Navigation

Ulusal Sorun

Siyasal Kriz, Savaş ve Otoriterleşme

Erdoğan kişisel olarak iktidar tutkusunun batağına gırtlağına kadar batmış durumdadır. Erdoğan ve AKP meseleye, kısa vadeli hedeflerine ulaşana kadar bu yoldan gidip, sonra nasılsa yine “çözüm” yoluna gireriz diye yaklaşıyor olabilirler. Fakat bu yeni savaşçı yöneliş eskiden olduğu gibi bir süre devam ettirilip sonrasında yine görüşme/müzakere döngüsüne sokulabilecek bir yöneliş olamayabilir. Bölgede önemli değişiklikler olmuştur ve bu nedenle Erdoğan ve şürekası geri dönmeyi hesap etse bile o zamana kadar işler çığırından çıkmış olabilir ve evdeki hesap çarşıda patlamış olabilir. Özetle bu çok tehlikeli bir oyundur. Bu oyunda Kürtlerin ve HDP’nin şeytanlaştırılarak, sürek avı nesnesi haline getirilmesine karşı kararlı biçimde direnmek enternasyonalist sınıf devrimcilerinin boynunun borcudur.

Cumartesi Annelerinden Savaşa Hayır Çığlığı

Cumartesi Annelerinin, kayıp yakınlarının ve İHD’nin (İnsan Hakları Derneği) her hafta Cumartesi günü düzenlediği “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” oturma eylemleri devam ediyor. Bu hafta İstanbul, Diyarbakır, Batman ve Yüksekova’da gerçekleştirilen eylemlerde bir araya gelen anneler ve kayıp yakınları savaş istemediklerini dile getirerek, kayıpların bulunması talebini yinelediler.

AKP Savaş İstiyor, Geçit Vermeyelim!

24 Temmuzdan itibaren yapılan PKK’ye dönük hava saldırıları, AKP’nin “barış sürecini”, çatışmasızlık adı altında yürüyen fiili ateşkesi sona erdirdiği anlamına geliyor. Sıcak savaş sadece sınır ötesindeki PKK unsurlarıyla sınırlı değildir, yurt içindeki toplumsal muhalefet de ezilerek etkisizleştirilmek istenmektedir. Yurt içinde yürürlüğe konulan siyasal-polis operasyonları son derece kirli bir savaşın yürüdüğü anlamına geliyor.

Tel Abyad, Kürt Sorunu ve AKP’nin Savaş Hazırlığı

Kürt sorununun çözülmemesi ve AKP’nin emperyalist hevesleri Türkiye’yi her geçen gün daha fazla Ortadoğu’daki savaş cehennemine çekmektedir. Suriye’ye olası bir müdahale doğrudan Rojava’daki Kürt halkını hedef alacak ve hiç kuşku yok ki böyle bir durum Türkiye sınırları içindeki Kürt halkını da ayağa kaldıracaktır. AKP’nin iktidar hevesi ve emperyalist emelleri, Türkiye’yi yalnızca Ortadoğu’daki savaş bataklığına çekme değil, aynı zamanda Kürt ve Türk halkını karşı karşıya getirme tehlikesi de içermektedir. Bu gerçeği görmesi gereken tüm işçi-emekçi kitleler, AKP’nin savaş çığırtkanlığına karşı çıkarken, Kürt sorununun çözülmesi ve tüm Ortadoğu halklarının kardeşleşmesi için de mücadele vermek zorundadırlar.

Milliyetçilik Sadece Gözbağı Değil Ayakbağı da

Kürtler Türkiye işçi sınıfının önemli bir kesimini oluşturuyor. Bu durum Kürt sorununun çözümünü çok daha yakıcı bir hale getiriyor. İşçi sınıfı bu oyunu bozacak bir örgütlülüğe ve bilince sahip olsaydı, Bursa’da metal işçilerinin mücadelesi daha farklı seyredebilir ve çok daha ileri bir noktaya sıçrayabilirdi. Elbette bu konuda sınıf devrimcilerine önemli görevler düşüyor. Burjuvazinin milliyetçi propagandasına karşı enternasyonalizm bayrağını yükseltmek sınıf devrimcilerinin asli görevlerindendir. Bu da sadece Kürtlerin ulusal-demokratik taleplerinin desteklenmesiyle sınırlı olamaz. Türkiye işçi sınıfının tüm kesimlerine asıl düşmanın sermaye olduğu, Türk egemenlerin “bölüneceğiz” mavalıyla işçi sınıfının ensesinde boza pişirdiği anlatılabilmeli. Kürtlere karşı önyargılar, şovenist duygular, ancak proleter temelde devrimci çalışmayla kırılabilir.

HDP’ye Saldırıların Sorumlusu AKP’dir!

HDP’ye yönelik saldırılar son haftalarda tırmanarak artarken, 18 Mayısta Adana ve Mersin il binalarına yapılan bombalı saldırılar, provokasyon planlarında bir üst evreye geçildiğinin işaretini veriyor. Bu saldırılarda Adana’da 7 HDP’li yaralanırken, can kaybının yaşanmamış olması tümüyle tesadüftü.

Kamp Armen’e “Yüzüncü Yıl” Balyozu

Bugünlerde Kamp Armen’deki açık hak ihlaline son verilmesi için çeşitli eylemler örgütleniyor. Yıkım için gelen taşeron işçileri kampın hikâyesini dinleyince “biz bu yıkıma ortak olmayız” diyerek işi bırakıp geri çekildiler.

Kıbrıs’ta Akıncı’nın Galibiyeti ve Erdoğan’ın Hezeyanı

Kıbrıs meselesi adanın kuzey ve güneyi bir yana Türkiye ve Yunanistan’la da sınırlı olmayan uluslararası bir meseledir ve tüm yakıcılığıyla süren kriz ve savaş konjonktürü bu meselenin daha çok su kaldıracağını göstermektedir. Adalı emekçiler kendi kaderlerini ele almak üzere harekete geçip burjuva planları ve oyunları bozmadıkça, ne yazık ki emperyalist-kapitalist güçlerin çıkarları belirleyici olmaya devam edecektir.

Ermeni Soykırımı 100. Yılında

Bugün Ermeni kırımıyla yüzleşme meselesine nasıl yaklaşmalıyız? Burada ıskalanmaması gereken önemli nokta Osmanlı egemenleri ve onların devamı olan Müslüman-Türk TC burjuvazisi ile emekçi halkı ayrıştırmayı bilmektir. Zira katil ve gaspçı Müslüman-Türk burjuvazi ve devleti kendi suçuna tüm toplum ortakmış gibi göstererek, meseleyi Türkler ve Ermeniler şeklinde kutuplaştırmıştır. Halkların kardeşleşmesini sağlayacak olan her şeyden önce Ermeni halkının acısını paylaşmaktan ve samimi kardeşlik elini uzatmaktan geçer. Bunu sömürücü sınıflar ve onların devletleri yapamaz.

Roboski Katliamından Katır İtlafına

Tarih 23 Mart 2015. Hedefte bu defa katırlar var. 23 Martta “kaçakçılıkta kullanıldığı” gerekçesiyle 8 katırın itlaf edildiği, 5 katırın yaralı kurtulduğu, 72 katır için de itlaf kararı alındığı belirtildi. Ayrıca 17 katırın kurşunlardan kaçarken uçurumdan düşerek öldüğü belirtildi.

Kürt Sorununda Hükümetin “Katır” İnadı

Ortadoğu’nun bölgesel güçlerin ve emperyalist güçlerin nüfuz alanları savaşlarına sahne olduğu, AKP’nin iç ve dış siyasette tökezlediği, Kürt sorunun uluslararası bir boyut kazandığı, Kürt hareketinin giderek güç kazandığı, buna karşın Erdoğan’ın “Yeni Türkiye” için başkanlık istediği koşullarda yapılan seçimlerin olağan bir şekilde geçmeyeceği gayet net. Dışarıda giderek yalnızlaşan Erdoğan ve AKP’si, en azından içeride Kürt sorununu kendi istediği gibi “çözmeyi” düşünmüştü. Oysaki bugünkü gelişmeler, AKP’nin Kürtleri oyalama politikasından bile daha geri bir noktaya, Kürtleri barışı bozan taraf olmaları için provoke etme noktasına düştüğünü gösteriyor.

Erdoğan-Ordu Uzlaşması ve Tehlikeli Provokasyon Süreci

Bugüne değin AKP’ye dokuz seçim kazandıran dinamikler tersine işlemeye başlamıştır. Erdoğan bu çöküş sürecine son vermek üzere riskli bir politik manevraya girişiyor. Ordu ile kurmaya çalıştığı ittifak üzerinden Kürtlerle savaşı canlandırarak, şovenizmi körükleyerek ve belki de 7 Haziran seçimlerinin olağan koşullarda yapılmasını engelleyerek koltuğunu korumanın hesabını yapıyor. Yaptığı açıklamalarla Kürtleri kışkırtmaya çalışmasının, ateşkes sürecini askeri operasyonlarla imha etmeye girişmesinin sebebi budur.

AKP’de Öncü Sarsıntılar

Erdoğan, anlaşıldığı kadarıyla, HDP’yi baraj dışı bırakmanın tek yolunun, onu mevcut süreci bitirerek “masadan kalkmaya” zorlamak olduğunu düşünmektedir. Böylelikle HDP masayı deviren taraf olmakla, barışı istememekle suçlanabilecek, gerginlik daha da arttırılabilecek, büyük kentlerde birkaç önemli provokasyon tezgâhlanarak gerek metropollerdeki Kürt kitleler gerekse de son dönemde gönülsüzce de olsa HDP’ye yönelen kesimler ondan uzaklaştırılabilecektir.

Kürt Sorununda Erdoğan’ın Açıklamaları ve Seçimler

Erdoğan’ın ve AKP’nin provokatif çıkışları ve halkları karşı karşıya getirme emelleri işçi sınıfı katmanları arasında net bir şekilde teşhir edilmelidir. AKP ve Erdoğan belli ki kitleleri aptal yerine koymaktadır. Bir taraftan çözümden ama öte taraftan, işine gelmeyince Kürt sorunu olmadığından dem vurarak milliyetçiliğe oynamaktadır. Şu hususu net bir şekilde vurgulamak lazım: HDP’nin barajı aşması hem AKP’nin işçi-emekçi sınıflara dönük ekonomik ve siyasal saldırılarına, Erdoğan’ın despot olma arzusuna bir yanıt olacak hem de Türk ve Kürt halklarının arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirecektir.

Milyonlar Newroz’u Coşkuyla Kutladı

HDP’nin 17-22 Mart arasında çeşitli kent ve ilçelerde örgütlediği Newroz kutlamalarının en görkemlileri 21 Martta Diyarbakır’da ve 22 Martta İstanbul’da yapılan mitingler oldu. Kürt halkının direniş şarkılarının yanı sıra dünya  devrim şarkılarının da eşlik ettiği bu kutlamalarda, Kürt halkı barış ve özgürlük talebini vurgulu bir şekilde dile getirdi.

Üniversitelerde Newroz Kutlamaları

Marksist Tutumcu öğrenciler olarak bizler de bulunduğumuz üniversitelerde Newroz kutlamalarında yerimizi aldık. Bizler her zaman baskı ve zorbalığa karşı direnen Kürt halkının yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Emperyalist savaşların kızıştığı bir dönemde bizlere düşen görev “İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği”  şiarını daha güçlü bir şekilde yükseltmek ve egemenlere karşı omuz omuza mücadele etmektir.

Newroz Piroz Be!

Ortadoğu’nun ezilen halklarının zalim egemenlere karşı verdiği mücadelenin sembolü olan Newroz, halklar tarafından coşkuyla kutlanıyor. Kürt halkının Newroz ateşine bu denli coşkuyla sarılmasının birçok nedeni var: Ulusal ezilme, emperyalist savaş, sürgün, açlık ve yoksulluk… Emperyalist güçler Ortadoğu’yu ekonomik, siyasi ve askeri çıkarları için yıllardır paramparça etmiştir.

Ermeni Soykırımını “Çanakkale Şehitleri”yle Gölgeleme Çabası

Yüz binlerce Ermeniyi kırımdan geçiren, Rumları, Süryanileri ve diğer gayrimüslim halkları bu topraklardan atan, onların malına mülküne el koyarak semirip egemenliklerini pekiştirenlerle, yine onlar tarafından ezilen, sömürülen işçi-emekçi kitlelerin hiçbir çıkar ortaklığı yoktur. İşçi sınıfı Ermenisiyle, Rumuyla, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla aynı sınıfın parçasıdır ve kardeştir. Türkiye işçi sınıfına düşen, Ermeni halkına karşı büyük bir insanlık suçu işlemiş olan egemenleri mahkûm etmek ve Ermeni emekçilere kardeşlik elini uzatarak onların tarihsel acılarını paylaşmaktır.

“Ufku” İnkâr Olanlar Barışı Getiremez

Davutoğlu’nun ve hizmetinde olduğu egemenlerin tek bir ufku vardır: kendi sınıflarının çıkarı! Sermayenin efendileri “dostluk ve barış”, “özgürlük ve demokrasi” diyerek halklara zulmederler, üzerlerine bombalar yağdırırlar. Kendi çıkarları uğruna halkları katletmekten ve emekçileri birbirine kırdırmaktan imtina etmezler. Egemenlerden gerçek bir kardeşliği sağlayacak adımlar atmaları beklenemez. Dünyaya dostluk ve barışı getirecek olan da,  bugüne kadar yapılan katliamları ortaya çıkarıp hesap soracak olan da devrimci işçi sınıfıdır.

HDP ve Hükümet Temsilcilerinden Ortak Açıklama

Basın açıklamasına çözüm süreci açısından bakacak olursak, hükümetin çözüm süreci bağlamında anlamlı adımlar atmaya pek gönüllü olmadığı bu toplantı vesilesiyle bile alenen kendisini göstermiştir. Bu tür basın önü buluşmaların alışıldık görüntüsü olan neşeli yüzlerden eser yoktu. Taraflar ne ortak bir metni deklare etmiş ya da imzalamışlar, ne de biz şu konuda anlaştık demişlerdir. Tuhaf biçimde iki taraf birbirlerine pek temas etmeyen, atıf yapmayan kendi beyanatlarını yapmıştır. Toplantının bir tarafı olan HDP heyeti “çözüm sürecine” ilişkin 10 konu başlığını ve Öcalan’ın PKK’ye silah bırakmayı gündem yapan bir olağanüstü kongre çağrısını duyurmuş, hükümet tarafı da çağrıyı olumlu bulduğunu ifade etmiş ve “silah bırakılırsa demokratik gelişmeler daha hızlı olur” demiştir ve başka da bir şey dememiştir.

Sayfalar

Ulusal Sorun beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.