Navigation

Ey Kapitalizm! Virüs Sensin, Öldürmek Senin Fıtratında Var!

2019 Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktığı söylenen koronavirüs salgını, patlak veren büyük ekonomik krizin üstünü örtmek için fırsat olarak kullanılmaya çalışılıyor. Burjuvazinin medyası bütün dünyada öyle bir seferberlik başlattı ki, emekçi kitlelerin beyinleri felç edilmiş durumda. Medya, yerkürenin tamamında hiç olmadığı kadar büyük bir korku ve panik üretmeye devam ediyor. Tabii bu nedensiz değil. Bir yandan kitlelere “evden çıkmayın”, “sosyal mesafe”nize, “sosyal izolasyon” a (hem sosyal hem mesafeli nasıl olunuyorsa) dikkat edin diyorlar, diğer taraftan fabrikalarda işçileri, patronların kârları büyüsün diye harıl harıl çalıştırmaya, ürettirmeye devam ediyorlar. Çünkü dünya yansa patronların derdi, kârları, bireysel çıkarları ve düzenlerinin bekasıdır. Çünkü “toplum”, “toplum sağlığı”, “toplumsal çıkarlar”, yani önüne toplum kelimesi gelen her ne varsa onlar için çoktan anlamını yitirmiş şeylerdir.

Üretim araçlarının karşısındaki pozisyonları itibariyle alt sınıflardan tümüyle kopuk bir sınıf oluşturan kapitalistler, kendi amaçlarına hizmet etmeyen her şeyi düşman görür olmuşlardır. Emekçiler çalışıp, üretip toplumsal bir değer yaratırken, burjuvalar asalak bir sınıf olarak, milyarlarca emekçiyi aç bırakma pahasına, toplumsal üretimin büyük bir kısmına el koymaktadırlar. Kitlesel açlıklara, savaşlara, kırım ve katliamlara, yerkürenin mahvına sebep olan bu asalak sınıf, kendi sistemi olan kapitalizmin sürmesi için, şimdiye kadar topluma ve doğaya verdiği zararın bundan sonra da daha fazlasını vererek yoluna devam edebilir ancak. Dünyadaki bütün canlılara yaşattığı kötülükleri son sınırına vardıran kapitalizmden insan toplumu ve doğa için iyi tek bir şey beklemek, önüne ne gelirse dişiyle, pençesiyle parçalayıp yiyen bir canavardan dişlerinden ve pençelerinden vazgeçmesini beklemek demektir.

Burjuvazi öyle bir sınıf ve kapitalizm öyle bir sistem ki, bir yandan felâketlere neden olurken diğer yandan yarattığı felâketlerden beslenerek ayakta kalabiliyor. Azıcık idrak yeteneği olan canlı bir organizma, nasıl olur da hem içinde yaşadığı toplumu, hem kendi maddi varlığını bile bile felâketli bir sona götürebilir diye düşünülebilir. Ama bu, gün gibi bir gerçek... Hatta kapitalizm için bir çelişki de değil. Yaşamı işçi sınıfı tarafından sonlandırılacağı güne kadar toplumsal emeğin meydana getirdiği ne varsa yiyip yok eden bir canlı. Bir Ouroboros… Kapitalizm her defasında daha fazla kârı, daha fazla sömürü, daha fazla yağma ve talan, daha fazla yoksulluk, daha fazla kriz ve savaşla üretir.

Kapitalizm denen bu akıldışı sistem, bütün dünya emekçi sınıflarına, şu günlerde yaşanan Covid-19 salgınından çok daha beterini defalarca yaşattı. Bugün bütün dünyada alarm zilleri çalıp, tüm dünya emekçilerini korku tünelinin içine sokmaya çalışıyorsa, toplumun sağlığını ve yaşamını önemsediğinden değil. Çünkü kendisi yaşadığımız felâketlerin bizatihi yaratıcısıdır. Kapitalizm bütün bir ekolojik yaşamı, içinde ne varsa yok ediyor. Önüne ne gelirse sürüklüyor, yıkıp parçalıyor, kan revan içinde bırakıyor. Onunla yüz yüze gelen, onun elinin değdiği hiçbir şey artık eskisi gibi olamıyor. Koronavirüs ne ki, o kapitalizmin küçük bir musibeti sadece. Onun ellerinden ne felâketler çıktı bugüne kadar, çıkıyor ve çıkacak. İşçi sınıfı, kapitalizmi ortadan kaldırıp üretimi ve paylaşımı toplumun ve doğanın yararına ve ihtiyacına göre gerçekleştirmeye başlayamazsa, bu düzenin, tüm insanlığın ve doğanın mahvına yol açacağı her geçen gün daha açık bir şekilde görülüyor. Dünya adeta dizleri üzerine çöküp işçi sınıfına haykırıyor, onu göreve çağırıyor:

Eyy tarihin nasırlı elleri!

Kurtar beni bu karanlığımdan,

Bu yürek yangınımdan

Kurtar!

İstersen

Sök al ciğerlerimi yerinden…

Ancak;

Kurtar beni bu karanlığımdan

Bu yürek yangınımdan kurtar.

Sen istersen

Sen ister ve kalkarsan ayağa;

Gözyaşlarım diner,

Yürek yangınım söner,

Cennete döner

Cehennem ateşinde yanan bu Dünya[*]

Kapitalizm var olduğu sürece tüm canlı yaşam tehdit altında

Varoluş ve işleyiş yasalarıyla canlı yaşamının karşısına dikilen kapitalizm, dünyadaki tüm canlı yaşamını da kendi yaşamının nesnesi haline getirmiş durumda. İnsanından börtü böceğine, akarsuyuna, denizine, demirine, kömürüne, çayırına, ormanına varıncaya kadar canlı olan olmayan her şey onun emrine amadedir. O, ancak diğer canlı yaşamını tüketerek hayatına devam edebildiğinden, onun damarlarına kan pompalamayan hiçbir şey anlamlı olamıyor onun nezdinde. Marx “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” derken, kapitalizmin doğaya ve topluma bakış açısını en özlü biçimde özetlemiş oluyor. Üretmek, hep daha fazla üretmek düsturuyla tanımlanmış olan bu sistemin, bütün bir canlı yaşamından alacağı çok şey var ama ona ıstırap ve ölümden başka verebileceği hiçbir şey yok.

Kapitalist üretim biçimi çok büyük bir hızla dünyanın sonunu hazırlamaya devam ediyor. Petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtların kullanımı, kapitalizmin akıldışı, plansız aşırı üretiminden dolayı sürekli artıyor. Aşırı fosil yakıt kullanımı da atmosferin daha fazla ısınmasına, iklimin krize girmesine neden oluyor. Diğer yandan inşa edilen HES’ler, termik santraller ve nükleer santraller de ekolojik yaşamı sürekli tehdit ve tahrip ediyor.

Doğada çok büyük bir tahribata yol açan bu santraller, radyoaktif kirlilikle, havaya saldıkları zararlı partikül ve gazlarla kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın patlamalı bir şekilde artmasına yol açarak milyarlarca insanın hayatını tehdit ediyorlar. Örneğin fosil yakıtların neden olduğu hava kirliğinden dolayı dünyada 8,8 milyon insan iki yıl daha erken ölürken, 7 milyon insan da hava kirliliğinin neden olduğu hastalıklardan ölmektedir. Gerçekler bunca çıplaklığıyla ortadayken petrolü, doğalgazı, kömürü ve diğer yöntemleri kullanarak enerji elde etmeye çalışmalarının nedeni yalnızca vazgeçemedikleri kârları değil, aynı zamanda bu kaynakları egemenlik aracı olarak da kullanmalarıdır.

Yaşanan tüm felâketler, kapitalizmin yara bere, kan irin içinde bir bünye olduğunu gösteriyor. Ama aynı zamanda bu öyle bir bünye ki, kanla, irinle beslenerek ayakta durabiliyor. Bu nedenledir ki, onun sağlıklı bir bünyeye değil hastalıklı, ölümlü, felâketi bol bir bünyeye ihtiyacı var. Ortaya çıkışından bu yana dünyanın her yanından kanın, felâketin eksik olmamasının nedeni başka nasıl açıklanabilir?

Kapitalizm savaş ve ölüm üretiyor

Bilindiği üzere sadece İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında ölen insan sayısı 70 milyon civarında. Savaşları çıkaran işçiler olmadığına, onların savaşlardan çıkarı olmadığına göre, bu ölümlerin sorumlusu kapitalistler değil mi? Ya Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşında ölen insan sayısı kaç? 23 milyon civarında.

Bu savaşla doğrudan bağlantılı bir başka felâket ise 50 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği İspanyol Gribi salgınıdır. Tabii her zaman ve her durumda olduğu gibi ölenlerin yüzde doksanından daha fazlası emekçi sınıflardan insanlardır. Yaşanan iki büyük dünya savaşının ardından da, kapitalistlerin egemenliklerini ve çıkarlarını tesis etmek ve sürdürmek için yürüttükleri savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Bugün yürüyen üçüncü dünya savaşı da milyonların canını almaya devam etmektedir.

Covid -19’u bahane ederek dünyayı koca bir hapishaneye çevirenler unutmasınlar ki, yaptıkları diğer katliamlarla birlikte hesabı sorulacak başka bir katliam da her dakika, her saat hiç durmamacasına devam eden işçilerin çalışırken katledilmesidir. Dünyada her yıl iş cinayetlerinde ölen işçi sayısı 2 milyondan fazla. Peki iş kazalarına neden olan şey ne? Başta patronların maliyet olarak görüp almadıkları iş güvenliği önlemleri olmak üzere, uzun çalışma saatlerinin neden olduğu yorgunluğun yarattığı dikkat dağınıklığı, gece çalışması, geçim sıkıntısının neden olduğu stres ve başka sayılıp dökülebilecek bir sürü neden... Bunların tümünün sorumlusu ise kapitalist üretim biçiminin doğası ve buna bağlı olarak patronların bir türlü önüne geçilemeyen kâr hırsıdır.

Salgınları, savaşları, katliamları yaratanların, bunlar olmadan yaşamını devam ettiremeyen kapitalist üretim biçiminin ve onun sahiplerinin kendi yarattıkları ölümlerin önüne geçmesi beklenebilir mi? Covid-19 bahanesiyle emekçi kitleleri iyice sindirip kabuğuna çekilmesine neden olan kapitalistlerin derdi insan sağlığı mı? Bunun böyle olmadığına, insan yaşamının kapitalistler için zerre kadar değerinin olmadığına bütün bir dünya tarihi şahittir. Bu paniğin, yaratılan bu korku atmosferinin nedeni kapitalizmin büyük bir çıkmazın içinde olmasıdır. Açlık ve yoksulluk, savaşlar, savaşların neden olduğu göçler, salgın hastalıklar emekçi sınıfların canına tak etmiştir.

Covid-19 gibi virüsler de kapitalist üretim biçiminin sonucu olarak hayatımıza girmekte ve tahribata neden olmaktadır. Bütün dünyada egemen sınıfların hükümetleri salgının yaratacağı tahribatı azaltma bahanesiyle çeşitli “önlemler” almaktadır. Ancak bu “önlemlere” bakılınca, asıl amaçlarının, krizin sonuçlarına karşı yükselecek tepki patlamasını önlemek ve işçi sınıfının haklarına yönelik daha derinde saldırı planlarını uygulamak olduğu anlaşılmaktadır. Daha şimdiden on milyonlarca insan işinden atılmıştır. Saldırıların artarak devam edeceği şüphesizdir. Uzaktan çalışma gibi evden çalışma yoluyla sistem bir yandan işçilik maliyetlerden büyük oranda kurtulmayı hesap ederken, asıl olarak işçileri iyice atomize edip işçi sınıfını deklase etmeyi planlamaktadır.

Savaşlarda ve iş cinayetlerinde yüz milyonlarca emekçiyi öldüren kapitalistlerin insan sağlığı diye bir derdinin olması, bu sistemin var olma ve hayatını sürdürme biçimine aykırıdır. Kapitalizm can çekişiyor. Vücudunun bütün derisi soyulmuş bir canlı gibi, yanından yöresinden geçen her canlıyı kendine değecek sanıp canının yanacağı korkusuyla savaş açıyor. Fakat egemenler ne planlar yaparlarsa yapsınlar akıbetlerinin tarihin çöplüğü olmasına engel olamayacaklar. Bu son virajdır artık. Haydi işçi sınıfı! Kapitalizmin ümüğüne çöküp onu yere sermek için örgütlü mücadeleye!

Ya onlar

On beşinde kızlarımızın

Oğullarımızın

Umutlu bakışlarının

Tam orta yerine saplayıp hançerlerini

Sokup ağızlarından içeri ellerini

Söküp kanlı ve körpe ciğerlerini

Avuçlarından bileklerine kanlar akarak

Ve cansız bedenlerini yerden yere vurarak

Bakımlı, beyaz ve kanlı dişleriyle parçalayacaklar

Ya da biz

Yapışıp boğazlarına bütün hıncımızla

Bütün hıncımızla ümüklerine geçirip parmaklarımızı

“Heyytt bre” diye haykırıp

Leşlerini orta yere sereceğiz

Ya onlar kazanacak

Ya da biz


[*] Şiirler: Ziya Egeli, Yeni Bir Dünya Kuracağız, e-kitap, marksist.com