Bugün teknolojinin geldiği nokta sağlık alanında da muazzam etkiler yaratıyor; tıp teknolojisi gelişiyor, modern teknolojilerle ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor, önceden tedavisi mümkün olmayan pek çok hastalığa çare olan ilaçlar, tedaviler üretiliyor… Fakat bunca gelişmeye rağmen sağlık alanındaki sorunlar aksi yönde kötüleşmeye devam ediyor. Öyle ki ortaya çıkan sorunlar artık yalnızca bireysel değil toplumsal bir krize dönüşerek toplum sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Biz de Ekim Devriminin 108. yılı vesilesiyle, Marksist Tutum okuru bir grup sağlık emekçisi olarak hem günümüz sağlık sisteminin sorunlarını konuşmak hem de Ekim Devriminin toplum sağlığına yaklaşımının bugün için taşıdığı dersleri hatırlatmak istedik.
Kapitalizmin içinde debelendiği kriz derinleşiyor, yoksulluk artıyor, çalışma ve yaşam koşullarımız gün geçtikçe daha da kötüleşiyor. Sağlık, barınmadan beslenmeye, çevre kirliliğinden iş güvenliğine kadar her alanı kapsayan bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Bu sistemde sağlıksız evlerde yaşamak, ucuz ve kalitesiz gıdalarla beslenmek zorunda bırakılıyoruz. Bunun sonucu olarak da toplum sağlığı gün geçtikçe daha da kötüleşiyor. Zorlayıcı çalışma ve yaşam koşullarımız bizi hastalıklara karşı daha savunmasız hale getiriyor; toplum sağlığının korunamaması ise yeni hastalık riskini arttırıyor. Koruyucu sağlık ve tedavi hizmetlerine ulaşmak artık neredeyse imkânsız hale geldi. Hatta milyonlarca insanın temiz gıda ve suya dahi ulaşmakta zorlandığı bir sistemde yaşıyoruz.
Sağlık alanında muazzam ilerlemeler olurken bunlara erişimimiz çok kısıtlı bir noktada kalıyor. Aylarca beklenen hastane randevuları ve bekledikçe artan hastalıklar, sağlığa ulaşmanın zorluğunun bir diğer somut göstergesi. Türkiye’de “kamuda tasarruf” denerek niteliksiz ve kalitesiz sağlık hizmetleri, işçi ve emekçileri özel hastanelere yüksek ücretler ödeyerek hizmet almaya mahkûm bırakıyor. Toplum sağlığına yönelik politikalar, yerini bireysel sorumluluk vurgusuna bırakmış durumda. Sağlıkta çeteleşmeyle küçücük bebekler ölüme terk ediliyor. Tam bir kokuşmuşluk sarmış durumda etrafımızı! Bu düzen azgın bir sel gibi yıkıcıdır ve böylesi bir sistemde sağlıklı kalabilmek mümkün değildir.
Günümüz koşullarında hal böyleyken bir de sınıfımızın geçmişine göz gezdirelim. 108 yıl önce, 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devriminin ışığıyla bakalım sağlık sistemine. Ekim Devrimiyle birlikte işçi sınıfı tarihte ilk kez sağlık hizmetlerine ücretsiz ve güvenceli bir şekilde erişebiliyordu. Sağlıklı olmak yalnızca burjuvalara mahsus değil sağlık artık halkın, yani işçi sınıfının hakkıydı. Sovyet hükümetinin Sağlık Bakanı, Ekim Devrimiyle birlikte sağlığa bakış açısını “işçilerin sağlığı işçilerin elinde olmalıdır” şeklinde özetliyor ve sağlıkta köklü değişimler, çevresel düzenlemelerle başlıyordu. Yani sağlık yalnızca hastalığın tedavisi olarak değil; barınma, beslenme, çalışma koşulları, çevre ve hijyen gibi toplumun bütün maddi koşullarının bir bileşeni olarak ele alınıyordu.
Halk sağlığını korumaya ve hastalıkların gelişmesini önlemeye yönelik çevresel düzenlemelerin bir kısmını da hijyen oluşturuyordu. Çevre kirliliğinin önlenmesi, çevre temizliği, hijyenik halk mutfakları gibi kapsamlı programlar oluşturuldu. Herkese ücretsiz, nitelikli, önleyici halk sağlığı hizmeti verildi. Ekim Devrimi sayesinde toplum sağlığı kavramı ilk kez somut bir planlama ilkesi haline geldi. Uzun çalışma saatlerinin yerini verimli ve kısa çalışma saatleri aldı. İşyerlerinde işçilerin sağlığı önemsendi, işçi sağlığı ve güvenliği kapsamında her işçi günlük olarak muayene edildi. Kişilerin ihtiyacına göre tedaviler gerçekleştirildi, kişiye özel diyet ve egzersiz imkânı sağlandı. Aynı zamanda anne-çocuk sağlığına büyük önem verildi ve sağlığa ulaşmanın zor olduğu bölgeler için gezici dispanserler kuruldu.
Bugünün koşullarında en can yakıcı sorunlarımızın, aslında işçi sınıfının örgütlü mücadelesi sayesinde çözülebileceğini tarihsel olarak biliyoruz. Bir bütün olarak sağlığımız, yaşadığımız koşullardan bağımsız değildir. Sağlık, toplumsal düzenin aynasıdır. Sağlıksız bir sistemde sağlıklı bir toplum olamaz! İklim krizi, barınma sorunları, göç, savaşlar, açlık, yoksulluk… Kapitalizmin ürettiği sefalet koşulları bizlere böyle bir hayat sunuyor. Öte yandan işçi sınıfının örgütlü gücü sayesinde Ekim 1917’de nelerin başarılabildiğini biliyoruz. Onların bugüne tuttuğu ışık sayesinde örgütleniyor ve insanca bir yaşam uğrunda mücadele veriyoruz. Ekim Devriminin bıraktığı mirasa sahip çıkıyoruz ve Elif Çağlı nın dediği gibi “Bu pisliği ancak devrim temizler” diyerek mücadele yolumuzu çiziyoruz. Ekim Devriminin işaret ettiği yolda yürüyen sağlık emekçileri olarak diyoruz ki: Selam olsun gelecek güzel günlerin umudunu bugünlere taşıyanlara, selam olsun sağlıklı bir toplum için mücadele edenlere!
link: İstanbul’dan MT okuru bir grup sağlık emekçisi, Ekim Devrimi Sağlık Sisteminin Karanlığına Işık Oluyor!, 5 Kasım 2025, https://marksist.net/node/8638
Okurlarımızdan: Yaşasın 1 Mayıs!





