Navigation

ABD’de Irkçı Nefrete Karşı Tepki Devam Ediyor

Geçtiğimiz Mayıs ayında ABD’de George Floyd adlı siyah bir emekçinin polis tarafından sokak ortasında vahşice öldürülmesi öfke patlamasına neden olmuş, genci yaşlısı, siyahı beyazı milyonlarca emekçiyi sokaklara dökmüştü. “Siyahların Yaşamı Önemlidir” sloganı kısa sürede önce eyaletten eyalete ardından kıtadan kıtaya yayılarak onlarca ülkede gerçekleştirilen eylemlerde yankılanmıştı. Sadece polis şiddetine, ırkçı nefrete değil kapitalizmin yarattığı yoksulluğa, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı meydanlarda öfkeli sloganlar yükselmişti. Dünya meydanlarını dolduran emekçilerin adalet talebi adeta bir çığlığa dönüşmüş, kapitalist sisteme duyulan derin öfkenin boyutları açığa çıkmıştı. Küresel kapitalizmin hegemon gücü ABD’nin meydanlarında “tüm iktidar halka” sloganları yükselmişti. Eylemler baskıyla, karalamayla, şiddetle bastırılamamış ve haftalarca sürmüştü. Bu eylemlerin üzerinden daha birkaç ay geçmeden yine bir siyah emekçi polis şiddetinin hedefi oldu. 23 Ağustosta ABD’nin Wisconsin eyaletinin Kenosha şehrinde Jacob Blake adlı bir siyah emekçi, çocuklarının gözü önünde polis tarafından vuruldu. Polis, arkası dönük olduğu halde Blake’in üzerine kurşun yağdırdı. Bu olayın duyulmasıyla birlikte saldırın gerçekleştiği Wisconsin eyaletinde binlerce emekçi sokaklara döküldü. Irkçılığı, polis şiddetini, yaşamın her alanını saran adaletsizlik ve eşitsizliği protesto etti. Tıpkı Floyd’un öldürülmesinin ardından olduğu gibi Blake’nin vurulmasının ardından da acı, öfke ve eylemler pek çok eyalete yayıldı.

Zorbalığa ve zulme karşı bir araya gelen ABD’li emekçiler bir kez daha devletin baskısıyla, zorbalığıyla karşı karşıya kaldı. Trump’ın talimatıyla Ulusal Muhafızlar kitlelere saldırdı, silahlı faşist çetelerin göstericilere ateş açması soncunda iki kişi daha yaşamını kaybetti, onlarca insan yaralandı. Gösterilerin büyümesi üzerine George Floyd’un katledildiği Minneapolis de dâhil olmak üzere bazı eyaletlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Göstericilere destek açıklamaları yapan, protestolara katılan sporculara, sanatçılara, gazetecilere hakaretler yağdırıldı. Her ne pahasına olursa olsun düzenin sağlanacağı tehditleri savruldu. Ancak tüm bu tehditler kitlelerin öfkesini daha da arttırdı. ABD’de eylemler devam ediyor.

Faşist hareketin önünü açan Trump yönetimi, “yasa ve düzeni korumaktan” bahsedip adaletsizliği, eşitsizliği, ırkçılığı protesto eden kitleleri yağmacı, terörist, huzur ve güvenliği zedeleyen unsurlar olarak yaftalıyor. Bu kitlelere askerle, polisle, cop ve kurşunlarla saldırıyor. Trump, işçi ve emekçilere, Hispaniklere, siyahlara nefes aldırmayan; gençlerin, kadınların, ezilenlerin umutlarını yok eden kapitalist düzenin en gerici ve faşist temsilcisi olarak öne çıkıyor. “Düzen ve yasa”dan söz ederek eşitsizliği, ırkçılığı protesto edenlere saldırıyor. Siyahların katledilmesinin de on milyonlarca ABD’li emekçinin sefalet içinde yaşamasının da nedeni çürümüş kapitalist sistemdir. Bir avuç dolar milyarderinin serveti katlanarak artarken on milyonlarca insanın işsiz, güvencesiz, aç, evsiz ve acı içinde olmasının nedeni bu çürümüş sömürü düzenidir. Bu nedenle sadece siyah emekçiler değil, beyaz ve Latin emekçiler de protestolarda yerlerini alıyorlar ve “artık yeter” diye haykırıyorlar.

Öfkeli işçi ve emekçilerin meydanlara dökülmesi karşısında derin bir korkuya kapılan Trump yönetimi Kasım ayında yapılması gereken seçimlerde Cumhuriyetçilerin ve Trump’ın kazanmaması halinde ABD’nin karanlığa ve kaosa yuvarlanacağını ileri sürüyor. Emekçileri korkutmaya, sindirmeye çalışıyor. Göçmenlerin, adalet isteyen ve bunun için meydanlara dökülen insanların tehlikeli, ABD değerlerine düşman olduğunu, düzeni ve ABD yurttaşlarının huzurunu hedef aldığını söylüyor. Kitleleri kapitalizmin sorgulanamaz olduğuna inandırmaya, sosyalizmi düzen partisi Demokrat Parti ile özdeşleştirerek gözden düşürmeye çalışıyor. Sosyalizmi karalıyor ve sosyalizmin ABD topraklarına asla girmeyeceğini iddia ediyor. Trump bir yandan izlediği politikalarla ve faşist zihniyetiyle kitleler üzerindeki devlet terörünü azdırırken, diğer yandan kışkırtılmış lümpenlerden oluşturulan, otomatik silahlarla donatılan, beyaz üstünlükçü, faşist çetelerini örgütlemeye devam ediyor. Bu çetelerin temsilcilerini kongrelerinde kürsülere çıkarıyor, daha fazla cinayet işlemelerinin önünü açıyor. Kenosha’daki eylemlerde 2 kişiyi katleden bu çeteleri besleyenler, koruyup kollayanlar, adalet isteyen insanların üzerine salanlar “yasa ve düzenin korunmasından”, “ABD’nin kaosa sürüklenmesinin engellenmesinden” bahsediyorlar.

ABD’li egemenlerin de dünyanın kapitalist efendilerinin de kabul etmek istemediği apaçık bir gerçek var. Kapitalizm insanlık için de doğa için de kaosun, cehennemin ta kendisidir, zulüm ve zorbalığın düzenidir. Hiçbir zulüm düzeni sonsuza dek yaşayamaz. Alternatifsiz olduğu iddia edilen kapitalizm de yaşamayacak, işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin ayağa kalmasıyla gümbürtülerle yıkılıp gidecektir.