Navigation

Okurlarımızdan: 1 Mayıs Mücadeleyi Büyütme Günüdür!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Okurlarımızın işyerlerinden,mahallelerinden, okullarından gönderdikleri 1 Mayıs mektupları, hem dünya işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ı kutluyor hem de tüm emekçileri, kapitalist sömürüye, emperyalist savaşa ve siyasal baskılara karşı mücadeleye davet ediyor.

Aydınlıkları Yaratmak İçin 1 Mayıs’a

Kartal’dan bir kadın işçi

On binlerce yıl önce insanoğlu acımasız doğa koşulları karşısında çok güçsüzdü. El ele vererek doğa karşısında güçlü hale geldi. Vahşi hayvanlara, doğal afetlere, açlığa, kıtlığa, soğuğa karşı örgütlenerek, yardımlaşarak, dayanışarak neslinin devam etmesini sağladı. 

Yaşadığımız yüzyılda insanlık hâlâ çok büyük sorunlarla ve felâketlerle karşı karşıya. Hem de insan eliyle yaratılan felâketlerle. Birçok bölgede süregiden çatışmalarda ve savaşlarda, bunların doğrudan ve dolaylı sonucu olarak her yıl bir milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğini belirtmek bile bu felâketlerin boyutunu anlatmaya yetiyor. Açlıktan, yoksulluktan kıvranan milyarlarca insanı, salgın hastalıklarla kırılanları; işsizlik, yalnızlık, geleceksizlik tehdidi altında psikolojisi bozulan milyonları; AİDS, kanser gibi sistemin yarattığı hastalıklardan yaşamı zehir olan milyonlarca insanı saymaya kalktığımızda kapitalizmin yaşamlarımızı katlanılmaz hale getirdiğini görürüz.

Tüm dünyada baskıcı rejimlerin yükselişte olduğu bir dönemden geçiyoruz. Sermaye sınıfı, dünyanın her tarafında işçi ve emekçi kitleleri daha fazla sömürmek için her türlü baskıcı planı hayata geçirmeye çalışıyor. Sermaye sınıfının yönettiği kapitalist sistem, küresel bir krizin içinden geçiyor ve bunun acısını tüm insanlık çekiyor.  Üçüncü Dünya Savaşının alevleri tüm dünyayı giderek daha fazla sarıyor.

Dünyanın her tarafında emek gücünden başka hiçbir geçim kaynağı olmayan bizim gibi işçi kardeşlerimiz için yaşam, her gün daha fazla katlanılmaz hale geliyor. İster nedenini anlasın ister anlamasın işçi kardeşlerimiz yaşadıkları koşullardan, yaşadıkları hayattan mutlu değiller. Dünyanın hiçbir yerinde işçiler kendilerini güvencede hissetmiyorlar artık!

Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da tüm sorunlar daha da katmerli bir şekilde yaşanıyor. Biz de yaşadığımız topraklarda her gün biraz daha fazla karanlığı yaşıyoruz. Sorunlar saymakla bitmiyor. Koşullar giderek zorlaşıyor, baskı giderek artıyor, yaşananlar giderek dayanılmaz bir hal alıyor. Sorunlardan bıktığı için kendini yakan, canına kıyan insanlar giderek artıyor.

Peki, ne olacak, böyle mi devam edecek, sorunlar giderek büyüyecek mi?

Aslında dünyanın her tarafında sorunlar büyüyor, yaşam katlanılmaz hale geliyor ama insanlar da yaşadıklarını sessiz sedasız kabul etmiyorlar elbette. Dünyanın birçok yerinde işçi sınıfı 80’li yıllardan bu yana olmadığı kadar mücadele vermeye başlamış durumda. Geçtiğimiz Mart ayından Nisan ayına kadar ABD’de birçok eyalette on binlerce öğretmenin grevleri, Nisan ayında Fransa’da demiryolu işçilerinin grevleri ve bu greve destek verip 60 kampüste dersleri boykot eden öğrencileri hatırlamak işçi sınıfının susmadığını gösterecektir bize.

İşçiler bir kere birbirlerine güvenmeye başladıklarında, ortak davranmayı görev bilirler. Bugün milyonlarca işçi yaşanan sorunun bilincinde olmayabilir. Onları bir çırpıda kolayca ikna da edemeyebiliriz, ama birbirimize güvenmemiz gerektiğini kavratabiliriz.

Birbirine güvenen işçiler birbirlerinin sorunlarına daha fazla duyarlı olur. Sadece kendi çocukları için değil birbiri için de mücadeleye atılır. Geçmişte nasıl ki tek bir insanın doğa karşısında ayakta kalması imkânsızken, bugün de sömürücü sermaye sınıfı karşısında bir işçi tek başına kaldığında paçavra gibi kullanılıp atılmaktan kurtulamaz. O yüzden mücadele için daha fazla bilenmeliyiz, mücadele geleneğini yaşatmalı, mücadele günlerinin anlamını bilmeyen işçi kardeşlerimize kavratmak için uğraşmalıyız.

Önümüzde, sınıfımızın birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs var. İçinden geçtiğimiz zorlu günlerde bir mücadele tarihimiz olduğunu, insan gibi yaşamak için tek çaremizin mücadele etmek olduğunu, mücadele etmek için de birlik olmak, örgütlü olmak gerektiğini işçi kardeşlerimize kavratmamız gerekiyor.

1 Mayıs, ezilen işçilerin kendilerini sömürenlere karşı mücadele bayrağı açtıklarında istediklerinin çok daha fazlasını koparabileceğini, ancak örgütlü olduklarında bir güç haline gelebileceklerini bize hatırlatır. İşçi sınıfı 1 Mayıs’a sahip çıkacaktır ve er ya da geç kapitalist sömürüye karşı ayağa kalkacaktır.

Bu karanlık günler elbet bir gün geçecektir. Ama aydınlığı kendi ellerimizle yaratırsak karanlıklar korkudan titreyerek ayaklarımızın altında ezilecektir.


Umudu ve Mücadeleyi Büyütmek İçin 1 Mayıs’a

Pendik’ten bir kadın işçi

Dünya çapında bir sistem krizi ve ona eşlik eden bir emperyalist paylaşım savaşı yürüyor. Bunun bir sonucu olarak tüm dünyada otoriter ve militarist eğilimler artıyor. Anti-demokratik uygulamalar ve baskılar artıyor. Türkiye’de de siyasi iktidar iki yıla yakın bir süredir sürdürdüğü OHAL’le birlikte iktidarını mutlaklaştıracak adımları atmaya devam ediyor. Bunun için de devlet baskısını sınırsızca kullanıyor. Kendisine karşı küçük bir muhalif sese bile tahammül edemiyor. Her gün ortalama 6 kişi sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alınıyor. On binlerce öğrenci şu anda cezaevinde bulunuyor ya da tutuksuz yargılanıyor. Gazeteciler tutuklanıyor, akademisyenler üniversitelerden uzaklaştırılıyor. Grevler yasaklanıyor. Her gün ortalama dört işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor. Kadına şiddet ve taciz artıyor. OHAL’in haksız, hukuksuz uygulamalarına yönelik protesto hakkının kullanımı bizzat OHAL gerekçesiyle engelleniyor. 1 Mayıs’ı işte böylesi ağır baskı ve yasaklar altında karşılıyoruz!

1 Mayıs, dünya işçi sınıfının kapitalist sömürüye, haksız savaşlara, militarizme karşı verdiği mücadelenin ifadesidir. 1 Mayıs’ta işçiler, dünyanın dört bir köşesinde aynı günde eyleme geçerek yüz yıldan uzun süredir dünya ölçeğinde yaşayan bir geleneğe bağlanıyorlar. Bugün sınıf bilincine sahip işçiler olarak bu geleneğe sahip çıkmak, içinden geçtiğimiz gericilik döneminde her zamankinden daha büyük önem taşıyor ve bizlere sorumluluk yüklüyor. 1 Mayıs gibi mücadele günleri işçi ve emekçi kitlelerin bilinç düzeyinde bir sıçrama yaratabilmek bakımından sınıf devrimcilerine önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu açıdan birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs, bugün emekçilere güç ve moral verecektir. Yan yana gelen, omuz omuza veren işçi ve emekçiler yalnızlık duygusunu yırtıp birliğin ve dayanışmanın coşkusunu yaşayacaklar.

İçinden geçtiğimiz bu karanlık tabloya boyun eğmeyip 1 Mayıs alanında yerimizi almak hepimizin boynunun borcudur. Zalimin yüreği kendisi için, zalime direnenin yüreği tüm insanlık için çarpar. İçinden geçtiğimiz karanlığa, savaşlara ve sömürüye karşı işçilerin dayanışmasını ve taleplerimiz için mücadeleyi büyütelim.


1 Mayıs’ta Mücadelemize Sahip Çıkalım!

Tuzla’dan bir MT okuru

1800’lü yıllar işçi sınıfının çalışma koşullarının çok ağır olduğu yıllardı. Günde 14-16 saat çalıştırılan, insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkûm edilen, yoksulluk ve sefalet içinde hayatta kalma mücadelesi veren işçiler, işgününü 12 saate düşürebilmek için mücadeleye atıldığında burjuvazi kuyruğuna basılmış kedi misali saldırganlaşmıştı. İşçilerin mücadelesi çoğu yerde kanla bastırılmaya çalışıldı. Burjuvazinin entrika ve dalavereleri, karalama kampanyaları, işçileri bölme, mücadeleyi engelleme çabaları sonuç vermediğinde kanlı katliamlar, idamlar sökün etti. Baskılara rağmen bu mücadele büyüdü ve işçi sınıfını ulus ötesi bir dayanışmaya sürükledi. 1 Mayıs mücadelesi işçi sınıfının genel çıkarlarının ifadesi idi. Onun mücadelesini tek bayrak altında topladı. 12 saatlik işgünü mücadelesinden 8 saatlik işgünü mücadelesine doğru yol alınırken bu mücadele bir kıtadan öbürüne büyüdü, güçlendi.

Avustralyalı işçiler 1856 yılında 8 saatlik işgünü talebiyle iş bırakarak greve çıkmışlardı. Düzenledikleri gösterileri bir işçi bayramına dönüştürmek istediler. Onlardan yıllar sonra mücadele bayrağını Amerikan işçi sınıfı devraldı. Amerikalı işçiler “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse!” sloganı ile 1 Mayıs 1886’da genel greve çıktılar. İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü haline gelen 1 Mayıs’ı yaratan 1 Mayıs 1886’daki bu mücadele, Amerikan burjuvazisinin işçi sınıfından ölesiye korktuğunu da gösterdi.

Türkiye’de de egemenlerin 1 Mayıs korkusu tarihsel bir korkudur. Egemenler, işçi sınıfının 1 Mayıs’a kitlesel katılımını önlemek üzere korku atmosferi yaratma, baskı ve tutuklamalarla öncü, devrimci unsurları sınıftan koparma çabalarından vazgeçmediler. Çünkü o gün işçi sınıfının mücadele günüdür, işçi sınıfının enternasyonal eylem günüdür. Uzun yıllar yasaklı kalan 1 Mayıs, 1976 yılında DİSK’in öncülüğünde Taksim’de gerçekleştirilen bir mitingle ilk kez alanlarda kutlandı. Bu miting yüz bin işçinin meydana indiği, “Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin!” pankartının açıldığı, marşların, şarkıların söylendiği, mücadele sloganlarının atıldığı görkemli bir eyleme dönüşmüştü. Ertesi yıl yapılan Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs mitingi çok daha büyük bir başkaldırının ifadesiydi.  Büyük bir coşku ve kitleselliğin, birlik ve dayanışma ruhunun hâkim olduğu miting burjuvazinin kanlı saldırısıyla gölgelense de sınıf mücadelesi durdurulamadı. Burjuvazi ancak 12 Eylül faşist rejimi ile işçi hareketini baskı altına alarak önünü kesebildi.

12 Eylül’den sonra da 1 Mayıs’lar, işçi ve emekçilerin, yoksulların kadın, erkek omuz omuza kitlesel bir şekilde alanlara aktığı mitinglerle kutlandı, baskı ve zorlamalara rağmen kapalı salonlardan çıkıp açık alan miting ve gösterilerine dönüştü. Mücadele, dayanışma ve birliğin simgeleştiği bir gün haline gelen 1 Mayıs burjuvazinin ideolojik saldırılarından da fazlasıyla nasibini almıştır. Bu günü tarihsel anlamından koparmak isteyen, sıradan bir “tatil”, “piknik” gününe dönüştürmek için çırpınan burjuva devletler, bu konuda ellerine geçen her fırsatı değerlendiriyorlar. Ancak bu girişimler büyük oranda boşa çıkarılmış, burjuvazinin hevesi kursağında bırakılmıştır. İşçi sınıfının ve sınıf örgütlerinin 1 Mayıs gününün tarihsel geçmişle bağları ve gerçek özü konusundaki ısrarlı çaba ve mücadeleleri sayesinde 1990’da 107 devlette 1 Mayıs günü resmi tatil ilan edilmiştir.

1 Mayıs’ın tarihsel özünü ve içeriğini boşaltmak, işçi sınıfının bu günü bağımsız bir mücadele bayrağına dönüştürmesini engellemek üzere sömürücülerin ayak oyunlarından en çarpıcı olanı İtalya ve Almanya’da yaşananlardır. İki faşist lider, Mussolini ve Hitler 1 Mayıs’ın yaratacağı ruh halinden korktukları için, 1 Mayıs’ı sınıf mücadelesinden koparmak üzere harekete geçerek kendi 1 Mayıslarını organize ettiler. Faşist rejime bağlı korporatist sendikalar eliyle düzenledikleri “1 Mayıs” gösterilerini kendi propagandalarının kürsüleri haline getirdiler.

Bugün de pek çok ülkede otoriter rejimler işbaşında ve faşizm yükseliyor. Burjuvazi işçi sınıfını bölme, örgütlülüklerini dağıtma, iktidarının kullanışlı araçları haline gelmiş sendikalar aracılığıyla işçilerin bilincini bulandırmaya yönelik çabalarına hız veriyor. Tüm bu çabaları boşa çıkarmak için bu mücadele gününün özüne sahip çıkmak ve mücadeleyi güçlendirmek zorundayız.

1 Mayıs günü işçilerin birçok ülkede meydanlara aktığı, ağır çalışma koşullarına tepki gösterdiği, uzayıp giden iş saatlerini kısaltmak için mücadele ettiği, baskı ve yasaklara karşı mücadele bayrağını dalgalandırdığı ortak bir gündür. İşçi sınıfının enternasyonal dayanışmasının, birlikte mücadelesinin simgesidir. O yüzden 1 Mayıslarda yapılan eylem ve gösteriler kitleselleştikçe işçi sınıfının moralini yükseltmiş, onun kendine güvenini arttırmıştır.  Bugün de içinden geçtiğimiz süreçte 1 Mayıs’ta mücadele bayrağına sahip çıkmak, bu bayrağı bize teslim edenlere borcumuz, gelecek kuşaklara karşı da görevimizdir. 

Kahrolsun burjuva düzen, Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!

Yaşasın İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü!


Genç İşçiler 1 Mayıs’a Sahip Çıkıyor

Gebze’den bir petrokimya işçisi

Kapitalist tekeller kârlarını katlamak için yaşamımızı gittikçe çekilmez bir hale getiriyorlar. Bu düzen, yoksulluğu, kötü çalışma koşullarını, işsizliği, güvencesiz bir yaşamı her geçen gün işçilere daha fazla dayatıyor. Bizleri, yaşlısıyla, çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle, diniyle, ulusuyla ayırt etmeden sömürüyor. Biz işçi sınıfının gençlerinden de sonunda işsiz kalacağımız ya da düşük ücretlere çalışacağımız gerçeğini saklamak için türlü boş hayallerin peşine düşmemizi istiyor. Çıkışsızlığa, umutsuzluğa mahkûm olacaklarını ve bu psikolojiyle kötü çalışma koşullarına ve düşük ücretlere boyun eğeceklerini bilmeden sermaye düzeninin yalanlarına kanan genç işçiler, bireysel kurtuluş hikâyelerinin peşine düşüyorlar. Sermayenin egemen olduğu medya ve eğitim kurumları işçi sınıfının içinde bulunduğu kötü yaşam koşullarının ancak sermaye düzenine biat ederek aşılacağını ve aynı gemide olduğumuz yalanlarını her gün tekrarlıyorlar.

Egemenlerin iyi bir yaşam için sundukları reçete ise, işçi gençler arasında rekabet ve kıskançlık. Birlik, dayanışma gibi değerler gereksiz, faydasız düşünceler olarak gösteriliyor. Bu şekilde parçalanan ve körleştirilen zihinler, adaletsizlikten, yoksulluktan, haksızlıklardan kurtuluşun, iyi bir doktor, mühendis, mimar olunca mümkün olacağını düşünüyorlar. Bu tarz aldatıcı kurtuluş reçetelerine inanan genç işçilerin sayısı az değildir.  Elbette bu gibi bireysel kurtuluş düşüncelerini genç kardeşlerimiz kendi başlarına edinmiyorlar. Onları sınıf gerçeklerinden uzak tutmak isteyen egemenler her türlü yalan ve baskı mekanizmasını kullanıyorlar. Egemenlerin hesaba katmadığı şey ise tek çıkış yolu gibi gösterilen “yırtma” hayallerinin işçi gençlere hayır getirmeyeceğini ve böyle giderse ellerinde kalan şeyin umutsuzluktan başka bir şey olmayacağını anlatmak için büyük bir kararlılıkla öne atılan örgütlü ve bilinçli işçilerin varlığıdır.

Çıkışsızlıktan bunalan gençleri bireysel arzuların tuzağına iten egemenler, daha önce yenildikleri gibi bugün de yenilmeye mahkûmdurlar. Bugün anne ve babalarımızın çalışma koşullarının, dolayısıyla yaşam koşullarının kötü olmasının tek sorumlusunun sermaye düzeni olduğunu tüm işçi sınıfına haykırmak için alanlara çıkma sırası bizdedir. İşçi sınıfının uluslararası birlik ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta sermaye düzeninin ikiyüzlülüğünü teşhir etmek, kötü çalışma koşullarına, düşük ücretlere, savaşlara, faşizme ve her türlü adaletsizliğe dur demek için gençliğimizin ateşini alanlara taşıyacağız. Örgütlü işçi hareketi içinde biz de genç işçiler olarak yerimizi almalıyız. Anne ve babalarımızın sorunları, bizim de sorunlarımızdır. Bizler şimdiden haklarımıza sahip çıkmazsak gelecekte büyüklerimizden daha kötü yaşam koşullarına sahip olacağız. Alanlara çıkıp 1 Mayıs’a sahip çıkmak ve sermayenin tüm oyunlarına göğüs germek, geçmişte olduğu gibi bugün de sınıfın dinamik gücü olan biz işçi gençlere de düşmektedir. Adalete, eşitliğe, barış dolu yarınlara da sahip çıkıyoruz. Alanlara coşkuyu taşımak ve işçi önderlerinin yaktığı meşaleleri devralmak için haydi genç işçiler 1 Mayıs’a sahip çıkalım!


Gençler Haydi 1 Mayıs’a!

Gebze’den bir metal işçisi

İşçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs yaklaşıyor. Doğayı ve insanı hiçe sayan bu kahrolası kapitalist sisteme karşı kinimizi, öfkemizi, mücadele ruhumuzu biliyoruz. Tüm coşkumuzla sınıf kardeşlerimizle bir arada haykırmanın günü 1 Mayıs. Yaşadığımız topraklarda ve dünyada işçi sınıfı ve işçi sınıfının gençleri, bu 1 Mayıs’ı kapitalizmin yapısal krizinin, Üçüncü Dünya Savaşının etkilerinin arttığı, otoriter ve totaliter rejimlerin yükseldiği bir tarih sahnesinde karşılıyor. Kapitalist sistem topyekûn bunalıma sürüklendikçe kapitalistler arasındaki rekabet daha da azgınlaşıyor ve şiddetleniyor. Dünyanın her yerinde ücretler düşüyor, iş saatleri uzuyor, yoksulluk ve baskılar artıyor. Kapitalist kâr düzeni bir avuç zengin asalak insanın servetinin milyarlarca işçi ve emekçi insanın zenginliğinden daha fazla olduğu bir adaletsizliği yaratıyor.

İşçi sınıfının dünya genelindeki örgütsüzlüğü, patronlar sınıfına istediği gibi at koşturacağı, işçileri pervasızca sömüreceği bir ortam sunuyor. Zorlu mücadelelerle elde edilen haklar bir bir elimizden alınıyor. Otoriterleşme eğilimi güçleniyor, kitlelerin bilinçleri zehirleniyor, kitleler sistemin bekasını savunur pozisyona sürükleniyor. Sağlık, eğitim, ulaşım gibi kamu hizmetlerinden zaten kısıtlı biçimde yararlanabilen işçi sınıfının gençleri bir de muhalif oldukları için üniversitelerden atılıyor veya hapsediliyor. Bu sistem patronlar sınıfı için cennetken, işçi sınıfı için yeryüzünü cehenneme dönüştürüyor. Bu gidişatın önüne geçebilmenin tek yolu işçi sınıfının örgütlenmesi ve ayağa kalkmasıdır. Önümüzdeki 1 Mayıs işçi sınıfı ve onun gençleri için bir fırsattır. Zalimlerin zulümleri arttıkça ezilenlerin de kini ve öfkesi artıyor. Bu kin ve öfkeyi birlik, dayanışma ve mücadeleyle hep birlikte alanlara taşımalıyız. Kapitalist sistemi yıkıp geçeceğimizi, yerine sınıfsız sömürüsüz bir dünya kuracağımızı alanlarda hep beraber haykıralım!