Navigation

Göçmen Emekçiler

Akdeniz Yine Kan Denizi

Türkiye’nin egemenleri, sorumluluklarını gizlemeye çalışırken “biz 3 milyon Suriyeliye kucak açtık” diye övünme ve Avrupa’yla mülteciler üzerinden kirli pazarlıklar yürütme ikiyüzlülüğünü sergiliyorlar. AB’yle pazarlıkta elini güçlendirmek için mültecileri Avrupa’nın üstüne salanlar, o dönemde Ege’de yüzlerce insanın ölümüne seyirci kalarak bu kanlı politikayı sürdürmüşlerdir. Ta ki 3 milyar euroyu alma sözünü koparana kadar! Bundan sonra sınırları kapayarak geçişleri sonlandırmışlardır. Sonuç ise bu kez Akdeniz’de yüzlerce insanın derin sulara gömülmesi olmuştur.

Göç, Mülteciler ve Kapitalizm

Kapitalizmin tarihi boyunca yaşanan göçlerde yer alan insanların hemen hemen tamamı zorunluluklar nedeniyle bu yollara sürüklenmişlerdi. İnsanların yaşamında ne büyük travmalar ve zilletler anlamına geldiği göz önüne getirildiğinde, göçün, çoğu durumda arzu edilir ya da tercih edilir bir şey olmadığı açıktır. Yeni bir hayat için uzak ülkelerin yoluna düşen yüz milyonlarca insanın hayatını travmatik biçimde değiştiren; sadece onların değil, geride bırakılan yurtların ve insanların ve gidilen diyarlardaki insanların hayatlarını derinden etkileyen göç sorununun nihai çözümü elbette salt kapıların açılması değildir. Bugün gelinen nokta itibariyle kapitalizm altında bu sorunun gerçek bir çözümü olamaz.

Mülteci Sorununda Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Mülteci krizi büyümeye ve Avrupa ülkelerini sarmaya devam ediyor. Mültecilerin yaşadığı trajediler gündemde önemli bir yer tutmayı sürdürürken, haftalardır, burjuvazinin özellikle de mülteci kriziyle karşı karşıya kalan Avrupalı egemenlerin, bu sorunun üstesinden nasıl geleceklerini tartıştıklarını izliyoruz. Sınır kontrollerini arttırarak, Avrupa kapısına dayanan yüz binlerce mültecinin girişlerini engelleyerek sorunun üstesinden gelmeye çalışan burjuva hükümetler, bu trajedilere sebep olanın, küçücük çocukların, kadınların, yani ölüme gönderilen binlerce mültecinin katillerinin kendileri olduğunu ise toplumdan saklamaya çalışıyorlar.

Kapitalizmin Yarattığı Mültecilik Dramı

Avrupa İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en büyük göç dalgasıyla karşı karşıya. Akın akın yaşanan bu göç, devasa bir krizi de beraberinde getiriyor. Avrupa devletleri tek başlarına yüz binlerce mültecinin ihtiyaçlarını karşılayamayacaklarını söylerken ciddi bir kaosla da karşı karşıya olduklarını itiraf ediyorlar. Evet, bugünlerde tam bir kaos yaşanıyor. Ama kim bu kaosun sorumlusu? İnsanlar neden yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar?

Göçmenlerin Trajedisi ve Kuruyan Vicdanlar

Göçmenlerin birçoğu savaşlardan, açlıktan, işsizlikten kurtulmak düşüncesiyle çıktıkları deniz yolculuğunda, umutlarıyla birlikte yok olup gidiyor. Tam bir dram haline gelen tekne kazalarında insanlar onar onar, yüzer yüzer ölüyor. Son sekiz ayda en az 2000 göçmen umut yolculuğunda boğularak hayatını kaybetti.

Mülteci Sorununun Sorumlusu Kim?

BM ve onlara bağlı diğer kuruluşlara, emperyalistlere, burjuva siyasetçilere; “yaklaşık 60 milyon insanın evinden edilmesine, mülteci olmasına neden olan bu savaşların, hegemonya yarışlarının sorumlusu kimlerdir?” diye sormak gerekmez mi?

Kapitalizm Bataklığında Göçmenler

Artan işsizlik, uzayan iş saatleri, iş kazaları, örgütsüzleştirme, esnek çalıştırma, taşeronlaştırma gibi saldırılarla karşılaşan işçi sınıfına, suçlu olarak göçmen emekçiler gösteriliyor. Bugün Türkiye’de de özellikle Suriyeli göçmen işçilere yönelik aynı suçlama ve saldırı söz konusudur.

Akdeniz’de Göçmen Katliamı Devam Ediyor

Kapitalizmin en kanlı yüzlerinden biri savaşlarsa, bunun bir parçası da, milyonlarca insanın yerinden yurdundan olması, hayatta kalmak için yine ölümü göze alarak göç yollarına düşmek zorunda kalmasıdır.

Akdeniz’in Karanlık Sularında Umut Tekneleri

Savaştan ve sefaletten kaçarak yaşama tutunmaya çalışan yoksul emekçiler, umutlarıyla birlikte Akdeniz’in sularına gömülüyor. Kapitalist dünya düzeni ayakta kaldığı sürece emperyalist savaşlar, iç çatışmalar, canından ve yerinden yurdundan edilen milyonlar üretmeye devam edecek. Akdeniz’de çırpınarak can veren on binlerce insan da kapitalizmin kurbanları arasındadır.

Eurosur: Göçmenlere Yeni Sur

Ne dünyamız ne de insanoğlu kapitalist devletlerin kendi egemenlik alanlarını belirlemek üzere çizdikleri sınırlarla var olmadı. Sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte devletler var oldu, sınırlar çizildi. Son yüzyıl içerisinde de insanların seyahat ve göç etme özgürlükleri önce pasaportla, daha sonraları da vize ile sınırlandı. Üretici güçlerin gelişimi, sınıfların ve sınırların olmadığı sosyalist bir dünyanın kurulmasını zorunlu kılıyor. İnsanoğlu eninde sonunda ulus-devletin deli gömleğini parçalayacak, kapitalizmi tüm rezillikleriyle beraber geride bırakacaktır.

Türkiye’nin Suriyeli Göçmenler Sorunu

Suriye’de devam eden iç savaş nedeniyle 2 milyondan fazla insanın ülke dışına göç etmek zorunda kalması ve bunlardan 600 binden fazlasının Türkiye’ye gelmesi, Türkiye işçi sınıfının da bu duruma yakından tanıklık etmesine yol açtı. Elbette hangi ülkeden olursa olsun işçi sınıfının kaderini ortaklaştıran görünür görünmez bağlar nedeniyle Türkiye işçi sınıfı duruma sadece tanıklık etmiyor, aynı zamanda bu durumun çeşitli sonuçlarını da yaşıyor.

Türkiye’nin Göçmen Politikası Can Alıyor

Zulüm, açlık, işsizlik, yani kapitalizm var olduğu sürece insanlar kendi canlarını, yakınlarının canlarını kurtarmak için göç edecekler, umut yolculuklarına devam edecekler. İnsanların diledikleri yere gitme, can güvenliğinin sağlanması, yaşam hakkı ve yer değiştirme özgürlüğü en temel haktır. Bu hakkı gasp edense, çoktan beridir gericileşmiş ulusal sınırlarıyla ulus-devletler ve kapitalizmdir.

Mültecilerin ve Göçmen İşçilerin Türkiye’de Yaşam Savaşı

İşçi sınıfının uluslararası mücadele birliğini savunan bilinçli işçiler, göçmen işçilerin ve mültecilerin yaşadığı sorunlara sahip çıkmalıdır. Egemenlerin kışkırttığı ulusal, kültürel ve dinsel farklılıklara dayalı ayrımcılığa ve önyargılara karşı uyanık hale gelen işçi sınıfı, sınıf düşmanının oyunlarını bozmayı ve dünya işçilerinin birliğine giden yolda yürümeyi başaracaktır.

Dört Mevsimlik Dram

Mevsim dönüşleri çoğu insan için yeni başlangıçlar ifade eder, çoğu insana heyecan verir. Yaz gelirken denizi, güneşi, tatili, kış gelirken beyazlara bürünen dünyayı sevinçle karşılayanlar olur. Sonbahar renkleriyle mest eder. İlkbahar doğadaki canlanmadır, insandaki umuttur. Ama mevsimlik işçiler için mevsim dönüşleri yeniden yollara düşmek demektir. Yeni gelen mevsim bir öncekinin çilesine eklenecek yeni çilelerin, bitip tükenmek bilmeyen bir göçebelik ve çalışmanın habercisidir.

Ellinci Yılında Acı Vatan Almanya!

Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yılı vesilesiyle Türk-Alman ortak yapımı birçok etkinlik düzenleniyor. Her iki ülkede de çeşitli “kutlama”lar gerçekleştiriliyor. Ancak göçmen işçilerin hafızası kutlanacak mutlu anılardan ziyade acı anılarla dolu. 1961 yılında binlerce işçi, Sirkeci Garından bindikleri trenlerle, umut bağladıkları Almanya’ya göç etti. Bu umut yolculuğuna çıkan binlere zaman içinde on binler eklendi. Bugün Almanya’daki Türkiyeli göçmenlerin sayısı 3 milyona ulaştı.

Sayfalar

Göçmen Emekçiler beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.