Navigation

Bu Tabloyu Değiştirmek Bizim Elimizde

Instagram’da paylaşılmış olan bu resim, Joseph Zeitoun adında Ummanlı bir öğrencinin mezuniyet ödevi olarak yaptığı üç boyutlu bir çalışma. Evladını savaştan, yıkımdan, katliamlardan oluşan bir tablodan kaçırmaya çalışan Suriyeli bir babayı öne çıkaran bu resim, hem teknik, hem de konu açısından çok çarpıcı. Resimde gördüklerimiz klasik resim çerçevesi içine sığdırılmış bir konu olsaydı, mesela tel örgülerin öte tarafına çocuğunu geçirmeye çalışan bir baba resmedilseydi yine etkilenir ve yaşam kavgası veren bir göçmenin dramına odaklanırdık. Ama resim çerçevenin dışına çıkınca, seyirciyle resim arasındaki duvar yıkılıyor. Artık biz de resmin içine giriyoruz! Sanki tel örgülerin bir tarafında biz varız, diğer tarafında yaşam hakkı tanınmayan, insan yerine konmayan göçmenler var. Ve biz anlıyoruz ki bu tarafta onları seyrediyoruz, sadece seyrediyoruz…

Seyretmiyor muyuz gerçekten, bu resmi seyrettiğimiz gibi yaşadığımız bu dünyada acılar içinde kıvranan milyonlarca insanın dramını? Bu tablonun içinde milyonlarca insan var. Uluslararası Göç Örgütünün Dünya Göç Raporuna göre bu tablonun içinde 272 milyon insan var artık!

Resim, insanın suratına tokat atar gibi bu milyonlarca göçmenin yaşadığı dramı anlatıyor. “Bu yalnızca seyredeceğin bir resim değil, göçmen sorunu seni ilgilendirmeyen bir sorun değil” diyor. “Sen de onun içindesin, hemen yanı başında, oturduğun binada, mahallende hayata tutunmak için her türlü zorluğa göğüs gererek gelmiş, hayatta kalmaya çalışan bir göçmen var. Evini, yurdunu, akrabalarını kaybedip başka topraklarda yeniden hayata başlamak için, elde kalan son şeyi, kendini ve ailesini hayatta tutmak için mücadele veriyor. Sen de zorluk çekiyorsun ama o senin yaşadıklarını katmerli bir şekilde yaşıyor” diyor.

Göçmen kaçakçılarının insafında, günlerce havasız, susuz şekilde kamyonlarda; tıkış tepiş her an batabilecek botlarda, kelle koltukta yola çıkıyor göçmenler. Vardıkları topraklarda önlerine tel örgüler dikiliyor ya da tel örgülerin içine tıkılıyor, cezaevlerinden farkı olmayan kamplarda adeta esir hayatı yaşıyorlar. Yalnızca fiziksel engellerle değil, kendi ülkelerinde aslında göçmenlerden çok da iyi durumda olmayan insanların ön yargılarıyla, düşmanca tutumlarıyla uğraşıyor, tacize, tecavüze uğruyorlar. Her sorunun, işlenen her suçun sorumlusu ilan ediliyor, öldürülüyorlar... Karın tokluğuna bile iş bulamıyor; çöp topluyor, dileniyor, itilip kakılıyor, aşağılanıyorlar... Her şeye yaşamak için, ailelerini hayatta tutmak için katlanıyorlar.

Resimde babasının elinden tutup tel örgülerin bu tarafına çıkarmaya çalıştığı çocuğu görünce yanında bir yakını olmadan yola çıkmış veya bu tehlikeli yolda ebeveynleri ölmüş, öldürülmüş göçmen çocuklar da geliyor insanın aklına. Tablodaki çocuk sadece elini tutan bir babası olduğu için “şanslı” sayılabilir. Çünkü göçmen çocukların bir kısmı yanında kendini koruyup kollayacak bir akrabası olmadan, çeşitli tehlikelerle baş etmek zorunda kalarak yollara düşüyor ve ortadan kayboluyor. Yalnızca Avrupa ülkelerinde her yıl on binlerce göçmen çocuk kayboluyor ve bu çocukların akıbetleri bilinmiyor.

Bu resme tekrar tekrar baktıkça şöyle düşünüyorum: Böyle tablolar yapılmasa, insanlık böyle dramlar yaşamasa ve yaşananlar böyle içler acısı tablolara ilham vermese, genç sanatçılar yaşamın güzelliklerini serse önümüze. Yıkılsa tüm bu sorunları yaratan sistem. Biliyorum ki bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde. Birlik olsak tüm ezilenler, tüm üretenler, tüm işçiler. Yıksak insanlığın başına çeşit çeşit sorunlar getiren kapitalizmi. Tüm dünya kucak açsa herkese, tüm dünya yurdumuz olsa. Mutlu olsa çocuklar, mutlu olsa insanlar, korkmasak yarınlardan!