Navigation

Ulusal Sorun

Tahir Elçi’nin Katledilmesi Okan Üniversitesi’nde Protesto Edildi

Okan Üniversitesi öğrencileri olarak, 2 Aralık Çarşamba günü, bu katliamı kınamak ve barış talebimizi dile getirmek için bir yürüyüş gerçekleştirdik. Sağlık fakültesinin önünde bir araya gelen kitle meydana doğru yürüdü. Yürüyüş boyunca “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Hepimiz Elçi’yiz Öldürmekle Bitmeyiz”, “Şehit Namirin” sloganları atıldı. Yürüyüş esnasında çevreden geçenler alkışlarıyla yürüyüşümüze destek oldular.

Tahir Elçi: Bir Güvercin Daha Katledildi!

Diyarbakır Barosu başkanı Tahir Elçi’nin katledilişi içine girdiğimiz dönemin karakterini somutlayan baskılara ve katliamlar dizisine eklenen yeni halka oldu. Yeni ama çok önemli bir halka! Bu cinayet Kürt halkını hedef alan baskı ve katliam sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğine dair işaretler veriyor. Bugünlerde sıkça hatırlara düşen 90’lı yıllar da Kürt halkı için büyük bir baskı ve katliam sürecini ifade ediyordu. O süreçte Vedat Aydın’ın katledilmesi çok önemli bir semboldü ve “faili meçhul” denen cinayetler silsilesinin açılış fişeğinin atılması anlamına gelmişti. Bugün Tahir Elçi’nin katledilmesi de işte bu tür olasılıkları akla getiriyor.

Tahir Elçi Katledildi

Provokasyonu İşçi-Emekçiler Bozabilir!

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Elçi ve bir grup insan hakları savunucusu, 500 yıllık bir tarihe sahip Dört Ayaklı Minarenin silahlı çatışmada zarar görmesini kınamak için basın açıklaması yapıyordu. Diyarbakır’ın birçok ilçesinde olduğu gibi, tarihi merkezi olan Sur ilçesinde de sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bu minare önünde bir basın açıklaması yapan Elçi, savaş ve çatışma değil barış istediklerini ifade etti. Elçi, artık operasyonların durmasını, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını ve barış gelmesini dile getirdi. Son sözleri barış olan Tahir Elçi, korumak istediği tarihi Dört Ayaklı Minarenin altında vurularak katledildi.

Tahir Elçi Katledildi, Acı Büyük, Protestolar Devam Ediyor

Roboski de dâhil pek çok katliam, yargısız infaz ve “faili meçhul” davalarında avukatlık yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, 28 Kasımda, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yapılan bir basın açıklamasının ardından katledildi. Elçi, Sur’daki sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar sırasında tarihi Dört Ayaklı Minare’nin hasar görmesini kınamak için düzenlenen basın açıklamasındaydı. Açıklamayı gerçekleştiren ve hayatı boyunca barışı, insan haklarını savunan Elçi, son sözlerinde de operasyonların, ölümlerin durmasını istemişti. Tahir Elçi’nin katledilmesi aynı gün pek çok yerde protesto edildi.

“Faili Meçhul” Davaları Yeniden Tozlu Raflarda

Kamuoyunda Cizre JİTEM ya da Temizöz davası olarak bilinen ve dönemin Cizre Jandarma İlçe Komutanı Cemal Temizöz’ün de aralarında bulunduğu 8 sanıklı dava, 5 Kasımda bütün sanıkların beraatıyla sonuçlandı. Bu dava, 2009 yılında, 1993-1995 yılları arasında Cizre’de 21 kişinin katledilmesi ve kaybedilmesiyle ilgili olarak sanıklar hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve bu teşekküle katılarak mensubu olmak, insan öldürmeye azmettirmek ve insan öldürmek” suçlarından açılmıştı. Bir “faili meçhul” cinayetler davasının daha bu şekilde sonuçlanması, demokrasi maskesinin arkasındaki “derin devlet” gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.

Silvan Heyeti: “Ölümün Ardında Kalanları Gördük”

Barış Bloku, 12 gün süren sokağa çıkma yasağının ve saldırının ardından Diyarbakır Silvan’a bir heyet gönderdi. HDP milletvekilleri, demokratik kitle örgütleri ve sendikalardan temsilcilerin bulunduğu heyet, saldırıların yaşandığı Tekel, Konak ve Mescit mahallelerinde incelemelerde bulundu. Yapılan incelemelerin ardından Barış Bloku, İstanbul Fatih’te bulunan Silvanlılar Derneği’nde 20 Kasım günü basın toplantısı yaparak acı ve yıkım tablosunu kamuoyuyla paylaştı.

İstanbul ve Ankara’da Silvan İçin Eylem

Diyarbakır’ın Silvan ilçesindeki abluka ve sokağa çıkma yasağı 12 gün boyunca devam etti. Silvan’da devlet eliyle yürütülen katliamı protesto etmek için İstanbul’da yüzlerce kişi Şirinevler Meydanı’nda bir araya geldi. Meydanda toplanan ve eylem gerçekleştiren yüzlerce emekçi “Diren Silvan İstanbul Seninle” dedi. Eyleme HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan, HDP üyeleri, DİSK yöneticileri, demokratik kitle örgütleri ve UİD-DER destek verdi. Eylemde yerini alan onlarca acılı Kürt anası bu kadar katliamın, haksızlığın yaşanmasına rağmen üç maymunu oynayan ya da yalan haber yapan burjuva medyaya tepki gösterdi.

Ankara’da Barış Çağrısı

Ankara Barış Bloku’nun çağrısıyla 15 Kasımda Sakarya Meydanı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Eyleme HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de katıldı. “Diyarbakır, Suruç, Cizre, Silvan… Barış Herkes İçin”, “Reyhanlı’yı Unutma! Barış Herkes İçin”, “Ankara Katliamını Unutma! Barış Herkes İçin” pankartlarıyla Sakarya Meydanı’nda toplanan kitle “Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Silvan Halkı Yalnız Değildir”, “İnadına Barış, İnadına Özgürlük” sloganlarını haykırdı.

Barış Bloku: Silvan Yalnız Değildir!

Barış Bloku, 13 Kasımda, Taksim TMMOB’da,  “Silvan Yalnız Değildir!” başlığıyla bir basın toplantısı düzenledi. Barış Bloku bileşenlerinin temsilcileri, CHP ve HDP milletvekilleri, aydınlar ve sanatçıların katıldığı basın toplantısının açılışını Barış Bloku Eş Sözcüsü Gençay Gürsoy gerçekleştirdi. Gürsoy, Silvan’da 30-40 bin kişinin yaşadığı üç mahallede devletin tanklarla, toplarla, ağır silahlarla, bombalarla kendi halkına karşı bir savaş yürüttüğünü ifade etti. Basın toplantısını bu savaşı teşhir etmek ve Silvan’la dayanışma için uluslararası kamuoyu oluşturmak üzere gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Ankara Katliamında Hayatını Kaybedenler Anıldı

Ankara’da, “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingine yapılan canlı bombalı saldırının üstünden bir ay geçti. 10 Kasımda, patlamanın olduğu Gar Meydanı’nda, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, çeşitli demokratik kitle örgütlerinin ve sosyalist grupların katılımıyla bir anma düzenlendi.

Ankara Katliamının Ardından AKP’nin Manipülasyonları

AKP savaş politikalarını sürdürmek, Kürt halkının haklı taleplerini boğmak ve emekçileri sindirmek için saldırılarına devam edecektir. Bunu yaparken de etkili propaganda mekanizmasını kullanarak emekçilerin zihinlerini yalan bombardımanı altında tutacak, geniş emekçi kitleleri yanına çekebilmek için onları aldatmayı sürdürecektir. Yapılması gereken, burjuvazinin örgütlü yalanlarının karşısına örgütlülüğümüzü güçlendirerek çıkmak ve işçi sınıfının bağımsız sesini yükseltmektir.

AKP 90’ların Yasaklarıyla Can Almayı Sürdürüyor

AKP aylardır Kürt illerinde kanlı operasyonlar yürütüyor. Başarısızlığa uğradığı bölgelerde baskıyla, şiddetle gözdağı veriyor. 90’lı yıllarda etkin kullanılan devlet terörü yöntemleri, köy boşaltma ve koruculuk dayatmasıyla, sokağa çıkma yasaklarıyla, ev baskınlarıyla, katliamlarla, yeniden hortlatılmış durumda.

Filistin’de Yeni Bir İntifada mı?

İsrail polisinin, askerinin ve aşırı sağcı Yahudi yerleşimcilerin saldırgan tutumu, aralarında hamile kadın ve çocukların da olduğu onlarca insanın ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Sadece Ekim ayı başından bu yana İsrail polisinin sokak ortasında infazları, Yahudi yerleşimcilerin faşist saldırıları, tahrikleri ve Filistinli gençlerin bunlara Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da bıçaklı saldırılarla cevap vermesi sonucu 10 İsrailli ve 54 Filistinli öldü.

Barış Bloku: Çatışma Değil Müzakere, Savaş Değil Barış!

Barış Bloku, 27 Ekimde, Cezayir Toplantı Salonunda, “Çatışma Değil Müzakere, Savaş Değil Barış” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Barış Bloku bileşenlerinin temsilcileri ve HDP milletvekillerinin de içinde yer aldığı çok sayıda kişi katıldı.

Kürt İllerinde Çocuk Katliamları Devam Ediyor

Her gün sokağa çıkma yasaklarıyla karşı karşıya kalan anneler, babalar artık isyan ediyorlar. “Yeter artık, yeter, yeter!” diye haykırıyorlar. Seslerinin Türkiye’nin batısına ulaşmasını istiyorlar. Yüreklerindeki acının artık katlanılmaz hale geldiğini söylüyorlar. Bir anne diyor ki; “dilerim Allah’tan Emine Erdoğan’ın da ciğeri yanar. Belki o zaman bizi biraz olsun anlarlar.” Halklar barış istiyoruz dedikçe, devletlûlar oy hesabı yapıyor, adeta Kürtlerden 7 Haziran seçimleri yenilgisinin öcünü alıyorlar. Bugün ellerinde tüm gücü toplayan egemenler, ne kadar saldırsalar da boşuna çırpınıyorlar. Gün gelecek tüm bu acıların, zalimliklerin hesabı sorulacak.

Marksist Tutumcu Öğrenciler: Dersleri Boykot Ettik

Yaşanan katliamın içyüzüne ve sorumlularına dair okullarda bir dizi eylemler yaptık. Sınıfları tek tek gezerek, konuşmalar yaparak öğrencileri boykota çağırdık. Forumlar, paneller, basın açıklamaları düzenledik. Son olarak 13 Ekim Salı günü İstanbul Üniversitesi’nde katliamla ilgili kitlesel bir eylem gerçekleştirdik.

Acımız, Öfkemizin Anasıdır!

Kolay değil elbet 100’den fazla can yitirmek. Kolay değil filizkıran fırtınasına göğüs germek. Acımız büyük. Karanlığı yırtmaya yazgılı öfkemizi doğuracak kadar büyük. Yüreklerimizden kopup göz pınarlarımıza doluyor acımız. Fakat biliyoruz gün yılgınlık günü değil, gün sadece yas tutma günü değildir. Ter akıtarak kavgayı büyütme günüdür bugün. Biliyoruz ki barışı, eşitliği, kardeşliği işçi sınıfının devrimci mücadelesi getirecek dünyamıza. Bizlere düşen görev, bu mücadeleye sıra neferi olmaktır. Bizler buna adayız.

Ankara’da Barışa Bomba: Döktüğünüz Kan Sizi Kurtarmayacak!

Egemenler bu gibi saldırılarla amaçlarına ulaşamayacaklar. Onlar için şu aşamada en büyük sorunu oluşturan Kürt halkının haklı mücadelesini boğamayacakları gibi, onunla dayanışma gösteren sosyalistlerin, devrimcilerin, ilericilerin kavgasını da boğamayacaklar. Bu vahşi saldırıda hayatını kaybeden tüm kardeşlerimizin ve dostlarımızın acısını yüreğimizin derininde duyuyor, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyoruz. Bu sermaye düzeninin eli kanlı egemenlerine de, yılmak bir yana öfkemizin ve mücadele azmimizin daha da bilendiğini haykırıyoruz. Özellikle Erdoğan’ın başrolünde oynadığı ve ülkeyi bir kan gölüne çeviren bu oyunu bozacağız.

“Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” Mitingine Bomba

İşçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini savunan, kapitalist sömürüye ve haksız savaşlara dur demek için mücadele yürüten sosyalist işçiler olarak yüreğimiz kan ağlıyor. Egemenlere olan öfkemiz giderek daha da büyüyor. UİD-DER olarak yaşamını kaybeden tüm insanlarımızın ailelerine başsağlığı diliyor ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Kürt sorununda çözüm arayışlarını berhava edip buzdolabına kaldıran, ülkeyi kriz ve kaosa sürükleyerek hızla Ortadoğu’daki cehennemin göbeğine iten Sultan bozuntularına dur denilmelidir. İşçilerin birliği, halkların eşitliği ve kardeşliği temelinde bir araya gelinmesi ve egemenlerin oyunlarının bozulması gereklidir. Bu her zamankinden daha acildir!

Savaşlarda Neden Hep Yoksullar Ölüyor?

Tırmandırılan kirli savaş yüzünden her gün ölüm haberleri geliyor. Siviller, askerler, gerillalar; genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek… Hayatlarının baharında askere alınmış erler, sevdiklerine kavuşmak için gün sayarken ölüm kapılarını çalıyor. Özgürlük mücadelesi veren Kürt gençleri, katliama dönüşen operasyonlarda hayata gözlerini yumuyorlar. Tek günahı Kürt olmak olan bebekler, “Türkün gücünü anlayamadan” ölüyor. Keskin nişancılar, en tepeden aldıkları vur emriyle, 90’ların “en iyi Kürt ölü Kürttür” söylemine yeniden can veriyorlar.

Sayfalar

Ulusal Sorun beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.