Navigation

Ferguson’da Yeniden İsyan Ateşi

Tüm dünyada kapitalist sistem tarihsel bir kriz ve tıkanma durumu yaşıyor ve geniş emekçi yığınlara acı ve mutsuzluktan başka şey vermiyor. Dünyanın en istikrarlı ve güçlü görünen ülkesi ABD’de de durum bundan farklı değil. Eşitsizlik ve adaletsizlik her düzeyde (sınıfsal, ırksal, cinsel) artıyor ve ezilen, sömürülen emekçi kitleler giderek daha fazla öfkeleniyorlar. Brown davası gibi hadiseler sadece bu genel öfkenin somut çıkış noktalarını oluşturuyorlar. İçine girmiş bulunduğumuz genel kriz dönemi, dünyanın her yerinde bu tür toplumsal patlamaları daha sık yaşayacağımız bir dönemdir. Bu haklı öfke patlamaları örgütlü bir sınıf eylemi düzeyine yükseldiğinde, egemenlerin iktidarının da alaşağı edileceğine şüphe yoktur.

Ferguson’da 9 Ağustosta siyah genç Michael Brown’ı vurarak öldüren polisin yargılanmasına gerek olup olmadığı hakkındaki jüri kararı açıklandı. Karar bu düzeni tanıyanların tam da beklediği gibi çıktı. Jüri, siyah genci vuran polis hakkında herhangi bir suçlama yapılamayacağına hükmederek polisi akladı. Türkiye’den iyi bildiğimiz gibi, katil polis artık elini kolunu sallaya sallaya dolaşabilecek. Dahası tüm polis aygıtı, bu kararla bir kez daha almış olduğu adam öldürme vizesi sayesinde, vahşetini sürdürme konusunda daha rahat edecek.

Nitekim kararın kokusunu önceden almışçasına, daha geçtiğimiz hafta içinde ABD’nin değişik yerlerinde polis benzer biçimde iki siyahı (biri 12 yaşında bir çocuk) daha öldürdü. Aldığı kararın ne gibi sonuçlara yol açacağını kestirebilen devlet, tüm hesaplılığı içinde, jürinin verdiği kararı vaktinde değil, saatler sonra, ancak akşam 9’da açıkladı. Michael Brown öldürüldüğünde yaşanan kitle isyanının tekrar etmesinden korkan egemenler, gün içinde açıklanacak kararın etkisinin çok daha yüksek olacağını biliyorlardı.

Esasen tüm hukuki süreç kararın bu yönde çıkmasına dönük olarak ayarlanmıştı. Örneğin halka açık bir mahkemede ve katil polisin çapraz sorgulamaya tâbi tutularak yargılanması yerine, polisin yargılanmasına gerek olup olmadığına dair başsavcı yönlendiriciliğinde gizli ve jürili bir soruşturma yapılmasına karar verildi.  Soruşturma tümüyle başsavcının ofisi tarafından yürütüldü ve polisin suçlanması sonucunu doğuracak tüm tanık ifadeleri açıkça değerlendirme dışı bırakıldı. Üstelik söz konusu başsavcı, babası bir siyah tarafından öldürülmüş olan bir savcı. Bunun gibi temel hususlar ve küçük ayrıntılar kararın yönünü daha baştan işaret ediyordu.

Böylesi bir kararın çıkabileceğini öngören yoksul emekçiler de zaten daha karar açıklanmadan protestolarına başlamışlardı. Kararın açıklanması gece saat 9’a kadar geciktirildiği halde tüm ABD’de belli başlı kentlerde gece boyunca kitlesel protesto gösterileri gerçekleştirildi. Amerikan burjuvazisi de, buna hazırlık olarak zaten daha karardan önce Missouri’de olağanüstü hal ilân etmişti. Günler öncesinden itidal telkinleri alıp yürümüştü.

Ne var ki, çoğunu siyahların oluşturduğu yoksul emekçi kitleler tüm bu baskı ve yıldırmalara aldırmayarak, başta Ferguson olmak üzere yine sokaklara döküldüler. Polis de Ferguson’da üç ay önceki ilk isyandan bu yana yapmakta olduğu hazırlıkları devreye soktu. Gösteri yapanlara vahşice saldırdı, en az 80 kişi gözaltına alındı. Bu sayı daha da artabilir. Zira tepki hızlı biçimde tüm ülkeye yayılıyor. Yoksul emekçi siyahlar, haklı öfkeleriyle, Ferguson’u adeta isyanın ülke çapındaki merkezi haline getirmiş durumdalar. Üç ay öncekine benzer biçimde Ferguson’dan alevler yükseliyor. Polis araçları ve onlarca bina ateşe verilmiş durumda.

Ferguson’un yer aldığı Missouri eyaletinin valisi orduyu devreye sokarak bölgeye 2200 asker sevk etti. Okullar tatil edildi. Sokaklar asker işgali altında. Şimdiki gösterilerin üç ay öncekilerden daha güçlü olduğu gözleniyor. Öte yandan Obama, sahneye çıkmayı ihmal etmeyerek, bir yandan babacan sözlerle gönül alıp isyanı yatıştırmaya, bir yandan da aba altından sopa göstermeye çalıştı. Yaptığı konuşmada kanuna-nizama hürmet edilmesi gerektiğini buyurdu. Şiddete başvurulmamalı, binalar yakılmamalı, yağmalama yapılmamalıydı vs. İnsanlar kendilerine haksızlık yapıldığını düşündüklerinde bunu şiddet gerekçesi yapamazlardı! Obama demek istiyordu ki, ezenler istedikleri gibi şiddete başvurabilir, hatta insan öldürebilirlerdi. Ama ezilenlerin haksızlığa şiddetli bir isyanla karşı koymaya hakları yoktu; şiddet egemenlerin tekelinde olan bir ayrıcalıktı!

Öte yandan bu devlet şiddetinin de açık biçimde seçmeci olduğu ortada. ABD’de polisin özellikle siyahları potansiyel suçlu olarak gördüğü bir sır değil. Yakın zamanda açıklanan bir FBI raporu bile, ABD’de haftada iki siyahın beyaz bir polis tarafından öldürüldüğünü ortaya koyuyor. Soruşturmaya konu olan bu tür vakaların hepsinde de polis haklı bulunmuş. Bu veriler, ABD’de tüm demokratik örtünün altında acımasız bir ırkçılığın ve polis terörünün yattığını açıkça göstermektedir.

Amerikan egemen sınıfı aslında son Michael Brown kararıyla son derece bilinçli bir tavır ortaya koymuş oluyor. Ezilenlerin demokratik talepleri konusunda bir kez taviz ve de kelle verilirse, bunun gerisinin gelebileceğini ve muhalefetin özgüveninin artabileceğini hesap ediyorlar. Bu yöntemle muhalefeti yılgınlığa sürüklemeyi hedefliyorlar. Ancak daha şimdiden ülke çapında yaygın gösteriler için yeni çağrılar yapılmış durumda ve 37 eyalette 130’dan fazla eylem yapılması bekleniyor.

Gerçek şu ki, tüm dünyada kapitalist sistem tarihsel bir kriz ve tıkanma durumu yaşıyor ve geniş emekçi yığınlara acı ve mutsuzluktan başka şey vermiyor. Dünyanın en istikrarlı ve güçlü görünen ülkesi ABD’de de durum bundan farklı değil. Eşitsizlik ve adaletsizlik her düzeyde (sınıfsal, ırksal, cinsel) artıyor ve ezilen, sömürülen emekçi kitleler giderek daha fazla öfkeleniyorlar. Brown davası gibi hadiseler sadece bu genel öfkenin somut çıkış noktalarını oluşturuyorlar. İçine girmiş bulunduğumuz genel kriz dönemi, dünyanın her yerinde bu tür toplumsal patlamaları daha sık yaşayacağımız bir dönemdir. Bu haklı öfke patlamaları örgütlü bir sınıf eylemi düzeyine yükseldiğinde, egemenlerin iktidarının da alaşağı edileceğine şüphe yoktur.

... önceki yazı
Dostlar