ABD’li gazeteci John Reed, Ekim Devrimine dair gözlemlerini aktardığı “Dünyayı Sarsan On Gün” adlı kitabında, Rusya’daki işçi iktidarından serüven olarak söz edenlere şöyle diyordu; “Evet, bu bir serüvendir ve insanlığın bugüne kadar giriştiği serüvenlerin en büyüğüdür.” Üstünden geçen 108 yılın ardından Ekim Devrimi insanlığın kurtuluşu için mücadele edenlerin zihinlerinde ve yüreklerinde bir meşale gibi yanmaya devam ediyor. Bugün kapitalizmin yarattığı çok çeşitli sorunlar, krizlerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Savaşlar, açlık, yoksulluk, göç krizi, iklim krizi… Bu sorunlar karşısında kendisini yalnız ve çaresiz hisseden emekçiler bu düzenin böyle gelip böyle gideceğine ikna ediliyor. Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ideali gerçekleşmeyecek bir hayal gibi görülüyor. “Güzel ama mümkün değil” deniyor. Oysa Ekim Devrimi, işçiler iktidarı aldıklarında, üretenler yönetmeye başladığında nasıl köklü değişimler yaşanabileceğinin kanıtıdır.
Devrimden sonra ilk iş olarak işçi iktidarı sürmekte olan savaştan çekildi. Egemenlerin kanlı planlarını, gizli anlaşmalarını dünya halklarına açıkladı. Emperyalist güçler savaşı bitirmek zorunda kaldılar. Devrim, kurulu düzenin taşlarını yerinden oynattı. Halklar hapishanesi Çarlık Rusya’sında tüm ezilen halklara kendi kaderini tayin hakkı tanındı. O zamanın en geri ülkelerinden birinde iktidarı ele alan Bolşevikler çalışma koşullarında, eğitimde, sağlıkta, demokratik hak ve özgürlükler konusunda en ilerici programı hayata geçirdiler. Yaşanan değişimler tüm Rusya’da ve hatta gözü ona kilitlenmiş olan dünya işçi sınıfında coşkuyla karşılandı. İşçi ve emekçiler tartışıyor, öğreniyor, dönüşüyor ve dönüştürüyordu. Devrimden sonra Pravda’ya yazan kadın işçiler “Ancak Ekim Devriminden sonra biz işçi kadınlar güneşi gördük” diyorlardı. Karanlığın içinden doğan bu güneş işçilerin elleri üzerinde yükseldi. Sovyetler sayesinde üretimde ve yönetimde tüm gücü elinde tutan işçiler, ayaklar baş olursa dünyada neler olacağını gösterdiler. İnsanlığın en ileri talepleri, en güzel duygularıyla canla başla devrimi korumak ve ilerletmek için çalıştılar. Elbette tüm bunlar bir gecede olmadı. Savaş, açlık ve yoksulluk canına tak eden işçi ve emekçiler ayağa kalktıklarında onları yönlendirecek, devrime götürecek öncüleri, Lenin ve Bolşevik Parti vardı. Yıllar boyunca sabır ve azimle sınıf içinde çalışan Bolşevikler devrime giden yolu ilmek ilmek ördüler.
Bugün dünya meydanları kapitalist sisteme karşı öfkeyle, değişim arzusuyla dolu sloganlarla yankılanıyor. İşçi ve emekçiler, gençler savaşa dur demek için kitlesel grevlerde, protestolarda buluşuyor. Rejimler yıkan, diktatörler deviren isyanlar yaşanıyor. Ancak işçi sınıfı örgütlü güçleriyle, önderliğiyle sahneye çıkamadığı için burjuvazi bir şekilde bu isyanları bastırmanın, sol görünümlü değişimlerle kitleyi aldatmanın bir yolunu buluyor. Bu hep böyle gidecek değildir. Bizler Marksist Tutum’dan öğrendiklerimiz sayesinde Bolşeviklerin yolundan yürümeye, işçi sınıfının örgütlülüğünü büyütmek için çalışmaya devam edeceğiz. Dünyayı kapitalizmin boyunduruğundan kurtaracak tek gerçek güç işçi sınıfıdır, örgütlü mücadelemizdir. Değişmez sanılan değişir, aşılmaz sanılan engeller aşılır. Ekim Devrimi bunun en güçlü kanıtıdır. Yeter ki inanalım, sabır ve azimle çalışalım.
link: Ankara’dan MT okuru genç işçiler, Değişimin Anahtarı Ekim Devrimi, 9 Kasım 2025, https://marksist.net/node/8645
Okurlarımızdan: Yaşasın 1 Mayıs!





