Navigation

İlkay Meriç

İş Saatleri Kısaltılsın, Ücretler Yükseltilsin!

İnsanı bedenen ve ruhen tüketen, sosyal hayatı yok eden uzun çalışma saatleri bugün dünya işçi sınıfının yaşadığı en büyük problemlerden biri olarak karşımızda duruyor. 8 saatlik işgünün kâğıt üzerinde durmaya devam ettiği ülkeler de dahil olmak üzere, işçilerin günlük çalışma saati fiiliyatta 12-14 saate çıkıyor.

Seçim Yaklaşırken AKP’nin “Çözüm” Oyunu

Kürt sorununun demokratik çözümü, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının, ayrılma hakkı da dahil olmak üzere sınırsız ve koşulsuz bir şekilde tanınmasından ve Kürt halkının vereceği karara saygı duyularak bunun hayata geçirilmesinden geçmektedir. Tepede yapılan geçici anlaşmalarla, kültürel hakların tanınmasıyla vb. sınırlı yarım yamalak adımlar sorunun çözülmesine değil uzayarak bir üst düzeyde yeniden ve yeniden patlak vermesiyle sonuçlanmaya mahkûmdur. Dayatmalar, baskılar, engeller birliği değil ayrılığı körükler. Halkların ve işçi sınıfının birliği ise ancak gerçek anlamda gönüllü birliğin koşulları yaratılırsa sağlanabilir.

Soma Katliamı: Cehennem Deliğine Girin Dediler!

Soma’da, 13 Mayısta, Türkiye tarihinin en kitlesel işçi katliamı yaşandı. Vampirlerin “kaza” diyerek normalleştirmeye çalıştıkları bu katliamda işçi sınıfı 300’den fazla evladını kaybetti. Yüzlerce işçi yaralandı, yüzlerce aile tarifsiz acılara boğuldu. Manisa köylerinde kazılan toplu mezarlar, ancak savaşlarda görülebilecek bir tabloyu yansıtıyor. Ancak bu tabloya, acıyı büyük bir öfkeye dönüştüren bir başka tablo daha ekleniyor: Bu katliamın suç ortakları olan Soma Holding yönetiminin ve Erdoğan hükümetinin pervasızlığı, pişkinliği, yalancılığı ve gaddarlığı!

Komplo mu, Komplo Teorisi mi?

Burjuvazinin tuzaklarına düşmemek için, olaylara öncelikle, bu çürümüş sistemde burjuva güçlerin her türlü caniliği yapabilecekleri refleksiyle yaklaşılmalıdır. Ve her şeyden önemlisi, kapitalist sömürü ve vahşet düzenine duyulan öfkeyi, devrimci Marksist bir bilinçle diri tutmaktır.

Kıbrıs’ta Yeni Müzakere Süreci

Kıbrıs işçi sınıfı, kendisini çok yakından ilgilendiren bu süreçte, kaderini burjuvazinin ellerine teslim etmemelidir. Kıbrıslı emekçiler adanın bölünmüşlüğü ve Kuzey’in işgal altında oluşu nedeniyle ortaya çıkan ulusal sorunun tüm yıkıcı etkilerine karşı mücadeleyi, onları sefalete iten ekonomik krizin nedeni olan kapitalizme karşı mücadeleyle birleştirmelidirler.

KOBİ Güzellemeleriyle Örtülen Tekelleşme Gerçeği

Kapitalist sistem, insanlığı, çoktandır akıldışı hale gelmiş bir üretim tarzı içinde kıvrandırıyor. Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet tekeli kuran kapitalist azınlık, yaratılan zenginliğin her geçen gün daha da artan bir bölümünü gasp ederken, bu zenginliği üreten emekçi kitleler giderek daha fazla yoksullaşıyor. Burjuvazinin tüm yalan ve çarpıtmalarının aksine, bu sistemin ürettiği eşitsizlik tablosu düzelmek bir yana daha da derinleşiyor. Bugün gelinen noktada, milyarlarca emekçinin kollektif bir şekilde yarattığı toplam zenginliğin yüzde 46’sı, en zengin yüzde 1’lik dilimin elindedir. Buna karşılık dünya nüfusunun yarısına, bu zenginlikten sadece yüzde 0,7’lik bir pay düşmektedir.

Derininden Paraleline Malûm Devlet

AKP hükümeti ile Gülen Cemaati arasında yürüyen ve büyük bir devlet krizine yol açan iktidar savaşı, tarafların karşılıklı hamleleriyle daha da kızışarak devam ediyor. Bu savaş çeşitli görünümleriyle ve yöntemleriyle, bir süre öncesine kadar AKP ile statükocu Kemalist bürokrasi arasında yürüyen şiddetli kapışmayı andırıyor. Hatta o çatışmada birkaç yıla yayılarak yapılan hamleler bugün bir buçuk ay gibi kısa bir süreye sıkıştırılmış olarak karşımıza çıkıyor.

Mandela ve Güney Afrikalı Emekçilerin Mücadelesi

Güney Afrika’da ırkçı apartheid rejimine karşı yürütülen özgürlük mücadelesinin simgeleşen önderlerinden Rolihlahla Nelson Mandela 5 Aralıkta hayatını kaybetti. 95 yaşındaki Mandela’nın ölümü, apartheid rejiminin korkunç anıları halen hafızalarından silinmemiş olan Güney Afrika halkının yanı sıra, başta Filistin olmak üzere dünyanın pek çok bölgesindeki ezilen halklarda büyük bir üzüntüye yol açtı. Ancak Mandela için gözyaşları dökenler sadece emekçiler ve ezilen halklar olmadı.

Sıkışan AKP’nin Muhafazakârlık Salgısı Artıyor

AKP toplumu zapturapt altına almak için İslami motiflere bezenmiş muhafazakâr dünya görüşüne uygun adımlar atmaya çalışmaktadır. Ne var ki, bu tür gerici adımları ve çıkışları Kemalist kesimde yaygın olan “AKP’nin gizli şeriat gündemini adım adım hayata geçirdiği, cumhuriyeti tasfiye ettiği” türünden irrasyonel değerlendirmelerle açıklamak, meselenin çok boyutlu yönlerinin gözlerden gizlenmesine hizmet etmekte ve diğer burjuva kampa yedeklenmenin yolunu döşemektedir.

Hollywood İşkencecilerin Hizmetinde

Burjuvazi sömürü düzenini devam ettirmek için her türlü zulme başvururken, insanlık onuru, sömürüye, haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme direniyor. Zalimlerin zulmü, ezilenleri sindirmek yerine öfkelerini bileylemekten başka bir işe yaramıyor. Engizisyona rahmet okutan işkence yöntemleriyle iktidarını ebedi kılmaya çalışan Nazi faşizmi, insanlık tarafından ilelebet lanetle anılmaya mahkûm edilmiştir.

Ergenekon Kararları ve İbret Manzaraları

Bizlerin burjuva mahkemelerin hukuksuzluğunu, adaletsizliğini, anti-demokratikliğini, sahtekârlığını görmek için Ergenekon davasına bakmamız gerekmiyor; zira bu “hukuk” aracılığıyla sosyalistlere, Kürtlere, düzen muhaliflerine ve yoksul halk kesimlerine çektirilen eziyet apaçık ortadadır. Ama “demokrasi” lafını ağzından düşürmeyen ikiyüzlülerin, örneğin üç bine yakın insanın “terör örgütü üyeliği”nden onlarca yıla varan hapis cezalarıyla yargılandığı KCK davası karşısında takındıkları tutumlar da ortadadır. Dolayısıyla bütün bu gerçekliğe gözlerini ve kulaklarını kapatmayı tercih edip, darbeci generallerin ve onların şakşakçılığını yapan profesörlerin, gazetecilerin, kısacası düzenin “saygın” temsilcilerinin başına gelenler karşısında feveran eden ikiyüzlüler sürüsüne en ufak prim bile verilmemelidir.

“Yeni Toplumsal Hareketler” mi?

Komünist hareketin son otuz yılda büyük bir güç kaybına uğramasını ve tarihsel hafızanın kaybolmasını fırsat bilen egemen sınıf, fikirler dünyasında eskimekten lime lime olmuş ne kadar süprüntü varsa bunları yeni adlar altında ambalajlayıp piyasaya sunmakta ve yine aynı nedenle bu fikirler kolaylıkla alıcı bulabilmektedir. “Yeni” sıfatıyla çeşitli adlar altında boca edilen bu burjuva ya da küçük-burjuva fikirler, hele ki solcu akademisyenler eliyle renkli soslara bulandırıldıklarında, çok daha kolay yutulur hale gelmektedirler. “Yeni” felsefeler, “yeni” orta sınıflar, “yeni” toplumsal dinamikler, “yeni toplumsal hareketler”, “yeni” örgütlenme anlayışları, “yeni” örgütsel biçimler, “yeni” devrim modelleri…

İsveç’te Göçmen İşçi İsyanı

Bu dinamik tabloyla uyumlu son örnek, geçtiğimiz günlerde İsveç’te patlak veren göçmen isyanı oldu. Stockholm’ün varoşlarında başlayan isyan, bu tür hareketlere hiç alışık olmayan İsveç burjuvazisini fazlasıyla ürküttü. 20 Mayıs gecesi, göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir varoş bölgesi olan Husby’de patlak veren isyan, hızla diğer göçmen mahallelerine sıçradı. Çok sayıda araba, işyeri ve bazı karakol binaları ateşe verilirken, estirilen polis terörüyle birlikte sokaklar savaş alanına döndü.

Kıbrıs: AB Sallanırken Burjuvazinin Saldırıları Tırmanıyor

Ekonomik kriz tüm dünyada etkisini göstermeye devam ederken, Avrupa Birliği’ne üye devletler de birbiri peşi sıra iflasa sürükleniyor. Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya’nın ardından, “kurtarma” paketleriyle yaşam soluğu üflenmeye çalışılan son devlet Kıbrıs Cumhuriyeti oldu.

Chavez’in Ardından

Venezuela’da yaşananları devrim olarak değerlendiren reformist çevreler, yıllar boyu tümüyle Chavez’e endeksledikleri bir sosyalizmden söz ettiler. “Devrim”in kaderi, “sosyalizm”in yolunun açılması ya da tıkanması sürekli olarak Chavez’in seçim başarılarına bağlandı. Kişi kültüne dayanan bir sosyalizm modeli oluşturuldu ve Chavez bu modelin öznesi haline getirildi. Bizlerse “kurtarıcı”lara endekslenen bu politikanın Marksizmle uzaktan yakından ilgisi olamayacağını ve emekçiler açısından ölümcül sonuçlar doğurmasının kaçınılmaz olduğunu ısrarla vurgulayageldik. Burjuva devlet aygıtını parçalayarak kapitalizme son verecek ve böylelikle toplumsal kurtuluşun kapısını açacak bir devrimi ancak bilinçli ve örgütlü bir işçi sınıfının gerçekleştirebileceğini, böylesi bir devrimi şu ya da bu liderin değil ancak onu gerçekleştiren öznenin, yani devrimci işçi sınıfının koruyabileceğini, aksi halde devrimden değil büyük bir yanılsamadan söz edilebileceğini dile getirdik.

Arap Halkları Gerçek Devrimlerini Bekliyor

Bu süreçte burjuva güçlerin elini rahatlatan tek olgu ise, işçi ve emekçi sınıfların bağımsız çıkarlarını temsil eden ve onları iktidara yönlendiren devrimci bir örgütlülüğün henüz yaratılamamış olmasıdır. Ancak tarih hiçbir alanda düz bir çizgi üzerinde ilerlememektedir. Bu yakıcı eksikliğin giderilmesi sürecinin de hızlanacağı aşikârdır. Tunus’ta da Mısır’da da halk yeni bir devrim istemektedir. Bu istek ne kadar güçlü bir şekilde kendini gösterirse ve sosyalistler yaşananlardan ne ölçüde doğru dersler çıkarırlarsa, devrimin aracının inşa sürecinin de o kadar kısalacağı aşikârdır.

Emperyalist Savaşlara Karşı Sınıf Cephesini İnşa Etmek

Başta bölgedekiler olmak üzere tüm dünya sosyalistlerinin yaşanan savaşlara yönelik doğru bir tutum alma sorumluluğu var. Fakat uzun yıllardır ağır bir güç kaybına uğrayan ve Marksist bakış açısından alabildiğine uzaklaşan sosyalist hareket sürekli olarak yalpalayan tutumlar sergiliyor. Reformist Batı solunun ağırlıklı bir bölümü dün Libya’da, bugün Suriye’de, “insancıl müdahale”den dem vurarak emperyalist müdahaleyi savunma noktasına savrulmuş bulunuyor. Bunun karşıt kutbunda ise, yaşadığımız topraklarda da belli bir ağırlığı bulunan “Üçüncü Dünyacı” küçük-burjuva solun, ister açıktan ister örtük biçimde olsun anti-emperyalizm adına zorba diktatörlükleri (Kaddafi ya da Esad rejimleri örneklerinde görüldüğü gibi) savunma tutumu yer alıyor.

Mısır Yeniden Ayakta

Proletarya ve devrimci sosyalist güçler açısından söz konusu örgütsüzlük koşulları ne yazık ki bugün de varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte, iktidardaki İhvan, bizzat devrimci bir deneyim yaşayan kitleler karşısında eli rahat bir şekilde dilediğini yapamamakta, her aşamada kitlelerin basıncıyla karşılaşmaktadır. Bir burjuva iktidarın, yoksulluktan, baskıdan, işsizlikten bıkan yığınların taleplerini karşılaması mümkün değildir ve bunun sıkışmışlığını yaşayan İhvan, iktidarını ve kapitalist sömürü düzenini otoriterleşerek korumaya çalışmaktadır. Ancak son iki yıllık devrimci kalkışma deneyiminden geçen kitlelerin eskisi gibi boyun eğmedikleri ve eğmeyecekleri açıktır.

Suriye’de İç Savaş Tırmanırken

Suriye’de isyancı güçlerin yeni bir yapılanmaya gittiği, Türkiye’nin Patriot füzeleriyle savaş hazırlıklarına hız verdiği, İsrail’in Filistin’e ve dolaylı olarak da İran’a karşı gövde gösterisinde bulunduğu, Irak ve Suriye Kürdistanı’nın da ateş hattına çekildiği Ortadoğu’da, yeni savaş cepheleri açılıyor.

Chavez’e Endeksli Bir Sosyalizm Hikâyesi

14 yıldır her seçimde, Chavez’i desteklememenin burjuvaziyi desteklemek anlamına geldiğini vaaz eden, Chavez’i devrimci bir lider olarak alkışlayıp melanetin kaynağını bürokraside gören reformistlerse, emekçi kitleleri Chavez’in kuyruğuna takmaya çalışmayı sürdürüyorlar. İşçi hareketinden gelen ve son seçimlerde başkanlığa adaylığını koyan Orlando Chirino gibi sosyalistleri ise burjuvazinin değirmenine su taşımakla suçlayarak aforoz ediyor ve dolayısıyla seçimlerde devrimci alternatifleri saf dışı bırakıyorlar. Yıllardır Chavez’e kan veren bu reformist cephe, gerçekte proleter devrimin önündeki en büyük engel haline gelmiştir.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.