Sınıf mücadelesinin tarihsel belleği, bazen bir celladın itirafında, bazen de bir Nazi subayının arşivinde gün yüzüne çıkar. Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan bir haber, tam da böylesi bir tarihsel hesaplaşmayı barındırıyordu: 1 Mayıs 1944’te, Nazi barbarlığı tarafından Yunanistan’daki bir toplama kampında kurşuna dizilen 200 komünistin, katliamdan dakikalar önce çekilmiş fotoğrafları ortaya çıktı. Bu karelerde, ölüm mangalarının karşısında boyun eğen kurbanlar yoktu. Kimisinde gülümseyerek bakan, kimisinde de yumruklarını gökyüzüne kaldıran devrimci bir irade vardı. Fotoğrafların bir infaz öncesine ait olduğuna inanmayı zor kılan şey o muazzam sınıf bilincinin, devrimci iradenin yansımasıydı. Bu onurlu yürüyüşün en ön safında ise, Bursa’nın dirençli havasını Ege’nin karşı kıyısına taşıyan bir sınıf kardeşimiz Napoleon Soukatzidis yer alıyordu.
Bugün işçi sınıfının kazanımlarına yönelik ağır saldırıların olduğu, adaletin sermaye düzeni tarafından karanlığa gömüldüğü bir dönemden geçiyoruz. Ama biliyoruz ki tarih, barbarlığa karşı diz çökmeyenlerin direnişiyle yazıldı. Bu nedenle o direnişin en berrak simgelerinden biri, Bursa toprağında doğan ve Yunanistan işçi sınıfının önderlerinden biri haline gelen Napoleon Soukatzidis’ten kısaca bahsetmek isterim.
Napoleon, yalnızca bir direnişçi değildi, sınıf disipliniyle kuşanmış donanımlı bir devrimciydi. Bursa’da başlayan çocukluğu, mübadele sonrası Yunanistan’da fakir ve zorlu geçen bir gençliğe evrildi. Muhasebe eğitimi aldı ve zor şartlar altında da olsa beş dil öğrendi. Tüm birikimini sendikalarda örgütlenmeye, hak savunmaya ve haksızlığa karşı ses çıkarmaya harcadı. Onu yoldaşlarının gözünde öncü yapan şey, bildiklerini onlara bir öğretmen gibi değil, bir kardeş olarak aktarmasıydı. Ayrıca bir sendikacı olarak fabrikalarda, tarlalarda ve sendika koridorlarında her zaman ön saflardaydı. Yunanistan’ı işgale gelen Nazilere karşı fabrikalarda iş bırakma eylemleri örgütleyenlerden biri oldu. Daha sonra o ve arkadaşları önce Akronafplia, ardından bir toplama kampı olan Haydari kampına götürüldü. Nazi subayları ona tercümanlık yapması için baskı kurduğunda, o bu durumu sadece yoldaşlarına yardım etmek ve işkenceleri bir nebze olsun hafifletmek için kullandı. Kendisine sunulan “ayrıcalıklı mahkûm” olma teklifini her seferinde reddetti. Kurşuna dizildiği güne kadar kamplarda tutsak kaldığı sürece, oradaki işçi arkadaşlarına moral vermeyi sürdürdü. O güne şahit olanlar, anılarında, 200 kişinin el ele tutuşarak, şarkılar söyleyerek hatta halay çekerek ölüme yürüdüklerini yazdılar. Onlar sadece Nazilere karşı değil, aynı zamanda barbarlığa karşı durdular. 1 Mayıs 1944... İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününde, faşistler 200 komünisti kurşuna dizerek bu güçlü iradeyi kırmaya çalıştılar. Fakat bir koleksiyoner tarafından satışa çıkarılan fotoğraflar, bu 200 insanın cellatlarının gözlerinin önünde gülümseyerek ve yumruklarını gökyüzüne kaldırarak ölüme gittiklerini kanıtladı.
Napoleon’un hikâyesinden bazı dersler çıkarmak gerekir diye düşünüyorum: Fabrikalarda üretim yapan biziz, dünya bizim ellerimizle inşa ediliyor… Biz el ele verdiğimizde ve emeğimizin onuruna sahip çıktığımızda bizi hiçbir güç yıkamaz. Örgütlü bir işçi sınıfının elinden ne çocuklarının geleceği ne de hürriyeti çalınabilir. Uluslararası düzeyde örgütlü işçi sınıfı kapitalizmi yıkabilir. Bursalı Napoleon ve arkadaşlarının mirası, bugün fabrikalarımızda, grev halaylarımızda ve hepimizin alın terinde yaşıyor. Onların 1 Mayıs 1944’te yarım kalan şarkısını, yepyeni bir dünya kurana dek söylemeye devam edeceğiz.
link: Bursa’dan bir kadın işçi, Bursa’dan Yunanistan’a Bir Sınıf Köprüsü: Napoleon Soukatzidis, 12 Mart 2026, https://marksist.net/node/8726
Irene Joliot-Curie ve Emekçi Kadın Hakları Mücadelesi
ABD’nin Hegemonik Üstünlüğünü Koruma Atakları





