Navigation

Hrant Dink’in Katledilişinden 14 Yıl Sonra da Adalet Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!

Agos gazetesi genel yayın yönetmeni ve sosyalist bir aydın olan Hrant Dink’in katledilişinin ve gerçek katillerinin “Ankara’nın karanlık dehlizlerinde” kaybedilmelerinin üzerinden 14 yıl geçti. Bu cinayeti önce “birkaç kendini bilmez gencin milliyetçi tepkileri” olarak yansıtıp üstünü örtmek isteyen devlet güçleri, sıkıştıkları her noktada davayı devlete en az zarar verecek yollara saptırmaya çalıştılar. AKP hükümeti de bu süreçten siyasi rant elde etmek için aynı yollara başvurdu. Katliamla ilgisi ve bilgisi olan kurumlar ortaya çıktıkça, suç bunlardan bağımsızmış gibi kişilerin üstüne yıkılmaya çalışıldı. Bu önce “Ergenekon” oldu. Ama buna rağmen, bugünlerde “uçan kuştan haberimiz var” diyen İçişleri Bakanını doğrular biçimde (!) tek bir devlet görevlisi yargılanmadı. Ogün Samast, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’le yetinilmesi istendi.

Cinayetin planlayıcısı ve azmettirici olan devlet görevlilerinin yargılanması gerektiği yönündeki itirazların AİHM’de kabul görmesi üzerine, 2016’da dava tekrar görülmeye başlandı. Mahkemeden mahkemeye atmalar, iddianamede eksiklikler bulmalar, sanıklara ve tanıklara ulaşamamalar gibi bildik “adalet sistemi” dümenleriyle uzatıldıkça uzatılması beklenen bir şeydi ve öyle oldu. Ama bu süreçte değişen bir şey daha oldu: günün koşullarına uygun bir şekilde, sanık sandalyesine oturtulanların “Ergenekoncu”lardan “FETÖ’cü”lere dönüştürülmesi! Bu arada Emniyet’ten Jandarma’ya çeşitli isimler yargılananlar listesine eklenirken, bu listede tek bir MİT görevlisinin bile bulunmaması da şaşırtıcı değildir.

Hrant, katledilişini izleyen 13 yıl boyunca, her 19 Ocakta, katledildiği yer olan Agos gazetesi önünde binlerce kişi tarafından anıldı ve katiller lanetlendi. Ancak bu yıl ailesi ve dostları, pandemi ve yasaklar nedeniyle, mezarı başında ve Şişli’deki Agos binası önündeki anmaların çok sınırlı bir katılımla yapılması, http://hranticinadaleticin.org adresi üzerinden ise mümkün olduğunca geniş bir katılım sağlanması yönünde bir karar aldılar. Buna rağmen siyasi iktidar Şişli’yi her zamanki gibi polis ablukası altına alarak, doğasına uygun davranmayı sürdürdü!

Bu yıl da Agos binasına “Buradasın Ahparig” yazılı büyük bir pankart asılırken, Hrant’ın katledildiği yere karanfiller bırakıldı. Burada yapılan dar katılımlı törende “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz”, “Hrant İçin, Adalet İçin”, “Faşizme İnat Kardeşimsin Hrant”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” sloganları atıldı.  

Burada bir konuşma yapan Rakel Dink şunları dile getirdi:

“Sevgili dostlar, 14 yıldır buradayız. Bugün pandemi şartlarıyla, acıları ve bilinmezlikleriyle buradayız. Biliyorum ki, yürekleri burada çarpanlar çok çoktur. Burası unutturulmak istenen konuların hatırlandığı, hatırlatıldığı bir yer oldu. Burası acılarda kardeş olmayı öğrendiğimiz yer, acıları paylaşma, yüzleşme, yüzleştirme yeri oldu. Adalet ve doğruluk arayanların, isteyenlerin bir araya geldiği yer oldu. Bu alan devletin işlediği, göz yumduğu, duyarsızca, acımasızca cevapsız, sonuçsuz bırakılan cinayetlerin, davaların dile getirildiği yer oldu.

“Bir kılıç artığı torunu olarak, yüzyıldır yaşadığımız acıları inkâr etmek, yalanlamak yetmedi bir de «sözde soykırım» diyerek, yalanlarına tüy diktiler. Birilerini acıtıyor muyuz, incitiyor muyuz diye hiç düşündünüz mü? Ermeniye sonu gelmeyen düşmanlığınız, hakaretleriniz, aşağılamalarınız, kininiz, öfkeniz gerçekten artık yoruyor. Siz hiç yorulmadınız mı? Yazık. Susmak, pişkinlik utanç verici. Rab yardımcımız olsun.”

“Eşimin davası 14 yıldır devam ediyor. Bu 14 yılda bir cinayet davasını çözemediler! Çözemediler, çünkü maksat çözmek değil. Nasıl kapatırız diye çabalıyorlar ama her yere o kadar bulaşmış ki bir türlü paketleyemiyorlar. Şu kadar yıldır etkili bir soruşturma yürütememek başka nasıl izah edilebilir? Şu kadar senedir tehdit edenlerin, hedef gösterenlerin bir kere bile sorgulanmamış olmaları, başka nasıl açıklanabilir? Yakında davada yine bir karar çıkarıp bitti demeye çalışacaklar. Bittiğinden eminseniz neden avukatlarımızın taleplerini reddediyorsunuz? Neden tehdit edenleri, hedef gösterenleri ve azmettirenleri soruşturmuyorsunuz? 14 yıldır bu ülkede nice ittifaklar kuruldu, bozuldu. Ona göre bizim dava da renk değiştirdi durdu. İnsan düşünmeden edemiyor: acaba bu defa hangi ittifaktaki kimlere dokunuyor? Basitçe söyleyelim, Hrant’ı FETÖ öldürdü demek, «ben yapmadım elim yaptı» demektir. Hrant’ı Ergenekon öldürmüş demek, «ben yapmadım ayağım yaptı» demektir… 14 yıldır görevini layığıyla yaptığını kanıtlamaya çalışan onca inkârcının, sanıkların ve tanıkların arkasında bir garip devlet görüntüsü var. Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet. Bırakın hangi duvar, hangi bina yıkılırsa yıkılsın. Bu halk bundan iyisini inşa edecektir. İnşa edemeyecekse zaten harabedir.”

İnternet üzerinden yapılan canlı yayında dostları ve sevenleri Hrant’ı anmaya devam ederken, Başak Demirtaş da bir konuşma yaptı:

“Burada sadece yitirdiğimiz bir değeri anmıyoruz, arıyoruz aynı zamanda. Adaleti arıyoruz. Avuçlarımızdan kayıp giden barışı arıyoruz. … Yaslıyız, bitmiyor matemimiz, bitmiyor çünkü cenazemiz halen yerde. Bunca omuz yan yana geldik de kaldıramadık cenazemizi. Çünkü ağır, vebali ağır, mirası ağır, vasiyeti ağır... O nedenle arıyoruz. Biliyorum bulmadan durmayacağız. Biliyorum çok yakınız. Kaldıracağız cenazemizi düştüğü yerden kaldıracağız.” 

“Hrant’a verdiğimiz sözler halen yerini bulmadı, aslında bu gecikme ne toplumun suçudur, ne ezilenlerin, ne de ötekilerin… Bütün mümkünler gözümüzün önünde dururken uzanıp tutmaya cesaret edemeyen toplumun öncülerindedir büyük eksiklik. Biz de tıpkı Hrant’ın yaptığı gibi, intikam duygularına teslim olmadan; akılla, sabırla, sevgiyle ama ille de dirençle sarılacağız umuda. Yapmamız gereken tek şey bir araya gelmektir, demokrasi için bir araya gelmektir.”

Başak Demirtaş, sözlerini Selahattin Demirtaş’ın gönderdiği bir şiirle bitirdi:

(…)

Ne adımız vardı bizim ne de pasaportumuz

Düştüğümüz yerden tanırsın bizi

Kır çiçekleri biter toprağımızda

Ya da bir gelincik bütün kızıllığıyla

Zulme isyan etmiş toprağın çocuklarıyız biz

Geliyoruz olanca heybetiyle

Az kaldı bak

Gümbürdüyor yerin altı

Sarsılıyor gök kuleler

Özgürlüğe gebe toprak

Doğuracak bizi yeniden