Navigation

Ulusal Sorun

Ortadoğu Savaşında Türkiye’nin Manevraları

Irak ve Suriye’yi kasıp kavuran Ortadoğu savaşı dünyanın tüm büyük güçlerini ve tüm bölgesel güçleri kendi girdabına giderek daha büyük oranda çekiyor ve tüm bu güçler giderek daha dolaysız bir şekilde sahaya iniyorlar. Ortadoğu savaşının, bir vekâlet savaşından, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği bir savaşa evrilmesine yalnızca birkaç adım kalmıştır. Rusya’nın sahaya inmesi bu açıdan en belirleyici dönüm noktası olmuşken, şimdi de TC kendisini doğrudan savaş alanına atmıştır.

“Booy, Alamanın Kuçikleri Kürtçe Gonuşordu”

O nineler bu dünyadan göçüp gideli çok zaman oldu. Küçük Emrah büyüdü, saçlarına aklar düştü. Ama bu Kürt düşmanlığı hiç değişmedi. Kürtlere Kürt olduklarını unutturmak için dillerini yasaklamaya devam ettiler. İsmi Welat olan 7 yaşındaki çocuk, anasının babasının doğup büyüdüğü ülke sınırından tek başına geldiği ülkeye gönderildi. Nüfus dairesinde çalışan memur, isminin içinde “W, X, Q, harfi bulunan çocuk isimleri için ya “bu isim olmaz” diyor ya da kendisi bir isim yazıyor. İşi çocuklara okumayı-yazmayı, yani hayatı öğretmek olan güya öğretmen kişi, ismi Kürtçe olan çocuğa “senin adın Ramazan olsun” diyebiliyor.

10 Ekim Katliamı: Unutmadık, Affetmeyeceğiz!

Bugün ellerindeki güçle 10 Ekim katliamının protesto edilmesini ve gerçek sorumluların açığa çıkartılıp hesap vermesini engelleyebilirler, ama gün gelir devran döner. Elbet bir gün egemenlerin, kapitalist sömürücülerin, savaş çığırtkanları ve savaş tacirlerinin, emperyalist güç olma heveslilerinin, cihatçı çetelere ve gerici çevrelere her istediklerini verenlerin iktidarı, yoksul emekçiler tarafından yıkılacak, tüm gerçekler ortaya çıkacak ve bu katliamın, yaşanan bu haksız savaşın sorumluları hesap vereceklerdir. İşte o zaman kalıcı barışın da, kapsamlı demokratik hak ve özgürlüklerin de önü açılacaktır.

Dünya Barış Günü: Haksız Savaşlara Karşı Barışın Çığlığı

Yeni bir dünya savaşının yaşandığı, AKP hükümetinin gerek içeride gerekse dışarıda savaş politikalarına hız verdiği, ülke içinde ise ağır bir OHAL rejiminin hüküm sürdüğü bir süreçte, 1 Eylül Dünya Barış Günü, bu yıl çok daha yakıcı hale gelen barış taleplerinin haykırıldığı bir gün olarak her zamankinden fazla öne çıkıyordu. Bu nedenle, emek ve demokrasi güçlerinin oluşturduğu “Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği”nin çağrısıyla bu yıl Türkiye’nin pek çok kentinde mitingler, basın açıklamaları vb. eylemlilikler için hazırlıklar yapıldı. Ne var ki siyasi iktidar, OHAL’i işçi ve emekçilerin barış taleplerini yüksek sesle dile getirmesini engellemenin aracı olarak kullandı.

Cerablus Harekâtı, Manipülasyonlar, Gerçekler

Türk ordusu, uzun bir süredir eğitip donattığı ve ÖSO adı altında biraraya getirdiği Türkmen ve Arap birlikleri eşliğinde 24 Ağustos sabahı Cerablus’a girdi. Gerekçesi “IŞİD’e karşı mücadelede koalisyon güçlerine destek vermek ve sınır güvenliğini sağlamak” olarak açıklanan bu askeri harekâta “Fırat Kalkanı” adı verildi. Bu adın, harekâtın gerçekte kime karşı yapıldığına işaret eden bir mesaj taşıdığı aşikârdır. Nitekim 14 saat içinde düştüğü açıklanan Cerablus’ta IŞİD hiçbir direniş göstermeden kenti terk ederken, TSK ve yanındaki güçler esasen YPG’yi bölgeden atmaya odaklanmışlardır. Erdoğan’dan başbakana devlet ricalinin tüm açıklamalarındaki temel vurgu da, bölgeden temizlenmek istenen ve düşman olarak görülen esas gücün PYD-YPG olduğudur.

Faşizme, Darbelere, Savaşa Karşı Demokrasi ve Barış İstiyoruz!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin başını çektiği emek örgütlerinin, emekten yana siyasi parti ve grupların ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü için yaptığı çağrıyı yayınlıyoruz.

Antep Katliamı Bakırköy’de Lanetlendi

HDP, HDK ve KJA, 25 Ağustosta, İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda gerçekleştirilen bir basın açıklamasıyla Antep katliamını protesto etti. “Katilleri Tanıyoruz, Katliamlara Teslim Olmayacağız” pankartı arkasında gerçekleştirilen basın açıklamasında, ezilen halkların iradesinin baskı ve saldırılarla teslim alınamayacağı vurgulandı.

İşçiler ve Kürt Sorunu

Kürt sorunu, işçilerin, emekçilerin ekonomik, sosyal ve siyasal haklarının gasp edilmesi için de bir bahane olarak kullanıldı egemenler tarafından. Örgütsüz ve bilinçsiz işçi kitleleri ise Kürt sorununa ilişkin düzenin çizdiği sınırları aşamadı. Kürt sorunu çözüme ulaşmadığı için asker ve polis devleti uygulamaları olağanlaşıyor. Sendikal hak ve özgürlükler, gösteri ve yürüyüşler, düşünce özgürlüğü, “bölünme”, “terör örgütünün elini güçlendirme” türü gerekçelerle hayat şansı bulmadan eziliyor. İşçi sınıfının ulusal temelde değil sınıfsal temelde birleşmesi gerçekleşmediği için işçi sınıfı milliyetçi, şovenist politikaların esiri oluyor. Daha da önemlisi savaş, Türk ve Kürt işçilerin ve yoksulların da canını alıyor.

Gaziantep Vahşeti ve Kürtlere Yönelik Çok Yönlü Saldırı

İster IŞİD tarafından organize edilmiş olsun, isterse onu yönlendiren güçler tarafından, Gaziantep katliamı, Türkiye ve Suriye Kürtlerine verilmiş bir gözdağı ve savaşçı çizginin devam edeceği mesajıdır. Türkiye, son iki gündür bir yandan IŞİD bahanesiyle Cerablus’u, diğer yandansa Minbiç’teki YPG mevzilerini topa tutmaktadır. AKP hükümeti, Cerablus’ta Kürtleri ekarte ederek kendi denetimi ve yönlendiriciliğindeki cihatçı çeteleri sahaya sürmeyi, IŞİD’den boşalan yerlere bu güçleri yerleştirmeyi ve bunları aynı zamanda Kürtlerin de üzerine salmayı planlamaktadır. Suriye Kürtlerinin özyönetim adımlarını boşa çıkarma temeline oturan bu planın akıbeti belli değildir.

Gazze Abluka Altındayken İsrail’le “Normalleşme”

Şurası çok açık ki yıllardır İsrail zulmü altında inleyen Filistin halkının çıkarları gerçekte Türkiyeli egemenlerin umurunda değildir. İsrail’le bölgesel ve ekonomik çıkarlar temelinde anlaşan AKP tam bir riyakârlık örneği sergilemiştir. Gazzeli Filistinliler cehennem ateşi içinde yanarken AKP, İsrail’i neredeyse stratejik müttefiki ilan etmiştir. Mavi Marmara olayından bu yana Filistinliler lehine hiçbir olumlu gelişme olmamasına rağmen bu süreç boyunca Türkiye İsrail arasındaki ekonomik ilişkilerde bir bozulma olmamış, aksine ticaret hacmi artmıştır. Son yapılan anlaşmayla istihbarat, askeri, ticari, turizm ve enerji ilişkilerinin daha üst seviyelere çıkarılacağı sözü verilmiştir.

Prangalı Öğretmenler

Doğu ve Güneydoğu’ya yönelik bu projenin bir başka ayağı da eğitimle ilgili yapılan planlar. Tabii amaç doğu illerini “güzelleştirmek, kalkındırmak, geliştirmek” olduğunda sıra eğitim “sektörüne” de geliyor. Yıllardır Kürt çocukların kaderini, açlık, yoksulluk, kan, savaş, umutsuzluk, korku ile yoğurarak yazan TC devleti, şimdilerde de Kürt çocuklara kirli ellerini eğitim yoluyla uzatmayı planlıyor. Doğu ve Güneydoğu illerindeki eğitimin kötü olmasının faturasını da öğretmenlere yüklüyor. Bunu bahane göstererek de sözleşmeli öğretmenliği tekrar hayata geçirecek olan yeni bir yasa çıkaracağını söylüyor.

İstanbul’da “Vekilime Dokunma” Eylemine Polis Saldırdı

HDP İstanbul İl Örgütü ve HDK İstanbul İl Meclisi’nin, “Vekilime ve İrademe Dokunma!” sloganıyla 4 Mayısta Taksim Tünel’de yaptığı basın açıklamasına polis saldırdı.

“Halkın İradesine ve Meclis’teki Sesime Dokunma!”

İktidarın saldırılarına karşı mücadele çağrısı yapan DTK ve HDK bileşenleri 5 Mayıs Perşembe günü Ankara’da HDP milletvekilleri ile birlikte bir basın toplantısı gerçekleştirdiler. Basın toplantısında kamuoyuna 260’tan fazla kurumun imzacısı olduğu, “Halkın İradesine ve Meclis’teki Sesime Dokunma” başlıklı bir deklarasyon sunuldu.

Irkçılık Bu Kez Kliplerle Yükseltiliyor

Irkçı, milliyetçi söylemlerin öylesine yaygınlaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz ki, klipler dahi devreye sokulup “Türkçülük” ideolojisi toplumun beyinlerine kazınmak isteniyor. Aylardır abluka altında olan Sur’da çekilen “Yalnızım Atam” klibi, egemenlerin devreye soktuğu son çalışma. Onlarca Kürt gencinin katledildiği, evlerin harabeye çevrildiği Sur sokaklarında, yüzü maskeli, eli silahlı bir şahıs, elini kolunu sallayarak ırkçılık ve nefret kusan bir “şarkı”yı seslendiriyor ve klip çekimi yapılıyor. Üstelik görüntüler kimi zaman drone kamera çekimleriyle hazırlanmış. Ama her ne hikmetse devlet yetkilileri, çekimlerden haberlerinin olmadığını, kendilerinden herhangi bir izin alınmadığını ileri sürüyorlar!

Kinini ve Öfkeni Burjuvaziye Savur!

İşçiler, kendi sorunlarıyla yüzleşip mücadele etmesinler diye kardeş halklara düşman ediliyorlar. Elbette bu vahşeti gerçekleştiren egemenler, bunu yaparken bir amaç güdüyorlar. Ortadoğu’da yoğunlaşan dünya savaşına doğrudan dâhil olan Türkiye egemenleri, güçlü bir iktidara ve Erdoğan gibi bir mutlak lidere ihtiyaç duyuyorlar. Bunun için milliyetçilik kışkırtılıp, yan yana yaşayan halkların arasına kin ve nefret tohumları serpiliyor. Fakat biz biliyoruz ki işçilerin milliyetçilikten bir çıkarı olamaz. Burjuvazi bir silah olarak işçiler arasında kini ve nefreti besleyip büyütmek için elindeki her olanağı kullanıyor.

“Büyük Felâket”in Failleri Bugün de İşbaşında

Osmanlı egemenlerinin İstanbul’da 235 Ermeni aydını ölüme göndermek üzere tutukladıkları 24 Nisan 1915 tarihi, yüz binlerce Ermeninin katledilmesiyle sonuçlanan sürecin de başlangıcı kabul ediliyor. 24 Nisanlar bu yüzden Ermeni halkı için özel bir anlam taşıyor. Anadolu’yu kana bulayan bu büyük kıyımdan canını kurtarıp dünyanın dört bir tarafına dağılan Ermenilerin çocukları, torunları, tarihin gördüğü en kanlı kıyımlardan biri olan bu “büyük felâket”i lanetlemek ve hayatlarını kaybedenleri anmak üzere 24 Nisanda çeşitli törenler yapıyorlar. Ecdatları eli kanlı Osmanlı egemenleri olan TC egemenleriyse, var güçleriyle bu insanlık suçunu inkâra devam ediyorlar. Abdülhamit’ten İttihat Terakki’ye, Kemalizmden AKP’ye birbirine zıt siyasi uçların temsilcileri, bu konuda domuz topu gibi birleşiyorlar. Bir milyona yakın Ermeninin katledilmesini, “gerçekleştirilmek zorunda kalınan bir tehcirin arzu edilmeyen sonuçları” olarak açıklayıp politik sorumluluk üstlenmemeye dayanan bu yaklaşım, aradan geçen yüz yıla rağmen değişmez bir devlet politikası olarak varlığını koruyor.

Erdoğan’ın ABD Gezisi ve Kürt Sorunu

Erdoğan’a ne gözle bakıldığı açıktır, fakat Suriye ve Irak açısından kritik adımların atıldığı bu süreçte Türkiye’yle ipleri koparmak ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin işine gelmemektedir. Bu yüzden de Erdoğan’ın Biden ve Kerry’nin yanı sıra, kıvrandırarak da olsa Obama’yla görüşmesi sağlanmıştır.

Erdoğan’ın Ulusalcı Müttefikleri

Ulusalcılar uğursuz tarihsel rollerini yine oynamaktadırlar. Sol görünümlü de olsalar, hatta kimileri sosyalistliği kimselere bırakmayan pozlar da kesseler, devletçilik ve milliyetçilikle malûl politikaları, yükselen faşizmin sağlam dayanakları olmuştur. Bunların sol siyasetle hiçbir ilişkisinin olmadığı da bu tutumları ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Hele, 70’li yıllarda devrimci gençlik hareketinin bir bölümünü etkileyen, sonra da yıllarca “İşçi Partisi”nin lideri olarak siyaset sahnesinde arzı endam eden Perinçek, İtalya’da Sosyalist Parti’nin yayın organı Avanti’nin başyazarlığına kadar yükselmiş ama faşist rejimin de kurucusu olmuş Mussolini’den aşağı kalmayan bir politik şahsiyet olduğunu her dönemde olduğu gibi şimdi de ortaya koymaktadır. Hangi soslara bulanmış olurlarsa olsunlar, milliyetçi ve devletçi politik çizgiler her zaman burjuvaziye hizmet ederler. Sonuçları ortaya çıkmış pek çok tarihsel örnek de, bugün Türkiye’de yaşanan gelişmeler sırasında gördüklerimiz de bunu doğrulamaktadır.

Sykes-Picot, Yalanlar, Gerçekler

Savaş, kriz ve yükselen faşizm tehdidiyle yoğrulan günümüz dünyası, tarih tekerrürden ibarettir sözünü hatırlatırcasına, bundan 100 yıl öncesiyle büyük benzerlikler taşıyor. Elbette tarih birebir tekrar etmiyor. Değişen koşullar emperyalist-kapitalist güçleri farklı yol ve yöntemlerle hedeflerine ulaşmaya ve çıkarlarını korumaya itiyor. 100 yıl kadar önce emperyalizmin buhranı Birinci Dünya Savaşına yol açmış fakat savaşın yarıda kalması, paylaşımın tam olarak yapılmasına engel olmuştu. Yarım kalan bu savaş ikincisiyle tamamına erdirilmişti.

Menfur Devletin Pislikleri!

Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin son aylarda dozunu arttırdığı baskı, tehdit ve faşizan uygulamalar ülkeyi kaosa doğru sürüklemeye devam ediyor. Geçmişe rahmet okutur şekilde Kürt illerinde tam bir katliam devreye sokulmuş durumda. Dokuz ayı aşan süreçte Diyarbakır, Şırnak, Mardin, Hakkâri illeri faşist cellâtlar tarafından ablukaya alınıp terör estiriliyor. Siviller bodrumlarda yakılmakta, katledildikten sonra çırılçıplak teşhir edilmekte, cenazelerinin üzerinden tankla geçilmektedir.

Sayfalar

Ulusal Sorun beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.