Navigation

Haziran 2017 tarihli yazılar

Adalet Yürüyüşü ve İktidarın Tahammülsüzlüğü

15 Haziranda başlatılan yürüyüş, aydınların, sanatçıların, demokratik kitle örgütlerinin, adaletsizliğe uğrayan işçilerin, emekçilerin ve çeşitli sosyalist örgütlerin desteğiyle ilgi odağı haline geldi. Çeşitli kentlerde yapılan “adalet” eylemleriyle de desteklenen bu yürüyüşün gerek içeride gerekse dışarıda gündem haline gelmesinden rahatsız olan Erdoğan ve avanesi ise son derece pasif olmasına rağmen bir hayli ürktükleri bu eylemi karalayarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

Genç Karl Marx Filmi

Haitili Raoul Peck’in yaptığı Marx ve Engels’in gençlik dönemlerine bir kapı aralayan Genç Karl Marx filmi sınırlı sayıda sinema salonunda gösterime girmişti. Bu film, 1844-1848 yılları arasında gelişen işçi hareketinin, bilimsel sosyalizmin doğuşunun ve işçi sınıfının önderleri Karl Marx ve Friedrich Engels’in siyasi dönüşümlerinin bir kesitini gözler önüne seriyor.

Duvarla Sarmalanmış “Özgür Dünya!”

Dünya! Adeta bir köy haline gelen dünyamız. Birbirimize o kadar yakın ve bir o kadar uzak olduğumuz mekân. Yıl 1989 ve bir dönemin sonu gelir. Berlin Duvarı yıkılır. Ve ses gelir bir yerlerden: Artık bitti, sevinin. Gayrı geride kaldı tüm tasamız, kederimiz ve bizleri birbirimizden ayıran o lanet olasıca duvarlar. Bakın işte! O yenilmez dedikleri “sosyalizm” çöktü ve o güzelim kapitalizm kazandı, yani insanlık kazandı. Bundan böyle insanlık ebediyete kadar bu güzelim düzende yaşayacak…

Spor Kisvesi Altında Körüklenen Milliyetçilik

Emekçi kitleler “şampiyon olma” hissine kapılıp, adeta sarhoş ediliyor. Sefalet koşulları altında kendini değersiz hisseden emekçilerin, “Şanlı Türk Milleti”ne mensup olma propagandasıyla gururları okşanıyor. Aynı koşullarda yaşayan diğer halklara düşman ediliyorlar, sınıfsal ayrımlar gizleniyor. “Biz kazandık” duygusuna kapılan işçiler, her gün kaybettiği kendi haklarına yabancılaşıyor. Dolayısıyla gerçekte kazanan emekçi kitleler değil kapitalist egemenler oluyor. Örneğin geçtiğimiz Mayıs ayında Fenerbahçe basketbol kulübü Euroleague şampiyonu oldu. Takımın sayı getiren bir tek Türkiyeli oyuncusu olmamasına rağmen “tarihi zafer”, “Yunanlıları yenen Fenerbahçe” gibi söylemlerle yıllardır sürdürülen Türk-Yunan düşmanlığı beslendi, milliyetçilik kışkırtıldı.

“Başarının” Sırrı!

Bu yıl TEOG’a 1 milyon 174 bin 427 öğrenci girmiş ve ilk sınavdan 4742, ikinci sınavdan 17 bine yakın şampiyon çıkmış. Peki, geriye kalan 1 milyondan fazla öğrenci aptal mı? Ya da kazanmak istememişler mi acaba? Eğitim sistemi harika da sorun öğrencilerde mi? Gencecik, pırıl pırıl çocukları yarış atına çeviren, psikolojilerini bozan, rekabetçi, bireysel insanlar haline getiren eğitim sisteminden ve bu yüzden başarısız olanlardan bahsedilmiyor bile. Sınavda sıfır çeken öğrenci sayısı açıklanmıyor.

Totaliter Diktatörlüğün Mahalli Ayağı

Muhtarlar, cami imamları, komşular, apartman yönetici ve görevlileri, zabıtalar, mahalle lümpenleri, bekçiler ve daha nicesi! İktidar, toplumu her alanda ama özellikle mahalle içinde abluka altına almaya çalışıyor. Bu temelde devletin en üst organlarından başlayarak tek tek en küçük toplumsal alanları dizayn etmeye çalışıyor. Tıpkı 12 Eylül faşizmi döneminde olduğu gibi!

Gülmen ve Özakça Derhal Serbest Bırakılsın ve Görevlerine İade Edilsin!

Açlık grevlerinin 75. gününde tutuklanan Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumları kötüleşmesine rağmen hükümet hiçbir adım atmamakta ısrar ediyor ve iki genç eğitimciyi göz göre göre ölüme gönderiyor. Avukatı, birkaç gün önce gerçekleştirdiği son görüşmeyi, Gülmen’in sağlık sorunları nedeniyle çok kısa kesmek zorunda kaldığını duyurdu. 22 Haziranda Ankara Barosu heyetinin yaptığı ziyarete ise Gülmen yataktan kalkamadığı için gidemedi ve heyet sadece Özakça ile görüşebildi.

Kapitalizmde Yoksullar Hep Trajedilerle Ölür

İşçi ve yoksul milyonlar, kapitalist sistemden kaynaklanan felâketlerde can vermeye devam ediyor. Bu sistem devam ettikçe maalesef emekçilerin yaşamları kapitalizmin insafsızlığına kalacak! Sınıf savaşımının yangınıyla sermaye sınıfının elinden bu dünyayı çekip almadıkça bu düzende işçilere, emekçilere rahat yok!

Umut Yolcuları Sayıdan mı İbaret?

Milliyetçiliğin her gün tırmandırıldığı, ırkçılığın yükseldiği günümüz dünyasında göçmen olmak, hele de çocuk göçmen olmak zor olmasına rağmen, hayat milyonlarca insanı yaşadığı topraklardan koparıyor. Ölümle yaşam arasında çok ince bir yol olmasına rağmen insanlar umut yolcuğunda yol almaya devam ediyor. Kapitalist sistem var olduğu sürece ne savaşlar bitecek, ne yoksulluk, ne de açlık. Ve insanlar kapitalist sistemi yıkıp, sınıfların, sömürünün olmadığı bir dünya yaratmadığı sürece milyonlarca insan göç yollarında umut aramaya devam edecek.

Kapitalist Açgözlülük Kışlalarda da Can Alıyor

Hastanelerde savunmasız durumdaki hastaların, okullarda emekçi halkın evlatlarının bu gözünü kâr hırsı bürümüş kapitalistlerin insafına terk edildiği yetmezmiş gibi, kutsal vatan görevi denilip, en dinamik çağlarında kışlalara kapatılan işçi-emekçi gençler de bu açgözlülüğün insafsızlığına terk ediliyor. Gerçek çırılçıplak ortadadır; emekçi halkın devlete “emanet ettiği” gencecik insanlar, masraflar kısılsın, kapitalistler de üç kuruş daha fazla kâr etsin diye, en berbat yemeklere talim etmekle ve hatta zehirlenmekle karşı karşıya bırakılıyor. Kapitalizmin mantığı budur ve bu mantık görüldüğü gibi orduda da aynen geçerlidir.

Medeniyetin ve Toplumun Çöküşü Değil, Kapitalizmin Çöküşü!

Geçtiğimiz günlerde BBC’nin Türkçe internet sitesinde Rachel Nuwer’in bu kapsama giren bir yazısı yayınlandı. Nuwer “Batı Medeniyetini Çöküşe Götüren Ne Olacak?” başlığını verdiği yazısında pek çok isimden alıntılar yaparak bugün yaşanan sorunlar üzerinden kapitalizmin içine düştüğü açmazı anlatıyor. Ancak tam da beklendiği gibi doğru çözüm yolunu ortaya koyamıyor.

15-16 Haziran Genel Direnişi

Bu büyük direnişin kanıtladığı gerçeklerin en başında şüphesiz işçi sınıfına önderlik edecek devrimci bir siyasal parti olmadıkça işçi sınıfının bu tür patlamalarının düzen tarafından her zaman savuşturulabileceği gerçeği gelmektedir. Lenin emperyalizm çağını proleter devrimler çağı olarak adlandırmıştı. Bu çağda işçi sınıfının kendiliğinden patlamaları her an olasıdır. Önemli olan bu tür patlamalar gerçekleştiğinde işçi sınıfına önderlik etme yeteneğinde ve gücünde bir devrimci partinin daha önceden inşa edilmiş olmasıdır.

Sermayenin Derdi: İşçi Sınıfını Nasıl Emekli Etmemeli?

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) gelişmiş ülkeleri uyarıyor: Emeklilik yaşı 70’e çıkarılmazsa 2050’de krize hazır olun! Bir rapor yayınlayan kuruluş, bugün doğanların ortalama yaş beklentisinin 100’e çıkacağını, 2050’de 65 yaş üstündeki insan sayısının bugünkü rakamın 3 katına çıkarak 2,1 milyar olacağını belirtiyor. Rapor, ABD, Japonya, Avustralya, Kanada, Hollanda, İngiltere, Çin ve Hindistan’ın emeklilik sisteminde büyük bir açık ortaya çıkacağını ve emekli başına çalışan insan sayısının azalacağını söylüyor. İşçilerin daha uzun süre çalıştırılmamasının büyük bir krize neden olacağını iddia ediyor, bu soruna çözüm olarak da çalışanların emeklilik yaşının arttırılması gerektiğini tavsiye ediyor.

Katar Krizi: Emperyalist Savaşta Yeni Bir Evre

İç denge ve kapışmalara bağlı olarak ABD’nin bölgedeki şekillendirici gücünü küçümseyen ve “iç ferahlatıcı” yorumlar yapan burjuva akademisyenler fena halde yanılıyorlar. Ortadoğu merkezli üçüncü dünya savaşı kızışıyor ve ABD yeni adımları hayata geçirmeye çalışıyor. Planlarını ne ölçüde başarabileceği sorunundan bağımsız olarak, her halükârda paylaşım savaşının çok daha fazla kızışacağı, yeni cephelerin açılacağı, bölgesel güçleri giderek daha fazla ve doğrudan içine çekeceği ve büyük dünya güçlerinin çok daha doğrudan karşı karşıya geleceği bir noktaya gidebileceği açık bir gerçektir. Tüm bunların anlamı emekçi kitleler için bellidir: Daha fazla ölüm, daha fazla acı ve çok daha derin bir sefalet.

İnşaatlar Tozu Dumana Katarak Yükseliyor

Kuralsızlık, yasasızlık, iktidarı arkasına almanın verdiği güç ve rahatlıkla toplumsal yaşam alanları istila ediliyor. Yollar, sokaklar toz, pislik ve iş makinelerinin gürültüsüne mahkûm ediliyor. Hafriyat kamyonlarının trafik cinayetlerine ve gece yarılarında içme suyu havzalarından mahalle aralarına istedikleri her yere keyfi biçimde moloz dökmelerine varıncaya kadar ipin ucu çoktan kaçmış durumda. İnşaat firmaları istedikleri sokağı, yolu, kaldırımı şantiye alanı gibi kullanıyor.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları /3

Bolşevik Partinin saflarında yer alan kadınların yoğun çalışmaları ve partinin önderi Lenin’in teşvik edici rolü sayesinde kadınların partideki etkinliği arttı. Devrimin gerçekleştiği günlerde, Rusya gibi geri bir ülkede olunmasına rağmen partinin üye sayısının %10’u kadındı ve kadınlar her düzeyde önemli görevler üstleniyorlardı.

İngiltere: Theresa May Kazdığı Kuyuya Düştü

Faşist hareketler sosyalist önderliklerin hatalarının sonucunda güçlenirler! Önerdiği programla ve pratiğiyle onda güven yaratan, umut oluşturan bir sol önderlik görürse, işçi sınıfı umutsuzluğun siyasi ifadesi olan faşizme değil umuda ve bu umut uğruna mücadeleye yönelecektir. Corbyn’li İşçi Partisinin yaptığı çıkış da (tüm yetersizliklerine ve sol-reformizmi aşamamasına rağmen) bunun kanıtıdır. Şimdi, liderliği fena halde zedelenen ve arkasında İngiliz halkının büyük desteği olduğuna dair poz da kesemeyecek olan May’in önünde, daha da zorlu geçeceği anlaşılan Brexit görüşmeleri duruyor. Brexit bahanesiyle başlatılacak yeni saldırı dalgasının işçi ve emekçi sınıflarda iyice büyüteceği hoşnutsuzluk ve tepkinin iktidar partisinin işini zorlaştıracağı açıktır. Bu durum, önümüzdeki süreçte İngiltere’de sınıf mücadelesi sahnesinin hareketleneceğine işaret ediyor.

“Siz İşinize Bakın, Biz İşimize!”

Çevresinde olup biten haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı sesini çıkaran, doğanın katledilmesine karşı tepkisini dile getiren ve bu anlamıyla “kendi işine bakan” insanlar daima olacaktır. Sizin işiniz rant uğruna kıyım yapmaksa, bizim işimiz de size ve sizin soydaşlarınıza karşı durarak içinde yaşadığımız dünyayı daha beter hâle getirmenizi engellemektir.

İktidar ve Göz, Gözetim ve Toplum

Tarihsel bir kriz içinde debelenen sömürü sistemlerinin bir ayağı çukurda! Çelişkiler netleştikçe, kapitalist çürüme derinleştikçe korkuları da katmerleşiyor. Geliştirdikleri onca gözetim aracına rağmen kitleleri denetim altında tutmakta her geçen gün daha da zorlanıyorlar. Bir korku imparatorluğu kurmaya çalışıyorlar ama sırça köşklerde yaşıyorlar. Yaprak kımıldamasın istiyorlar ki sırça köşkleri o denli kırılgan! İşçi sınıfı ise bugün acıyı ve öfkeyi biriktiriyor. Peki, burjuvazinin aygıtları bu öfkenin taşarak sırça köşkleri paramparça etmesini engelleyebilir mi?

İşçi Sınıfının Şairi Nâzım Hikmet

3 Haziran 1963’de Moskova’da öldü Nazım. Sevdası sevdamız oldu. Yazdığı şiirler bazen türkü oldu dilimizde, bazen ışık oldu, yol gösterdi, aydınlattı yolumuzu. O katıksız sevdi insanı, yaşamı, memleketini. O günü görebilmek için ömrünü mücadelenin içinde umutla, hınçla ve yılmadan geçirdi. Onu 54. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

Ortadoğu Savaşında Yeni Hamleler

Görüntülerin ve söylemlerin ötesindeki asıl gerçek şudur: Ortadoğu’yu yeniden paylaşmak için savaşan emperyalist/kapitalist güçler, kendi güçleri ve manevra yetenekleri ölçüsünde yeni hamleler yapıyorlar. Bölgeyi kasıp kavuran emperyalist savaş Suriye cephesinde belirli bir tıkanma ve doyum noktasına gelirken, aynı zamanda yeni alanlara doğru ilerliyor.

Aladağ: Göz Göre Göre Ölen Çocuklar

Yoksul ailelerin çocuklarının kaldığı tarikata ait yurtlarda bu ilk facia değil ve sonuncusu da olmayacak. Devlet ailelerin çocuklarının emanet ettiği bu yurtları hiçbir şekilde denetlemediği gibi, yaşanan faciaların üzerinin örtülmesine de engel olmuyor. Yandaş sermaye gruplarını, tarikatları her koşulda korumak için seferber olan iktidar sahipleri için insan canının, ailelerin acılarının ve çaresizliğinin hiçbir önemi yok.

İngiltere’de Seçim ve Kapitalist Çürüme

Kapitalist gelişmenin geldiği noktada ve kapitalizmin tarihsel çıkışsızlığının küresel olarak daha önce görülmemiş boyutlarda kendini duyurduğu bir tarihsel kesitte, burjuva siyasetindeki çürüme kimi temel görünümleri itibariyle gitgide daha fazla ortaklaşmakta. Bu çürümenin burjuva siyasetinde en belirgin ifadelerinden birkaçını, egemen politik güçlerin emekçi kitlelere güzel bir gelecek, pozitif bir perspektif ve umut veremiyor olmaları, politik rakiplerin umacılaştırılması, korku siyaseti, “güçlü liderlik” ve “istikrar” talebi olarak sıralamak mümkün. İngiltere ve Türkiye gibi son derece farklı tarihsel gelişme eğrilerine ve geleneklere sahip iki ülkede sadece son dönemlerde beliren siyaset manzaraları kapitalist dünya sisteminin geneli bakımından alttaki derin süreçlerin niteliğini daha net anlamak için bir veri sunuyor.

NATO Liderler Toplantısının Ardından

Emperyalist paylaşım savaşı, kapitalizmin tarihsel krizinin belirlediği koşullar altında daha da genişlemekte ve derinleşmektedir. Son NATO toplantısında ortaya çıkan tablo da bu durumun sonucudur. Savaşın derinleşmesinin sonucunda da diplomasi alanındaki gerilimler kaçınılmaz olarak yükselmektedir. Bu yüzden NATO liderler toplantısı sırasında gözle görülür biçimde hissedilen gerilim geçici değildir ve savaş sahalarını daha da kızıştıracaktır.

Geçmişin Dersleriyle Geleceğe

Kapitalist sistemin tarihsel bir kriz içinde debelendiği günümüz koşullarında Marksizmin ve sosyalizmin savunusu devrimci mücadele açısından büyük önem taşıyor. Kapitalist sistem yaşlandı ve çürüdü. Kapitalist çürüme ve kriz sonuçlarını en çarpıcı biçimde, toplumsal çürümeyle, milyonlarca insanı ölümlere sürükleyen emperyalist savaşlarla, otoriterleşme eğilimiyle, insanın ve doğanın tahammül edilemez boyutlara varan tahribiyle ortaya koyuyor. Bu kahrolası sömürücü ve baskıcı toplumsal düzenden kurtulup sosyalizme yelken açmak her açıdan zorunlu hale geldi. Marksizm insanlığı özgürlüğe taşıyacak sosyalizm için yolu açan yegâne devrimci dünya görüşüdür. O nedenle, Marksizmi yıllar boyunca uğratıldığı çarpıtmalardan kurtarmak ve geçmişte sosyalizm adına yaşananların sosyalizm olmadığını kanıtlayarak devrimci mücadeleyi yükseltmek, günümüzde temel ve yakıcı bir görev oluşturuyor.

Çocuklarımız Yok Ediliyor!

Çocuk… düşmanlar… çocuk… cesetler… Birbirine bu kadar zıt kelimeler, birbirinden çok uzakta olması gerekirken artık birliktelikleri kanıksanır hale geldi. Bakılıp geçilen, görülüp duyumsanmayan, işitilip el uzatmaya tenezzül edilmeyen çocuklar. Ne görülmedi, ne bilinmedi, ne yapılmadı ki çocuk cesetleriyle doldu bu coğrafya?

Kapitalist Çürüme Girdabında Gençlik

Bugün kapitalist sistemin belki de en tahammülsüz olduğu “Nasıl?” ve “Neden?” soruları, gerek akıllardan gerekse de dillerden kaldırılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla öğrenmeye, sorgulamaya meraklı gençlik bugün ne yazık ki yerini bir o kadar umursamaz, hazırcı, tembel bir gençliğe bırakmış bulunmakta. Bilgisayar başından kalkmayan, eline yapışık bir şekilde taşıdığı “akıllı” telefonundan ayrılamayan ve böylece giderek sosyal hayatın dışına itilen, otomatlaşan bir gençlik! Kendisinin, insanlığın ve hatta bir bütün olarak tüm dünyanın sorunlarını sorgulamaktan, değiştirmek istemekten aciz bir gençlik! Kapitalizmin paslı çarkları arasında öğütülen, un ufak edilen bir gençlik! Kapitalist çürüme girdabında gençliğin hali budur. Kapitalist çürüme işçi sınıfının örgütsüz gençliğini de çepeçevre sarıyor ve tüm irinini körpe bilinçlere zerk ediyor.