Navigation

Ulusal Sorun

“Bizim Atlantisimiz Kamp Armen” Dayanışma Konseri

18 Eylül Cuma akşamı, İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen dayanışma konserine yüzlerce kişi katıldı. Geceye katılan destekçiler bu topraklarda konuşulan pek çok farklı dilde selamlandı. Kamp Armen’de büyümüş insanlar, milletvekilleri ve yazarlar, yaptıkları konuşmalarda, Kamp Armen’in gasp edilmesinin büyük bir haksızlık olduğunu, devletin 100 yıl önce olduğu gibi bugün de ezilen halklara ve inançlara yönelik ayrımcı ve savaş politikalarını devam ettirdiğini, bu topraklarda yaşayan halkların tüm bu saldırılara ortak cevap vermesi gerektiğini vurguladılar.

Kamp Armen’de Yıkıma Karşı Direniş Devam Ediyor

Tuzla’da yoksul Ermeni yetimler için inşa edilmiş olan “Kamp Armen”, Ermeni soykırımının yüzüncü yılında yıkılmak istenmişti. Ancak Ermeni halkı ve onlarla dayanışma içerisinde olan sosyalistler, demokratlar, emekçiler Kamp Armen’de nöbet tutmaya başladılar ve Hırant Dink gibi yetim çocukların emekleriyle inşa edilen kampın yıkılmasına izin vermediler. Kamp Armen’in yıktırılmasına karşı yaklaşık beş aydır direniş devam ediyor ve nöbet tutuluyor.

Kürt Kentlerinde Artan Devlet Terörü

Bizler sınıf mücadelesi yürütenler olarak TC’nin zulmüne uğrayan mazlum Kürt halkının haklı mücadelesini destekliyoruz. TC’nin uyguladığı zalim ve faşizan uygulamaları teşhir ediyoruz. Gerçek ve kalıcı bir barışın yaratılması ancak işçi sınıfının mücadelesinin büyütülmesine bağlıdır. Biz işçi sınıfı olarak, Kürtler demokratik haklarına kavuşmadan ne halkların kardeşliğini ileri bir noktaya taşıyabilir ne de sınıf mücadelesini büyütebiliriz. İşçiler birlik olup ezilen Kürt emekçilerine kardeşlik elini uzattıklarında ve Kürt halkının demokratik haklarının sağlanmasını talep ettiklerinde sorunlar çözülmeye başlayacaktır.

İnsanlık Buzdolabına Kaldırıldı

Alan bebek için timsah gözyaşları döken Erdoğan, Cizre’de olanlardan habersiz mi acaba? 8 gün boyunca sokağa çıkma yasağı uygulanan, elektriğin, suyun kesik olduğu Cizre’de halk yaşam savaşı verdi. Keskin nişancı polisler, kadın-çocuk demeden insanları katletti. Yaralıların ya da hastaların taşınması için ambulansların mahallelere girişine izin verilmedi. İş öyle boyutlara vardı ki, her şeyi göze alarak yaralıları evden çıkarıp hastaneye götürmek için gelen ambulans şoförleri ve sağlık ekipleri de keskin nişancıların hedefi oldu.

Demokrasi ve Barış Konferansı Müzakere ve Barış Talebiyle Toplandı

Demokrasi ve Barış Konferansı Daimi Koordinasyonu’nun çağrısıyla, 12 Eylülde İstanbul Akatlar Kültür Merkezi’nde “Kürt Sorunun Çözümü İçin Müzakere ve Barış İçinde Yaşama Hakkı” başlıklı bir konferans düzenlendi. Demokrasi ve Barış Konferansının ilk iki toplantısı, çözüm sürecinin tartışıldığı, çatışmasızlığın devam ettiği dönemlerde gerçekleştirilmişken, üçüncü konferans savaşın iyice körüklendiği bir ortamda toplandı. Tartışmalara Ortadoğu’daki emperyalist savaş, Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaş, Kürt halkının özyönetim talebi, Cizre ve çeşitli bölgelerde devam eden şiddetli çatışmalar damgasını vurdu.

Kirli Savaşın Parçası Olma!

Kuzenim 1991’de askerde hayatını kaybetti. O tarihlerde ortaokul birinci sınıftaydım. Günün hangi saatiydi hatırlamıyorum, Haziran ayında gün ortasında karanlık bir an gibi kalmış aklımda. Babam gelen telefonu açtı. Karşısındaki halam ya da onun oğluydu. Önce babamın feryadı kapladı ortalığı, başını sertçe duvara vurdu çaresizce… Evde feryatlar yükseldi. 18 yaşında askere gitmişti ve 20 yaşında geri dönecekti. 2 gün kalmıştı tezkeresini almaya. Sağ salim tek parça gelmesini beklerken cansız bir beden olarak, çivilenmiş bir tabutun içinde geldi.

Medyanın Savaş Çığırtkanlığı

Attıkları manşetler ve yaptıkları haberlerle savaşı körüklemeye ve milliyetçiliği tırmandırmaya çalıştılar. Çatışmalarda ölen Kürtlere “leş” diye hitap edilerek Kürt halkı tahrik edilip iyice savaşın içine çekilmeye çalışıldı. Örneğin bu havuz medyasının en aşağılık gazetelerinden Yeni Akit, TSK’nın Kürt halkının Tendürek dağı üzerinde bulunan mezarlığını bombalamak istemesi üzerine orada canlı kalkan olan sivilleri “PKK’lılar leş nöbetinde” diyerek haber yaptı. Diğer taraftan öldürülen gencecik siviller bu gazeteler tarafından “zaten terörü destekliyordu” gibi mesnetsiz ve yalan haberlerle damgalanmaya çalışıldı. Yalan haberlerle, bu savaşın kirli yüzü örtülmeye çalışılıyor.

Bir Dersim Sürgünü: Yeni OHAL’ler Yaşanırken!

Seçim bürolarının bombalanması, HDP stantlarına saldırılması, HDP’lilere karşı linç girişimi, askerlerin PKK üzerine gönderilmesi ve en son olarak da Diyarbakır’da HDP mitingine bombalı saldırı yapılması Erdoğan’ın başkanlığı için neler yapabileceğinin göstergesiydi. HDP bütün bunlara rağmen BARIŞ diye haykırdı her yerde ve 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy alarak 80 vekil gönderdi Meclise. AKP ise tek parti iktidarını kaybetmiş oldu. Tek adam olmak isteyen Erdoğan, bu süre zarfında boş durmayıp yaptığı açıklamalarıyla Kürt halkına adeta ateş püskürüyordu.

AKP’nin İç Savaş Kışkırtması

Bugünkü ağır süreç sosyalistler için de büyük bir sınavdır. Havanın kurşun gibi ağır olduğu günlerde, tereddütsüz biçimde ezilen Kürt halkının yanında durmayı bilmek sonsuz ölçüde önem taşıyor. Şoven saldırılara karşı Kürt halkını yalnız bırakmamak, onunla devrimci dayanışma içinde olmak ve faşist saldırıları omuz omuza püskürtmek sosyalistlerin boynuna borçtur. Aslında bu görev sosyalistler bir yana kendine demokratım diyen ve tutarlı olmak gibi bir derdi olan herkesin görevidir.

Bir Yalanın Anatomisi: “Türkiye’nin IŞİD’e Desteği Yok”

Türkiye ile IŞİD arasında inkâr edilemez ve kanlı-kirli bir ilişki, bir ittifak mevcuttur. Bu durum, Erdoğan-AKP iktidarının izlediği emperyalist siyasetin sonucu ve parçasıdır. Türkiye, başından beri Ortadoğu’da ve özellikle de Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın tarafı konumundaydı. Devlete bağlı resmi ve gayri resmi güçler, Suriye’de savaşmaktadırlar.

Sermayenin Çıkarları İçin Dökecek Kanımız Yok!

Bu haksız savaşın sorumlusu sermaye devleti ve AKP’dir. Bir kez daha halkların barışa dair özlemleri ve umutları boşa çıkartılmıştır. Bu savaş Kürt halkının da Türk halkının da çıkarına hizmet etmiyor. Bu bizim değil onların savaşıdır ama bedelini biz ödüyoruz. Bu haksız savaşı durdurabilecek tek güç işçi sınıfıdır. Bu savaşı durdurmanın yolu Türk-Kürt, Alevi-Sünni tüm işçi ve emekçilerin bir araya gelip sesini yükseltmesinden geçiyor.

90’larda Çocuk Olmak

Son haftalarda yaşananlar yeniden o acı, karanlık günlerin geri getirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Ama bizler artık anaların gözyaşları dökmesini, evlatlarını egemenlerin saltanatları sürsün diye feda etmesini istemiyoruz. Devletin Kürt halkına yaşattığı bunca zulmün son bulmasını, Türk ve Kürt çocuklarının ölmemesini, çocukların artık barışın olduğu bir dünyada büyümesini istiyoruz. Türk ve Kürt halkının kardeşliğini istiyoruz. Bizler Kürt, Türk ayrımı yapmadan işçiler olarak birleşirsek, barış için sesimizi yükseltirsek bu kirli savaşa son verebiliriz!

Savaş Değil Barış İstiyoruz!

Bugün barışa ihtiyacı olan ezilen halklar ve işçiler olarak patronların ve onların siyasi temsilcilerinin oyununu bozmak için sınıf kimliğimizle örgütlenmeli, sınıfsal çıkarlarımız için örgütlü biçimde mücadele etmeli, gerçek barışın tesisi için üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz.

Savaş Karşıtı Mücadelede İşçi Sınıfı

Haksız ve gerici savaşların yaratacağı yeni dengelerin işçi sınıfını ne zaman ayaklandıracağı önceden kestirilemez. Sosyal, siyasal, ekonomik sorunların etki gücü savaş dönemlerinde kat be kat artmaktadır. Ölümlerin ve çekilen sefaletin bedelinin bu durumun sorumlusu olan iktidara kesilmesi muhtemeldir. Savaşı sorgulayan ve emirlere karşı duran askeri-sivil eylemlerin artması da öyle. Bu durumda, yükselen öfke ve tepki hareketini yönetecek ve yönlendirecek sosyalist işçi örgütlerinin varlığı hayati önem taşıyacaktır. Dolayısıyla işçi sınıfının devrimci mevzilerini güçlendirmek yakıcı bir görevdir.

Savaşın Bedelini Kadınlar Ödüyor

Suruç katliamının ardından istediği ortamın oluşmasıyla birlikte AKP, “şiddet eylemlerinin önüne geçmek” bahanesiyle IŞİD’e yönelik operasyonlar adı altında Kürt hareketine karşı savaş başlattı. Bir dönem Kürt “kardeşlerinin” oylarını alabilmek ve iktidarını sağlamlaştırmak için “çözüm süreci”ni başlatan Erdoğan ve AKP’nin planları ters tepince “çözüm süreci” bir anda buzdolabına kaldırıldı. Savaş naraları atmaya başlayan Erdoğan ve AKP kısa süre içerisinde Kürt ve Türk emekçilerini yeniden çatışmalı sürecin içerisine sürüklemiş oldu.

“İşçiler, Emekçiler Barış İstiyor!” Forumu Sonuç Bildirgesi

23 Ağustosta, Cezayir toplantı salonunda yapılan “İşçiler, Emekçiler Barış İstiyor!” forumunun sonuç bildirgesini yayınlıyoruz.

Barış Bloku Forumu: İşçiler Barış İstiyor!

Tek başına iktidar olamayan AKP hükümetinin başlattığı kaos, gerilim ve savaş sonucunda adeta 90’lı yıllara geri dönüldü. Her gün cenaze haberleri gelmeye, insanlar ölmeye devam ediyor. Böyle bir dönemde Barış Bloku’nun düzenlediği “İşçiler, Emekçiler Barış İstiyor” forumu pek çok sektörden işçinin katılımıyla gerçekleşti. 23 Ağustosta Galatasaray’daki Cezayir Restaurant toplantı salonunda düzenlenen forumda Ortadoğu’da yürütülen emperyalist savaşın ve Kürt halkına yönelik kirli savaşın en çok işçi ve emekçileri vurduğu ifade edildi, barış talebi dile getirildi.

Savaş Politikaları, Milliyetçilik ve İşçi Sınıfı

Sınıfın gündelik mücadeleleri ne kadar militan olursa olsun hiçbir zaman işçileri sınıf bilincine taşıyacak doğrudan bir yol sunmuyor. İşçi sınıfının o yolu yürümesi sınıf devrimcilerinin kararlı, sabırlı ve istikrarlı çabasına bağlıdır. Gündelik hayatın akışı içerisinde, tıpkı bugünkü gibi, işçi ve emekçilerin ruh halinde negatif yönde değişiklik yaratan dönemeç noktaları her zaman oldu ve olacak. Bu dönemeç noktalarında sınıf devrimcilerine sabırlı davranmak düşüyor.

Erdoğan’ın Savaş Tezgâhı

Savaş ortamında baskın bir seçime giderek zafer kazanmayı planlayan Erdoğan ve AKP çok riskli bir kumar oynuyor. Savaş oyunlarıyla sivil siyaset alanına bir çeşit darbe yapan Erdoğan, fiili bir başkanlığı gayrimeşru bir biçimde yürütüyor. Bir çeşit hükümet darbesiyle inisiyatifi ele alan Erdoğan’ın bu yolda belli bir süre gitmesi mümkün olsa da, yapılan kirli planların başarıya ulaşması zor gözüküyor.

İstanbul ve Ankara’da On Binler Haykırdı: Barışı Biz İnşa Edeceğiz!

Bugün de yine halklar, kan gölünün ortasında bırakılmak isteniyor. AKP hükümeti sinsi tezgâhlarıyla savaşı körüklüyor. Fakat yıllardır süren savaştan emekçilerin bir çıkarı olmadığını bilenler “Barış” diye haykırıyorlar. Ankara ve İstanbul’da bir araya gelen on binler haykırdı: Barışı biz inşa edeceğiz!

Sayfalar

Ulusal Sorun beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.