Navigation

Apoletlilerin Ayrıcalığı: OYAK

Burjuva kampta yürüyen iç çatışma son yıllarda ortaya kirli çamaşırların dökülmesine sebep oluyor. Sivil-asker bürokrasi kanadının, özellikle apoletlilerin gizledikleri gerçeklerin bir kısmı gün yüzüne çıkıyor. Gencecik acemi erin eline cezalandırmak için pimi çekilmiş el bombası verenler, onların kafalarına koydukları şişeye gerçek kurşunla ateş ederek atış talimi yapanlar, askerleri alnından vuranlar ve bunu saklayanlar, terörist diye küçücük Kürt çocuklarını öldürenler, darbe planları yapanlar ortaya dökülüyor. Kürt halkının bindirdiği basınçla toplu mezarlar açılıyor ve kimimizin babasını, kimimizin kardeşini, çocuğunu bir kuytuda öldürüp çukurlara dolduranların kimler olduğu soruluyor. Ama bu soruların cevabı bir türlü tam olarak verilmiyor ve sorumluların yargılanması için atılması gereken adımlar alabildiğine yavaş atılıyor. Bugüne kadar gördüklerimiz ve son yıllarda ortaya dökülenler egemen sınıfın kendi içindeki çıkar ve iktidar çatışmasının bir parçası olarak işçi ve emekçi sınıfları ikna etmekte kullanıldı. Bir taraftan da burjuva liberal yazar-çizer tayfası AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a methiyeler düzüyor, onları demokrasi şampiyonu ilan ediyor, “az daha, az daha” diyerek cesaretlendirdiklerini düşünüyorlar.

Böyle hareketli bir süreç yaşanması nedeniyle, hemen her gün egemen sınıf arasında kavgaya alet edilebilecek “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” türünden ve diğerini zayıflatmak amacıyla kullanılacak çeşitli olay, olgu ve gelişmeler daha çabuk ve daha kolay ortaya saçılıyor. Bu tür gelişmelerden bir tanesi de OYAK (Ordu Yardımlaşma Kurumu) üyesi olan asker bürokratların aldıkları emekli ikramiyelerinin, sivil bürokratların aldığı ikramiyeleri kat kat aştığı bilgisinin açığa dökülmesi oldu. Eski büyükelçi Volkan Bozkır’ın (şimdi AKP’den milletvekili) twitter’dan bir mesajı üzerine gündemin ilk sıralarına tırmanan bir konuydu. Mesajında Volkan Bozkır bir generalin emekli olduğunda 600 bin lira emekli ikramiyesi aldığını, bir büyükelçi emekli olduğunda ise “sadece” 75 bin lira aldığını yazıyor ve bu durumdan rahatsızlığını dile getiriyordu. Bu gelir uçurumu emekli bir büyükelçi olan çiçeği burnunda milletvekiline çok dokunmuştu. Bu mesele AKP yanlısı medya başta olmak üzere burjuva liberal yazarlarca da afişe edildi.

Aslında Türkiye’de işçi sınıfının kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya dönük hesapların yapıldığı bir dönemden geçtiğimizi düşünürsek, burjuva devletin, üst düzey bürokratlarını gayet de iyi beslediğini görüyoruz. Onların oldukça büyük ayrıcalıklar, maddi, manevi olanaklarla semirmeleri sağlanıyor. Onlar arasında eli silahlı olanlar, kendi ayrıcalıklarını daha geniş tutmayı başarıyorlar. Devlet aynı koşullarda emekli olduklarında bir büyükelçi ile bir generale aynı emekli ikramiyesini veriyor. Ama 75 bin lira ile 600 bin arasındaki büyük farkı yaratan başka büyük bir havuz var ki, onun gücü ve büyüyüşü gözlerden uzak kalabiliyor. Bu farkı yaratan Türkiye’nin en büyük sermaye kuruluşlarından biri olan ve mensuplarından büyükbaşları gayet iyi besleyen OYAK’tır. Peki OYAK nasıl kurulmuş ve bu farkı nasıl yaratabilmiştir?

1960 darbesinin ürünü olarak OYAK

Yarım yüzyıldır bu ülkede her geçen gün biraz daha büyümeyi başarmış, her fırtınadan nemalanarak çıkmış OYAK’ın kurulduğu yıllar bugünle bazı benzer gelişmeler yaşanması nedeniyle de önemlidir. “50’li yıllara gelindiğinde Kemalist bürokrasinin hegemonyası altındaki burjuva iktidar bloğu çatlamış ve büyük toprak ve ticaret burjuvazisinin doğrudan temsilcisi olan Demokrat Parti (DP) hükümeti sivil-askeri bürokrasiyi iktidardan dışlamaya başlamıştı. Bu dönemde Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlanarak askeri bürokrasinin siyasal gücü kısıtlandı. Askerleri adeta cezalandırmak isteyen DP hükümeti, maaşlarını bilerek düşük tuttu.” (Utku Kızılok, Kılıçlı Bürokrasinin Düzeni, MT, Kasım 2005)

Böylesi bir itilmiş kakılmışlığı hazmedemeyen ve henüz gücü, kudreti yerinde olan sivil-asker bürokratik aygıtın intikamı acı olmuş, 27 Mayıs 1960’de gerçekleştirdiği darbe ile iktidara yerleşmiş ve başbakan Adnan Menderes’le iki bakanını idam etmişti. Bu gelişmelere OYAK’ın 1961 yılında TSK mensuplarının yardımlaşma ve emeklilik fonu olarak 205 sayılı özel bir yasa ile kuruluşu eşlik etti. Kuruluş tarihinin 1960 darbesinin hemen sonrası olması oldukça anlamlıdır. “Bal tutan parmağını yalar”, devleti tutan devlet denilen aygıtın yarattığı olanaklardan semirebildiği kadar semirir! Daha en baştan kuruluş sürecinde apoletlilerin diğerlerinden yani tebaadan ayrışması ve OYAK’ın başına herhangi bir yol kazası gelmemesi için özel düzenlemeler yapılmıştır. Kurulduğu yıllardan bugüne OYAK hızla yükselmiş ve asker bürokrasisinin devlet aygıtında gücü kuvveti yerinde olduğu sürece de bu durumdan rahatsız olanlar karından konuşmakla yetinmişlerdir. Dün bu üniformalılar önünde korkudan el pençe divan duranlar bugün biraz cesarete gelmiş ve rahatsızlıklarını dile getirmeye başlamışlardır.

1961 yılından bugüne kadar OYAK’ın sermayesi sürekli büyümeye devam etmiştir. Bugün sanayi, finans ve hizmet sektörlerinde 60’a yakın şirketi bünyesinde barındırmaktadır. Hemen her kârlı alanda yatırımı olan, uluslararası tekellerle ortaklıkları ve iştirakleri artan, yeni yatırımlarla büyümeye devam eden büyük tekellerden biri olan OYAK, uluslararası finans kapitalin de bir parçasıdır. “OYAK kurulduğu andan itibaren özel sermayenin yanında devletin koruması altında gelişti ve palazlandı. OYAK’a üye olması zorunlu koşulan subay ve astsubayların maaşlarının yüzde 10’u, yedek subayların maaşlarının ise yüzde 5’i her ay kesilip bu kuruma fon olarak aktarıldı. Bunun sonucunda OYAK’ın kasalarında devasa bir fon birikti. Ordu mensuplarının yardımlaşma sandığı olarak kurulan OYAK, generallerin yönetimi altında her alanda faaliyet gösteren tekelci kapitalist bir işletmeye dönüştü.” (Utku Kızılok, age)

OYAK’ın yayınlanan 2010 faaliyet raporunda, özellikle OYAK ne değildir başlığı altında “TSK’nın bir parçası değildir. Devletten ve/veya herhangi bir kuruluştan hiçbir zaman herhangi bir yardım almış bir kurum değildir” türü vurguların varlığı bizi yanıltmamalıdır. Türkiye’nin “ilk ve en büyük özel emeklilik fonu” diye tanıtılan OYAK bizim bildiğimiz OYAK’tır. Yani sigorta dâhil hemen her kârlı sektörde yatırımı olan ve devletten vergiden muafiyet başta olmak üzere çeşitli şekillerde nemalanan, korunan, kollanan bir sermaye grubudur. 2005 yılında özelleştirilen Erdemir’in (Ereğli demir ve çelik fabrikaları) ihalesini de kazanan OYAK, otomotivden demir-çeliğe, gıdadan güvenliğe kurduğu tesis ve fabrikalarıyla işçi sınıfının sırtından muazzam kârlar elde eden bir sermaye kuruluşudur. Üye sayısı 260 bine, 2010 yılı net dönem kârı 1,4 milyar liraya çıkan, çalıştırdığı işçi sayısı 29 bine yaklaşan ve işini “üyelerinin yarınlarını garanti altına almak” olarak tarif eden OYAK bunu ancak işçi ve emekçilerin yarınlarını çalarak başarabilir.

“OYAK’ın Amerikan, Alman, İngiliz ve Fransız emperyalist sermayeleri ile pek çok ortaklığı bulunmaktadır. AB yanlısı burjuvazinin karşısında milliyetçi bir söylemle statükoyu korumaya geçen, AB’ye girince TC’nin emperyalistlerce bölüneceği tehdidiyle emekçi kitlelerin bilincini bulandıran askeri bürokrasi, gerçekte çoktandır AB’ye girmiş bulunuyor. Tüpraş ve Erdemir’in özelleştirilmesi sürecinde «yabancı sermaye» düşmanlığı yapan, «Türkiye’yi elin yabancısından iyi düşünürüz» diyen OYAK’ın bankacılık, sigorta, otomotiv gibi önemli sektörlerde ortaklarının yarısının «yabancı sermaye» olması bir ironi olsa gerek!” (Utku Kızılok, age)

Hatırlanacaktır, çeşitli vergi muafiyetleriyle semiren bu kurumun kamu ihale kanununa tâbi kılınması doğrultusunda yasa değişikliğine gidilmesi, “vatan-millet sevdalısı paşaları” çok rahatsız etmiş ve tepkilerini çeşitli vesilelerle göstermişlerdi. Bu konu eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in son günlerde internete düşen ses kayıtlarında da yer alıyor. Şöyle diyor Koşaner söz konusu ses kayıtlarında: “… biz bazı vergilerden muafız biliyorsunuz, sosyal yardımlaşma kurumu olmamız hasebiyle bazı vergilerden filan muafız. Ama kamu kurumu olduğumuz zaman, olursak eğer, ki kamu ihale kurulu böyle istiyor, mahkemeye verildi, mahkeme maalesef lehimize karar vermedi, o zaman vergi vermek durumunda kalacağımız için işlemlerden dolayı emekliliğimizde falan alacağımız paralarda bayağı yüzde onbeş civarında falan düşme sözkonusu olacak. Şimdi bunun mücadelesini veriyoruz. Biliniz diye söylüyorum. İşte maalesef propagandanın sonucu bu vergiden dolayı bir sıkıntı içindeyiz.”

Emekliliklerinde alacakları 600 bin liradan yüzde on beş düşüş olmaması için “mücadele veren”lerin tek dertlerinin maddi ve manevi ayrıcalıklarını korumak olduğu ortadadır.

Türkiye’de milliyetçiliğin ve militarizmin güçlenmesinden beslenen ve bu nedenle de kitleleri kendi çıkarları temelinde manipüle eden burjuvazinin yine savaş tamtamları çaldığı bir dönemden geçiyoruz. İşçi ve emekçi sınıfların kanıyla beslenenler bu ülkenin doğusunda yürütülen savaştan da palazlanmaya devam etmektedirler.

Şimdi uyanık olma zamanıdır. Çünkü hava yeniden kararıyor. İnsanlar ölüyor, öldürülüyor. Her gün bir, iki, üç… artarak devam ediyor. Burjuva medya milyonlarca insanın bilincini dumura uğratan haberleriyle gerçeklerin üzerini kalın bir is ve dumanla kapatıyor. Hava kararıyor. Ölenler hangi sınıfın çocukları görüyoruz. Hikâyelerini biliyoruz. Kara haberlerin törenle kapısından içeri girdiği evler ne çok birbirine ve bizim evlerimize benziyor. Gazete köşesinde yana kaykılmış, terörist diye bir kenara itilmiş ve kafasından toprağa akmış bir kan gölünün içinde yatan ölümün resmi de tanıdık. TC burjuvazisinin kirli geçmişinden bildiğimiz politikası “inkâr et, olmazsa yok et!”tir. Biz bütün bunların ne anlama geldiğini, nasıl yapıldığını biliyoruz. İşçiler, emekçiler, kendi sınıfsal çıkarları uğruna mücadele etmezlerse, burjuvazinin çıkarlarının payandası olmaktan kurtulamayacaklardır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 78, Eylül 2011