Faşist siyasetler için kült figürler yaratmak ve yarattığı bu figürler üzerinden kitlelerin duygularını yönlendirmek vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Faşist ideolojiler korku, öfke ve güvensizlik gibi duyguları tetikleyip, bunları gurur, aidiyet ve düzen vaatleriyle birleştirerek kitleleri mobilize eder. Duyguları harekete geçirmenin en ideal yöntemlerinden biri de yüceltilen kahramanlar üzerinden kurgulanan anlatılara başvurmaktır. Hem ideolojinin kendisini yeniden üretmesi hem de kitleleri mobilize etmek için “kahramanlar” yaratmak, bu siyasetlerin etkisini arttırmak bakımından önemli bir işleve sahiptir. Faşist siyasetler, yarattıkları “kahramanları”, kişilerin kendi yetersizliklerini bunlarla özdeşleşerek bastırmalarını sağlayan duyguları oluşturmak ve kitlelerin öfkelerini manipüle etmek için kullanırlar.
Sinemalarda 20 Martta gösterime giren “Çatlı” filmi de faşist siyasetin bu “kahraman” yaratma operasyonlarından biri olarak gündeme gelmiş bulunuyor. “Çatlı”, boş salonlara oynayan pek çok filmin aksine günümüz için hatırı sayılır sayıda seyirci tarafından şimdiden izlenmiş durumda. Gösterime girdiği ilk beş haftada 400 bine yaklaşan seyirci sayısına ulaşan film, belli ki, “Gladyo”nun yetiştirip kullandığı, çok sayıda devrimcinin katili, uyuşturucu ticaretinde ve pek çok kirli işte başrol oynamış Abdullah Çatlı’nın bu özelliklerini perde arkasında bırakarak, onu bir efsaneye dönüştürme amacıyla çekilmiş. Filmi finanse eden, tasarlayan çevre, Çatlı’nın hayatının ele alınış tarzıyla, anlattıklarında yapılan çarpıtmalar ve anlatmaya hiç girişmediği konularla, Gladyo’nun katili için kendine göre bir kimlik yaratmakta ve bunu allayıp pullayarak belirli bir kesime yedirmeye çalışmaktadır.
Siyasal iletişimde kullanılan her aracın net bir hedef kitlesi vardır. Ülkü ve Alperen Ocaklarının, gençleri topluluklar halinde filmi izlemeye götürdüğü organizasyonlar, filmin hedef kitlesinin kimler olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. “Çatlı” filmiyle, 70’li yıllarla başlayıp 90’lı yıllara uzanan yakın geçmişin tarihsel gerçeklerini bilmeyen, milliyetçi faşist söylemlerle kulakları doldurulmuş, mafya ve uyduruk tarih dizileriyle zihinleri bulandırılmış gençlere, öykünecekleri bir “kahraman”ın “hikâyesi” anlatılmaktadır.
Filmler, yarattıkları pek çok başka etkiyle birlikte aynı zamanda hafıza üretim araçlarıdır. Bu tür filmler geçmişi belirli bir bakış açısıyla yeniden kurgular ve “yaşananları” yeni kuşaklara bu kurguyla aktarır. Böylelikle yanlışlar doğru, gerçeklerle bağdaşmayan uyduruk hikâyeler yaşanmış olaylar haline getirilir. “Çatlı” filmi de hem gençlerin geçmişte yaşananlara dair duyacaklarını, göreceklerini ilk elde biçimlendirmeyi hem de buradan bir “kahraman” yaratmayı amaçlamaktadır. Sinemanın anlatım tekniklerini kullanarak, siyasal bir meşrulaştırma, aklama yapmayı hedefleyerek, özellikle gençlerin zihinlerine yönelik kültürel bir müdahaleye yeltenmektedir.
Filmde 1980 askeri faşist darbesinin ardından Abdullah Çatlı’nın yurtdışına çıkışıyla başlayan dönem anlatılıyor. Çatlı karakteri, sistemin tıkandığı noktada hukukun dışına çıkarak vatanın ihtiyaçları için çarpışan bir fedai olarak resmediliyor ve ASALA’yı bitiren adam olarak kahramanlaştırılmaya çalışılıyor. Karakterin suçları “ulvi bir amaç uğruna yapılmış zorunlu tercihler” olarak meşrulaştırılıyor. İzleyiciye suçun gerçek unsurları değil, duygusal bir sadakat ve feda anlatısı sunularak oluşturulan karakter, yaşantısıyla, davranış kalıplarıyla özellikle gençler için bir öykünme objesine dönüştürülmek isteniyor. Filmde Çatlı, “dış güçler”le, “ihanetler”le kuşatılmış olarak işleniyor. Bu da onun “tartışmalı” eylemlerini gerçekleştirirken, “öyle davranmak” dışında bir seçeneğinin olmadığı düşüncesini seyircinin kabul etmesini sağlıyor.
Film bittiğinde, izlediklerinden hareketle, Çatlı’yı bir “vatansever” ve “eylem adamı” olarak kodlayan bir genç, devleti için her türlü zorluğa göğüs geren “kahraman”a duyduğu hayranlık, gurur, aidiyet ve kahramanlık hisleriyle sinemadan ayrılacaktır. Film boyunca kahramanla özdeşleştiği için, artık ona yöneltilecek her türlü suçlamayı da kendi kimliğine ve değerlerine yapılmış bir saldırı olarak algılamaya başlayacaktır kaçınılmaz olarak. Milliyetçi faşist siyasetlerin, hedefledikleri gençlerde oluşmasını bekledikleri etkiler tam da bunlar olduğu için, filmin oynadığı sinema salonları faşist partilerin gençlik kolları tarafından tıka basa doldurulmaktadır.
Peki kimdir gerçek Abdullah Çatlı?
Abdullah Çatlı, 1980 faşist askeri darbesine zemin hazırlamak için cinayetler işlemiş, organize etmiş bir faşisttir. Türkiye’deki Gladyo örgütlenmesinin başta gelen tetikçilerinden birisidir. En çok bilineni, 8 Ekim 1978 tarihinde Ankara’nın Bahçelievler semtinde 7 TİP’li öğrencinin, evlerinde elleri bağlandıktan sonra kurşunlanarak ve boğularak öldürülmesi olmak üzere çok sayıda katliamın planlayıcısı ve yöneticisidir. Pek çok kez yakalanmasına rağmen her seferinde serbest bırakılarak yeni katliamlarda rol almayı sürdürmüştür.[1] 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesinde 7 devrimci öğrencinin ölümüyle sonuçlanan bombalı ve silahlı saldırıyı organize edenler arasındadır. 11 Temmuz 1978’de Ankara Gaziosmanpaşa semtinde Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in öldürülmesi olayının faillerindendir. 1 Şubat 1979 tarihinde gerçekleştirilen Abdi İpekçi suikastının perde gerisindeki planlayıcılarındandır. Suikastı gerçekleştiren Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden ve sahte pasaportla Türkiye’den kaçışını organize eden kişidir.
1984 yılında Paris’te, sahte kimlikler, pasaportlar, Türkiye’nin Stuttgart başkonsolosluğuna ait mühür ve 455 gram eroin ile yakalanmış, Fransa’da 7 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş bir uyuşturucu kaçakçısıdır. Uyuşturucu madde kaçakçılığı suçundan İsviçre’de işlediği suçlardan dolayı Fransa tarafından İsviçre’ye iade edilen, oradaki hapishaneden 1990 yılında firar ettikten sonra Türkiye’ye sahte pasaportla girerek pis işlerine burada da devam eden uluslararası uyuşturucu ticaretinin bir aparatıdır. Türkiye’ye döndükten sonra Ömer Topal cinayeti dahil olmak üzere kumarhanelerle ilgili şaibeli işlerin içinde olan mafyanın da bir parçasıdır.
Saydıkça bitmeyen bu suçlar sadece Türkiye, Fransa ve İsviçre devletlerinin açık kayıtlarında belgelenmiş olanlardır.[2] Bizzat Mehmet Ali Ağca’nın ifadesine göre Çatlı’ya Costa Rica’da Gladyo tarafından kontrgerilla eğitimi verilmiştir. Hem Türkiye Cumhuriyeti devleti hem de Gladyo’nun örgütleyicisi NATO tarafından korunup kollandığı da açıktır. Bu nedenle halen açığa çıkmamış pek çok vukuatının olduğunu düşünmek de yanlış olmayacaktır.
Türkiye’ye sahte pasaportla giren ve yıllarca serbestçe dolaşan Çatlı, devlet bürokrasisinin en üst mevkilerindeki şahsiyetlerle sürekli görüşüyor, basında yer almasa da düğünlerindeki halay fotoğraflarına bile çekinmeden poz veriyordu. 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta yaşanan trafik kazasında öldüğünde bu ilişkiler ağı apaçık görüldü. Çatlı, eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ ve DYP Şanlıurfa milletvekili korucubaşı Sedat Bucak ile birlikte aynı arabada seyahat ediyordu. Kazadan sonra da Çatlı’nın üzerinden, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın imzasının bulunduğu silah taşıma belgesi ve yeşil pasaport çıkmıştı.
Kaza yerine derhal ulaşan namlı faşist Haluk Kırcı’nın alıp kayıplara karıştırdıkları dışında ortaya dökülenler Çatlı hakkında çok şey anlatıyordu: “Ön ve arka koltuklarda 2 MP5 marka ruhsatsız makineli tabanca, Saddam tabir edilen bir 9 mm. çaplı ruhsatsız tabanca, araçta bulunan kişilere ait 3 ruhsatlı tabanca, bu silahlara ait şarjör ve çok sayıda mermi, arka koltuk kol dayama bölmesinin içinde bulunan sürgülü çekmece içinde bir baretta marka 22 cal. ruhsatsız tabanca, iki şarjörü, 12 mermisi ve iki susturucusu; bagajdaki bond tipi tabancaya ait 8 mermi ve sanığa ait 50 kartvizit; bagajdaki başka bir çanta içinde araçta bulunan silahlardan hiçbirisine ait olmayan 100 adet 5,56 ve 13 adet 7,62 mm. çaplarında mermiler ile bagaj içinde 2 sahte plaka ve Abdullah Çatlı’nın üzerinde kokain maddesi ele geçmiştir.”[3]
Çatlı özetle bunlardır. Gladyo’nun katili, uluslararası uyuşturucu ticaretinin, mafyanın aparatı, devletin örtülü pis işlerini yerine getiren uyuşturucu müptelası bir elemanıdır. Bütün bu pisliklerin üzerini de benzerleri gibi kutsallaştırdıkları vatan, millet, bayrak ile örtmekte usta bir faşisttir. Bütün bu nitelikler devrimciler için açık gerçeklerdir. Ancak filmi seyretmesi için sinema salonlarına doldurulan gerçeklerden bihaber gençlerin pek çoğu için artık o, özdeşlik kurdukları, hayranlık duydukları bir vatan sevdalısı olmuştur. “Çatlı” filmi de bunu sağlamak için yapılmıştır zaten.
Faşist ideoloji kutsallarla zehirler!
Faşist anlatılar, karmaşık sorunları “bir düşman” veya “bir gizli plan” söylemine indirgeyerek açıklar insanlara. Bu basit hikâyeler, karmaşık sorunların nedenlerini göremeyen, kavrayamayan, zihinsel olarak yorulmuş kitlelerde büyük bir rahatlama duygusu yaratır. Eğer bir hikâye kişinin kimliğini doğruluyor ve ona kendini güçlü hissettiriyorsa, o hikâyenin gerçekte doğru olup olmaması önemini yitirir. Bunlar, kitlelerin halihazırdaki ekonomik, kültürel veya siyasi mağduriyet duygusuyla, “kahraman”ın hayatı arasında da bir bağ kurmasını sağlar. İzleyici “kahraman”ın şahsında kendi hayal kırıklıklarının intikamını alan bir figür görür. Biz ve onlar ayrımını keskinleştirerek kurgusal bir düşman algısını pekiştirir. Gerçek hayattaki gri alanlar, net siyahlara ve beyazlara dönüşür. Olayların rasyonel nedenleri arka plana itilirken, şeref, vatan, intikam gibi soyut ve dokunulmaz kavramlar ön plana çıkarılır.
Kamuoyunu şekillendirmede, türlü manipülasyon teknikleri kullanılarak, duygular ve kişisel inançlar nesnel gerçeklerden daha etkili hale getirilebilir. Bu tam olarak faşist ideolojilerin tercih ettiği zemindir. “Doğru mu?” yerine “bize iyi hissettiriyor mu?”, “Kanıt var mı?” yerine “bizim hikâyemize uyuyor mu?” geçer. Çatlı filminde “zor zamanlar vardı”, “olağanüstü yöntemler gerekiyordu”, “bazı insanlar ülke için pek çok zorluğu göze aldı” anlatılarıyla izleyici istenen doğrultuda yönlendirilmektedir. Böylece “kutsal amaçlar için her araç meşrudur” fikri normalleştirilmekte, gerçeklerin yerine geçirilen kutsal kavramların sürekliliği için her yol mübah haline gelmektedir. Kutsallara dayandırılarak oluşturulan duygular insanları düşünmeden bir araya getirir ve gerektiğinde harekete geçirir. Kutsal olan tartışılamaz çünkü. Davaya bağlılık da kendini feda eden “kahramanlar” ve kutsallaştırılmış kavramlar üzerinden pekiştirilir.
“Çatlı” filminin, sınıf mücadelesi tarihinde karşı-devrimci bir rol üstlenmiş önemli suçlulardan birini bir kahramana dönüştürmek, suçlarını meşrulaştırmak, normalleştirmek ve izleyicide bu suçluya karşı eleştirel bir düşünce yerine onunla özdeşleşme yaratmak için çekildiği çok açıktır. Film, milliyetçilikle zehirlenmiş gençlerin faşist siyasetin unsuru, destekçisi olmasını sağlayacak duygularını beslemekte, onları faşist örgütlenmelere yönlendirecek zemini güçlendirmektedir. Emekçi gençlerin bu bataklığa yönelmemelerini sağlayacak yol, ancak onların sınıf örgütlerinde, sınıf mücadelesinde bir araya gelmelerini sağlamakla örülebilir. Emekçi gençler sadece işçi sınıfının devrimci mücadelesi içinde yer alırlarsa gerçekleri görebilirler, kavrayabilirler. Bu yüzden, onları sınıf örgütleri ile tanıştıracak, sınıf mücadelesini anlatacak sınıf devrimcilerinin görevlerini layıkıyla yerine getirmeleri çok önemlidir.
[1] Döneme dair daha ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Emekçi, Burjuva Devletin Karanlık Yüzü, 31 Ocak 2025, https://marksist.net/node/8431
[2] Emniyet Genel Müdürlüğünün b.05.1.egm.0.12.01.01-271334 9.12.1996 nolu belgesi. İçişleri Bakanı Meral Akşener’in TBMM’de konuyla ilgili verilen soru önergesine cevabını içeriyor.
link: Selim Fuat, “Çatlı”: Gladyo’nun Katilinden Kahraman Yaratmak!, 9 Mayıs 2026, https://marksist.net/node/8765
Kapitalizm Yıkılmadan İsraf Son Bulmaz



