Navigation

Teori

İsmet İnönü, Kemalizm ve Demokrasi

Alevlenen İnönü tartışması içerisinde ileri sürülen düşünceler, Türkiye’de yıllardır kendisini sol olarak yutturan milliyetçi-devletçi Kemalist zihniyetin ne denli tutucu ve demokratlıktan uzak, sağ siyasetçilerin ise ne denli ikiyüzlü ve ilkesiz olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır. Nitekim gerek Erdoğan’ın İnönü’ye dair suçlamaları için gerekse de Kemalistlerin İnönü savunusu için ileri sürdükleri argümanlar 60 yıldır tekrarlanan nakaratların bir adım ötesine bile geçmiş değildir.

Nükleer Silahsızlanma mı?

Emperyalist savaş devam ederken ve her gün onlarca insan korkunç bir şekilde can verirken, emperyalist güçler yarattıkları vahşet tablosunu “barışseverlik” şovlarıyla kamufle etmeye çalışıyorlar. ABD ile Rusya arasında imzalanan Nükleer Silahların İndirimi Anlaşmasının akıl almaz bir burjuva ikiyüzlülükle “barışa atılan önemli bir adım” olarak kutsanması bunun son örneği.

Sermayenin Saldırıları ve Sendikal Bürokrasinin Kuşatması

Sendikalar bürokratlara değil işçilere aittir, ama bunu kuvveden fiile dönüştürmek için sabırlı ve inatçı bir komünist çaba gerekiyor. Sınıf hareketinin verili düzeyi pek parlak olmasa da, mücadele diyalektik çelişkileri içerisinde devam ediyor. Karşımızda örgütlenmeyi bekleyen kocaman bir işçi sınıfı duruyor. Öncü işçilerin devrimci siyasal bilinç ve örgütlülük düzeyini yükseltme görevinin yanı sıra, sendikalaşma mücadelesini yüklenme ve sendikaları ayağa kaldırma görevi de, sendikalı işyerlerinde taban örgütlerini kurma ve geliştirme görevi de komünist işçilerin sırtına binmiş durumdadır.

Statükocu Cephenin Sivil Faşizm Demagojisi

Statükocu-devletçi Kemalist burjuva kesimler, yürüyen iktidar kavgasında geniş kitleleri yanlarına çekmek için bir dizi yeni ideolojik argümanlar geliştirmeye çalışıyorlar. “Sivil faşizm” ya da “İslamofaşizm” gibi kavramların siyaset sahnesinde arz-ı endam etmeye başlaması, statükocu-devletçi Kemalist cenahın yeni ideolojik argüman ihtiyacının bir tezahürüdür.

Devletin “Derin” İşleri

Bugüne kadar açığa çıkmış olan resmi belgeler ve yaşanan olaylar, burjuva devletlerin kapitalizmin bekası adına yapmayacakları şeyin olmadığını gösteriyor. Üstelik ifşa olunmuş belgelerle açığa çıkmış olan sırlar buzdağının görünen ucudur sadece. Örneğin, NATO’ya bağlı tüm ülkelerde Gladyo denilen kontrgerilla örgütlenmeleri bulunmaktadır. Türkiye’de Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında kurulan bu yapılanma daha sonra Özel Harp Dairesi adını almıştır. Bugünkü adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığıdır. İsimler değişse de bu yapılanmalar nice katliamların, cinayetlerin, provokasyonların ve darbelerin failidir.

Terör Ne, Terörist Kim?

Burjuva egemenliğine karşı yürütülen devrimci mücadelenin en temel ayaklarından birini hiç kuşkusuz ki, ideolojik mücadele oluşturmaktadır. Burjuvazi elindeki her türlü olanağı kullanarak kitlelerin bilincini dumura uğratmaya ve gerçeklik algısını kendi çıkarları doğrultusunda çarpıtmaya çalışmaktadır. Kelimelere kendi çıkarları doğrultusunda anlamlar yükleyen egemen sınıf, iletişimin temel aracı olan dili de sınıfsal tahakkümü altında tutuyor. Egemenlerin sıklıkla kullandığı “terör” ve “terörle mücadele” kavramları da bunun örneği durumundadır.

Yeni Yükselen Emperyalist Güçler

E7 ülkeleri ve orta boy bir dizi ülkeye artık mazlum gözüyle bakılamaz. Bunların E7 türü öne çıkan ve yeni bir kategori oluşturan kesimi ise artık esasen emperyalistleşmiş ülkelerdir. Onlar geleneksel büyük emperyalist güçlerle emeğin küresel sömürüsünden daha fazla pay almak isteyen ve küresel güç mücadelesinin ringinde boy gösteren yeni güçlerdir. Bunları geri kalmış ya da geri bıraktırılmış, emperyalizmin boynu bükük kuklalarıymış gibi göstermeye çalışan görüşlerin gerçeklerle, bilimle ve devrimcilikle alâkası olamaz. Bugünlerde Türkiye’de bazı devrimci çevrelerin yaşadığı ağır kriz de bunu çarpıcı biçimde göstermektedir.

Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı (I-II)

Marksist harekette oportünizm nitelemesi, ilkeli bir devrimci siyasetin yerine fırsatçı bir politik çizgiyi ikame edenler için kullanılıyor. İşçi hareketinde oportünizm, işçi-emekçi kitlelerin temel tarihsel çıkarlarını, kesimsel faydacılık ve kolay yoldan siyasal başarı kazanmak uğruna feda etmek anlamına geliyor. Sınıf mücadelesinde önemli karar anları geldiğinde, zor görünen devrimci yolu tutmayı göze alamayıp, düzen içi siyasal çözümler üretmeye çalışmak oportünizmin temel özelliğini oluşturuyor. Oportünizm bir eğik düzleme benziyor, bir kez bu yola girildiğinde dur durak olmuyor.

Linç Kampanyalarının İçyüzü

Linç girişimleri Türkiye açısından yeni olmadığı gibi, TC devletinin de sicili bellidir. “Sabrı taşan vatandaş”ların öfkesini kusması ve devlet yetkililerinin anlayışlı bir tavırla bu “tepki”leri sahiplenmesi ve saldırganları himaye etmesi durumu, sermaye düzeni tarafından uzun yıllar boyunca ihtiyaç hissedildiğinde sistemli biçimde kullanılmış bir mekanizma. Bu durum linç uygulamalarının altında yatan nedenleri, egemen sınıfın hangi ihtiyaçlarını karşıladığını ve şovenizmle zehirlenen ve kışkırtılan güruhların nelere hizmet edebileceğini ortaya koymayı gerektiriyor.

Marksizm Açısından İlericilik

Marksizmin ilericilik anlayışının sonuna kadar tutarlı özgürlükçü yönünü bir kez daha vurgulamak isteriz. Sözde ilerleme adına, tepeden inmeci, halk düşmanı yöntemlere asla prim verilemez. Burjuva demokrasisinin bile gerisinde kalan, Bonapartist, vesayetçi anlayışlara, sırf din karşıtı ve Amerika karşıtı bir söylem tutturuyorlar diye ilericilik payesini bol keseden dağıtamayız. Türkiye’deki kapıkulu sosyalizmi akımının bu tür manipülasyonlarına karşı net bir ideolojik-politik tutum gösterilmelidir. Kendine açıkça “orducu sosyalist” diyenlerin (Yalçın Küçük gibi) olduğu bir ülkede bunların sol saflarda itibar görmemesi gerekir. Bu da her şeyden önce proleter devrimci sınıf temelinde durmakla ve teorik netlikle mümkündür.

Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri

AKP’nin ordu karşısında tarihen mağdur burjuva kanadın temsilcisi konumunda olması onu bir demokrasi havarisi kılmıyor. Aslında A. Altan gibilerin dillendirdiği değişim arzusu haklı bir arzu olsa bile, bunun ancak örgütlü kitlelerin mücadelesi sayesinde sağlanabileceği de bilinmeli. Bugün burjuva çerçevede cereyan edecek sınırlı değişimlerin dahi yalnızca üstten, şu ya da bu burjuva politikacının “cesareti” veya “dürüstlüğü” sayesinde bahşedilmeyeceği ve kitle mücadelesinin alttan bindireceği basınç sayesinde gerçekleşebileceği de yeterince açık olmalı. Üstelik Türkiye benzeri ülkelerin tarihi, Kürt sorunu vb. gibi kangrenleşmiş sorunlarda burjuva değişimlerin, yani tarihsel burjuva reformların ancak devrimci kitle mücadelesinin yan ürünü olarak sağlanabileceğini fazlasıyla gözler önüne seriyor. O nedenle, liberal demokrat yazarların yakın geleceğe dair çizdikleri pembe tabloların hoş yanları olsa bile, bunların her seferinde can sıkıcı çatırtılarla parçalanmasına da hiç şaşmamak gerek!

Sürekli Devrim Üzerine /2

Bugün gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde varlık gösteren tüm siyasal çevreler açısından geçerli olmak üzere, sürekli devrim anlayışına veya geleneğine bağlı olduğunu ilan etmekle de iş bitmiyor. İşçi sınıfının devrim stratejisinin gerçekten benimsenip benimsenmediği konusunda çeşitli örgüt ve çevrelerin kendi iddialarına bakılarak değil, ancak pratikteki siyasal tutumları test edilerek karar verilebilir. Şurası açık ki, günümüz siyaset sahnesinde özelde aşamalı devrim anlayışını ya da genelde Stalinizmi eleştirir görünmekle birlikte, pratik siyasal tutumları bakımından hiç de devrimci proleter bir çizgi tutturamayan pek çok çevre ve örgüt mevcut.

Psikolojik Savaş: Kirli Düzenin Kirli Yöntemleri

Son aylarda generallerden siyasetçilere, ulusalcılardan liberallere kadar herkes muarızlarını “psikolojik savaş yürütmekle” suçluyor. Liberal çevreler askeri bürokrasinin ve ulusalcıların psikolojik savaş uygulamalarını ve planlarını “kısmen” teşhir ediyor. Öte yandan generaller de, TSK’ya karşı “asimetrik yıpratma harekâtı” yani “psikolojik savaş” yürütüldüğünü ilan ederek ortalığa saçılan pisliklerinin kokusunu perdelemeye çalışıyor.

Sürekli Devrim Üzerine

Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.

Hegemonya Yarışının Gölgesindeki IMF-DB Toplantısı

Bu emperyalist kurumları protesto etmek ve kendi taleplerini örgütlü biçimde haykırmak tüm bilinçli işçilerin görevidir. Ancak Türkiye’yi halen emperyalistlerin sömürgesi olarak gören, burjuvaziyi işbirlikçi olan ve olmayan diye ikiye ayıran, bal gibi de burjuvazinin kendi isteğiyle uyguladığı programları IMF’nin dayatması olarak lanse eden, bu tür ekonomi politikalarına karşı habire kapitalist devletçiliği öne çıkaran anlayışlar artık terk edilmelidir. Sol ve devrimci güçler, milliyetçi ve küçük-burjuva anlayışlardan kurtulamadıkça ve işçi sınıfı doğru temellerde örgütlenip anti-kapitalist mücadeleye atılmadıkça, gerçek bir alternatifin ortaya konması da mümkün olmayacaktır. Tek gerçek alternatif işçilerin iktidarı ele geçirerek kendi sınıf egemenliklerini kurmalarıdır.

Sayfalar

Teori beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.