Navigation

Sağlıkta Dönüşüm Devam Ediyor

Sermaye hükümeti AKP’nin sağlığı paralı hale getiren ve sermayenin emrine sunmak için başlattığı sağlıkta dönüşüm projesi yeni eklemelerle devam ediyor. Fakat getirilen uygulama yine sinsi bir yöntemle gündeme düşmüş durumda. SGK’nın özel muayenelerde yapılan diş tedavi masraflarını da karşılayacak olmasını burjuva basın, “Devlet baba dişçi koltuğunda! Diş de sigorta kapsamına giriyor. SGK özel muayenehanelerdeki diş masraflarını karşılayacak. Her şey devlet eliyle karşılanacak” şeklinde gündeme getirmiş oldu. Buna göre artık diş tedavisi için illâ da devlet hastanesine gitmek gerekmiyor. Buraya kadar bir sorun görünmüyor, ama “düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü” diye de sormak gerekiyor. Nitekim bu şirin söylemin ardında emekçileri bekleyen bir oyun duruyor.

Sermaye hükümetinin asıl niyeti insanlara daha iyi bir sağlık hizmeti vermek değil, sağlığı paralı hale getirmektir. Bu uygulamayla amaçlanan dolgudan diştaşı temizliğine, köprüden kaplamaya her türlü diş tedavisinde katkı paylarının yükseltilmesidir. Yeni uygulamayla bir taraftan katkı payları üzerinden bir gelir elde edilirken diğer taraftan da SGK kaynakları özel hastanelere akıtılmış olacak. AKP hükümeti sağlıkta dönüşüm adı altında sağlığı adım adım paralı hale getirmiştir. Görünürde sağlığın parasız olduğu söyleniyor, ne var ki ödenen primler, ilaç ve tedavi katkı payları dikkate alındığında sağlığın paralı hale geldiği apaçık görünüyor.

Sağlıkta neler dönüştü?

AKP hükümetinin öncülüğünü yaptığı sağlıkta dönüşüm saldırısı aynı zamanda tüm dünyada sermaye tarafından yürütülmektedir. Özellikle 80’li yıllarda başlayan neo-liberal saldırıların başında parasız sağlık hakkı geliyordu. Bir taraftan da krize giren burjuvazi için sağlık sektörü yeni bir pazar, yeni bir kâr alanıydı. İşçi sınıfının sağlık hakkına yönelik saldırılar Türkiye’de Özal dönemiyle başlatıldı. AKP hükümeti dönemine kadar pek çok tasarı hazırlandı ve sağlığı paralı hale getirmenin altyapısı döşendi. Bu işi hızlandırma ve sonuçlandırma işini ise AKP hükümeti üstlendi ve ilk icraatlarından biri de sağlıkta dönüşüm planını açıklamak oldu. Özellikle AKP hükümeti döneminde özel hastanelerin sayısında patlama yaşandı. 1987 yılında 116 olan özel hastane sayısı AKP hükümeti döneminde 490’a çıktı. Devlete bağlı hastanelerin sayısı ise 842. Şimdiden SGK’nin yaptığı sağlık harcamalarında özel hastaneler yüzde 30 payı kapmış durumda. Ayrıca devlet ve üniversite hastanelerinde de, özel hastanelerden farksız bir şekilde yemek, temizlik, ulaşım, otopark, kantin, hemşirelik, radyoloji, tomografi, MR gibi bölümler özelleşmiştir. Buralarda çalışan işçilerin büyük bölümü taşeron işçisi durumundadır. Bu uygulamalar sağlığın paralı hale getirilmesinin bir yönünü oluşturuyor.

Sağlıkta dönüşüm projesinin ilk adımlarından biri SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi oldu. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı olumlu bir adım olarak tek çatı altında birleştirildi. “Kuyruk çilesi bitiyor, artık herkes istediği hastaneden tedavi hizmeti alabilecek” denilerek, yıllardır ilaç ve muayene kuyruğunda beklemekten usanmış emekçilerin gözü boyandı. Ancak çok geçmeden muayenelerden alınan katkı payları, ilaçlardan alınan farklar kademe kademe arttırılmaya başlandı ve bunun nasıl sinsi bir proje olduğu ortaya çıktı.

Önceden muayene ve tedavide elini cebine atmayan emekçiler, artık hastaneye her gidişlerinde onca prim ödemelerine rağmen tonla fark ödüyorlardı. 2008 yılında SSGSS (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası) saldırısıyla uygulamaya geçirilen katkı paylarına 2012 yılında tekrar zam geldi. Aile hekimlerinin yazdığı reçetelerden de 3 lira katılım payı alınmaya başlandı (daha önce alınmıyordu). Bir reçeteye üçten fazla ilaç yazılırsa ilaç başına ayrıca 1 lira katkı payı daha alınır oldu. Bu da yetmezmiş gibi 1 Eylülden itibaren katkı paylarına zam geldi. Buna göre, aile hekimliği muayenelerinde 2 lira (daha önce alınmıyordu), devlet hastanelerinde 8 lira, özel sağlık kurumlarında 15 lira katılım payı alınacak. Milyonlarca işçi hem prim ödüyor hem de hastaneye her adımını attığında katkı payı adı altında soyuluyor ve bunun adı parasız sağlık oluyor.

2011 yılında emekçilerden alınan sağlık katkı payı 3,5 milyar lirayı buluyor. Yapılan zamlarla milyonlarca işçinin cebinden 4,5 milyar lira para çıkmış olacak. Bütün bu tabloya rağmen sermayenin temsilcileri sağlığın parasız olduğunu söyleyebiliyorlar. Şimdi sermaye hükümetinin özel muayenehanelerdeki diş tedavisini sağlık sigortası kapsamına alması işte bu soygunu daha fazla artırmak ve burjuvazinin cebini daha fazla doldurmak içindir.

Hem kalitesiz hem paralı

AKP hükümeti çıkardığı yasalarla sağlığı hem paralı hale getirdi hem de bazı bakımlardan kötüleştirdi. Sağlıkta dönüşüm adı altında sağlık ocakları kapatıldı ve aile hekimliği uygulamasına geçildi. Özelleştirmenin ilk adımı niteliğindeki bu uygulamada, devlet aile hekimine belli bir para ödüyor ve aile sağlığı merkezlerinin masraflarına karışmıyor. Aile hekimleri çalışacakları kadroyu kendileri kuruyor ve bunlardan yalnızca ikisinin ücretini devlet karşılıyor. Her aile hekimine 3500 hasta düşüyor, haliyle doktor daha fazla hastaya bakmak için hastanın yalnızca yüzüne bakıp reçete yazıyor. Devlete bağlı hastanelerde ise performansa dayalı ücret sistemi geçerli. Performans sistemine göre, sağlık çalışanları yaptıkları işlemlerin puanlarına göre ek ücret alıyorlar. Ne kadar çok işlem yapılırsa o kadar çok puan ve ücret alınıyor. Bu durumda doktorlar daha fazla puan kazanacakları işlemleri seçiyor ve tıpkı özel hastanelerde olduğu gibi gereksiz tetkikler uyguluyor. Sonuçta bir taraftan prim ödeyen, bir taraftan da katkı payı alınan milyonlarca emekçi hastane köşelerinde mağdur olurken, sermaye milyarları cebine indiriyor.

Parasız sağlık hizmeti dünya işçi sınıfının tarihsel mücadeleleri sonucunda uzun yıllar önce meşru ve genel bir hak konumunu kazanmıştır. Ne var ki kapitalist sistemde sağlık sektörü dünyada en kârlı üçüncü sektör durumundadır. Kapitalistlerin iştahını kabartan ve kıyasıya bir rekabetin olduğu bir sektörde insan sağlığından söz edilebilir mi? İşçi sınıfının uzun yıllar mücadele vererek elde ettiği sağlık hakkına yönelik saldırılar mevcut örgütsüzlük koşullarında sürecektir. Sadece sağlık hakkı için değil sağlıklı bir toplum yaratmak için kapitalist sistemin yerle bir edilmesi şarttır. Bu görev dünya işçi sınıfının ve onun öncüsünün omuzlarında duruyor.

Kaynak: 
Marksist Tutum; no: 90; Eylül 2012