Emekçi kadınların tarihsel mücadelesinin simgelendiği 8 Mart, bu mücadelenin bir parçası olmuş çok değerli mücadeleci kadınları anmanın, onların yaşamlarından süzülen deneyimleri bilince çıkarmanın da bir vesilesi oluyor. Adı hep hatırlanması gereken, düşünceleriyle, eylemleriyle ilham verici biri olan Irene Joliot-Curie de bu kadınlardan birisi.
O daha fazla, çok önemli bilim insanları olan annesi Marie Curie’den, babası Pierre Curie’den ya da Nobel ödülü alması dahil bilim dünyasındaki olağanüstü başarılarından dolayı bilinir. Ancak Irene Joliot-Curie aynı zamanda faşizm karşıtı savaşımda yer almış, Komünist Parti çalışmalarını aktif biçimde desteklemiş ve kadın hakları mücadelesine önemli katkılar vermiş bir aktivistti.
Yaşadığı dönemlerde, geleneksel olarak erkeklere ait olduğu kabul edilen bir alanda, yeteneklerine uygun bir düzeyde çalışabilmek için çetin bir mücadele yürüten Irene Joliot-Curie, kendisini asla bu alanın sınırlarına hapsetmedi. Paris Komünarlarından bir devrimcinin oğlu olan eşi Frédéric ile birlikte sosyalist mücadelenin hep ön saflarında yer aldılar. O yıllarda rastlanmayan biçimde, aralarındaki eşitlikçi ilişkilerini simgelemesi için ikisi de soyadlarını birlikte kullanmayı tercih ediyorlardı. 1935’te verilen Nobel Kimya Ödülünü birlikte kazandılar ve bu onların tanınırlığını tüm dünyada arttırdı.
Irene Joliot-Curie, Fransa’da Haziran 1936’da kurulan Halk Cephesi hükümetinde Bilimsel Araştırmalardan Sorumlu Müsteşar olarak yer aldı. Kadınların seçme-seçilme hakkına sahip olmadığı Fransa’da, bu göreve gelmesi çok sembolik bir anlama sahipti. Bunu “kadınların haklarını ilerletme davasını güçlendirmek için” kabul ettiğini, amacının “tüm ülkelerde tehdit altında olan kadınların emeği davasına hizmet etmek” olduğunu ifade ediyordu.
Irene, kadınların oy hakkına sahip olması konusundaki mücadelesinin de annesinden ona aktarılmış bir bayrak olduğunu söylemişti bir makalesinde: “Annemin kesinlikle tavizsiz görüşlere sahip olduğu konular vardı. Örneğin, kadınların erkeklerle aynı haklara ve hatta aynı görevlere sahip olması gerektiğine inanıyordu. ... (Kadınların oy hakkı konusunda) annem bu reformun gerekliliğini her zaman şiddetle destekledi. Ben de annemden çok etkilendim.”
Tarihte kadınların uzun ve zorlu mücadelelerle elde edebildiği haklardan biridir oy hakkı. 19. yüzyılın sonundan itibaren kadınların bu hakkı elde edebilmesi için pek çok ülkede zorlu mücadeleler yürütüldü. Eylemlerin çoğuna polis müdahale etti, eylemciler tutuklandılar hatta öldürüldüler. Kadınlar oy kullanma hakkını böylesi sert mücadeleler sonucu kazanabildiler. Fransa’da kadınların oy hakkını ilk kez kullanabilmesi ise ancak 1945 yılında mümkün olabildi. 4 Ekim 1944’te yapılan yasa değişikliğiyle seçme ve seçilme hakkı kazanan kadınlar ilk defa 29 Nisan 1945’te belediye seçimlerine katılarak oy haklarını kullanabildiler.
Irene kadınların oy hakkı için mücadele yürütürken bunun sınıf mücadelesinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini ifade ediyordu. 1935 tarihli Laval kararnameleriyle çalışan çiftlerin istihdamı kadınların aleyhine sınırlandırılmıştı. Faşizmin iktidarda olduğu ülkelerde de emekçi kadınlar çalışma yaşamından koparılmaya, “ait oldukları yere, evlerine” gönderilmeye çalışılıyordu. Irene Joliot-Curie, kadınların çalışma hakkını savundu ve bunu oy kullanma hakkının ön koşulu olarak gördü. Kadınlar çalışma yaşamından koparılırsa sınıf bilincine kavuşamayacaklarını, ilerici fikirlerle tanışıp bu fikirleri öğrenme şansına sahip olamayacaklarını, eve hapsolan emekçi kadınların gerici fikirlere kapılıp, gerici siyasetlere destek vereceklerini söylüyordu.
Irene Joliot-Curie, bilim dünyasında hak ettiği yere gelebilmek ve bilimsel çalışmalarını sürdürmek için gerekli olan imkânları elde edebilmek amacıyla çok fazla enerji harcamak zorunda kaldı. Fransız Bilimler Akademisine kabul edilmek için 1950-54 yılları arasında dört kez başvuruda bulundu. Tıpkı 1910’da Bilimler Akademisine başvuran ve kabul edilmeyen annesi Marie Curie gibi onun da başvuruları kabul edilmedi. Nobel gibi bilim alanında uluslararası prestije sahip ödüllere sahip olan bu çok önemli bilim insanları, kadın oldukları, hatta bunun üstüne mücadeleci kadınlar oldukları için hak ettikleri bu görevleri yürütme imkânına sahip olamadılar. Ancak onların mücadeleleri pek çok emekçi kadının yolunu açtı, onlara ilham kaynağı oldu.
Başta söylediğimiz gibi 8 Mart bu mücadeleci ve değerli kadınları anmak için bir vesile. Irene Joliot-Curie yaptıklarıyla bu dünyadan silinmez, ilham veren izler bırakarak geçti. O da annesi gibi, bilimsel çalışmaları sırasında uzun yıllar boyunca radyoaktif ışımaya maruz kalması nedeniyle kanserden öldü. Nazım Hikmet, eşi Münevver’in ona yazdığı mektubu şiirleştirdiği Karımın İstanbul’dan Yazdığı Mektup şiirinde Irene Joliot Curie’nin ölümünün yarattığı duyguyu Münevver’in sözleriyle şöyle anlatmıştı:
Bir kara haber de verdi bu akşam radyo:
İren Jolio Küri ölmüş.
daha gençti
yıllar var
bir kitap okudumdu
ölenin anası üstüne yazılmış.
Bir yerinde iki kız çocuğundan bahseder,
–satırlar gözümün önüne geldi–
sarışın iki yunan heykeli gibi der.
İşte bu çocuklardan biri öldü.
Bilmem ki nasıl anlatsam,
büyük bilgin, büyük adam
ama şimdi lösemiden ölen
o sarışın kız çocuğu da.
Bu ölüm bana çok dokundu.
İren Jolio Küri için
ağladım bu akşam.
Ne tuhaf,
İren deselerdi, İren,
öldüğün zaman,
deselerdi,
İstanbullu bir kadın,
hem de hiç tanımadığın,
ağlayacak arkandan,
deselerdi,
şaşardı.
Kocası geldi aklıma,
bir mektup yazsam,
başsağlığı dilesem
diye düşündüm.
adresini bilmiyorum ama
Paris, Frederik Jolio Küri, desem
gider miydi?
Bir de Fransız yazarı öldü.
Gazetede okudum.
Adını bile duymamışsındır.
Çok ihtiyardı zaten,
üstelikte egoist,
sinik,
cenabet herifin biri.
Herşeyle alay etmiş ömrü boyunca.
Hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevmemiş,
bir köpeklerle kedileri,
ama yalnız kendininkileri.
Mülakat vermiş ölmeden bir kaç gün önce.
Ölümü alaya alıyor aklınca.
Ama belli dehşetli de korkuyor.
Resmi de var.
büyükannemizi erkek yap,
tepesine bir takke koy,
işte herif.
Korkunç bir yalnızlık içinde
sıska bir ihtiyar.
O’na da acıdım
Belki büyükannemize benzediğinden,
Belki de yalnızlığına.
Acıdım.
Aynı acıma değil elbet.
Acıyorsun İren Küri’ye,
çocuklarını düşünüyorsun, kocasını,
ama daha çok dünyaya acıyorsun,
büyük bir insan öldü diye.
Bu 8 Mart’ta, mücadeleci, büyük insan Irene Joliot Curie’yi biz de saygıyla anıyoruz.
link: Mersin’den MT okurları, Irene Joliot-Curie ve Emekçi Kadın Hakları Mücadelesi, 10 Mart 2026, https://marksist.net/node/8724
Bir Mücadele Öğretisi: 8 Mart





