Navigation

Filistin Sorunu

Ortadoğu’da Savaş Sona mı Eriyor?

Akıldan çıkartılmaması gereken en önemli nokta, Suriye savaşının, bugün yürüyen dünya savaşının bütününü değil, yalnızca bir cephesini temsil ediyor oluşudur. Savaşlar büyük güçler arasında, nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak üzere yürütüldüğüne göre, elbet bir noktada taraflardan biri, o nokta ya da alanda, diğerinin üstünlüğünü kabul eder. Ama sözkonusu olan bir dünya savaşıdır ve mesela Suriye cephesinde bir tarafın ağır basması savaşın tamamen sonuçlandığı anlamına gelmez.

İsrail-ABD Elbirliğiyle Filistin’de Kanlı Katliam

30 Martta başlattıkları ve 15 Mayısa kadar süreceğini açıkladıkları “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü”yle İsrail devletini protesto eden Filistinliler, 14 Mayısta kanlı bir katliama daha uğradılar. Bir buçuk aydır devam eden gösteriler esnasında İsrail polisinin açtığı ateş sonucunda 50’ye yakın Filistinli katledilmiş ve binlercesi yaralanmışken, 70. kuruluş yıldönümü olan 14 Mayısta katil İsrail devleti çok daha büyük bir saldırı gerçekleştirdi.

Filistinlilerin “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü”

Filistinlilerin 30 Martta başlattıkları ve 15 Mayısa kadar süreceğini açıkladıkları “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü” bir ayı aşkın bir süredir devam ediyor. İsrail devleti bu süreçte 50’ye yakın Filistinliyi katletti, 5500’den fazlasını yaraladı. Gazze sınırında yaşanan bu katliam, kuruluşunun 70. yıldönümünde İsrail devletinin doğasını bir kez ortaya seriyor.

Filistin Halkının Bitmeyen Çilesi

Filistinlilerin dünya çapında toplam nüfusu 12 milyon civarında ve bunların neredeyse yarısı mülteci durumunda yaşıyor. Ülke içi ve dışında oluşturulan 61 kampta kalan milyonlarca Filistinli, zor şartlar altında hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Ürdün ve Suriye’deki 61 kampta yaklaşık 4 milyon Filistinli iskân ediliyor, geri kalanlar da dünyanın çeşitli ülkelerinde mülteci statüsünde yaşam mücadelesi veriyor.

Ortadoğu Savaşı, Kudüs ve Filistin Sorunu

ABD’nin aldığı bu yeni karar, Üçüncü Dünya Savaşının hâlihazırdaki merkezi olan Ortadoğu’da kaynayan kazanın altına yüklü miktarda odun atılması anlamına gelen gayet de bilinçli bir karardır. Net konuşmak gerekir, ABD’nin istediği tam da budur: Yangını büyütmek, yıkımı derinleştirip yaygınlaştırmak, sonuçta eğer emellerine ulaşabilirse Ortadoğu’daki hâkimiyetini pekiştirip, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmek.

Gerçekler ve Burjuva Medyanın Gerçekleri

Şimdi geçmişi bir hatırlayalım. 2010 yılında Gazze’ye “yardım” malzemesi götüren Türk bandıralı Mavi Marmara gemisine İsrail devletinin saldırması sonucu 10 kişi hayatını kaybetti. O dönemde de bugünkü gibi esip gürleyen hükümet, söylediğini yapmadı. İsrail’le ne askeri, ne ekonomik ilişkisini kesti. Yetmedi, 2016’da İsrail’le bir anlaşma yapıldı.

Filistin Davası ve Riyakârlık

AKP iktidarının ikiyüzlü siyasetinin çok net ortaya çıktığı konulardan biridir Filistin sorunu. Diğer taraftan ise burjuva medya marifetiyle görünmez kılınan bir ikiyüzlülüktür bu. İslam âleminin hamisi pozları kesen AKP iktidarı bir yandan Filistin’deki Müslüman kardeşleri için “gözyaşı dökerken”, diğer taraftan söz konusu ekonomik çıkarlar olunca İsrail’le iş tutmaktan geri durmuyor.

Bozacının Şahidi Şıracı

Yıllardır İsrail devletinin Filistinli emekçi kardeşlerimize yaptığı zulme karşı çıkıyoruz. Filistinli işçi-emekçi kardeşlerimizin taleplerine destek veriyoruz. Ama Türkiyeli egemenlerin bu ikiyüzlülüğü insanın sabrını zorluyor.

Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi ve Filistin Sorunu

Filistin burjuvazisi, kendi iktidar çıkarları doğrultusunda ne kadar uzlaşmacı bir çizgiye gelirse gelsin, emperyalist-kapitalist güçler Ortadoğu’da kozlarını paylaşıp yeni dengeler kurulmadan Filistin sorunu yüzeysel anlamda bile çözülemez. Filistin meselesi Filistin’le sınırlı bir sorun değildir. Tarih bize Filistin topraklarının Ortadoğu’nun özgünlüğünden dolayı emperyalistlerin kapışma alanı olmaktan çıkmayacağını göstermektedir. Emperyalist dengelerle bir Filistin devleti kurulsa bile dengeler bozulduğunda yeniden sorun olmaya devam edeceğinden, asla kalıcı ve adil bir çözüm sağlanamayacaktır.

Gazze Abluka Altındayken İsrail’le “Normalleşme”

Şurası çok açık ki yıllardır İsrail zulmü altında inleyen Filistin halkının çıkarları gerçekte Türkiyeli egemenlerin umurunda değildir. İsrail’le bölgesel ve ekonomik çıkarlar temelinde anlaşan AKP tam bir riyakârlık örneği sergilemiştir. Gazzeli Filistinliler cehennem ateşi içinde yanarken AKP, İsrail’i neredeyse stratejik müttefiki ilan etmiştir. Mavi Marmara olayından bu yana Filistinliler lehine hiçbir olumlu gelişme olmamasına rağmen bu süreç boyunca Türkiye İsrail arasındaki ekonomik ilişkilerde bir bozulma olmamış, aksine ticaret hacmi artmıştır. Son yapılan anlaşmayla istihbarat, askeri, ticari, turizm ve enerji ilişkilerinin daha üst seviyelere çıkarılacağı sözü verilmiştir.

“Öldürmeyi İyi Bilenler” Emperyalist Çıkarlar Temelinde El Sıkışıyor

Ortadoğu’da çelişkilerin alabildiğine keskinleşip emperyalist eksenlerin çok daha kalın çizgilerle çizilmeye başlandığı bugünlerde, Türkiye ile İsrail arasındaki buzlar da erimeye başladı. Tam da Suudi Arabistan öncülüğündeki Sünni savaş cephesinin (“Teröre Karşı İslam İttifakı”) kuruluşunun ilan edildiği günlerde, Erdoğan ve hükümet temsilcilerinden, peşpeşe, İsrail’le ilişkilere yönelik ılımlı açıklamalar gelir oldu.

Filistin’de Yeni Bir İntifada mı?

İsrail polisinin, askerinin ve aşırı sağcı Yahudi yerleşimcilerin saldırgan tutumu, aralarında hamile kadın ve çocukların da olduğu onlarca insanın ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Sadece Ekim ayı başından bu yana İsrail polisinin sokak ortasında infazları, Yahudi yerleşimcilerin faşist saldırıları, tahrikleri ve Filistinli gençlerin bunlara Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da bıçaklı saldırılarla cevap vermesi sonucu 10 İsrailli ve 54 Filistinli öldü.

Filistin Yine İntifadanın Eşiğinde

Filistin halkına yaşam hakkı tanımayan Siyonist İsrail devletinin varlığı koşullarında bu sorunun adil ve kalıcı çözümünün olanaksız olduğunu itiraf edenler de var. Fakat bunların geldikleri yer nihayetinde “çözümsüzlük” noktası oluyor. Oysa söz konusu çözümsüzlük, burjuva çerçeveyle sınırlanmış dar ufkun ürünüdür. Filistin sorunu gibi alabildiğine karmaşık bir sorunda, adil, kalıcı, yaşayabilir ve demokratik çözüme ancak bu dar çerçevenin aşılmasıyla ulaşılabilir.

İsrail-Filistin Arasında “Kalıcı Ateşkes” mi?

Mısır’ın arabuluculuğunda Kahire’de devam eden görüşmeler, 26 Ağustosta İsrail ile Filistin arasında “kalıcı ateşkes” için anlaşmaya varıldığına dair açıklamayla sonuçlandı. İsrail’in 8 Temmuzda başlattığı savaşın Gazze için faturası ağır oldu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, önemli bir kısmı kadın ve çocuklardan oluşan çoğu sivil 2 bin 143 Filistinli yaşamını yitirdi, 11 bine yakını yaralandı, 100 bin kişi evsiz kaldı. Savaş boyunca Gazze’de evlerini terk etmek zorunda kalarak BM’nin kontrolündeki okullara sığınan yüz binlerce insan ateşkesin ardından evlerine dönmeye başladı. Ancak 100 bin insanın evlerinin yerinde şimdi enkaz yığını var.

Gazze İsrail Bombardımanı Altında

Filistin halkının tek gerçek dostu, dünyanın tüm ülkelerindeki işçi ve emekçilerdir. İsrail devletine geri adım attıracak olan da ancak bu gücün ortaya koyacağı güçlü enternasyonalist tepki olabilir. Tüm sendikalara, işçi örgütlerine, sosyalist örgütlere düşen görev, bu birleşik tepkiyi uluslararası ölçekte örgütlemek ve işçilerin, emekçilerin Filistin halkının yanında olduğunu katil İsrail devletine ve onun hamiliğine soyunan emperyalist güçlere göstermektir.

Sayfalar

Filistin Sorunu beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.