Navigation

HDP ve DBP’ye Siyasi İmha Operasyonu Hız Kazandı

Her gün yeni bir saldırıyla yüz yüze geliyoruz. Televizyonların, radyoların, gazetelerin, dergilerin kapatılması, HDP milletvekillerinin ve Cumhuriyet yazarlarının tutuklanması, daha önce tutuklanan Özgür Gündem yazarları hakkında müebbet hapis cezası istenmesi, bir kararnameyle 370 vakıf ve derneğin kapısına kilit vurulması derken, bu kez AKP-MHP koalisyonu yeni bir saldırı hamlesinde daha bulundu. 16 ve 17 Kasımdaki operasyonlarla, henüz kayyum atanmayan DBP’li belediyelere de kayyum atanırken, çok sayıda HDP ve DBP yöneticisi ve belediye başkanı tutuklandı.

16 Kasımda Dersim’de başlayan siyasi imha operasyonunda, aralarında belediye eş başkanının, HDP, DBP, EMEP, Genel-İş ve BES temsilci ve yöneticilerinin de bulunduğu 12 kişi tutuklandı ve belediyeye kayyum atandı. Aynı saatlerde Siirt’te de belediyeye benzer bir operasyon düzenlenerek eş başkan Tuncer Bakırhan tutuklandı ve belediyeye kayyum atandı. İlerleyen saatlerde DBP’li çeşitli ilçe belediyeleri de aynı muameleye maruz bırakılırken, 17 Kasımda sıra Mardin ve Van’a geldi. Ahmet Türk’ün belediye başkanı olduğu Mardin belediyesine kayyum atanırken, Van belediye başkanı gözaltına alındı ve kayyum atama işlemi orada da yapıldı.

DBP eş başkanı Sebahat Tuncel’in tutuklanmasının ardından Kamuran Yüksek’in de gözaltına alınmasıysa DBP’ye yönelik darbede son adımların da atılmakta olduğunu göstermektedir. Siyasi iktidar, bölgede HDP ve DBP’nin yasal varlığına tümüyle son vermek üzere düğmeye basmıştır. HDP’li 10 vekilin tutuklanmasını, diğer vekiller için de “terör örgütü üyeliği”, “terör örgütü propagandası” gibi suçlamalarla peşpeşe davalar açılmasının takip etmesi de bu siyasi imha operasyonunun bir parçasıdır. Bu operasyona, yeni bir kandırma oyunu da eklenmiş durumdadır. Bölgede işbirlikçi Kürt isimlerin figüranlığında yeni bir “masa” kurma oyununa başvuran AKP, bununla Kürt halkını kandıramayacağını bilse de en azından Türkleri kandırmak istemektedir.

Siyasi iktidar, yoluna taş koyan her türlü engeli temizlemek için saldırıda sınır tanımayacağını gösteriyor. Bu arada, AKP-MHP koalisyonu, Türk tipi başkanlık sistemi için “cumhurbaşkanlığı” örtüsü altında atağa geçmiş bulunuyor. Erdoğan, kanun hükmünde kararnamelerle Meclisin yasama yetkisini de gasp etmeye varan olağanüstü yetkilerle donatılmış bir başkanlığa doğru adım adım yaklaşıyor. MHP’nin AKP’yle danışıklı dövüş içinde “mevcut durum anayasaya aykırı, bu çelişkiye son vermek gerek” diyerek başkanlık meselesini yeniden gündeme taşımasının ardından, iktidar borazanları halkı bu doğrultuda oluşturmak için ötmeye başladılar. Gerçek çelişkinin, yani halihazırda bile olağanüstü yetkilerle donatılmış bir cumhurbaşkanının bu sınırları bile dar bulup hiçbir yasayı takmayarak “tek adam”lığa soyunmasının üstünü örtenler, çelişkiyi en anti-demokratik yoldan çözmenin tek seçenek olduğundan dem vuruyorlar. “Mevcut cumhurbaşkanı halkoyuyla geldi, eski yapı bozulmuş oldu, o nedenle oluşan çelişkili durumu çözmek için artık başkanlık sistemine geçmek gerekir” diyorlar. Kendi elleriyle bir çelişki yarattıkları doğrudur. Ama çelişkinin öteki yönde çözülmesi, yani cumhurbaşkanının mevcut sistem içinde halkoyuyla seçilmesi uygulamasının kaldırılması, eskisi gibi parlamento tarafından seçilmesi ve yapının daha demokratik hale getirilmesi seçeneği yokmuş gibi davranıyorlar. Mevcut anayasada cumhurbaşkanına tanınan olağanüstü yetkilerin sınırlandırılmasını ve o makamın tümüyle sembolik bir makama dönüştürülmesini ise akıllarından bile geçirmiyorlar.

AKP-MHP koalisyonu attığı adımlarla faşizmi kurumsallaştırmaktadır. Ne var ki, bu adımlar, ekonomiden iç-dış politikaya her alanda gerilimi ve çatışmayı da derinleştirmektedir.