlamalı bir şekilde büyürken bir yandan da olağanüstü derecede artan makineleşme ve otomasyon vasfın değerini inanılmaz ölçüde düşürmüştür. “Böylece, büyük oranlara ulaşan kronik genç işsizliği ortaya çıkmakta. Özellikle de, büyük beklentilere sahip eğitimli gençler tarihte daha önce hiç yaşanmamış ölçüde bir işsizlik buhranıyla yüzleşmekte. Bununla paralel bir veri olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerde son dönemlerde göreli olarak yaşlı nüfus istihdamı oranı artmıştır. Bu ülkelerde yeni kuşak ilk kez kendilerinden önceki kuşaktan daha kötü koşullarda yaşıyor. Tarihsel bir çıkmaz söz konusudur.”[2]

Kapitalizmin tarihsel çıkmazının şiddetli bir ifadesi olan 2008’deki küresel krizle birlikte tablo iyice koyulaşmıştır. “Üstelik 2008’in etkilerinin tam anlamıyla yaşanmasına olağanüstü devlet müdahaleleriyle izin de verilmemiştir. Kapitalizmin tarihinde eşi benzeri görülmedik ölçüde muazzam bir borç balonu oluşturularak, emekçi kitlelerin ve elbette gençlerin geleceği ipotek altına alınmıştır. Bu müdahaleler nedeniyle 2008’in etkileri yavaş yavaş, ama gün geçtikçe ezici bir ağırlıkla kendini hissettirmektedir. İşte 2008’in vurduğu ağır darbe, kapitalizmin acımasız gerçekliğinin bilincine varılması açısından büyük bir dönüm noktasıydı. Gelecekte tarih yazacak olanlar pek muhtemelen 2008 yılının kitlelerin bilincinde bir dönüm noktası olarak hakkını vereceklerdir. Zira özellikle gençlik açısından yukarıda betimlemeye çalıştığımız bariz çelişkinin er ya da geç sosyal bilinçte bir sonucunun olmaması eşyanın tabiatına aykırıdır.”[3]

Konunun çarpıcı boyutlarını daha iyi kavramak için kapitalizmin ideolojik mabedi sayılan ABD üzerinden gitmekte fayda var. 2008 krizinin ardından batık bankalar ve şirketler kamu fonları ile kurtarılırken eğitim başta olmak üzere kamu harcamalarında ciddi kesintiler yapılmıştı. Bugün gelinen aşamada 44 milyon öğrencinin toplam 1,52 trilyon dolara ulaşmış öğrenim kredisi borcu bulunan ABD’de, son verilere göre nüfusun yüzde 20’si, yani yaklaşık 65 milyon insan sağlık primlerini ödemekte zorlanıyor. 30 milyon insanın ise hiçbir sağlık güvencesi bulunmazken bu sayı her geçen yıl yarımşar milyon artıyor! Kamu harcamalarından kesintiler yapılmasıyla, kemer sıkma politikalarıyla özel sektörün borcu, kimi Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ABD’de de işçi ve emekçilere yıkıldı, reel ücretler ise düşürüldü. 2008’i takip eden yıllar boyunca ABD’li işçi ve emekçilerin reel ücretlerinde muazzam düşüşler meydana gelirken, dolar milyarderleri krizi küçük sarsıntılarla atlattı. Fakat bugün gelinen aşamada sayılarını ve toplam servetlerini ikiye katlamış durumdalar! Bugün ABD’de yüz binlerce insan sokakta yaşarken ve yoksulların sayısı her geçen gün artarken, dolar milyarderlerinin sayısı 565’e çıkmış durumda. Kişi başına düşen milli geliri 60 bin dolar olan ABD’de nüfusun en zengin yüzde 0,1’i ülkenin tüm zenginliğinin yüzde 22’sine sahip! Hal böyleyken bir zamanların “trendi” “Amerikan rüyası” bugün genç kitleler için hiç cezbedici ve gerçekçi görünmüyor! Bu düzenden umudunu yitirmiş ABD’li gençler ise düzeni daha çok sorgulamaya başlıyor ve yeni arayışlara giriyorlar.

Ağustos 2018’de Gallup araştırma şirketinin anketlerine katılan ABD’li gençlerin %51’i sosyalizmin daha iyi bir alternatif olduğunu dile getirmiş. Daha önce de 2008, 2011 ve 2016’da Harvard gibi kimi üniversitelerin ve bağımsız şirketlerin anketlerinde benzer sonuçların çıkmış olması toplumdaki dönüşüm eğilimine ve kırılmalara dair önemli veriler sunuyor. “ABD gibi kapitalizmin ana üssü ve ideolojik mabedi konumundaki ve dahası, bununla da bağlantılı olarak, sosyalizm kelimesinin bile, Avrupa ve diğer Batı dünyası ülkelerinden de farklı olarak, şeytani bir şey gibi popüler bilinçte yerleştirildiği bir ülkede böylesi sonuçların çıkması, nasıl bir tarihsel kavşakta olduğumuza dair önemli ipuçları olarak okunmalıdır. ABD’deki popüler komünizm ya da sosyalizm algısının nasıl bir şey olduğunu anlamak için bu kelimelerin geleneksel olarak siyasette adeta bizdeki «PKK’lı», «terörist» kelimeleri gibi etkiler yaptığını belirtmek gerekiyor.”[4]

Bu tablo ne kâğıt üzerindedir ne de ABD ile sınırlıdır. Tüm dünyada işçiler, emekçiler ve özellikle de gençler yeni arayışlar ve hareketler içindedir. Avrupa’dan Asya’ya, Amerika’dan Afrika’ya… Kapitalizm tüm dünyada aynı kapitalizmdir ve tüm dünyaya bir kaos çağı yaşatan bu sistemin derinleşen çelişkileri, kitlelerde giderek artan oranda hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Burjuvazi, SSCB gibi bürokratik diktatörlüklerin çöküşü üzerinden “tarihin sonu”nun geldiğini iddia ederek sosyalizme saldırmaya ve insanlığın sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız dünya düşünü unutturmaya girişmiş, büyük oranda da başarı sağlamıştı. Aradan geçen onyılların ardından sosyalist fikirler, şimdi bir kez daha kitlelerin, özellikle de işçi ve emekçi sınıfların çocuklarının ilgisini çekiyor. Bu gerçek bugün gözler önündedir!

Elbette sosyalizme sempati duymaya başlayan gençlerin ondan ne anladıkları konusunda da, bu gençlerin destek verdiği kimi “sosyalist” siyasetçiler konusunda da temelsiz hayallere kapılmamak gerekiyor. Bu insanlar kapitalizmin yarattığı çetrefilli sorunları çözebilecek devrimci bir perspektife sahip değiller, doğru! Ve dahası sosyalizm istemleri de büyük oranda “sosyal devlet” anlayışına yani ıslah edilmiş bir kapitalizme denk düşüyor. Ve hatta aslında ne istediklerinden ve bu istemlerini nasıl gerçekleştirebileceklerinden henüz haberleri bile yok. Olsun! Tarihsel krizinin de etkisiyle kapitalizmin iyice derinleşen çelişkileri kitleleri, özellikle de genç kitleleri ciddi bir arayış içerisine sokmuştur. Önemli olan budur! Arayış olmadan doğru yolu bulmak söz konusu bile olamayacağından kitlelerin bugün geçtiği uğrağın önemi büyüktür. İşçi sınıfı ve gençlik ancak bu uğraklardan geçerek deneyim biriktiriyor, toplumsal hafıza ancak bu şekilde doğruyu eğriyi görebilecek bir seçiciliğe kavuşuyor. Gün gelecek sosyalizm, ama insanlığın sınıfsız, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya düşü olan gerçek sosyalizm milyonlarca ve milyonlarca yüreği sarmalayacaktır. Sarmalayıp o muhteşem etkisi altına alacaktır! Sınıf devrimcilerine düşen görev ise tarihin omuzlarına yüklediği görevi sabırla, gayretle yerine getirmek için hazırlanmaktır!


[2] Levent Toprak, Tarihsel İyimserlik Gençlik ve Alâmetler, Eylül 2017

[3] Levent Toprak, age

[4] Levent Toprak, age