Navigation

Ulusal Sorun

Terörist İlan Edip Dokunmak!

İzlediği savaş politikalarıyla ülkeyi yangın yerine çeviren AKP hükümeti, bu politikaların tetiklediği katliamlardan da faydalanmaya çalışıyor. Yaratılan kaos ve korku ortamını elini güçlendirmek için kullanmaktan çekinmeyen hükümet, şimdiye dek sayısız değişiklik yaparak her seferinde daha da faşizan hale getirdiği baskı yasalarında yeni adımlar atmaya hazırlanıyor.

Nobel Barış Ödüllü Kolluk Kuvvetleri

15 Aralıktan bu yana Sur’da insanlar evlerine giremez, bırakın evlerini, mahallelerine uzaktan dahi olsa yaklaşamaz hale geldiler. Cenazeleri bir yanda kendileri başka bir yanda kaldılar ve kelimenin tam anlamıyla 90’lı yılları aratır bir devlet terörüyle yüzyüze geldiler. Bir yanda Ortadoğu’daki paylaşım kavgasında öne çıkma ve iktidar hırsıyla devrilen müzakere masası, diğer yanda evlerinden barklarından edilen, gözü dönmüşçesine öldürülen yüzlerce insan! Bir de egemenler akıl almaz bir riyakârlıkla “barış” söylemlerini dillerinden düşürmüyorlar. Ama gelin görün ki barış onların dilinde adeta kanlı bir eylemi andırıyor. G

Vahşete Sessiz Kalma!

AKP hükümetinin Kürt illerini ateşe vererek, Rojava’da özyönetim girişimini boğmaya çalışarak ve Suriye’ye cihatçı çeteler üzerinden müdahale ederek doruğa tırmandırdığı savaş, Türkiye’nin batısına da sıçramış bulunuyor. Ankara, 17 Şubatta gerçekleştirilen ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği bombalı saldırının ardından, 13 Martta ikinci kez benzer bir eylemle sarsıldı. Her şeyden önce bu saldırının Saray’ın ve AKP’nin kanlı savaş politikalarının dolaysız sonuçlarından biri olduğunu söylemek gerekiyor. Ülkenin doğusunda yüzlerce insan katledilirken, kentler yakılıp yıkılırken, savaşın batıya doğru yayılmaya başlamaması beklenemezdi ve beklenen şey acı bir şekilde gerçekleşmektedir. Medyayı tekeline alan ve kirli propaganda çarklarını acımasızca işleten AKP, batıdaki emekçi kitlelerin beynini yalanlarıyla felçleştirip Kürt halkına uygulanan zulmü gözlerden saklamayı önemli ölçüde başarsa da, bu zulüm milyonlarca Kürtte artık geri dönüşü zor görünen bir zihinsel kopuşa yol açmıştır.

Sivil Anayasa Diye Diye…

Yeni ve sivil bir anayasa sorunu, artık bir demokratikleşme sorunu olmaktan çıkmış, bir olağanüstü rejimin tesis edilmesi sorunu haline gelmiştir. İşçi sınıfı için yeni cehennemin taşlarının döşenmesi anlamına gelen böylesi bir anayasa sürecine sonuna kadar direnilmelidir. Meclis’te şu ana kadar yürütülen komisyon çalışması Erdoğan’ın kurduğu bir oyun masasından başka bir şey değildir. Bu oyuna katılmak, niyet ne olursa olsun, sadece Erdoğan’ın yürüyüşüne payanda olmakla sonuçlanır. Hitler mutlak iktidara yürüyüşünde, kendi hesapları olan çeşitli burjuva parti ve liderleri oyalamayı ve kendi kurduğu oyunun figüranı yapmayı başarmıştı. Hitler’i kontrol altına alabileceklerini ve kendi hesaplarını yürütebileceklerini düşünen Weimar Cumhuriyeti’nin çeşitli burjuva siyasetçileri, günün sonunda kendilerinin kündeye geldiğini gördüler. Gelinen noktada “başkanlık sistemi de tartışılabilir” gibi argümanların hiçbir hükmü yoktur. Bunlar sadece Erdoğan’ın otoriter değirmenine su taşımaktadır. Bu bakımdan tarihin acı derslerini hatırlatmak enternasyonalist komünistlerin boynunun borcudur.

Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu Kuruldu

Sermaye devletinin Kürt kentlerinde yürüttüğü savaşın boyutları gün geçtikçe genişliyor. Ağır silahlar ve tanklarla ateşe tutulan kentlerden her geçen gün katliam haberleri geliyor. Kentler yakılıp yıkılıyor, yüz binlerce Kürt göçe zorlanıyor. Abluka altındaki bölgede, yaşamı yeniden inşa etmek ve Kürt halkıyla dayanışmayı örüp kuvvetlendirmek için “Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu” kuruldu.

Cizre’de, Sur’da Katledilen Kız Çocuklarına

Anaların özlemleriyle sulanan / Bir dal yasemin olsak / Karanlık gecelerde sokak lambalarından sızan huzmeler / Sarsa bedenlerimizi / Sahipsiz kuytularda pusuya yatan hayınlar / Defolsa yeryüzünden / Zorlu kavgalardan damıtılmış derslerle / Kursak yeni yaşamları / Saçlarımızda yine eskisi gibi / Beyaz kurdeleler / Yaz rüzgârları çizse sınırlarımızı / Rengârenk uçurtmaları salsak gökyüzüne / Yerlerde gümüş gamzeleriyle uzanmış kız çocukları…

Hükümetin Master Planı

Davutoğlu, 5 Şubatta, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde, 10 ana başlıktan oluşan ve “Master Plan” olarak anılan “Terörle Mücadele Eylem Planı”nı açıkladı. Bu planın, Kürt ulusal hareketinin en güçlü olduğu Kürt il ve ilçelerinde yürürlüğe konulan Çöktürme Harekât Planını psikolojik, sosyal, kültürel, idari ve ekonomik önlemlerle destekleyerek başarıya ulaştırmayı hedeflediği anlaşılıyor. Çöktürme harekâtının, kuşatılan kentler, ablukaya alınan mahalleler, sokağa çıkma yasaklarıyla açlığa ve susuzluğa mahkûm edilen yüz binlerce Kürdün göçe zorlanması, bombardımanlarla yakılıp yıkılan ilçelerde insanların katledilmesi, yakılan, parçalanan cenazelerin haftalarca ortada bırakılması anlamına geldiğine aylardır şahit oluyoruz. Egemenler tüm zalimliklerini sergileyerek Kürt halkına diz çöktürmekte kararlı olduğunu gösteriyorlar.

Esmer Yüzlü Çocuklar Ölüyor Hâlâ…

Doğduğum, büyüdüğüm ve yaşamı anlamlandırmaya başladığım toprağın kokusundan ayrı kalalı uzun zaman olmuştu. Çok heyecanlıydım ona yeniden kavuşacağım için. Esmer yüzlü insanların sıcak bakışlarıyla karşılanacağım için de çok mutluydum aynı zamanda. Ne var ki Kürdistan’a ilk ayak bastığımda Serhad’ın soğuk rüzgârları karşıladı beni.

Susmak Ortak Olmaktır!

Bugün iktidarın uyguladığı vahşete destek verenler ya da sessiz kalarak göz yumanlar, yarın sıra kendilerine geldiğinde çaresizlik içinde kıvranacaklardır. Sıra her zaman susanlara gelmiştir, yine gelecektir. Kürtlerin yanı sıra devrimciler ve sosyalistler zaten bu devlet teröründen nasibini almaktadır. Sırada Aleviler, Suriyeli göçmenler, belki Romanlar, belki başkaları vardır. Vaktiyle Hitler Almanya’sında Yahudiler tren vagonlarına doldurulup ölüm fırınlarına götürülürken, Yahudi olmayan komşuları gerçekleri bilmelerine rağmen yaşananlara sessiz kalmışlardı. Ama ölüm onların kapısını da çalmaktan geri durmadı. Bu yüzden hangi millet ve dinden olursa olsun sınıf kimliğiyle kenetlenmek, bu gidişata karşı durabilmenin tek yoludur.

Emperyalist Savaş Yaygınlaşırken, Egemenlerin Kürtlere Saldırıları da Artıyor

Kapitalist sistemin tarihsel krizi ve 3. emperyalist paylaşım savaşı gün geçtikçe derinleşmekte ve yayılmakta. Bugün kapitalist sistemin yarattığı tüm sorunlar da derinleşen sistem krizi ile beraber gelişmekte. Yukarıda belirtilen Kürt sorunu, işçi sınıfına yönelik sömürü ve saldırının artması, faşizm sorunu, bölgesel krizler, nükleer silahlanma, mülteci sorunu gibi daha birçok önemli sorun bugün hayatımızı etkilemekte. İşçi sınıfı örgütlü ve bilinçli olsaydı bugün bunların yaşanıyor olması da mümkün olmazdı. Zira işçi sınıfı devrimci sınıf mücadelesi temelinde örgütlendiğinde değil bölgesel katliamları, şu an içinde olduğumuz 3. Dünya Savaşını da sonlandıracak kudrete sahiptir.

Suriye, Kürt Sorunu ve AKP Çizgisinin İflası

Cenevre-III konferansının toplanması bile başarılamadığı için “ertelenmesi”nin ardından yaşanan gelişmelerle Suriye’de dengeler değişmiş görünüyor. Yaşanan gelişmeler Suriye rejimi-Rusya-İran cephesinin elini güçlendirirken, bu süreçten net bir zararla ve hatta dış politikasında iflasla çıkan TC devleti oldu. Suriye ordusunun Halep’i kuşatma altına alarak, TC’nin desteklediği muhalefete ikmal yolunu tam olarak kapatmasıyla, TC Suriye denkleminin neredeyse tümüyle dışına itilme noktasına geldi. Bu hem TC’nin emperyalist yayılmacı siyasetinin ağır bir darbe alması hem de düşman olarak gördüğü Kürt hareketinin yeni ve önemli mevziler kazanması anlamına geliyor. Bir başka deyişle gelişmeler TC açısından çifte zarar demek oluyor. Durum bu olunca, AKP’li egemenlerin izlediği çizgi şirazesinden çıkarak çılgınlık noktasına gelmiştir.

Barış Bloku: “Ateşle Oynayanın Eli Yanar!”

Barış Bloku, 19 Şubatta, Ortadoğu ve Türkiye’deki savaş atmosferiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda ilk sözü Barış Bloku Eş Sözcüsü Gençay Gürsoy aldı. Türkiye’yi, dümeni kırılmış, fırtınaya yakalanmış, kayalıklara doğru sürüklenen bir gemiye benzettiğini söyleyen Gürsoy, iktidarın “ben gidersem kaos gelir” tehdidiyle bir savaş başlattığını ifade etti. Gürsoy, faşizan bir rejimin inşa sürecinin başlatıldığını belirterek, Türkiye’nin gün geçtikçe faşizmin egemen olduğu 1930’ların Almanya’sına benzediğine vurgu yaptı. Faşizan rejimin inşasında harç olarak insan kanı kullanıldığına dikkat çeken Gürsoy, iktidarın bu niyetle Rojava’da Kürt kanı akıtma peşinde olduğunu söyledi.

Emek Örgütleri Ankara’da “İnsanlık Adına Ses Veriyoruz” Dedi

Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Kürt illerindeki katliamlara dikkat çekmek, barış talebini haykırmak için 9 Şubatta yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. “Katliamlara Son! İnsanlık Adına Ses Veriyoruz! Susmuyoruz!” pankartı arkasında toplanan kitle saat 18.00’de Yüksel Caddesi’nde buluştu. Burada, “Katledilen halklara ses vermek adına, Cizre’ye ses vermek adına buradayız. Biz insan haklarının, demokrasinin ve özgürlüklerin yanındayız. Savaşa hayır, barış hemen şimdi” denildi. Katliamlara karşı ses çıkarmanın zorunlu olduğu dile getirildi. Ardından Sakarya Caddesi’ne yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca “Cizre Halkı Yalnız Değildir”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Susma Haykır Katliama Hayır”, “Yaşasın Halkların Eşitliği”, “Gün Gelecek Devran Dönecek, AKP Halka Hesap Verecek” sloganları atıldı.

Cizre’de Katliam

Cizre'de günlerdir dışarı çıkmalarına izin verilmeyen, yiyecekten, sudan, elektrikten ve tıbbi yardımdan mahrum bırakılan onlarca insan yaşam savaşı verirken, 8 Şubatta büyük bir katliamın gerçekleştirildiği ortaya çıktı. TRT’nin “60 terörist etkisiz hale getirildi” diyerek geçtiği haber daha sonra Davutoğlu tarafından yalanlansa ve sayı 10’a indirilse de, gelen haberler Cizre’de yaşananın tam bir vahşet olduğunu gösteriyor.

Yeşil Sahalarda da Şovenizm Körükleniyor

Kürt illerinde aylardır, abluka, sokağa çıkma yasakları, gözaltılar, tutuklamalar, infazlar ve her türlü muhalefete kolluk kuvvetleriyle saldırı eşliğinde, Kürt halkına karşı azgın bir savaş yürütülüyor. AKP hükümeti, barış diye haykıran herkesi “vatan hainliği” ile yaftalayıp, elindeki medya araçlarıyla linç kampanyaları örgütleyerek hedef gösteriyor. Haber ve tartışma programları, diziler, filmler, köşe yazıları gibi araçlar üzerinden şovenizm tırmandırılarak geniş yığınların bilinci esir alınmaya çalışılıyor. Elbette futbol da egemenlerin elinde bu doğrultuda bir araç olarak kullanılıyor.

"Yaşam Hakkı İçin Beyaz Nöbet" 19. Gününde Devam Ediyor

İstanbul Tabip Odası ve SES İstanbul Şubelerinin ortak çağrısıyla 11 Ocakta İstanbul Çapa Tıp Fakültesi önünde başlatılan Beyaz Nöbet, 19 gün boyunca yapılan eylem ve forumlarla devam ediyor. Kürt illerinde süren savaşa, ölümlere, yaşam hakkı ve sağlık hakkı ihlallerine dikkat çekmek isteyen sağlık emekçileri, 19 gündür kalıcı bir barış için taleplerini dillendiriyorlar.

Polis, “Zulme Karşı Barışın Sesi”ne Tahammül Edemedi!

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kürt illerinde devam eden sokağa çıkma yasakları ve katliamlara karşı her akşam saat 19.00’da ses çıkarma çağrısı yaptı. HDP’den yapılan bu çağrının ardından İstanbul Emek ve Demokrasi Koordinasyonu, 4 Ocakta Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması yapmak istedi.

Barzani’nin Bağımsızlık Çıkışları Neyin İşareti?

Irak Kürdistanı’ndaki iktidar kapışması yaz aylarından bu yana alabildiğine şiddetlenmiş durumda. Ekonomik kriz, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve başkanlık koltuğunu fiilen gasp etmesi nedeniyle giderek artan bir muhalefetle karşı karşıya kalan Barzani, bunların yanı sıra dış gelişmelere de bağlı olarak büyük bir sıkışmışlık içinde. Son dönemlerdeki bağımsızlık çıkışlarının, Kürt bölgesinin batı sınırlarını oluşturan 400 kilometrelik hatta boydan boya hendek kazılmaya başlanmasının ve gerek içe gerekse dışa dönük çeşitli manevralarının arka planında, işte bu sıkışıklığı aşma ve iktidarını muhafaza etme çabaları önemli bir yer tutmaktadır.

Halkların Demokratik Kongresi 6. Genel Kurulu’nu Gerçekleştirdi

Halkların Demokratik Kongresi 6. Olağan Genel Kurulu, 23 Ocakta Ankara’da, İnşaat Mühendisleri Odası toplantı salonunda gerçekleştirildi. Genel kurula HDK eş sözcüleri, HDP eş başkanları, milletvekilleri, DBP yöneticileri, siyasi parti ve kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda konuğun yanı sıra 800 delege katıldı.

Alman Akademisyenlerden 1128 Akademisyene Destek

Yurtiçi ve yurtdışındaki 89 üniversiteden 1128 akademisyen, bir bildiri yayınlayarak AKP hükümetine çağrıda bulunmuş, devletin katliamlardan vazgeçmesini istemişlerdi. Almanya’daki binlerce akademisyen de Türkiyeli meslektaşlarına destek açıklamasında bulundular.

Sayfalar

Ulusal Sorun beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.