Navigation

TTB Yöneticilerine ve Barış Akademisyenlerine Cezalar Protesto Ediliyor

Siyasi iktidar, savaşa karşı barış talebini yükselten aydınları cezalandırmaya devam ediyor. “Barış olsun, çocuklar ölmesin” dediği için birkaç aylık bebeğiyle yeniden cezaevine gönderilen Ayşe öğretmenin ardından TTB yöneticisi hekimlere ve barış akademisyenlerine de yeni cezalar yağdırıldı.

TTB Merkez Konseyi üyelerine “barış” cezası

Afrin savaşı sırasında “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” diyerek bir basın açıklaması yapan Türk Tabipler Birliği (TTB) yöneticilerine yönelik davanın karar duruşması 3 Mayısta Ankara’da görüldü. Duruşmada TTB Merkez Konseyinin 10 üyesi (Mehmet Raşit Tükel, Mustafa Taner Gören, Funda Barlık Obuz, Mehmet Sezai Berber, Bülent Nazım Yılmaz, Ayfer Horasan, Dursun Yaşar Ulutaş, Sinan Adıyaman, Selma Güngör, Şeyhmus Gökalp) 1 yıl 8 ay, bir üyesi de (Hande Arpat) 3 yıl 4 ay ceza aldı. “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargılanan tabiplerin cezaları ertelenmedi. Tabipler bu hukuksuz karara karşı itiraz haklarını kullanacaklarını ifade ederken, emekten yana siyasi partiler, çeşitli demokratik kitle örgütleri ve sendikalar da destek ve mücadele açıklamalarında bulunuyorlar.

Bu amaçla 7 Mayısta İstanbul Tabip Odasında geniş katılımlı bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Pek çok kurum temsilcisinin, akademisyenlerin, sendikacıların ve siyasetçilerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda basın metnini İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip okudu.

TTB yöneticilerinin geçmişten bu yana pek çok davada yargılandıklarını belirten Saip, “12 Eylül askeri mahkemeleri dahil hiçbirinde hakkımızda bir ceza kararı verilmemişti. Verilen karar arkadaşlarımızın suçlu olduğunu değil, Türk yargısının bugün geldiği yeri göstermektedir” dedi. Hiçbir mahkeme kararının savaşın ölümlere, yaralanmalara, hastalıklara ve sakat kalmalara yol açtığı gerçeğini değiştiremeyeceğini dile getiren Saip, sözlerine şöyle devam etti:

“Hiçbir mahkeme kararı savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu gerçeğini değiştiremez. Ve hiçbir mahkeme kararı 'Savaş bir halk sağlığı sorunudur!' dedikleri için cezalandırılmaya teşebbüs edilen arkadaşlarımızın suçsuzluğu, meşruluğu, haklılığı gerçeğini değiştiremez! Hiçbir mahkeme kararı hekimleri ve hekim örgütlerini savaşa karşı barışı savunmaktan vazgeçiremez. İfade ediyoruz ki; barışı savunmak suç değildir, barışı savunduğu için hapis cezasına çarptırılan TTB 2016-2018 dönemi Merkez Konseyinin 11 üyesinin her biri ve hepsi, her birimizin ve hepimizin onurudur!”

Saip’in ardından TTB 2. Başkanı Dr. Ali Çerkezoğlu ve TTB eski Başkanı Gençay Gürsoy da kısa birer konuşma yaptı. Çerkezoğlu “iktidardan bir beklentimiz yok, beklentimiz demokrasi mücadelesini yürütenlerle sesimizi buluşturmaktır” derken,  Gürsoy da bu davanın Barış Akademisyenleri davasıyla organik bir nitelik taşıdığına dikkat çekerek, ortada hukuk diye bir şey bırakılmadığını dile getirdi.

Davada ceza alan TTB eski Başkanı Raşit Tükel ise “Aslında iki bildirimiz yargılandı ama 'Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur' bildirimiz öne çıktı. Diğer bildirimizin sonu 'barış içinde yaşamak mümkün' diye bitiyordu. … Barış talebi kadar hekimlikle uyumlu başka bir talep yok. Bu görev bizim her zaman için sıkı sıkıya bağlı olduğumuz görevdir” dedi.

Basın açıklaması, KESK, Limter-İş ve Eğitim-Sen adına yapılan destek açıklamalarıyla ve dayanışma çağrısıyla son buldu.

TTB yöneticilerine DİSK, KESK ve TMMOB da sahip çıktı. Üç kurum, yaptıkları ortak açıklamayla cezaları kınayarak, tabiplerin yanlarında olduklarını deklare ettiler.

Açıklamada şunlar vurgulandı:

“Bu ceza sadece Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyesi 11 arkadaşımıza değil, Türkiye’de barıştan, kardeşlikten yana tüm toplumsal kesimlere verilmiştir. Bizler bugün sadece arkadaşlarımızın haksız yere cezalandırılmasının üzüntüsünü değil, barış talebinin mahkemeler tarafından bir suç olarak görülmesinin utancını da yaşıyoruz. Bu utancı yaratan, savaşı ve şiddeti kendisine politika malzemesi yapan siyasi iktidar ve o siyasi iktidarın güdümünde hareket eden yargı kurumlarıdır.”

“Türk Tabipleri Birliği’nin hekimlik mesleğini merkezine alarak yaptığı tüm açıklama ve uyarılar toplumun çıkarını ve halkın sağlığını korumayı amaçlamaktadır. Çatışmalarda hayatını ve sağlığını kaybedenlerin acıları başta olmak üzere, savaşların ne denli yıkıcı insani ve toplumsal sonuçları olduğunu bu coğrafyada yaşayan hepimiz çok yakından biliyoruz. Bu nedenle bizler emek ve meslek örgütleri olarak savaşa karşı barışı, düşmanlık politikalarına karşı kardeşliği savunuyoruz.”

Bütün bunlar bilinmesine ve yargılama sürecinde defalarca dile getirilmesine rağmen siyasi iktidarın bu davayı en başından itibaren yönlendirip barış yanlısı kesimleri susturmanın bir aracı olarak kullandığının belirtildiği açıklamada, iktidarın söz konusu davayı meslek örgütlerini kendi istekleri doğrultusunda şekillendirmek için bir fırsat olarak gördüğü de dile getirildi.

Üç meslek örgütünün açıklaması şu sözlerle sona erdirildi:

“Siyasi iktidarın hedef gösteren açıklamaları sonrasında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmasıyla başlayan soruşturma ve dava süreci, ülkemiz demokrasisi ve hukuku açısından bir utanç vesikası olarak tarihe geçmiştir. Ülkemizdeki mahkemelerin hukukun izinde değil, siyasi iktidarın güdümünde olduğunu bir kez daha açık biçimde göstermiştir.”

“Bizler DİSK, KESK ve TMMOB olarak bugüne kadar yanında olmaktan gurur ve onur duyduğumuz Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri ile dayanışmamızı bugün bir kez daha tüm kamuoyuna ilan ediyoruz. Tüm kamuoyunu Anayasal bir hak olan düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmaya, barışın ve barışı savunanların yanında olmaya davet ediyoruz.”

Barış akademisyenlerine ceza

Savaşa karşı halkların yaşam hakkını savunan TTB yöneticileri cezalandırılırken, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyen Barış İçin Akademisyenler de rejimin gadrine uğramaya devam ediyor. Son olarak, söz konusu barış bildirisine imza attığı için yargılanan akademisyenlerden Prof. Dr. Füsun Üstel’in 15 aylık hapis cezası istinaf mahkemesi tarafından onandı ve Üstel’e cezaevi yolu gösterildi.

7 Mayısta Çağlayan Adliyesi önünde yapılan eylemle bu karar protesto edildi. “Barış isteyen Akademisyenlerin yeri hapis değil üniversitedir” pankartıyla bir araya gelerek Üstel’i uğurlayanlar arasında, İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip, eski TTB Başkanı Mehmet Raşit Tükel, HDP milletvekilleri Garo Paylan ve Ali Kenanoğlu, Onur Hamzaoğlu, barış akademisyenleri ve öğrencileri de vardı.

Kısa bir konuşma yapan Füsun Üstel, “sözün bittiği değil başladığı yerdeyiz, sözümüzü yükselteceğiz” dedi ve ardından basın açıklamasına geçildi. Basın metnini barış imzacılarından Prof. Dr. Zeynep Tül Akbal okudu. Üç yıl önce Kürt illerinde herkesin gözleri önünde yaşam hakkı başta olmak üzere yaşanan hak ihlallerine ve acılara karşı imzalanan barış bildirisinin “bu acı hakikate sadece bir ses olabildiğinin” dile getirildiği açıklamada, “bu kısık sesin bile savaştan beslenen muktedirler için ne kadar rahatsız edici olduğunun” görüldüğü belirtildi. “Dün sadece Kürt illerine has diye düşünülen muktedirlerin rejimi bugün ülkenin batısında, doğusunda öğrendiklerini uyguluyor. Kayyum zihniyeti daha dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini iptal ettirdi” denilirken, sanık, tutuklu ve hükümlülere her gün daha fazla yeni “düşünce suçlusu” eklendiğine dikkat çekildi.

Açıklama şu sözlerle son buldu: “Bugün barış talebinin bedelini ödeyenlerle yan yana olmak, halklarına, kadına, işçiye, çocuğa, ormana, hayvana savaş açmış bu sistemin yıkımına karşı yangına bir damla da olsa su taşımaktır. Bu yangın yeri hepimizi yutmadan, yaşam için, barış için Füsun Hoca’yı hapishaneye uğurluyoruz. Ertelenmemiş ceza alan diğer otuz üç meslektaşımızı düşünüyoruz. Onlar için de endişeliyiz evet, ama gerçeği dile getirmenin farkındalığıyla bir aradayız. Sanık değil, tanığız. Barış sözü suç değil, sorumluluktur, bunu savunmaya devam ediyoruz. Her hafta burada olmaya, önümüzdeki binlerce duruşmada barışın sözünü duymaya, o sesi taşımaya devam edeceğiz. Bu ülkenin barış isteyen güzel insanlarının hapishane günleri kaybımız değil, mirasımızdır.”