Çarlık Rusya’sında bir fırtına kopuyordu. Yoksulluk nedeniyle insanlar daha çocuk yaşta fabrikalarda çalışmak zorunda kalıyordu. Tıbbi malzeme ve besin kaynaklarının yetersizliği, kötü çalışma koşulları ortalama insan ömrünü 35’e kadar düşürmüştü. Tüm bunlar olurken Rusya’nın egemen sınıfı her türlü imkâna erişiyor, başkaldıran emekçileriyse zindanla, işkenceyle engellemeye çalışıyordu. Halk sefaletin pençesinde yaşam mücadelesi veriyordu. En önemlisi de emperyalist savaşlar ve açlık milyonlarca emekçinin canını alıyordu. Kapitalizmin yarattığı yıkım ve çelişkiler giderek derinleşirken, Çar olan biten her şeye kulağını kapatmıştı. Tüm çelişkiler halkın taleplerinin yok sayılması ve duyarsızlıkla birleşince öfke daha da büyüdü. Yüzyıllardır sesini duyuramayan, savaşların kıyımından geçirilen işçiler, köylüler ve cephelerde yorgun düşen askerler bu gidişata “dur” dedi. Bu haykırış, Petrograd sokaklarından yükselerek tüm dünyayı sarsacak bir devrimin habercisiydi.
Lenin önderliğinde örgütlenen Bolşevik Parti, halkın bu öfkesini bilinçle buluşturdu. İşçi sınıfının kurtuluşunun ancak kendi elleriyle, kendi partisinin öncülüğünde mümkün olacağını anlattı. Kapitalist sömürü düzenine karşı “Ne yapmalı?” sorusunu soruyor ve yanıt veriyordu: “Dün erkendi, yarın geç. Vakit tamam, bugün” dedi Lenin. Ve bu sayede Bolşevikler, dünyanın her yerinde sömürü sınıfının en büyük korkusu haline gelecek Ekim Devrimine önderlik ettiler. Emekçi kitleler, bu önderliğin ışığında tarihte ilk kez bu kadar büyük bir coğrafyada iktidarı burjuvaziden söküp aldılar. Ekim Devrimi, tüm insanlığa savaşsız, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi.
“Sen bu olağanüstü güzel yolculuktaki ilk sabahsın.
Seninle başladı kutlu yürüyüş.
Sen bütün tohumların tohumusun,
ve dünya, dünya olalı beri,
daha bereketli bir yağmur görmedi,
Senden başka.”
İşçi sınıfının ozanlarından Nâzım Hikmet’in dizelerinde de belirttiği gibi, tohumların tohumu olarak Ekim Devrimi, bugünün genç devrimcileri, yani bizler için kavganın en karanlık günlerinde yolumuzu aydınlatacak bir gün ışığıdır. Ekim Devrimi, inançla, inatla ve dirençle yeşertilen bir mücadeleyi, sahip çıkılması gereken bir miras olarak bıraktı. Bugün kapitalizmin yarattığı eşitsizlikler, savaşlar ve yıkımlar karşısında Ekim’in devrimci mirası hâlâ yol göstermeye devam ediyor. Bizlere düşen, devrimci bilinci taşımak, büyütmek ve yeni kuşaklara aktarmaktır. Çünkü her yeni kuşak, devrimin tohumlarını yeniden toprağa düşürür. Ve biz, o tohumların filizlenmesi için mücadele eden gençleriz. Bugün yine tarihin karanlık bir döneminden geçiyoruz. Ama biz, devrimci Marksist gençler olarak biliyoruz ki, yarınlar yeni şimşeklerin, yeni Ekimlerin habercisidir.
link: İstanbul/Avcılar’dan Marksist Tutumcu gençler, Tarihin Karanlık Gecesinde Bir Şimşek Çaktı: Ekim Devrimi, 4 Kasım 2025, https://marksist.net/node/8634
Okurlarımızdan: Yaşasın 1 Mayıs!





