Navigation

Şubat 2016 tarihli yazılar

Barışa mı Yoksa Yezid’e mi Semah Döneceksiniz?

“Devletin Alevisi olmayacağız” diyen Aleviler, bu haklı çığlıklarını daha yüksek sesle haykırmalıdır. Kan içinde kalan insanlar, yok olmuş kentler ve baskı politikalarıyla, emperyalist planlara karşı çıkmayacak bir toplum yaratmaya çalışan AKP hükümetinin, “dostluk ve kardeşlik” yalanlarına kanmamalıyız. Alevi emekçiler, Kürt bölgesindeki katliamlara karşı daha fazla ses çıkarmalı ve safını ezilenden yana almalıdır! Barışa mı yoksa Yezid’e mi semah döneceksiniz?

Mersin’de Akademisyenlerle Dayanışma Gecesi

Mersin Emek ve Demokrasi Platformu,  Barış İçin Akademisyenler Bildirisine imza attıkları için Mersin Üniversitesi’ndeki işlerine son verilen Mustafa Şener ve Yasemin Karaca ile haklarında soruşturma açılan diğer akademisyenlere destek için dayanışma etkinliği düzenledi.

Suriyeli Çocukların Kaybolan Hayalleri ve Yaşamları

Tüm çocukların ve insanların ihtiyacının bambaşka bir dünya olduğu öyle açık ki. Öyle açık ki böyle bir dünya için mücadele etmenin zorunluluğu. Kapitalizm, Suriyeli çocuklar, savaş coğrafyasının çocukları ve dünyanın tüm çocukları için yeni acılar mayalıyor. Ama çocuklarla birlikte emperyalist savaşlara, kapitalizmin çürümüşlüğüne tepki de büyüyecek. Çocuklar büyüyecek, öfkeleri büyüyecek, kudretleri büyüyecek. Kapitalizm kendini kurtaramayacak, eninde sonunda ezdiklerinin öfkesiyle yıkılacak. Zalim bir dünyaya doğan çocukların çektiği acılar geleceğin çocuklarının mutluluğunun harcı olacak. Merdiven altı kuytularda hayallerini kaybeden Suriyeli çocuklar, hayal bile edemeyecekleri kadar güzel bir dünyanın, çocukların hak ettiği bir dünyanın kurulması için verilen mücadelelerde de ter akıtacak.

Susmak Ortak Olmaktır!

Bugün iktidarın uyguladığı vahşete destek verenler ya da sessiz kalarak göz yumanlar, yarın sıra kendilerine geldiğinde çaresizlik içinde kıvranacaklardır. Sıra her zaman susanlara gelmiştir, yine gelecektir. Kürtlerin yanı sıra devrimciler ve sosyalistler zaten bu devlet teröründen nasibini almaktadır. Sırada Aleviler, Suriyeli göçmenler, belki Romanlar, belki başkaları vardır. Vaktiyle Hitler Almanya’sında Yahudiler tren vagonlarına doldurulup ölüm fırınlarına götürülürken, Yahudi olmayan komşuları gerçekleri bilmelerine rağmen yaşananlara sessiz kalmışlardı. Ama ölüm onların kapısını da çalmaktan geri durmadı. Bu yüzden hangi millet ve dinden olursa olsun sınıf kimliğiyle kenetlenmek, bu gidişata karşı durabilmenin tek yoludur.

Emperyalist Savaş Yaygınlaşırken, Egemenlerin Kürtlere Saldırıları da Artıyor

Kapitalist sistemin tarihsel krizi ve 3. emperyalist paylaşım savaşı gün geçtikçe derinleşmekte ve yayılmakta. Bugün kapitalist sistemin yarattığı tüm sorunlar da derinleşen sistem krizi ile beraber gelişmekte. Yukarıda belirtilen Kürt sorunu, işçi sınıfına yönelik sömürü ve saldırının artması, faşizm sorunu, bölgesel krizler, nükleer silahlanma, mülteci sorunu gibi daha birçok önemli sorun bugün hayatımızı etkilemekte. İşçi sınıfı örgütlü ve bilinçli olsaydı bugün bunların yaşanıyor olması da mümkün olmazdı. Zira işçi sınıfı devrimci sınıf mücadelesi temelinde örgütlendiğinde değil bölgesel katliamları, şu an içinde olduğumuz 3. Dünya Savaşını da sonlandıracak kudrete sahiptir.

Suriye, Kürt Sorunu ve AKP Çizgisinin İflası

Cenevre-III konferansının toplanması bile başarılamadığı için “ertelenmesi”nin ardından yaşanan gelişmelerle Suriye’de dengeler değişmiş görünüyor. Yaşanan gelişmeler Suriye rejimi-Rusya-İran cephesinin elini güçlendirirken, bu süreçten net bir zararla ve hatta dış politikasında iflasla çıkan TC devleti oldu. Suriye ordusunun Halep’i kuşatma altına alarak, TC’nin desteklediği muhalefete ikmal yolunu tam olarak kapatmasıyla, TC Suriye denkleminin neredeyse tümüyle dışına itilme noktasına geldi. Bu hem TC’nin emperyalist yayılmacı siyasetinin ağır bir darbe alması hem de düşman olarak gördüğü Kürt hareketinin yeni ve önemli mevziler kazanması anlamına geliyor. Bir başka deyişle gelişmeler TC açısından çifte zarar demek oluyor. Durum bu olunca, AKP’li egemenlerin izlediği çizgi şirazesinden çıkarak çılgınlık noktasına gelmiştir.

Barış Bloku: “Ateşle Oynayanın Eli Yanar!”

Barış Bloku, 19 Şubatta, Ortadoğu ve Türkiye’deki savaş atmosferiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda ilk sözü Barış Bloku Eş Sözcüsü Gençay Gürsoy aldı. Türkiye’yi, dümeni kırılmış, fırtınaya yakalanmış, kayalıklara doğru sürüklenen bir gemiye benzettiğini söyleyen Gürsoy, iktidarın “ben gidersem kaos gelir” tehdidiyle bir savaş başlattığını ifade etti. Gürsoy, faşizan bir rejimin inşa sürecinin başlatıldığını belirterek, Türkiye’nin gün geçtikçe faşizmin egemen olduğu 1930’ların Almanya’sına benzediğine vurgu yaptı. Faşizan rejimin inşasında harç olarak insan kanı kullanıldığına dikkat çeken Gürsoy, iktidarın bu niyetle Rojava’da Kürt kanı akıtma peşinde olduğunu söyledi.

Beş Yılın Ardından “Arap Baharı” ya da Devrimini Arayan Ortadoğu

Burjuva ideologların “Arap Baharı” adını taktıkları halk ayaklanmalarının üzerinden beş yıl geçti. Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden bu dalga Arap dünyasının neredeyse tamamını etkiledi. İşsizlikten, yoksulluktan, sefaletten, baskıcı rejimlerden, diktatörlerden bıkmış olan Arap halkları beş yıl önce ayağa kalkarak sadece Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da değil tüm dünyada umut rüzgârları estirmişlerdi. Fakat bu rüzgârların etkisi maalesef fazla sürmedi. Devrimci alternatiflerin yokluğu ve genel örgütsüzlük koşullarında, Arap halklarının bu mücadelesi hızlı bir biçimde burjuva güçlerin iktidar kavgasına ve emperyalist kapışmaya angaje edildi. Ayrıca aradan geçen beş sene zarfında, emekçilerin uğruna sokaklara döküldükleri temel sorunların hiçbiri çözülmedi.

İslamcı Burjuvazinin Sefahati

AKP hükümeti 14 yıllık iktidarı boyunca İslamcı sermayeyi çok hızlı bir şekilde büyüttü. Hızlı bir zenginleşme yaşayan İslamcı sermaye sahipleri, öbür dünyadan ziyade bu dünyanın nimetleriyle ilgilenir oldular. Sömürdükleri işçilere şükretmelerini, aza kanaat getirmelerini ve günahtan uzak durmalarını salık verenler, bugün büyük bir açgözlülükle kârlarını arttırıp daha da zenginleşmenin peşinden koşuyorlar. Lüks ve ihtişamın içinde keyifle günahlarını işliyorlar.

Kapitalizmin Krizi Derinleşiyor, Tekelleşme Artıyor

Dünya tarihinin bugüne kadarki rakamsal olarak en büyük “şirket birleşmeleri” dönemi yaşanıyor. Birleşmeler, nadiren şirketlerin sermayelerini ve yönetimlerini birleştirmeleri, genelde ve esas olarak ise birinin diğerini satın alarak yutması biçiminde gerçekleşiyor. 2015 yılında küresel tekellerin aralarındaki birleşmelerle, birleştirdikleri sermaye hacmi 5 trilyon doları aştı. Dünya ekonomik krizinin “finans krizi” biçiminde göründüğü 2008 yılının arifesinde, yani 2007 yılında da şirket birleşmeleri muazzam düzeyde artarak 4,6 trilyon dolarlık bir hacme ulaşmıştı. 2015 yılında şirket birleşmelerinde rekor rakamlara ulaşılması, tekelleşmenin vardığı düzey ve varsıl-yoksul uçurumunun büyümesi vb., kapitalist sistemin yaşadığı tarihsel krizin yansımalarıdır.

Kürt Düşmanlığı Sahalarda

Anti-semitizmi öne çıkaran Hitler Almanya’sını örnek alan Erdoğan’ın Türkiye’sinde ise milliyetçilik Kürt düşmanlığı ile kışkırtılıyor. Öyle ki, bir Kürt takımının sportif başarıları dahi tahammül kabul etmiyor. Hele ki, bu takım simgesel bir anlama sahip olan Amed ismini taşıyorsa, her türlü hakareti, baskıyı ve cezayı hak ediyordur! Türkiye Kupasında çeyrek finale kalmayı başaran Amedspor’a yapılan baskılar, toplumu baskı altında tutmaya çalışan Erdoğan iktidarının futboldaki yansımasıdır. Ancak Kürt düşmanlığı yeşil sahalarda yeni vuku bulan bir olgu değildir. Devletin milliyetçi-ırkçı politikaları geçmişte de futbola yansıyordu. 90’lı yıllara rahmet okutan iktidar, futbolda da aynı yoldan ilerliyor.

Ankara Katliamının 4. Ayında Kaybettiklerimiz Anıldı

10 Ekimde, Ankara’da, “Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi” sloganıyla yapılan Emek, Barış, Demokrasi mitinginde Türkiye’nin pek çok yerinden on binlerce işçi-emekçi bir araya gelmişti. Gerçekleştirilen canlı bomba saldırısıyla emekçilerin barış haykırışı kanla bölünmüştü. Bu katliamda yaşamını yitiren 100’den fazla emekçi, 10 Şubatta düzenlenen çeşitli eylemlerle anıldı.

Emek Örgütleri Ankara’da “İnsanlık Adına Ses Veriyoruz” Dedi

Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Kürt illerindeki katliamlara dikkat çekmek, barış talebini haykırmak için 9 Şubatta yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. “Katliamlara Son! İnsanlık Adına Ses Veriyoruz! Susmuyoruz!” pankartı arkasında toplanan kitle saat 18.00’de Yüksel Caddesi’nde buluştu. Burada, “Katledilen halklara ses vermek adına, Cizre’ye ses vermek adına buradayız. Biz insan haklarının, demokrasinin ve özgürlüklerin yanındayız. Savaşa hayır, barış hemen şimdi” denildi. Katliamlara karşı ses çıkarmanın zorunlu olduğu dile getirildi. Ardından Sakarya Caddesi’ne yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca “Cizre Halkı Yalnız Değildir”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Susma Haykır Katliama Hayır”, “Yaşasın Halkların Eşitliği”, “Gün Gelecek Devran Dönecek, AKP Halka Hesap Verecek” sloganları atıldı.

Cizre’de Katliam

Cizre'de günlerdir dışarı çıkmalarına izin verilmeyen, yiyecekten, sudan, elektrikten ve tıbbi yardımdan mahrum bırakılan onlarca insan yaşam savaşı verirken, 8 Şubatta büyük bir katliamın gerçekleştirildiği ortaya çıktı. TRT’nin “60 terörist etkisiz hale getirildi” diyerek geçtiği haber daha sonra Davutoğlu tarafından yalanlansa ve sayı 10’a indirilse de, gelen haberler Cizre’de yaşananın tam bir vahşet olduğunu gösteriyor.

Can Yeleğine Bağlı Hayatlar

Gazetelerde hemen her gün savaştan kaçan mültecilerin yaşadıkları dramlarla ilgili haberler okuyoruz. Savaşın alevlerinden kaçan binlerce insan, umutlarının peşinde, bir Avrupa ülkesine gidebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyor. Mülteci aileler, Avrupa ülkelerinin sınırlarını aşabilmek için kendilerini Ege’nin, Akdeniz’in sularına atıyorlar. Ama maalesef birçoğu başarılı olamıyor. Kimileri için tatilin, eğlencenin adresi olan bu denizler, mültecilere mezar oluyor.

Mersin Üniversitesi de Akademisyenleri İşten Atmaya Başladı

Bildiriye imza atan akademisyenlere yönelik saldırılara eklenen son halka Mersin Üniversitesi’nde yaşandı.  Mersin Üniversitesi, bildirinin yayınlandığı günlerde diğer üniversitelerin yaptığı gibi, imzacı 21 akademisyenine soruşturma açmıştı. Ancak soruşturma sürecinin bile bitmesini beklemeyen üniversite idaresi akademisyen kıyımına başladı.

Crises of Capitalism and Revolutionary Situation

The debate on “long waves”

Aside from the reality of periodic crises that break out on the basis of industrial cycles, the changes in the pace of capitalist development over long periods have continuously preoccupied Marxists as well. There have been many debates concerning the fluctuations in the curve of capitalist development that have been identified to occur over the course of decades. In these debates there have been certain conceptions developed in an effort to deepen the understanding of the workings of capitalism, without drifting away from basic tenets of Marxism. But there have also been other interpretations that are at variance with foundations of Marxism, leading to various misconceptions. The analysis of “long waves” that will be discussed below belongs to the latter category. Let us underline an important point to prevent any misunderstanding regarding the target of criticism. To be able to comprehend concrete fluctuations in the curve of capitalist development, it is of importance to analyse long periods with different characteristics. There is nothing to criticise about it. What deserves criticism, however, is the type of “long waves” theory which, in effect, is used in place of periodic long cycles, as seen in the case of Kondratiev.

“Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum” Oku, Okut!

Kapitalistlerin krizlerini atlatma çabaları olan daha yoğun sömürü, büyüyen işsizlik ve yakıcı savaş karşısında işçi ve emekçiler hoşnutsuzlar. Krizlerin yarattığı devrimci durumları işçi sınıfının büyük devrimine taşıyacak olan, örgütlü gücümüzdür. İçinden geçtiğimiz kriz ve savaş sürecini doğru anlamak, devrimci örgütlülüğümüzü büyütmek için “Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum” broşürünü okumamız ve okutmamız gerekiyor.

Mücadele Etmeyen Bedelini Öder

Örgütsüz kitleler, gündelik yaşamlarına devam ederken kapitalizmin sistematik ideolojik saldırıları altında olduklarını, gerçekleri göremediklerini, sahip oldukları fikirlerin aslında ait oldukları sınıfın çıkarlarını yansıtan fikirler olmadığını fark etmezler bile. Tıpkı bir sürü gibi nereye yönlendirilirlerse oraya doğru hareket ederler. Sürünün bir parçası olduklarını, köle olduklarını anlamazlar. Toplumda baskın olan görüşleri, değer yargılarını sahiplenir ve kendilerinin öz fikirleri zannederler. Bu fikirleri, değer yargılarını sorgulamak, sürünün dışına çıkmak korkutucudur ve köklü bir altüst oluş yaşanmadan mümkün olmaz. Örgütsüz kitlelerin kendiliğinden kapitalizm felâketini anlamlandırmasını, tehlikenin büyüklüğünü ve yıkıcılığını fark etmesini, direnç göstermesini beklemek beyhude olur.

Yeşil Sahalarda da Şovenizm Körükleniyor

Kürt illerinde aylardır, abluka, sokağa çıkma yasakları, gözaltılar, tutuklamalar, infazlar ve her türlü muhalefete kolluk kuvvetleriyle saldırı eşliğinde, Kürt halkına karşı azgın bir savaş yürütülüyor. AKP hükümeti, barış diye haykıran herkesi “vatan hainliği” ile yaftalayıp, elindeki medya araçlarıyla linç kampanyaları örgütleyerek hedef gösteriyor. Haber ve tartışma programları, diziler, filmler, köşe yazıları gibi araçlar üzerinden şovenizm tırmandırılarak geniş yığınların bilinci esir alınmaya çalışılıyor. Elbette futbol da egemenlerin elinde bu doğrultuda bir araç olarak kullanılıyor.

Ölmeye ve Öldürmeye Yönlendirilen Kitleler

Burjuvazinin kurmay heyetinin bir bileşeni olan medya, yürütülen savaş politikalarının gerekli olduğunu emekçilere belleten kitle eğitimi ile görevlidir. Genel yayın yönetmenleri, editörler, fotoğraf ve görüntü seçiciler, metin yazarları bu işe uygun bir hiyerarşiye göre konumlandırılırlar. Savaş gibi olağandışı koşullarda medya, burjuva demokrasisinin kendine özgü bir bileşeninden ziyade bir savaş aygıtı olan silahlı kuvvetlerin bir çeşit müfrezesi haline getirilir.

"Yaşam Hakkı İçin Beyaz Nöbet" 19. Gününde Devam Ediyor

İstanbul Tabip Odası ve SES İstanbul Şubelerinin ortak çağrısıyla 11 Ocakta İstanbul Çapa Tıp Fakültesi önünde başlatılan Beyaz Nöbet, 19 gün boyunca yapılan eylem ve forumlarla devam ediyor. Kürt illerinde süren savaşa, ölümlere, yaşam hakkı ve sağlık hakkı ihlallerine dikkat çekmek isteyen sağlık emekçileri, 19 gündür kalıcı bir barış için taleplerini dillendiriyorlar.

Polis, “Zulme Karşı Barışın Sesi”ne Tahammül Edemedi!

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kürt illerinde devam eden sokağa çıkma yasakları ve katliamlara karşı her akşam saat 19.00’da ses çıkarma çağrısı yaptı. HDP’den yapılan bu çağrının ardından İstanbul Emek ve Demokrasi Koordinasyonu, 4 Ocakta Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması yapmak istedi.

Eylül Günlüğü

Bir Beyaz Kanatlı Kuş

Belki günlerden dündü
Belki önce yıllarca
Mutlaka mevsim güzdü
Fırtına koptuğunda
Bir yaralı kuş düştü
Pencerenin yanına
Bembeyaz kanatlarla.

Benim ak güvercinim
Diye seslendi ona
Yüreğinden akıttı

Eylül Günlüğü

İsimsiz Dostlar Yeter Bana

                Çöken bir inşaatın altında kalıp ölen kimsesiz ve 
                isimsiz bir inşaat işçisinin, öldükten sonra, 
                dostu servi ağacına yazdırdığı vasiyetidir.

Güzel servi ağacım

Dünya Savaşına Karşı Enternasyonal Mücadeleye

Dünyamız büyük bir yıkımın, tehlikenin eşiğinde durmaktadır. Ortadoğu’da kendini gösteren paylaşım savaşı, dünyanın diğer bölgelerinde de ateşi harlayarak yeni cepheler açacaktır. İşçi ve emekçiler örgütlü bir mücadele çevresinde bir araya gelmezlerse eğer, emperyalist savaşlar daha nice canları yakmaya devam edecek. Dünya işçi sınıfının kapitalizme karşı vereceği enternasyonal devrimci mücadele kurtuluşumuzun müjdesi olacak!

Güney Kore İşçi Sınıfı Direniyor

Güney Kore’de bugün yaşananlar, gerek iktidarın uyguladığı saldırı programları ve gerekse de işçi sınıfının bu saldırılara karşı verdiği mücadele bakımından önemli bir örnek oluşturmaktadır. Park Geun-hye yönetiminin izlediği politikalar, kapitalizmin sistem krizi ve emperyalist savaş koşulları altında hemen her ülkede burjuvazinin izlediği veya izleyeceği politikalardır. Dolayısıyla sadece Kore işçi sınıfı açısından değil, tüm dünya işçileri açısından benzer saldırı programları ve tehlikeler mevcuttur. Yani bu saldırı paketini, küresel sermayenin işçi sınıfına yönelik küresel saldırı paketinin bir parçası olarak nitelemek yerinde olacaktır. Dolayısıyla hem dersler çıkarmak hem de işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin dinamiklerini değerlendirebilmek açısından Kore işçi sınıfının deneyimlerine bir göz atmak faydalı olacaktır.

Seçimler, Vaatler ve Yalanlar

AKP hükümeti, seçim vaatlerinin hepsini yerine getirse bile işçiler rahata kavuşabilecek ve mutlu olabilecekler mi? AKP bugün bize kaşıkla sunduğunu yarın bizden kepçeyle almaz mı? Yarını beklemeye gerek yok aslında. Dün de bugün de hep kepçeyle aldı, yarın da alacaktır. Her geçen gün kaşığı küçültüp kepçeyi büyüttü. 10 yıl önce asgari ücretle alabildiklerimizi bugünün asgari ücretiyle alabilmemiz mümkün değil. Daha bu vaatleri yerine getirmeden ekmekten başlayarak birçok şeye zam geldi. Faturalarımız giderek kabarmaya başladı. Ödediğimiz vergiler artmaya başladı. Hastane masraflarımız ve eğitim masraflarımız artmaya başladı. Her geçen günümüz bir önceki günümüzü aratır olmaya başladı.

Kapitalizmin Kıyamet Alâmetleri

Marx servetin gitgide daha az sayıda elde toplanacağını söylüyordu. Bırakalım genel tarihsel eğilimi, bakın sadece bu son beş yılda ne olmuş: Toplam servetleri dünya nüfusunun yarısının toplam zenginliğine eşit olan en zengin kişilerin sayısı her yıl istikrarlı biçimde azalarak 388’den 62’ye inmiş! 2010’da 388 kişi, 2011’de 177 kişi, 2012’de 159 kişi, 2013’te 92 kişi, 2014’te 80 kişi ve nihayet 2015’te 62 kişi! Yani özetle, Oxfam direktörünün benzetmesiyle, altı üstü bir otobüs dolusu insan dünyanın yarısı kadar servete sahip hale gelmiş. Sayıların ortaya koyduğu çarpıcı tezat burada bitmiyor. Bu süreç sonucunda şu anda dünyanın en zengin yüzde 1’i, dünyanın geri kalanından, yani yüzde 99’dan daha fazla servete ulaşmış durumda. Son yıllarda özellikle gelişmiş Batılı kapitalist ülkelerdeki kapitalizm karşıtı eylem ve gösterilerde “biz yüzde 99’uz” sloganının kullanılması tam da bu çarpıcı gerçekliği dile getirmektedir.

Suriyeli Mülteciler ve AB ile TC’nin Tıyneti

AKP hükümetinin hesaplı bir göz yumma, hatta türlü yollarla teşvik etme politikasına yönelmesi ile birlikte, Suriyeli mülteciler, geçtiğimiz yıl boyunca giderek artan sayılarda, ama yüzlerce hayatın kaybedilmesi pahasına, Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçtiler. Bu göç dalgası ağır kış koşullarına rağmen devam ediyor ve neredeyse her gün onlarca insan ölüyor. Yaşanan büyük acılar pek çok sembol olayla milyonlarca insanın hafızalarına kazınırken, trajedilerle dolu bu durum karşısında Avrupa Birliği devletlerinin ve AKP hükümetinin karşılıklı olarak sergiledikleri utanmazca yaklaşımlar da burjuva ikiyüzlülüğünün ibret vesikaları olarak tarihe geçiyor.