Navigation

İngiltere Seçimlerinin Ardından

Yirminci yüzyılın başlarından bu yana İngiltere’de merkez sağda konumlanan Muhafazakâr Parti ve merkez solda konumlanan İşçi Partisi ülkenin en büyük iki siyasi partisi olageldi. Şimdiye dek burjuva iktidar bu iki parti arasında dönüşümlü olarak ve sorunsuzca el değiştiriyordu. Ancak kapitalizmin dünya ölçeğindeki bunalımı bu tabloyu da bozdu ve bunun sonucu olarak İngiltere’de uzun yıllardır ilk kez üçüncü bir partinin de dahil olduğu bir koalisyon hükümeti ortaya çıktı.

6 Mayısta İngiltere’de gerçekleşen genel seçimler 13 yıldır iktidarda olan İşçi Partisi hükümetinin sonunu getirdi. İşçi Partisi 1997 seçimlerinde büyük bir oy oranıyla iktidara gelmişti. 2001 ve 2005 seçimlerinde oy oranı düşmüş, ancak yine de birinci parti olarak meclis salt çoğunluğunu elde edebilmişti. Kapitalizmin küresel ekonomik krizinin etkileri ve Irak ve Afganistan’da on yıla yakın bir süredir devam eden emperyalist savaş İşçi Partisi’nin oy oranını önemli ölçüde düşürdü.

6 Mayıs seçimlerinde hiçbir parti mecliste salt çoğunluk sağlayamadı. Bu durum, ülkedeki geleneksel iki partili siyasal sistemde de gedik açılmasına yol açtı. İngiltere’deki seçim sistemi küçük siyasi partilerin aldıkları oy oranında mecliste temsil edilmesine olanak tanımıyor; bu yüzden hükümeti en büyük iki partiden biri kuruyordu. Ancak bu seçimlerde, Muhafazakâr Parti de, İşçi Partisi de, tek başına hükümet kuracak meclis çoğunluğuna ulaşamadılar. Dolayısıyla son yıllarda oy oranını arttıran Liberal Parti, hükümetin kurulabilmesi için kilit bir konuma geldi.

İngiltere’deki dar bölge seçim sistemi, Liberallerin aldıkları oy oranında parlamentoda temsilini engelledi elbette. Ancak Liberaller koalisyon pazarlıkları sırasında kilit konumlarının verdiği manevra olanaklarını kullanarak sınırlı parlamenter sayılarına karşın hükümette etkili bir konum elde ettiler. Gerek Muhafazakâr Parti gerekse de İşçi Partisi koalisyon hükümeti kurabilmek için Liberallerin kapısını çaldı. Liberaller, daha fazla taviz veren partiye koalisyon hükümeti kurma şansı vereceklerini ilan ettiler. Seçimden birinci çıkan Muhafazakâr Parti, hükümeti kurabilmek için Liberal Parti’ye hem hükümette hem de koalisyon protokollerinde tavizler vermek zorunda kaldı.

İngiltere’de yürürlükte olan dar bölge seçim sistemine göre bir bölgede en yüksek oyu alan parti o bölgenin tüm vekilliklerini alıyor. Bir seçim bölgesinde 2. ve 3. sırada kalan partilerin parlamentoya söz konusu bölgeden temsilci göndermesi imkânı yok. Bu durum seçmenleri en güçlü iki partiden birine oy vermeye zorluyor. Demokrasinin beşiği kabul edilen bu ülkedeki adaletsiz seçim sistemi, İngiliz demokrasisinin gerçek yüzünü de gösteriyor. Bu seçim sistemi son seçimlere dek İngiliz burjuvazisini, istikrarsızlığa zemin oluşturabilecek koalisyon hükümetlerinin taşıdığı dezavantajlardan uzak tutuyordu. Koalisyon hükümetleri, farklı programlara sahip partilerin ve ardındaki sınıf kesitlerinin geçici ve zorunlu bir uzlaşmasını gerektirdikleri için siyasal istikrarsızlıklara ve hükümet bunalımlarına teşne olabilmektedir. Koalisyon hükümetlerinin, olası muhalif toplumsal hareketlerin basıncı karşısında daha kırılgan olduğu kabul edilir. Dolayısıyla burjuvazinin genelde tercihi, meclis çoğunluğuna sahip tek partinin kuracağı güçlü ve istikrarlı hükümet ile ona alternatif olarak sırada bekletilen güçlü bir ana muhalefet partisinin mevcudiyetinden yanadır.

İngiltere’deki son seçimlerde, sistemin iki ana partisi mecliste salt çoğunluğu elde edemedi. Seçmeni iki ana partiye yönlendiren seçim sistemi bu sefer işlevini tam manasıyla yerine getiremedi. Diğer partilerin güç kazanması, buna karşın mecliste çok sınırlı bir temsil olanağı bulmaları, İngiliz seçim sisteminin sorgulanmasını gündeme getirdi. Seçimlerin ardından yapılan gösterilerde dar bölge seçim sisteminin kaldırılması talep edildi.

Elbette bizi asıl ilgilendiren husus, yıllardır geniş işçi kitleleri kandırmış olan İşçi Partisi’nin burjuva niteliğinin kavranmasıdır. Bu bağlamda İşçi Partisi’nin durumuna göz atalım.

Burjuvazinin “İşçi” Partisi

İngiliz İşçi Partisinin tarihsel gelişimi, Sosyal Demokrasinin siyasal evriminin tipik örneklerinden birisini oluşturur. İngiliz İşçi Partisi’nin temeli 20. yüzyılın başında Bağımsız İşçi Partisi (ILP) ile Sendikalar Kongresi’nin (TUC) işbirliği ile atıldı. 1906 yılında resmen kurulan İşçi Partisi, ilk kuruluşundan itibaren “işçi sınıfının burjuva siyasetine” hayat verecekti. I. Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında Sosyal Demokrasi İngiltere’de de işçi sınıfına ihanet edecekti. İşçi Partisi savaş sırasında burjuva hükümetlerde yer alarak İngiliz işçi sınıfına, dünya proletaryasına ve İngiliz sömürgelerindeki ezilen halklara karşı İngiliz burjuvazisinin yanında saf tuttu. 1918 seçimleriyle birlikte ikinci büyük parti haline geldi. 1924’te İşçi Partisi, Liberallerle birlikte ilk İşçi Partisi hükümetini kurdu. 1925 genel grevi sırasında hükümette İşçi Partisi’nin olması burjuvaziye avantaj sağlayacaktı.

İşçi Partisi, 1940 yılında Churchill’in koalisyon hükümetine katılarak, I. Emperyalist Paylaşım Savaşında oynadığı uğursuz rolü II. Emperyalist Paylaşım Savaşında da tekrarladı. Savaş sonrası dünya kapitalizmi hızlı bir yükseliş evresine girmişti. SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinin varlığı kapitalizmin aşırılıklarını törpüleyerek kendisine çeki düzen vermesini gerektiriyordu. 1945’te hükümeti kuran İşçi Partisi, “sosyal refah devleti” yönünde reformlar gerçekleştirebilecekti. Partinin programında sosyalizme barışçıl reformlar yoluyla gidilebileceği ileri sürülüyordu. Oysa sosyal devlet uygulamalarının sosyalizm hedefiyle bir ilgisi yoktu. “Sosyal devlet” denen şey, işçiler için kabul edilebilir hale getirilmeye çalışılan “ehlileştirilmiş kapitalizm”den başka bir şey değildi. Kapitalist ekonominin hızlı bir yükseliş yaşadığı savaş sonrası dönemde İsveç ve İngiltere başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi, işçi sınıfı tehlikesine karşı “sosyal devleti” sınıf uzlaşmacılığının politik zemini haline getirecekti. Burjuva siyasete angaje olmuş sosyalist ve reformcu işçi partileri sınıf uzlaşmacılığının başrol oyuncusu haline geldiler. “Sosyal devlet” uygulamaları sadece işçi partilerince değil belirli ölçülerde merkez sağ hükümetler tarafından da sürdürüldü. Sosyal demokrasinin siyasal evrimini ve bugün vardığı durumu Elif Çağlı şöyle özetliyor:

Sosyal demokrat partiler çeşitli safhalardan geçen bir dönüşüm neticesinde, başlangıçta bir ölçüde olduğu varsayılan Marksist köklerinden tamamen uzaklaştılar. Zamanla başta Avrupa’da olmak üzere çeşitli ülkelerde kendilerini sosyal demokrat ya da sosyalist diye niteleyen burjuva işçi partileri vücut buldu. Bu kapsama giren muhtelif sol partiler arasında nüanslar ve ulaştıkları kitlesellikte farklılıklar olsa dahi, bunlar esasen tabanını işçilerin veya sendikaların oluşturduğu, tepedeyse burjuva siyasetin yürütüldüğü burjuva işçi partileriydiler. Sosyal demokrat siyaset zamanla çok daha açık biçimde burjuva sol siyasete dönüştü.

Dünya üzerinde 80’lerde yaygınlaşan siyasal gericilik ve işçi hareketindeki gerileme dalgasıyla birlikte, İngiliz İşçi Partisi’nden Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne ve Brezilya İşçi Partisi’ne varana dek genel bir sağa kayış ve burjuvaziye büsbütün teslim olma furyası yaşandı. Böylece daha önceki dönemlerde bazı durumlarda belki bir ölçüde anlamlı olabilecek bir soru da (burjuva işçi partileri ile burjuva sol partiler arasında bir fark olup olmadığı sorusu) önemini yitirdi. (…) Tartışmaya konu olan partiler vaktiyle işçi sınıfının “burjuva” partileri idiler. Bugün bunlar düpedüz burjuvazinin “işçi” partilerine dönüşmüş bulunuyorlar. (Elif Çağlı, Burjuva İşçi Partileri Üzerine, MT, Aralık 2005)

İngiliz İşçi Partisi Britanya kapitalizminin istikrar unsurudur. Burjuva demokrasisinin gerçekte bir burjuva diktatörlüğü olduğu gerçeğini perdeleme hizmetini görür. Kapitalist devleti burjuvazinin iktidar aygıtı olarak değil, reformları gerçekleştirecek, gelir adaletsizliklerini, toplumsal eşitsizliği azaltacak kurum gibi gösterir. Burjuva devlet, “içerisinde yer almanın işçi sınıfına fayda sağlayacağı bir kurum” gibi sunulur. İşçi Partisi vesilesiyle elde edilen ekonomik kazanımlar bu yanılgıyı daha da destekler. İşçi sınıfını devrimci fikirlerden uzak tutar.

İngiltere’de “devrimci” sosyalizm

İki parti sistemine dayalı siyasi yapının süregitmesinde yani kapitalizmin siyasal istikrarının tahkim edilmesinde İngiliz solunun ağır sorumluluğu vardır. İşçi sınıfının birliği adına seçimlerde İşçi Partisi’ni destekleyen sözde “Marksistlerin” sayısı hiç de az değil.

İngiltere’de Marksizmin bayrağını taşıdığını iddia eden siyasi çevreler hiç eksik olmadı. Ancak bu çevreler burjuva “İşçi” Partisi’nin ipliğini pazara çıkaracak devrimci bir politika izlemekten ziyade, İşçi Partisi yamaklığı yaparak reformizmi besliyorlar. İşçi Partisinin sağ kanadına muhalefet edip sol kanadı güçlendirmeye çalışmayı devrimci bir politika gibi sunuyorlar.

Son seçim yenilgisinin ardından İşçi Partisi başkanı istifa edince partiye yeni lider seçme mücadelesi başladı. Bu mücadeleye “Marksistler” de dâhil oldular. “In Defence of Marxism” (IDOM) web sitesinde John McDonnell’ın adaylığı desteklendi. Üstelik McDonnell’ın partiyi “sosyalist temellerine” geri döndüreceği ileri sürülüyor. IDOM’a göre İşçi Partisi “sosyalist temellerine” geri dönerse işçi sınıfının siyasal örgütlenme sorunu çözülecek!

Sosyal demokrat partilerin programlarının işçi sınıfının devrim programıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bu parti programlarında yer alan “sosyalizm” ibareleri işçileri aldatmaya yönelik birer vitrin süsünden ibarettir. Marksizmin bir zamanlar “burjuva sosyalizmi” diye adlandırarak mahkûm ettiği siyasal anlayış, bunca acı tecrübelerden sonra, kendilerine “Marksist” diyenler tarafından hâlâ yaşatılmaya çalışılıyor.

İşçi sınıfının burjuvaziden ideolojik ve siyasal olarak bağımsızlaşmış devrimci bir partiye ihtiyacı var. Dünya kapitalizminin bunalımı reformizmin üzerinde yükseldiği sınıf uzlaşmacılığının iktisadi zeminini büyük ölçüde daraltıyor. “Sosyal devlet” tarihe gömülürken reformcu işçi partilerinin burjuvazinin işçi partileri haline geldikleri açıkça teşhir oluyor. Kriz durumlarında burjuvazinin saldırı politikalarını bizzat üstlenen sosyal demokrat partiler giderek işçilerin gözünden düşüyorlar. Şurası açık ki, devrimi isteyen onun aracını da istemek ve yaratmak zorundadır. İşçi sınıfının devrimci mücadelesini ilerletmenin başka yolu yok!

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 63, Haziran 2010