Navigation

ABD’de Siyah Öfke Burjuvaziye Korku Salıyor

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
ABD’de siyahlara yönelik polis katliamları yeni bir olay değil. Egemenlerin ırkçı zihniyeti değişmediği için siyahlarla beyazlar arasındaki farklılık hayatın her alanında devam ediyor. Örneğin işçi bölgesi olan Ferguson %67’lik siyah nüfus oranıyla, siyahların gettosu durumunda.

ABD’de 18 yaşındaki Michael Brown’ı katleden polise yönelik olarak 25 Kasımda mahkemenin “yargılanmasına gerek yoktur” kararını açıklamasından sonra protesto eylemleri yeniden başladı. Ağustos ayında “adalet yoksa barış da yok” sloganı eylemlere damgasını vurmuştu. Fakat aranan adalet yerine gelmedi. 12 jüri üyesinden 9’unun beyaz olduğu Büyük Jüri’de katilin yargılanması için gerekli 9 oya “ulaşılamadığı için” katil polisin yargılanma kararı bile alınmadı. Adalet yerini bulana kadar protestolarına devam edeceklerini söyleyen eylemciler, ABD’nin 37 eyaletinde 170’ten fazla kentte çeşitli eylemler düzenlediler. Protestolarda eylemciler “satılmış jüri”, “bizi susturamazsınız”, “katil polis tutuklansın”, “ellerim havada, ateş etme” sloganlarıyla yargı sistemine ve kolluk güçlerine olan tepkilerini dile getirdiler. Eylemler ABD ile sınırlı kalmadı. Jüri kararının alındığı 25 Kasımdan bu yana, dünyanın birçok yerinde, yapılan haksızlığa karşı binlerce insanın katıldığı eylemler gerçekleştiriliyor.

Protesto eylemleri jüri kararından sonra başladı ama deneyimli ABD devleti önceden hazırlıklarını yapmış, olağanüstü hal ilan etmiş, ulusal muhafız güçlerini bölgede konuşlandırmıştı. Eylemler başladıktan sonra ise, Türkiye’de görmeye alışık olduğumuz eylemleri bastırma yöntemleri “özgürlükler ülkesi” Amerika’da da sergilendi. Ellerinde dövizler, dillerinde sloganlarıyla sokaklarda hak arayan insanlara polis acımasızca saldırdı. Özel kameralarla donanmış SWAT (özel silahlar ve taktikler birlikleri) birlikleri, yüksek ateşleme gücüne sahip silahlarıyla, göz yaşartıcı gazları, plastik mermileri, ses ve ışık mermileriyle adeta bir savaş provasında gibiydiler.

Michael Brown’ı katleden polisin yargılanmaması kararının üzerinden iki hafta bile geçmeden, geçtiğimiz Temmuz ayında Eric Garner adlı siyahı katleden polis hakkında da benzer bir karar alınması ise siyahları ve ırkçılık karşıtlarını iyice çileden çıkarmış durumda. Bu kararı takiben son iki günde gerçekleşen protestolarda öfke doruğa tırmandı. Eylemler genellikle kamu binalarına dönük ve adalet talepleriyle yapılıyor. Protesto eylemlerinde haksızlıklara karşı tepkilerini koyan beyazlar da siyahlarla aynı saflarda aynı sloganları haykırıyorlar. Polis ise yine yüzlerce insanı gözaltına aldı, ulusal muhafız devreye sokuldu ve Obama’nın polis devleti uygulamaları tüm dünyanın diline düştü.

ABD’de siyahlara yönelik polis katliamları yeni bir olay değil. Egemenlerin ırkçı zihniyeti değişmediği için siyahlarla beyazlar arasındaki farklılık hayatın her alanında devam ediyor. Örneğin işçi bölgesi olan Ferguson %67’lik siyah nüfus oranıyla, siyahların gettosu durumunda. Beyazlar şehir merkezinde yaşarken, siyahlar şehrin varoşlarında yaşamaya mahkûm ediliyor. Bu şehrin yönetim birimlerinde ağırlıklı olarak beyazlar çalışıyor, polis teşkilatında sadece 3 polis siyah. İşe alınırken beyazlar tercih ediliyor, siyahlarla beyazların ücretleri arasında ciddi bir farklılık var. Siyahlar arasında evsizlik, işsizlik, uyuşturucu kullanımı eskiden beri beyazlara oranla yüksek. 2008 krizinden bu yana bu oran giderek büyümüş durumda. Trafikte durdurulanların, ceza kesilenlerin büyük bir kısmı siyah. Polis, yaşının kaç olduğuna bakılmadan tüm siyahları “makul şüpheli” olarak görüyor ve hedef alıyor. Geçtiğimiz günlerde, elinde oyuncak tabanca olan 12 yaşındaki bir siyah çocuğun parkta oynarken polis tarafından katledilmesi bunun son örneği.

Siyahların ırkçılığa maruz kalma düzeyleri doğal olarak sınıfsal konumlarıyla birlikte değişkenlik gösteriyor. Sorunu en ağır yaşayan siyahlar Amerikan toplumunun en yoksul kesimleri. Siyahların ırkçılığa maruz kalma düzeyleri doğal olarak sınıfsal konumlarıyla birlikte değişkenlik gösteriyor. Sorunu en ağır yaşayan siyahlar Amerikan toplumunun en yoksul kesimleri. Michael Brown öldürüldükten sonra protesto eylemleri yükseldiğinde efsane basketbolcu Kerim Abdül-Cabbar Times’a yazdığı bir makalede “yaşananlar yalnızca bir ırk değil, sınıf savaşıdır” demişti. Yaşananların ABD’de yoksullara nasıl muamele edildiğini gösterdiğini, burada yaşananların unutulmaması için sadece ırkçılığa değil sınıf savaşımına da işaret edilmesi gerektiğini, geleceğin ırk savaşının sadece ırk savaşı olmayacağını yazmıştı. “Eğer neleri değiştirmek istediğimizin listesine sahip değilsek, çocuklarımızın, komşularımızın ve ailelerimizin ölü bedenleri için tekrar tekrar bir araya geleceğiz” diye eklemişti. Gazap Üzümleri romanından “baskı sadece ezilenleri güçlendirme ve birleştirmeye yarar” cümlelerini alıntılayan Cabbar, ezilenlerin birleşeceğine olan umudunu dile getirmişti.

Sermaye sınıfı milyarlarca işçi ve emekçinin alınterinden elde ettiği kârı daha fazla nasıl arttıracağının, kitleleri nasıl sömüreceğinin, sindireceğinin, susturacağının, nasıl bölüp parçalayıp yöneteceğinin hesabını yapıyor. Kitleleri bölüp parçalamak, birbirine düşman haline getirmek burjuvazinin asla vazgeçemeyeceği reçetelerinden biridir. Irk, din, dil, mezhep, bölge ayrımları dünyanın her yerinde egemenlerin halkları, işçileri, emekçileri birbirine düşürmek için sürekli altını harladığı bir ateştir! Bu yüzden de ancak kapitalizm ortadan kaldırıldığında Amerika’da ırkçılık yok olacak, dünyanın başka yerlerinde çeşitli mezhep savaşları sona erecek, ezilenler özgürlüğüne kavuşacak! Sınıflar oldukça ırkçılık da adaletsizlik de devam edecek. Ama diğer yandan tüm bunlara karşı ezilenlerin isyanları da devam edecek. Ta ki tüm bu ayrımları biz ezilenler birleşip sona erdirene dek. Egemenler başarılarını, ezilenlere güçlü olduklarını inandırmalarına borçlu. Oysa güçlü olan, her şeyi üreten biz işçileriz! Biz olmasak, biz üretmesek, biz yaratmasak her şeyin sahibi olduğunu iddia eden egemenler neyi üretebilir? Onlar sadece insanlar arasında her türlü kötülüğü, düşmanlığı üretme yeteneğine sahipler! İnsanca her türlü değeri üretme yeteneğine sahip bizler bir araya gelebilirsek, haksızlıklar karşısındaki isyanlarımızı ortaklaştırabilirsek, kapitalist sömürücülere karşı örgütlü mücadele edebilirsek insanca yaşayabileceğimiz bir dünya kurabiliriz!