Son yıllarda ABD, hegemonu konumunda olduğu kapitalist sistemin çürüme ve tıkanıklık çağı ile uyumlu biçimde, siyasi ve toplumsal krizlere sahne oluyor. Bu krizler küresel hegemonya kavgasının etkilerini, ABD egemen sınıfı içindeki kapışmaları, derinleşen açmazları, keskinleşen sınıfsal çelişkileri yansıtıyor. Emlak zengini, casino patronu, şovmen ve en nihayet Cumhuriyetçi politikacı Donald Trump’ın yolsuzluklarına, nefret suçlarına, darbe girişimine rağmen iki dönem ABD başkanlığı yapması bu tablonun önemli bir parçasını oluşturuyor. Babasının “sen bir kralsın” diyerek büyüttüğü bu megaloman, ABD’yi de bir kral gibi yönetmek istiyor. Trump iktidarı altındaki ABD’de egemen sınıf, sömürüyü derinleştiriyor, emperyalist savaşı harlıyor. Bu nedenle ABD’li işçi ve emekçiler meydanlardan seçim sandıklarına tepkisini ortaya koyuyor, “krallara hayır” diyerek mücadelesini büyütüyor.
İlk başkanlık döneminin ardından 3 Kasım 2020’de yapılan başkanlık seçimlerinin sonucunu kabul etmeyerek, taraftarlarını kışkırtarak 6 Ocakta Kongre baskınını gerçekleştiren Donald Trump, darbe girişimi suçuyla –ve daha bir dizi suçla– yargılanması gerekirken bir sonraki dönemde, 2024’te seçimlere en güçlü aday olarak girdi. Ocak 2025’te başkanlık koltuğuna ikinci kez oturdu. Ancak Trump, göreve geldiği Ocak ayından bu yana emekçilerin yükselttiği devasa protesto dalgalarıyla karşı karşıya. Trump’ın görev onayı yüzde 37’e kadar gerilemiş durumda. Bu oranın bugüne kadarki ABD başkanları için en düşük düzey olduğu belirtiliyor. Bu durum ABD’li emekçilerin ruh halindeki değişime ilişkin çok şey anlatıyor. ABD işçi sınıfı Trump şahsında otokrat ve faşist liderlere, dünyayı oyun alanları olarak gören ve uçuruma sürükleyen zenginler kulübüne tepkisini giderek güçlenen bir biçimde ortaya koyuyor.
Trump’ın ABD’si, ABD’nin Trump’ı
ABD’de yeni mali yılın bütçesinde anlaşma sağlanamaması nedeniyle federal hükümet 1 Ekimden bu yana kapalı. Kapanma nedeniyle yaklaşık 750 bin federal çalışanın zorunlu izne çıkartıldığı, hava kontrolörlerinden Pentagon uzmanlarına 700 bin federal çalışanın bu süre boyunca maaş almadan çalıştığı belirtiliyor. Gıda yardımı gibi sosyal yardımlar ödenmiyor. Bu durum 42 milyon insanı doğrudan etkiliyor, günlük gıdaya ulaşamayan insanların sayısı artıyor. Krizi fırsata çeviren Trump, kapanmayı sadece geçici bir “zorunlu izin” dönemi olarak değil, aynı zamanda kalıcı kitlesel işten çıkarmalar için bir fırsat olarak değerlendirebileceğini söyleyip işten atmalara hız verirken tüm sorumluluğu Demokrat Partiye yıkmaktan geri kalmıyor. Sağlık harcamalarına yönelik sübvansiyonların bütçeye dâhil edilmesini isteyen Demokrat Partiyi, ülkeyi krize sürüklemekle, işsizliği arttırmakla suçluyor. Partinin sol kanadı sayılabilecek Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) grubunu terörist ilan ediyor. Demokratları sağlık alanındaki hak gasplarına onay vermeye zorluyor.
Hatırlanacak olursa bundan önce yaşanan kapanmaların en uzunu yine Trump’ın başkanlık döneminde yaşanmış ve 35 gün sürmüştü. Kongre Trump’ın Meksika sınırına inşa etmeyi planladığı duvar için finansman sağlamayı reddetmiş, bunun üzerine federal hükümet Aralık 2018’de faaliyetlerini durdurmuştu. Ancak yasa dışı göçü engelleme gerekçesiyle 3200 kilometrelik sınırı kapatmayı kafasına koyan Trump, 930 kilometrelik bir hat çekmeyi başarmıştı. Kapanmanın da duvarın da faturası işçilere ödetilmişti. Bugün de işçiler, işsizlikle hak kayıpları arasında seçim yapmaya zorlanıyor. Federal hükümetin kapalı kalmasının da uzlaşma sağlanması halinde açılmasının da faturası işçilere kesilmek isteniyor.
Trump, ikinci kez başkan seçilmesinin ardından ilk döneminden daha da azgın saldırı politikalarını hayata geçirmeye başladı. Elon Musk gibi milyarderlerin doğrudan desteğiyle kamu hizmetlerini, sosyal güvenlik programlarını hedef aldı, işten atmalara girişti. Emperyalist savaşı derinleştirmek üzere militarizasyona hız verdi, en ölümcül silahlara sınırsız kaynaklar ayırdı. İsrail eliyle Ortadoğu’daki planlarını ivmelendirdi. Gazze yerle bir edildi, Lübnan hizaya çekildi, İran’ın çevresi kuşatıldı. Trump, Savunma Bakanlığının adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirme kararı aldığını, yeni nükleer silahlar geliştirip deneyeceklerini, rakiplerini ezmek üzere daha sıkı hazırlanacaklarını açıkladı. Başkanlık yetkilerinin kapsamını iyice genişletti, yetkisinin kısıtlı olduğu alanlarda fiili ve keyfi uygulamaları hayata geçirdi. Eyaletlerin ve özerk kurumların yetki alanını daraltan, federal hükümetin yetkilerini genişleten adımlar attı. Üst düzey kolluk kuvvetlerine, “Trump düşmanlarını” yargılamaları çağrısında bulundu. Medyayı kontrolü altına almak için hamlelerde bulundu, gazetecileri, muhalif sanatçıları hedef gösterdi, işten attırdı. Göçmenlere savaş ilan etti. Trump’ın talimatıyla Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu (ICE), Haziran ayı başında, Los Angeles’ta göçmenlerin yoğun olduğu işçi mahallelerine baskınlar düzenledi, göçmenleri tutukladı. Yine Trump’ın talimatıyla Ulusal Muhafız ve deniz piyadeleri Los Angeles sokaklarına indi.
Tüm bunları yapan Trump, ABD’yi yeniden büyük yapmaktan bahsedip duruyor, “eylemlerinin krizdeki bir ülkeyi yeniden inşa etmek için gerekli olduğunu” söylüyor. Dahası bir diktatör veya faşist gibi davrandığı yönündeki suçlamaları histerik olarak nitelendiriyor. Trump’ın bir diktatör ve faşist olduğunu düşünmek histeriklik ise dünya yüzünde milyarlarca “histerik” bulunuyor. Kendi ülkesinde her iki başkanlık döneminde nice protestonun hedefi olan Trump, kendi ülkesi dışında da en çok protesto edilen lider olarak sivrilmeye devam ediyor.
“Krala Hayır!”
ICE’nin Haziran ayı başında Los Angeles’taki saldırıları üzerine ABD’nin pek çok eyaletinde bir protesto dalgası yükseldi. Trump, ülke geneline yayılan bu protesto dalgasını bastırmak için, Ulusal Muhafızı ve deniz piyadelerini Los Angeles başta olmak üzere farklı kentlere yığdı. Eyaletlerin halkının tepkisini, yöneticilerinin itirazlarını hiçe sayarak ABD şehirlerine konuşlandırdığı Ulusal Muhafız birlikleri eliyle sokaklarda terör estirmeye başladı. O günden bu yana çoğunluğu göçmen, Latino, Afro-Amerikalı olan binlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı, sınır dışı edilme, vatandaşlık hakkını, oturum ve çalışma iznini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Baskınlara, saldırılara, ayrımcılığa, nefrete karşı büyüyen tepkinin bir sonucu olarak 14 Haziran’da 2500 ayrı noktada, 5 milyon kişinin katıldığı “Krala Hayır” gösterileri düzenlendi. Aynı gün Washington DC’de ABD ordusunun 250. yılı vesilesiyle düzenlenen geçit töreninde tam bir kral edasıyla boy gösteren Trump, protestocuları üzerlerine çok büyük kuvvetler göndermekle tehdit etti. Ancak bu tehditler işe yaramadı. Eylem dalgaları ardı ardına yeniden yükseldi.
ABD’li emekçiler, “Krala Hayır” eylemlerinin ikinci dalgasını 4 Temmuz Bağımsızlık Gününde yükselttiler. “Özgür Amerika” sloganıyla bir kez daha sokaklara döküldüler. Egemenliği elinde tutan zenginler kulübüne, onların yüz milyonların hayatını cehenneme çeviren şımarıklığına, özellikle 2020 krizinden sonra daha da artan yoksullaşmaya, baskılara, ABD’nin yürüttüğü emperyalist savaşa tepkilerini yeniden ortaya koydular. Otoriterleşmeye, faşizan uygulamalara, demokratik hakların yok sayılmasına karşı mücadelede kararlılıklarını sergilediler. Trump’ın ve ABD’li egemenlerin İsrail’e verdiği desteğe, Filistin’de yürüttüğü soykırımın ortağı olmasına tepki gösterdiler. ABD’li emekçiler 17 Temmuz’da bir kez daha meydanlara çıktılar. Yüz binlerce kişi, Epstein davasında gerçeklerin açığa çıkarılmasından Gazze’deki soykırıma son verilmesine kadar pek çok talep yükseltti. Son olarak 18 Ekim’de yükselen eylem dalgası ise hem öncekileri aşan bir kitleselliğe ulaştı hem de ABD’de mücadelenin daha da yükseleceğinin bir diğer işareti oldu.
18 Ekim’de yapılan ve “Krala Hayır 2.0” olarak adlandırılan eylemlere 2700 ayrı noktada 7 milyon kişi katıldı. Bu eylemler ülke tarihinin en kitlesel ve en yaygın protestosu oldu, tüm ülke koca bir miting alanına dönüştü. Mitinglere Demokrat Partililer, sendikalar, sosyalistler, inanç örgütleri, kadın, gençlik, çevre örgütleri, sanatçılar, savaş karşıtları, Trump’ın durdurulması gerektiğini düşünen emekçiler katıldı. Meydanlarda ABD’nin Trump yönetimindeki rotasına, Trump başta olmak üzere şımarık milyarderlere, oligarklara, otokratlara, kapitalizme, faşizme, emperyalist savaşa karşı sloganlar yükseldi. Sendikacılar, kendilerini demokratik sosyalist olarak nitelendiren parlamenterler, rahipler, yerli halk liderleri, gençlik örgütü sözcüleri kürsülerde art arda coşkulu konuşmalar yaptılar. Trumplara birlikte karşı durma, dünyayı herkes için daha iyi bir yer yapmak için mücadele etme çağrısında bulundular.
“Krala Hayır” eylemleri, sadece ABD’de değil Avrupa başkentlerinde, Kanada’da çeşitli kentlerde ve kimi Asya ülkelerinde de yapıldı. Dünyanın dört bir yanında İsrail’in Filistin’de yürüttüğü soykırıma karşı yapılan eylemlerde protesto edilenlerin başında Netanyahu ile birlikte Trump da vardı. Trump 25-29 Ekim tarihleri arasında Güney Kore, Malezya ve Japonya’yı kapsayan Asya turunda da binlerce emekçi tarafından protestolarla karşılandı. Trump’ın ve ABD’nin ekonomik saldırı ve savaş politikaları protesto edildi.
Trump’ın protesto edildiği ülkelerden bir diğeri Arjantin oldu. ABD’de işçi ve emekçiler giderek daha fazla yoksullaşırken, Trump yönetimi Arjantin’de 27 Ekim’de yapılan ara seçimlerde faşist Milei’nin zaferi için kesenin ağzını açtı. Arjantinli emekçilerin yaşamını çekilmez kılan kemer sıkma programlarına, faşist baskılara hız veren Milei, finansal ve politik destek aldığı Trump’tan seçim öncesinde bir kez daha büyük bir destek aldı. Trump’ın 40 milyar dolar yardım sözü verdiği Milei, aldığı yüzde 40’lık oyla parlamentodaki sandalye sayısını arttırdı. Yeni saldırılar için güç tazeledi. ABD’nin seçimlere müdahale etmesine öfkelenen Arjantinli emekçiler protestolar gerçekleştirirken, Trump, “harika bir Trump onaylı aday” diyerek Milei’yi zaferinden dolayı tebrik etti.
Hal böyleyken Trump, işçi ve emekçilerin yükselen öfkesini bastırmak için yalanlara, iftiralara, kutuplaştırmaya, baskılara hız veriyor. Trump başta olmak üzere Cumhuriyetçi Parti ve Beyaz Saray sözcüleri 18 Ekim eylemlerini “Amerika’ya nefret” eylemleri olarak adlandırdılar. Protestoların Antifa hareketiyle bağlantılı olduğunu ileri sürerek bunu göstericilerin Amerika karşıtlığına, taleplerinin haksızlığına kanıt olarak sundular. Antifa’yı “yerli terör örgütü” ve gösterilere katılanları “aşırı solcu” olarak yaftalayıp nefreti körüklemeye çalıştılar. Öyle ki Trump göstericileri aşağılamak için, sosyal medya hesabından yapay zekâyla oluşturulmuş bir video paylaştı. Videoda Trump, başında kral tacı ile, “Kral Trump” yazılı bir savaş uçağını protestocuların üzerinde uçuruyor ve kalabalığı dışkıyla bombalıyorken gösteriliyor.
Zohran Mamdani’nin seçim zaferi
Bu koşullarda 4 Kasım 2025 seçimleri adeta bir referanduma dönüştü. ABD’nin en büyük kenti ve küresel finans kapitalin merkezi olan New York’ta DSA grubuna bağlı Zohran Mamdani belediye başkanı seçildi. Bir yıl öncesine kadar tanınmayan, Güney Asya asıllı Müslüman bir göçmen olan, Trump’ın hedef tahtasına koyduğu, kendi partisinin yetkilileri tarafından bile desteklenmeyen Mamdani’nin bu kentteki zaferi hem Trump’a hem temsilcisi olduğu zenginler kulübüne hem de Demokrat Parti elitlerine yönelik öfkenin yeni bir göstergesi oldu.
Trump, tıpkı Erdoğan’ın 6 Şubat depremlerinin ardından Hatay halkına yerel seçimlerde muhalefet partilerine oy vermeleri halinde hizmet alamayacakları tehditleri savurması gibi, New York halkına tehditler savurdu. 4 Kasım seçimlerinde Zohran Mamdani’ye oy vermeleri halinde federal hükümetten hiçbir finansal destek alamayacaklarını söyledi. Mamdani’nin “komünist vaatlerini” yerine getirebilmesi için paraya ihtiyacı olacağını, bu parayı başkan olarak kendisinden alamayacağını buyurdu. Büyük bir kibirle ve en üst perdeden, “Hiçbirini alamayacak, öyleyse ona oy vermenin ne anlamı var? Bu ideoloji binlerce yıldır hep başarısız oldu. Tekrar başarısız olacak ve bu kesin” diyerek hem kinini hem cehaletini hem de korkusunu ortaya koydu.
Bu sözleri, kendini ABD müesses nizamının dışından biri diye pazarlayarak başkanlık koltuğuna oturan, el ele verdiği şımarık milyarderlerle ABD’li emekçilere zulmeden, milyonların canını alan emperyalist savaş yangınını körükleyen, tüm dünyada bir nefret figürü haline gelen Trump söylüyor! Kiraları dondurma, saatlik asgari ücreti 30 dolara çıkarma, bedava toplu taşıma, bedava kreş vaat ederek New Yorklu emekçilerin desteğini isteyen, kendini sosyalist olarak tanımlayan Mamdani’yi binlerce yıldır başarısız olan bir ideolojinin temsilcisi sayıyor! Bu sözler egemen sınıfa özgü ukalalık ve kibrin, Trump’a özgü yalancılık ve narsisizmle birleşmesinin ürünüdür.
Sosyalizmin öcü olarak gösterildiği ABD gibi bir ülkede, kendisini açıkça sosyalist olarak nitelendiren, işçi sınıfının yakıcı sorunlarına yönelik vaatleriyle öne çıkan, üstelik de göçmen olan Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığına seçilmesi, kapitalizmin içinde bulunduğu tarihsel krize işçi sınıfının kendi cephesinden yanıt bulma arayışının dikkate değer bir göstergesidir. Bu yanıt, ancak işçi sınıfının bağımsız sınıf çizgisinde örgütlenmesiyle ve bu temelde bir mücadeleyle burjuvazinin tüm unsurlarından kopmasıyla hedefine varabilir. Aradaki zamanda tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de reformizm duraklarında oyalanmalar ve hüsranlar kaçınılmaz olsa da egemenler suyun akışının önüne geçemeyeceklerdir.
link: Ezgi Şanlı, ABD’li Emekçiler Meydanlardan Seçim Sandıklarına “Krallara Hayır!” Diyor, 9 Kasım 2025, https://marksist.net/node/8646
Ekim’e Giden Yol: Devrimci Hazırlık
Devrimden Doğmuş Bir Roman: Çimento





