Navigation

Zeynep Güneş

Ekonomik Kriz, Emekçi Kadınlar ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Emekçi kadınlar kapitalist düzenin gerek ekonomik gerekse toplumsal cenderesi altında dört bir koldan ezilmektedirler. Kapitalizm, emekçiler için yoksulluğu baki kılarken, eşitsizliği ve her türden gericiliği de yeniden ve yeniden üretmektedir. Sömürü çarkları ancak bu sayede dönebilmektedir. Emekçi kadınların bu girdaptan kurtulup her alanda eşitlikçi bir dünyaya kavuşmaları ancak bu sistemin yıkılmasıyla mümkün olabilir. Sorun sınıfsal bir sorundur ve mücadele de sınıfsal zeminde ve devrimci hedeflerle yürütülmek zorundadır.

“Kapsayıcı Kapitalizm”in Çekim Gücü Nereye Kadar?

İnsanlık kapitalizmin şu ana dek yarattığı en büyük krizle karşı karşıya. Bu sadece ekonomik değil, siyasal ve sosyal boyutlarıyla da alabildiğine derinleşmiş bir tarihsel kriz. Egemenlerin bu krizden kurtulmak için attıkları her adım emekçi kitleler için hayatı daha çekilmez hale getiriyor. Milyonlarca insanın canını alan, milyonlarcasını mülteci konumuna düşüren emperyalist paylaşım savaşı, faşizan uygulamaların neredeyse genel bir norm haline gelmesi, artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, gelir dağılımındaki eşitsizliğin azalmak bir yana katlanarak artması, kronik işsizliğin daha da derinleşmesi, bu sorunu çok daha yüksek oranlarda yaşayan gençlerin umutsuzluk içinde kıvranması, yaşam ve çalışma alanları ellerinden alınan köylüler, kâr uğruna geri dönüşümsüz bir şekilde yağmalanan doğa…

“Büyük Felâket”in Failleri Bugün de İşbaşında

Osmanlı egemenlerinin İstanbul’da 235 Ermeni aydını ölüme göndermek üzere tutukladıkları 24 Nisan 1915 tarihi, yüz binlerce Ermeninin katledilmesiyle sonuçlanan sürecin de başlangıcı kabul ediliyor. 24 Nisanlar bu yüzden Ermeni halkı için özel bir anlam taşıyor. Anadolu’yu kana bulayan bu büyük kıyımdan canını kurtarıp dünyanın dört bir tarafına dağılan Ermenilerin çocukları, torunları, tarihin gördüğü en kanlı kıyımlardan biri olan bu “büyük felâket”i lanetlemek ve hayatlarını kaybedenleri anmak üzere 24 Nisanda çeşitli törenler yapıyorlar. Ecdatları eli kanlı Osmanlı egemenleri olan TC egemenleriyse, var güçleriyle bu insanlık suçunu inkâra devam ediyorlar. Abdülhamit’ten İttihat Terakki’ye, Kemalizmden AKP’ye birbirine zıt siyasi uçların temsilcileri, bu konuda domuz topu gibi birleşiyorlar. Bir milyona yakın Ermeninin katledilmesini, “gerçekleştirilmek zorunda kalınan bir tehcirin arzu edilmeyen sonuçları” olarak açıklayıp politik sorumluluk üstlenmemeye dayanan bu yaklaşım, aradan geçen yüz yıla rağmen değişmez bir devlet politikası olarak varlığını koruyor.

Çocuk Tacizi ve Kapitalist Çürüme

Kapitalizm çürüdükçe toplumu da çürütüyor. Bunun bir ifadesi de cinsel taciz ve tecavüz vakalarında yaşanan çarpıcı artıştır. Bugünlerde medyaya sıkça yansıyan “çocuk istismarı” haberleri, aslında muhafazakârlaşma görüntüsü altında insani değer yargılarının yitirilmekte olduğu bir toplum gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bir yandan cinselliğin medya, sinema, internet, reklâmlar vb. aracılığıyla alabildiğine kışkırtılması, öte yandan erkek egemen anlayışın ve dinsel taassubun baskınlığı, toplumsal bünyede çatlamaya yol açacak denli derin çelişkiler yaratıyor. Sonuç, toplumun en savunmasız kesimlerine, yani çocuklara ve kadınlara yönelik taciz, tecavüz ve şiddet vakalarında sıçramalı bir artışın yaşanması oluyor. Bunu engellemeye dönük kararlı bir devlet politikasının bulunmaması ise durumu iyice vahim hale getiriyor.

Vahşete Sessiz Kalma!

AKP hükümetinin Kürt illerini ateşe vererek, Rojava’da özyönetim girişimini boğmaya çalışarak ve Suriye’ye cihatçı çeteler üzerinden müdahale ederek doruğa tırmandırdığı savaş, Türkiye’nin batısına da sıçramış bulunuyor. Ankara, 17 Şubatta gerçekleştirilen ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği bombalı saldırının ardından, 13 Martta ikinci kez benzer bir eylemle sarsıldı. Her şeyden önce bu saldırının Saray’ın ve AKP’nin kanlı savaş politikalarının dolaysız sonuçlarından biri olduğunu söylemek gerekiyor. Ülkenin doğusunda yüzlerce insan katledilirken, kentler yakılıp yıkılırken, savaşın batıya doğru yayılmaya başlamaması beklenemezdi ve beklenen şey acı bir şekilde gerçekleşmektedir. Medyayı tekeline alan ve kirli propaganda çarklarını acımasızca işleten AKP, batıdaki emekçi kitlelerin beynini yalanlarıyla felçleştirip Kürt halkına uygulanan zulmü gözlerden saklamayı önemli ölçüde başarsa da, bu zulüm milyonlarca Kürtte artık geri dönüşü zor görünen bir zihinsel kopuşa yol açmıştır.

Barzani’nin Bağımsızlık Çıkışları Neyin İşareti?

Irak Kürdistanı’ndaki iktidar kapışması yaz aylarından bu yana alabildiğine şiddetlenmiş durumda. Ekonomik kriz, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve başkanlık koltuğunu fiilen gasp etmesi nedeniyle giderek artan bir muhalefetle karşı karşıya kalan Barzani, bunların yanı sıra dış gelişmelere de bağlı olarak büyük bir sıkışmışlık içinde. Son dönemlerdeki bağımsızlık çıkışlarının, Kürt bölgesinin batı sınırlarını oluşturan 400 kilometrelik hatta boydan boya hendek kazılmaya başlanmasının ve gerek içe gerekse dışa dönük çeşitli manevralarının arka planında, işte bu sıkışıklığı aşma ve iktidarını muhafaza etme çabaları önemli bir yer tutmaktadır.

Trump’ın Yükselişinin İşaret Ettikleri

2016 Kasımında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Partinin aday adayları arasında yaşanan kıyasıya yarışta açık farkla önde gitmeye devam eden Trump, kampanya sürecine damgasını basan faşist söylemleriyle, sadece ABD’de değil tüm dünyada gündem oluyor. Kampanyasını “Amerika’yı Yeniden Büyük Hale Getir” sloganıyla yürüten Trump, İslamofobik ve ırkçı söylemleriyle Müslümanları, Hispanikleri ve siyahları hedef haline getiriyor. “Ülkenin gerçek sahipleri” dediği beyaz, Anglosakson ve Hıristiyan Amerikalıların işlerini ellerinden alanların, ücretlerinin artmamasına, evlerini kaybetmelerine, sosyal güvencelerinin olmamasına vb. sebep olanların göçmenler ve siyahlar olduğunu söylerek işçi sınıfının farklı kesimleri arasında düşmanlık yaratmaya ve bu temelde oy devşirmeye çalışıyor.

Syriza ve Yunanistan Dönüm Noktasında

Yunan proletaryası ya enternasyonalist komünist bir önderliğin yol göstericiliğinde devrime doğru ilerleyecektir ya da karşı-devrimin balyozu altında ezilecektir. Devrimci bir isyan dalgasının önüne geçecek olağan siyasal yöntemleri birer birer tükenen burjuvazi, karşı karşıya kaldığı tıkanıklığı, askeri faşizm biçimine bürünmesi kuvvetle muhtemel bir çıplak diktatörlükle aşma yoluna gidebilir. Zira burjuvazi, işçi sınıfını ve emekçileri inim inim inletecek ekonomik ve sosyal politikaları ancak böylesi bir mutlak baskı rejimi altında hayata geçirebilir. Yunan işçi sınıfını büyük bir tehlike beklemektedir ve onunla enternasyonalist dayanışmanın örülmesi tüm bölge işçi sınıfının görevi olarak önde durmaktadır.

AKP’nin Emperyalist Politikaları ve Yalanları

Suudi ittifakının Yemen’e saldırmasıyla birlikte İran’a karşı oluşturulan Sünni cepheye dahil olan TC, izlediği dış politika nedeniyle içine sürüklendiği “değerli yalnızlığı” parçalayarak yeniden ön almaya çalışıyor. Yeni Suudi kralıyla yakın ilişki içinde tekrar atağa geçmeye koyulan AKP hükümeti, bugünlerde Suudi Arabistan ve Katar’la işbirliği halinde Suriye’ye saldırma planları yapmakla meşgul.

Kaynak Kıtlığı Değil Düzen Sorunu Var

Sorun kaynak sorunu değil, sermayenin gaspı altında olan bu kaynağa el atmaktaki kararlılık sorunudur ve kaynakların sömürücü egemen sınıfa değil üretici sınıfa akıtılması için kapitalizmin yıkılması gerektiği gerçeği eninde sonunda kendini dayatmaktadır.

IŞİD, İran ve Emperyalist Kapışma

Amerika’nın Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederek Ortadoğu’da haritaları yeniden çizmek üzere tetiklediği süreç, son iki yıldır daha yüksek bir ivmeyle yol alıyor. Afrika’dan Afganistan’a çok geniş bir alanı kapsayan bu coğrafyada, ABD’nin “Büyük Ortadoğu” projesine her geçen gün biraz daha yaklaşan bir bölünmüşlük yaşanıyor. Irak’ın ve Suriye’nin bir bölümünü içeren bir Sünni devleti, Irak’ın güneyinde bir Şii devleti ve kuzeyde bir Kürt devletini öngören bu harita giderek daha net bir görünüm kazanırken, IŞİD’in burada büyük bir rol üstlendiği görülüyor.

Birinci Dünya Savaşından: Bu Bizim Savaşımız Değil!

Birinci emperyalist paylaşım savaşı, gerek burjuvazinin barbarlığını olanca vahşetiyle ortaya sermesi, gerekse komünistlerin emperyalist savaş karşısında doğru bir tutum takınmaları halinde işçi sınıfının neleri başarabildiğinin görülmesi bakımından çok önemli bir örnek oluşturuyor. Yeni bir emperyalist paylaşım savaşının tüm yakıcılığıyla ve yıkıcılığıyla hüküm sürdüğü günümüzde, o dönemde emekçi askerlerin bizzat ordular içinde yürütülen komünist propagandanın da etkisiyle, “bu savaş bizim savaşımız değil” hakikatinin ayırdına vararak, basit emre itaatsizlik vakalarından asker isyanlarına çeşitli türden eylemlerle emperyalist savaşa karşı gösterdikleri tepkileri sergilemenin yararlı olacağını düşünüyoruz.

Küba-ABD Yakınlaşması Neye İşaret Ediyor?

Küba devlet başkanı Raul Castro’nun 15 Aralıkta ABD başkanı Obama ile telefonda görüşmesi ve ardından ikisinin de ABD-Küba ilişkilerinin “normalleşmesi” yönünde ilerlemek istediklerini ve diplomatik ilişkilerin yeniden başlayacağını açıklamaları tüm dünyada ilgiyle karşılandı. Zira 53 yıldır diplomatik ilişkileri kesik olan bu iki ülke arasında kesintisiz bir soğuk savaş durumu söz konusuydu ve yapılan açıklamalar bu durumun değişeceğine işaret ediyordu.

G20 Zirvesi ve Kızışan Emperyalist Kapışma

Son süreçte neredeyse her gün dünyanın şu ya da bu bölgesinden bir halk hareketi haberinin gelmesi tesadüf değildir. Açlıkla, yoksullukla, işsizlikle, güvencesizlikle, savaşlarla, faşizan baskılarla karşı karşıya kalma dozları her geçen gün daha da artan emekçi kitlelerin onyıllardır birikmiş öfkesi patlamalı bir şekilde dışa vuruyor. Bu öfke bilinçli ve örgütlü bir sınıf tepkisine dönüştüğünde, işte o zaman kapitalizm tarihe karışacak.

Kapitalist Ekonominin Tepesindeki Karanlık Bulutlar

Kapitalizmin içinde bulunduğu derin tarihsel kriz, gerek Türkiye’de gerekse dünyada burjuvazinin işçi sınıfına yönelik saldırılarını dört bir koldan tırmandırmasıyla sonuçlanmakta. Kamu hizmetlerinin daha da kısılması, ücretlerin düşmesi, işsizliğin artması gibi ekonomik saldırılara, siyasi rejimlerin otoriterleşme eğiliminin yanı sıra emperyalist savaşları alabildiğine yayma yönündeki kanlı politikalar da eşlik ediyor.

“Gezi” Hareketinin Niteliği, Yanılsamalar ve Burjuva Kamplaşma

Ortaya çıkan protesto hareketinin pek çok açıdan ayrıntılı değerlendirmeleri hak ettiği açıktır. Önümüzdeki dönemde bu olgu kuşkusuz çeşitli yönleriyle ele alınmaya devam edilecektir. Protesto eylemlerinin ilk günlerinde, Gezi Parkı’nın Topçu Kışlası adı altında yağmalanmasına karşı başlayan küçük ölçekli bir direnişin hükümete karşı kitlesel bir harekete dönüşmesindeki tetikleyici faktörün, AKP’nin dayatmalarına, otoriterliğine ve yaygınlaşan polis terörüne duyulan tepki olduğuna işaret etmiştik. Diğer pek çok yazımızda ayrıntılı bir şekilde ele aldığımız bu hususlara, temel başlıkları itibariyle bir kez daha dikkat çekmiştik. Burada ise, gelişim süreci içinde genel karakteri gün be gün netleşen bu hareketin niteliğine, temel eksikliklerine, ona dair yaratılan yanılsamalara dikkat çekeceğiz. Kuşkusuz genelde AKP’nin ve özelde de Erdoğan’ın bu direniş karşısında izlediği politikanın nelere işaret ettiğinin yanı sıra, burjuva muhalefet güçlerinin hareketi kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabaları, burjuvazi arasındaki çatışmanın ve rekabetin pek çok açıdan harekete yansıması gibi temel hususları da ele alacağız.

Reyhanlı’nın Gösterdikleri

AKP seçmen düzeyinde geniş bir desteğe hâlâ sahip olmasına rağmen, Suriye’ye yönelik savaşçı politikasına güçlü bir destek devşirememiştir. Geniş halk kitleleri buna ikna olmuş değillerdir. Tüm bu dönem boyunca yapılan çeşitli anketler de AKP’nin bu konuda fazlaca başarılı olamadığını ortaya koymaktadır. Reyhanlı saldırısı sonrası oluşan havanın AKP’nin pek işine yaramaması da bunun bir uzantısıdır. Sansür ve gösterilere yönelik bastırma çabaları da, bizzat Reyhanlı’da hükümete yönelik öfkenin düzeyi de bunu göstermektedir.

Emperyalizme “İnsaniyet” Kılıfı

Örgütsüz ve devrimci bilinçten yoksun işçi ve emekçilerin bilincini belirleyen eninde sonunda burjuvazi olur ve Libya’da da yaşanan bu olmuştur. Gerek direniş cephesindeki, gerekse Kaddafi’nin kontrolü altındaki bölgelerdeki emekçilerin bilinci yanılsamalı bir bilinçtir. Komünistlerin görevi bu yanılsamayı ortadan kaldırarak, işçi sınıfını proleter sınıf bilinciyle donatmak ve bağımsız çıkarları doğrultusunda harekete sevk etmektir, bu yanılsamayı beslemek değil. Reformistler, reel politika adına, sınıf-işbirlikçi politikalarıyla Libya’da emekçi kitlelerin muhalif burjuva kliğin kuyruğuna takılmalarını savunurlarken, devrimci Marksistler, ezilen ve sömürülen kitlelere, kendi güçleri ve sınıf kardeşlerinin uluslararası destek ve dayanışması dışında hiçbir güce güvenmemeleri gerektiğini anlatmak zorundadırlar.

Bolivya Yine Çalkalanıyor

Bolivyalı işçi ve köylüler bir buçuk yıllık bir molanın ardından yeniden sokaklara döküldüler. Mayıs ortasından bu yana giderek kabaran bir eylemlilik dalgasının yarattığı basınca dayanamayan devlet başkanı Mesa, selefi Lozada gibi istifa etmek zorunda kaldı. Ateşi tutuşturan kıvılcım, bir buçuk yıl öncekiyle aynıydı: Çokuluslu petrol tekelleriyle yapılan gaz ve petrol anlaşmalarını düzenleyen hidrokarbon (petrol, doğalgaz vs.) yasası.

Konut Sorunu Nasıl Çözülür?

Son dönemlerde hükümet, gecekondu semtlerinin iyileştirileceği, buraların toplu konut alanları haline getirileceği, semt sakinlerinin çok daha iyi koşullarda yaşayacağı ve daha iyi evlere sahip olacakları vaatleriyle, bazı semtlerde geniş kapsamlı yıkımlara girişeceği mesajını veriyor. Bununla eşgüdümlü olarak ise, “mortgage” sistemi ya da Türkçe ifade edecek olursak ipotekli kredi sisteminin uygulanmaya başlanacağı söyleniyor. Konut sorununa köklü çözüm olarak sunulan bu sistemi daha ayrıntılı olarak ele alacağız. Ama her şeyden önce belirtmeliyiz ki hükümetin maksadı, gecekonduların iyileştirilmesi ve gecekondu sahiplerinin daha sağlıklı evlere kavuşturulması değil, muhtemelen kendi etrafındaki inşaat şirketleri için yeni kâr kapıları açmaktır.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.