Navigation

Dünya

Lieberman’ın Dilinden Kan Damlıyor

Ortadoğu halkları Lieberman benzeri faşist siyasetçilerin kan kusan saldırgan politikalarının tehdidi altındadırlar. Tek bayrak, tek devlet, tek dil, tek din gibi kışkırtıcı söylemlerle halklar arasında düşmanlık tohumları ekmektedirler. Alt-emperyalist bir güç konumuna yükselen Türkiye egemenlerinin uyguladığı yayılmacı siyaset de, Ortadoğu’daki çözümsüzlüğe yeni sorunlar eklemektedir.

Libya’da İç Savaş ve Burjuva Kapışma

Şubat 2011’de patlak veren halk isyanını fırsat bilen emperyalist güçlerin, halkı Kaddafi zulmünden kurtarıp demokrasi ve özgürlüğe kavuşturmak vaadiyle iç savaş cehenneminin içine fırlattıkları Libya’da, son bir yıldır alabildiğine derinleşen bir kaos yaşanıyor. Merkezi bir hükümetin kalmadığı, neredeyse her bir kentin savaş ağalarının derebeyliğine dönüştüğü ülkede, burjuva güçler, emperyalist odaklara da yaslanarak kanlı bir iktidar savaşına tutuşmuş durumdalar.

Yemen’de Derinleşen Siyasal Çıkışsızlık

Egemen güçlerin iktidar kavgası ve giderek keskinleşen çelişkiler, Yemen’i içinden çıkılmaz geniş bir iç savaşa doğru çekmektedir. Kaçınılmaz olarak mezhepsel bir renge de bürünecek böyle bir iç savaş, açlık ve yoksulluğun pençesinde kıvranan emekçilerin canını alıp, Yemen’in korkunç bir yıkıma sürüklenmesine neden olacak. Şurası açık ki Yemen’de derinleşen siyasal buhran, emperyalist-kapitalist boy ölçüşmenin merkezi haline gelmiş Ortadoğu’da yürüyen emperyalist savaştan bağımsız değil. Her geçen gün genişleyen siyasal kriz, çatışma ve savaş, şu gerçeği döne döne gözler önüne seriyor: Kapitalist düzen çerçevesinde bir çıkış yolu yoktur.

Ukrayna’da İkinci “Ateşkes”

Minsk’de biraraya gelen Ukrayna, Rusya, Almanya ve Fransa liderleri, 11 Şubatta, Doğu Ukrayna’da ateşkes ilan edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. Emperyalist kapışmanın yerel güçler üzerinden yürütülen sıcak bir savaşa dönüştüğü Ukrayna’da, geçtiğimiz Eylül ayında da bir ateşkes anlaşmasına varılmış, fakat bu anlaşmanın ömrü 48 saati geçmemişti. ABD’nin Minsk’e giden süreçte ve sonrasındaki savaşçıl söylemleri, Rusya dahil tüm tarafların hızlandırdıkları savaş hazırlıkları, anlaşmadan bu yana neredeyse her gün birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle ve sınır bölgelerinden ağır silahları çekmemekle suçlamaları, aslında bu ikinci ateşkesin de birinciyle aynı kaderi paylaşacağını gösteriyor.

Mısır’da Ayaklanmanın Yıldönümünde Devlet Terörü

Tüm önlemlere rağmen hem Tahrir ve çevresinde hem de Mısır’ın diğer büyük kentlerinde gösteriler düzenlenmeye çalışıldı. Küçük çaplı da olsa yapılabilen gösterilerde Sisi yönetimine karşı sloganlar atıldı. “Haydi, yeniden devrime” çağrıları yapıldı. Darbecilerse on binlerce polis ve askeri görevlendirerek sindirmeye çalıştıkları Mısır halkına bir kez daha gözdağı vermeye çalıştılar. Yoğun bir devlet terörünün uygulanması sonucu en az 14 kişi öldü.

Syriza’ya Bağlanan Boş Umutlar

Kapitalizmin tarihsel krizinin hüküm sürdüğü mevcut konjonktürde, krizin en çok ezdiği ülkelerden birinde, düzen içi sol bir partinin hükümet kurmasından zafer sarhoşluğuna kapılanları büyük bir hüsran beklemektedir. Bu gelişme, proleter devrimcilerin işini kolaylaştırmak şöyle dursun, onların görevlerini çok daha acil, yakıcı ve hayati hale getiriyor.

Küba-ABD Yakınlaşması Neye İşaret Ediyor?

Küba devlet başkanı Raul Castro’nun 15 Aralıkta ABD başkanı Obama ile telefonda görüşmesi ve ardından ikisinin de ABD-Küba ilişkilerinin “normalleşmesi” yönünde ilerlemek istediklerini ve diplomatik ilişkilerin yeniden başlayacağını açıklamaları tüm dünyada ilgiyle karşılandı. Zira 53 yıldır diplomatik ilişkileri kesik olan bu iki ülke arasında kesintisiz bir soğuk savaş durumu söz konusuydu ve yapılan açıklamalar bu durumun değişeceğine işaret ediyordu.

El Şebab Saldırıları ve Kenya’daki Emperyalist Kapışma

Radikal İslamcı El-Şebab örgütü, Aralık ayı başında Kenya’da 36 madenciyi kurşuna dizerek katletti. Bu olaydan bir hafta kadar önce ise bu örgüt, bir otobüsü durdurarak yine Müslüman olmayan 28 yolcuyu katletmişti. “İslami terör” meselesi, tamamının Hıristiyan olduğu madencilerin katledilmesiyle yeniden Kenya’da gündeme taşındı.

Meksika Aynasında Çürüyen Kapitalizm

Ayotzinapa katliamının gizlenemez bir biçimde yeniden ortaya çıkardığı bir gerçek, iki ayrı sınıf için iki ayrı Meksika olduğu gerçeğidir. Sermayenin “büyüyen Meksika”sı ve yoksulların kanını emen çürümüş kapitalist Meksika! Kitleler, sermayenin Meksika’sından bıkıp usandıklarını, başka bir Meksika istediklerini isyanlarıyla ortaya koydular. Onlar başka bir Meksika istiyorlar, onlar başka bir dünya istiyorlar. Bu dünyayı yaratmak üzere verilecek savaş için olgunlaşıyor, ustalaşıyorlar.

ABD’de Siyah Öfke Burjuvaziye Korku Salıyor

ABD’de siyahlara yönelik polis katliamları yeni bir olay değil. Egemenlerin ırkçı zihniyeti değişmediği için siyahlarla beyazlar arasındaki farklılık hayatın her alanında devam ediyor. Örneğin işçi bölgesi olan Ferguson %67’lik siyah nüfus oranıyla, siyahların gettosu durumunda.

Ferguson’da Yeniden İsyan Ateşi

Tüm dünyada kapitalist sistem tarihsel bir kriz ve tıkanma durumu yaşıyor ve geniş emekçi yığınlara acı ve mutsuzluktan başka şey vermiyor. Dünyanın en istikrarlı ve güçlü görünen ülkesi ABD’de de durum bundan farklı değil. Eşitsizlik ve adaletsizlik her düzeyde (sınıfsal, ırksal, cinsel) artıyor ve ezilen, sömürülen emekçi kitleler giderek daha fazla öfkeleniyorlar. Brown davası gibi hadiseler sadece bu genel öfkenin somut çıkış noktalarını oluşturuyorlar. İçine girmiş bulunduğumuz genel kriz dönemi, dünyanın her yerinde bu tür toplumsal patlamaları daha sık yaşayacağımız bir dönemdir. Bu haklı öfke patlamaları örgütlü bir sınıf eylemi düzeyine yükseldiğinde, egemenlerin iktidarının da alaşağı edileceğine şüphe yoktur.

Brezilya, Tunus ve Ukrayna Seçimleri

Geçtiğimiz Ekim ayı çeşitli ülkelerde devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerine sahne oldu. Brezilya’da PT (İşçi Partisi) adayı Dilma Rousseff başkanlık yarışını tekrar kazandı, ki bu PT’nin 12 yıllık iktidarının bir dört yıl daha devam edeceği anlamına geliyor. “Arap Baharı” denilen halk ayaklanmalarının ilk durağı olan Tunus’taki seçimleri ise “laik ve sol” olarak sunulan Nida partisi kazandı. Bin Ali diktatörlüğünün devrilmesinden sonra yapılan bu ikinci seçimde, İslamcı En Nahda partisi ikinci sırada yer aldı. Rusya ile Batılı emperyalist güçler arasındaki kapışmanın ve iç savaş ortamının devam ettiği Ukrayna’daki seçimlerde de, kendilerini “demokrasi ve özgürlük” yanlısı olarak lanse eden AB yanlısı partiler ezici çoğunluğu sağladılar.

Irkçı Amerikan Polisi Katletmeye Devam Ediyor

Derinleşen sistem krizi ve savaş koşullarında, en genişinden en darına tüm burjuva demokrasilerinde olağanüstü rejimlere has baskıcı ve militarist uygulamaların giderek yaygınlaştırıldığı ve olağan hale getirildiği görülüyor. Elbette ne ABD’nin ne de diğer kapitalist devletlerin korkuları boşuna değildir.

Hong Kong’da Neler Oluyor?

Hong Kong’da yaşanan süreç, gittikçe daha da gericileşen emperyalist-kapitalist sistemde burjuvazinin, kitlelerin demokratik taleplerini ve özlemlerini kendi çıkarları doğrultusunda suiistimal etmelerinin örneklerinden birisini oluşturuyor. Burjuvazinin derdi emekçi halkın yakıcı sorunlarına çözüm bulmak değildir. Kendi işine gelen hususlarda kontrollü bir kitle seferberliğini hayata geçirebilen burjuvazi, kapitalist sömürünün yarattığı sorunları tümüyle görmezden gelmekte, bu doğrultudaki mücadelelerin önünü kesmektedir.

Ortadoğu Savaşı

2003’te ABD emperyalizminin savaş makineleri Irak’ı yerle bir ederken, dönemin ABD başkanı Bush sonsuz bir savaş başlattıklarını açıklamıştı. Söz konusu ifade gelişigüzel bir şekilde telaffuz edilmiş değildi. Pek çok ABD sözcüsü benzeri ifadeler kullanmaktaydı ve onlar, fitilini ateşledikleri emperyalist savaşın bugünden yarına bitmeyeceğini ve değişik biçimler alarak on yıllarca sürebileceğini anlatmak istemekteydiler. Bizler Marksist Tutum sayfalarında kapitalizmin içine yuvarlandığı tarihsel krizi ve açmazı derinlemesine analiz etmiş, Balkanlar’da başlayan ve çeşitli biçimler altında devam eden, Afganistan ve Irak’la birlikte yeni bir aşamaya yükselen emperyalist savaşın tahripkâr sonuçlarını ve siyasal dengeleri nasıl değiştireceğini öngörmüştük. Pazar, yatırım ve enerji kaynaklarının yeniden paylaşılması ve emperyalist-kapitalist sistemin hegemonik gücünün yeniden tayin ve tesis edilmesi amacıyla başlatılan savaş, bugün esas itibariyle Ortadoğu’da yoğunlaşmış ve alabildiğine karmaşık bir Ortadoğu savaşına dönüşmüştür.

Sayfalar

Dünya beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.