Navigation

Mart 2016 tarihli yazılar

Yerli ve Milli Olmak…

Faşizmin ne olduğunu ve emekçi kitlelere neye malolduğunu tarih defalarca ve çok acı örneklerle ortaya koymuş olduğundan, halkı bu denli insanlık dışı bir rejime ikna etmek için, Erdoğan’ın bu tür demagojik söylemlere ihtiyacı vardır. Ve işte bu gerçekliği teşhir edecek ve yoluna taş koyacak herkes ve her şey, Erdoğan’a göre gayri millidir ve yersizdir, hizaya sokulması yahut yok edilmesi gerekmektedir. Meselenin özü budur.

Taşeron İşçilere Kadro Yalanı!

Başbakan Ahmet Davutoğlu, kamuda asıl işlerde çalışan taşeron işçilerin kadroya alınacağını açıkladı. Yıllardır taşeron şirketlerde düşük ücretlerle ve iş güvencesiz çalıştırılan yüz binlerce taşeron işçisi de gerçekten kadroya alınacağını düşünerek büyük bir beklenti içerisine girmiş durumda. Taşeron işçiler gerçekten kadroya alınıyor mu?

Terörist İlan Edip Dokunmak!

İzlediği savaş politikalarıyla ülkeyi yangın yerine çeviren AKP hükümeti, bu politikaların tetiklediği katliamlardan da faydalanmaya çalışıyor. Yaratılan kaos ve korku ortamını elini güçlendirmek için kullanmaktan çekinmeyen hükümet, şimdiye dek sayısız değişiklik yaparak her seferinde daha da faşizan hale getirdiği baskı yasalarında yeni adımlar atmaya hazırlanıyor.

Nobel Barış Ödüllü Kolluk Kuvvetleri

15 Aralıktan bu yana Sur’da insanlar evlerine giremez, bırakın evlerini, mahallelerine uzaktan dahi olsa yaklaşamaz hale geldiler. Cenazeleri bir yanda kendileri başka bir yanda kaldılar ve kelimenin tam anlamıyla 90’lı yılları aratır bir devlet terörüyle yüzyüze geldiler. Bir yanda Ortadoğu’daki paylaşım kavgasında öne çıkma ve iktidar hırsıyla devrilen müzakere masası, diğer yanda evlerinden barklarından edilen, gözü dönmüşçesine öldürülen yüzlerce insan! Bir de egemenler akıl almaz bir riyakârlıkla “barış” söylemlerini dillerinden düşürmüyorlar. Ama gelin görün ki barış onların dilinde adeta kanlı bir eylemi andırıyor. G

Kapitalist Sistem İnsanı İnsanlıktan Çıkarıyor

Bu sistem aklı, mantığı, sağduyusuyla normal, sağlıklı, mutlu bir insan olarak yaşamanın koşullarını ortadan kaldırıyor. İnsanlar insani tüm duygularını giderek kaybediyor, ruhsuzlaşıyor ve insanca yaşayamadığı için bu hayata küsüyor, intihara sürükleniyor. Son günlerde her zamankinden daha fazla intihar haberleri alıyoruz. Umutsuz gençler, işini kaybedenler, işsizlikten bunalanlar, ailesini geçindiremeyenler, tacize, tecavüze uğrayan gencecik kızlar, sınavda kendisinden beklenen başarıyı yakalayamayan çocuklar ölümün kucağına atıyorlar kendilerini.

Bu Kavga Bizim Kavgamız

Şiirler vardır acıyı, mutluluğu, savaşları, hayata dair her şeyi anlatan. Şiirler vardır mücadeleye davet eden, onurlandıran, gururlandıran. Ankara’dan erkek yoldaşlarımızın KIZIL YÜREKLİ KADINLARIMIZ adlı şiirini okurken kadınlar ve erkekler olarak duygulandık ve heyecanlandık. Taşıdığımız bayrağı daha ileriye götürmenin inancıyla ve umuduyla yoldaşlarımızı selamlıyor ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!

Kaybedecek Çok Şeyimiz Olduğu İçin Mücadele Etmeliyiz

Açıktır ki örgütlenmedikleri sürece işçi ve emekçileri sadece karanlık günler beklemektedir. İşçi sınıfı, büyük bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımlarını kaybetmenin de ötesinde tehlikelerle karşı karşıyadır. Bunların başında da, Erdoğan-AKP iktidarının ülkeyi soktuğu emperyalist savaşta can vermek gelmektedir.

Paris Komünü 145 Yaşında

Bundan 145 yıl önce Paris Komüncüleri şöyle haykırıyorlardı: Yaşasın toplumsal devrim! 18 Mart 1871’de işçiler ayaklanarak Paris’te siyasal iktidarı ele geçirdiler ve tarihin sayfalarına unutulmayacak bir iz bıraktılar. Sadece 72 gün yaşayabilen Paris Komünü, işçi sınıfının iktidar biçiminin ilk somutlanışıydı.

Faşist Tırmanışta “Zaman”ı Doğru Okumak

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Dönemin olağanüstü karakterini, kapitalizmin ürettiği ekonomik, siyasal, toplumsal krizler ve kuşkusuz buna paralel olarak yürüyen 3. Emperyalist Paylaşım Savaşı oluşturuyor. Kapitalizmin adeta kronikleşmiş bu hastalık durumu, her anlamda bir yok oluşun kapısını da aralamış durumda.

Paris Komünü Deneyimi

Paris Komünün yıldönümünde, Elif Çağlı'nın Marksizmin Işığında ismini taşıyan, Marksizm ve Devlet sorununu ayrıntılarıyla ele aldığı çok önemli kitabının ilgili bölümünü okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

Kızıl Yürekli Kadınlarımız!

Ankara’dan Marksist Tutumcu erkek işçiler olarak bugün mücadele bayrağını devralan sınıf devrimcisi kadınlarla omuz omuza mücadele ettiğimiz için gururlanıyoruz. Bizler aşağıdaki şiiri kadın yoldaşlarımıza armağan ediyor, 8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.

Vahşete Sessiz Kalma!

AKP hükümetinin Kürt illerini ateşe vererek, Rojava’da özyönetim girişimini boğmaya çalışarak ve Suriye’ye cihatçı çeteler üzerinden müdahale ederek doruğa tırmandırdığı savaş, Türkiye’nin batısına da sıçramış bulunuyor. Ankara, 17 Şubatta gerçekleştirilen ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği bombalı saldırının ardından, 13 Martta ikinci kez benzer bir eylemle sarsıldı. Her şeyden önce bu saldırının Saray’ın ve AKP’nin kanlı savaş politikalarının dolaysız sonuçlarından biri olduğunu söylemek gerekiyor. Ülkenin doğusunda yüzlerce insan katledilirken, kentler yakılıp yıkılırken, savaşın batıya doğru yayılmaya başlamaması beklenemezdi ve beklenen şey acı bir şekilde gerçekleşmektedir. Medyayı tekeline alan ve kirli propaganda çarklarını acımasızca işleten AKP, batıdaki emekçi kitlelerin beynini yalanlarıyla felçleştirip Kürt halkına uygulanan zulmü gözlerden saklamayı önemli ölçüde başarsa da, bu zulüm milyonlarca Kürtte artık geri dönüşü zor görünen bir zihinsel kopuşa yol açmıştır.

Ben Anadolu’yum

Ben Anadolu’yum / Bazen, adıma türküler yakılır / Bazen, yağma masasında meze olurum / Bazen sevdalanırım gökyüzüne, uzatırım kollarımı Ağrı’nın doruklarından / Bir ana gibi bereketli ve hünerliyim / Tanık oldum / Binlerce yıl gerisine ve bugüne / Ama alışamadım / Yasemin kokan bahçelerdeki barut kokusuna

ABD’ye Bir Devrim Gerekli, Ama Nasıl?

Tekelci Amerikan sermayesi onyıllar boyunca politikayı aşağılayıp gençlerin politikayla ilgilenmemesi gerektiğini söyledi, bunu bir erdemmiş gibi sundu ve çeşitli mekanizmalarla gençliği apolitikleştirdi. Lakin bu durum değişiyor ve gençler her geçen gün daha fazla politik meselelerle ilgilenmeye başlıyorlar. Daha da önemlisi, sosyalizmin öcü olarak gösterildiği bir ülkede, Sanders kendine sosyalist demesine rağmen gençler ve işçiler ona yöneliyorlar. Zaten bu durum Sanders’ın programının ne kadar gerçekleşebileceği meselesinden çok daha önemli. Çünkü özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra ABD emperyalizmi, SSCB’de somutlanan bir dış düşman, bir komünizm öcüsü yarattı ve her türlü araçla bunu kitlelere aşıladı. Sosyalizm ve komünizm, demokrasinin olmadığı, baskıcı, insanların özgürlüklerini elinden alan, onları katleden, aç ve yoksul bırakan sistemin adıydı! Şeytanlaştırılan sosyalizm ve komünizm düşüncesi lanetlendi ve nefret öğesi haline getirildi. Kapitalist-devletçi uygulamaların ya da parasız sağlık sisteminin bile sosyalizm olarak lanetlendiği, başlatılan cadı avlarında demokrat ve muhalif aydınların susturulduğu kudurgan bir anti-komünizm propagandası yürütüldü ve kitlelerin bilinçleri tümüyle esir alındı. Sanders’ın aldığı destek ve gençlerin ona yönelmesi, anti-komünist ve anti-sosyalist kudurgan propagandanın etkisinin kırıldığını göstermektedir.

Sarsılan AB ve Işıldayan Marksizm

Bugün AB derin bir iktisadi krizle ve ona eşlik eden siyasal ve toplumsal krizlerle boğuşuyor. Barış, demokrasi, kesintisiz büyüme, tek bir devlet olarak kaynaşma hayalleri uçup gittiği gibi, mevcut haliyle dahi AB’nin ömrünün sonuna yaklaştığı yorumları giderek burjuva camiada bile daha fazla dillendiriliyor. AB’de yaşanan çok boyutlu krizin başlıklarına bu pencereden bir kez daha bakalım.

Sivil Anayasa Diye Diye…

Yeni ve sivil bir anayasa sorunu, artık bir demokratikleşme sorunu olmaktan çıkmış, bir olağanüstü rejimin tesis edilmesi sorunu haline gelmiştir. İşçi sınıfı için yeni cehennemin taşlarının döşenmesi anlamına gelen böylesi bir anayasa sürecine sonuna kadar direnilmelidir. Meclis’te şu ana kadar yürütülen komisyon çalışması Erdoğan’ın kurduğu bir oyun masasından başka bir şey değildir. Bu oyuna katılmak, niyet ne olursa olsun, sadece Erdoğan’ın yürüyüşüne payanda olmakla sonuçlanır. Hitler mutlak iktidara yürüyüşünde, kendi hesapları olan çeşitli burjuva parti ve liderleri oyalamayı ve kendi kurduğu oyunun figüranı yapmayı başarmıştı. Hitler’i kontrol altına alabileceklerini ve kendi hesaplarını yürütebileceklerini düşünen Weimar Cumhuriyeti’nin çeşitli burjuva siyasetçileri, günün sonunda kendilerinin kündeye geldiğini gördüler. Gelinen noktada “başkanlık sistemi de tartışılabilir” gibi argümanların hiçbir hükmü yoktur. Bunlar sadece Erdoğan’ın otoriter değirmenine su taşımaktadır. Bu bakımdan tarihin acı derslerini hatırlatmak enternasyonalist komünistlerin boynunun borcudur.

Burjuvazinin Medyası Zehir Kusuyor!

Türkiye’de basının özgür olduğunu söyleyen Erdoğan ve AKP hükümeti riyakârlığın dibine vurmuştur. Kendilerine muhalefet eden gazetecilerin başına gelenler ortadadır. Kürt ve sosyalist basına karşı yürütülen kara propaganda sürekli canlı tutuluyor. Erdoğan Türkiye’de basının üzerinde baskı olmadığını söylüyor fakat bu yalandan başka bir şey değil. Kendi tarafından olmayanlara karşı “istediklerini yazıyorlar, çiziyorlar” demesi ise doğru değildir. Burjuva demokrasinin Türkiye’ye göre ileri düzeylerde yaşandığı devletlerde bile ifade özgürlüğü sınırlıyken, Türkiye gibi bir ülkede basının özgür olduğunu düşünmek abesle iştigaldir.

Emekçi Kadınlar ve Faşizm

Kadının “anne olarak” kutsanma görüntüsü altında alabildiğine aşağılandığı, değersizleştirildiği, ayrımcılığın azamisine maruz bırakıldığı, eve hapsedilmeye çalışıldığı, politik yaşama ancak diktatörün şakşakçısı ve emir kulu olarak katılmasına izin verildiği totaliter burjuva rejimlerin en acımasızı ise faşizmdir. Türkiyeli emekçi kadınlar da bugün faşizm tehlikesiyle yakın bir tehdit olarak yüz yüzedirler. Bu nedenle, İtalyan ve Alman faşizmi dönemine bu açıdan bakmak, tehlikenin büyüklüğünü ve bunun önüne geçmek için mücadele etmenin yakıcı önemini kavramak bakımından da faydalı olacaktır.

Özel Kölelik Büroları

AKP’nin iktidar olduğu 2002’den bu yana, Türkiye işçi sınıfının yoğun sömürüsü temelinde alt-emperyalist bir güç haline geldi. AKP hükümeti sermayenin önündeki engelleri kaldırmak için işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik planlı ve sürekli bir saldırı politikası izledi. Bu saldırı politikaları sonucu sermaye hızla büyürken, iş saatleri uzadı, ücretler düştü, iş kazaları katliam düzeyine yükseldi. Ancak işçi sınıfına yönelik bunca saldırı bile gözü dönmüş sermayeye yetmiyor.

Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu Kuruldu

Sermaye devletinin Kürt kentlerinde yürüttüğü savaşın boyutları gün geçtikçe genişliyor. Ağır silahlar ve tanklarla ateşe tutulan kentlerden her geçen gün katliam haberleri geliyor. Kentler yakılıp yıkılıyor, yüz binlerce Kürt göçe zorlanıyor. Abluka altındaki bölgede, yaşamı yeniden inşa etmek ve Kürt halkıyla dayanışmayı örüp kuvvetlendirmek için “Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu” kuruldu.

“Açık Konuşalım, Artık Savaştayız”

İşçi ve emekçiler iyi bilmelidirler ki, egemenlerin yürüttüğü savaşın amacı, ifade ettikleri gibi “vatan savunusu” değildir. Savaşın amacı burjuvazinin emperyalist emelleridir. Türkiye’yi olası bir bölünmeye götürecek olan da, emperyalist paylaşım savaşının alanı haline getirecek olan da, egemenlerin izledikleri emperyalist savaş politikaları ve bu uğurda girişmeyi göze aldıkları çılgın maceralardır. Yüz yıl önce İttihatçı paşalar aynı şeyi yapmış ve halkı sonu gelmeyen acılara garketmişlerdi. Erdoğan-AKP iktidarı da aynı yolda ilerlemektedir.

Sermayenin Kömür Sevdası Hayatımızı Karartıyor!

Çanakkale, Zonguldak, İskenderun, Bursa başta olmak üzere birçok şehirde kurulmuş olan termik santraller doğayı katletmeye ve insan sağlığını tehdit etmeye devam ederken, yeni santral inşaatları sürüyor ve yeni projeler ÇED raporları almayı başarıyor. Örneğin Çanakkale’nin doğal güzellikleri talan ediliyor. Halen 4 termik santralin aktif, bir tanesinin ise bitmek üzere olduğu bu kentte, 19 santralin daha kurulması planlanıyor. Aynı durum Zonguldak ile Bartın arasında planlanan 14 termik santral için de geçerli.

Cizre’de, Sur’da Katledilen Kız Çocuklarına

Anaların özlemleriyle sulanan / Bir dal yasemin olsak / Karanlık gecelerde sokak lambalarından sızan huzmeler / Sarsa bedenlerimizi / Sahipsiz kuytularda pusuya yatan hayınlar / Defolsa yeryüzünden / Zorlu kavgalardan damıtılmış derslerle / Kursak yeni yaşamları / Saçlarımızda yine eskisi gibi / Beyaz kurdeleler / Yaz rüzgârları çizse sınırlarımızı / Rengârenk uçurtmaları salsak gökyüzüne / Yerlerde gümüş gamzeleriyle uzanmış kız çocukları…

AKP Kamu Çalışanlarının İş Güvencesine de Göz Dikti

Hükümetin politikalarına karşı tutumları, eylemleri “terör” kavramı içine sokuşturan AKP, sendikaların güçsüzlüğünü de fırsat bilerek, uzun zamandır 657’de yapmayı düşündüğü değişiklikleri gerçekleştirmek için fırsat yakalamış oldu. AKP’nin hedefinde öncelikle KESK var. Ancak onunla sınırlı değil; Kürtler, sosyalistler, Gülenciler ve diğer muhalifler topun ağzına konmak isteniyor.

Eylül Günlüğü

Dokunmayın Bana


Hayır! 
Ayıplamayın beni
Haykıracağım
Ben de bilirim
Günler acıyla yüklense bile
Dayanması gerektiğini insanın

Hayır! 
Dokunmayın bana
Ağlayacağım
Ben de bilirim
Büyük üzüntülere karşın

Eylül Günlüğü

Oğul

Aydınlık ve derindi
Gözleri yemyeşildi
Tıpkı seninki gibi
Oğlum şimdi uzakta
Benim gücüm yetmiyor
Al yeleli at olup
Tepeleri aşmaya
Oğlum şimdi uzakta
Benim gücüm yetmiyor
Göğsümdeki sıcağı
Bindirip rüzgârlara

“Sermayeyu Cerattepe’dan Taniyun!”

İnsana değer vermeyen bir sistem doğaya asla değer vermez. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine doğası gereği maliyet gözüyle bakan sermaye sınıfı, doğaya da rant kapısı gözüyle bakıyor. İşte bu nedenle sermaye için Cerattepe’de kesilecek 50 bin ağaç sadece bir ayrıntıdır. Ne olacak canım alt tarafı 3-5 ağaçtır! Artvin halkının yaşam alanlarını katletmek ise kesinlikle münferit bir olaydır! Sonuçta açılacak madende hepsine ekmek verilecektir! Bu söylemlerle gemilerini yürütmeye kalkan talancılara, Artvin halkı ve çevre katliamına karşı çıkan emekçilerden anlamlı bir cevap geldi: “Cerattepe Geçilmez, Artvin Halkı Yenilmez!”

AKP’nin Politikaları Kadına Şiddeti Körüklüyor

Akıl almaz umursamazlığını “kadına şiddete sıfır tolerans” gibi cafcaflı laflarla gizlemeye çalışan AKP hükümeti, katledilen ve şiddete uğrayan kadınlarla ilgili istatistiksel bir çalışma bile yapmamaktadır. Katledilen kadınların sayısına, ancak basına yansıyan vakalar derlenerek ulaşılmaya çalışılmaktadır. Çünkü Kadın ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Emniyet de dahil olmak üzere hiçbir devlet kurumu bu konuda bir açıklama yapmamaktadır.

Hükümetin Master Planı

Davutoğlu, 5 Şubatta, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde, 10 ana başlıktan oluşan ve “Master Plan” olarak anılan “Terörle Mücadele Eylem Planı”nı açıkladı. Bu planın, Kürt ulusal hareketinin en güçlü olduğu Kürt il ve ilçelerinde yürürlüğe konulan Çöktürme Harekât Planını psikolojik, sosyal, kültürel, idari ve ekonomik önlemlerle destekleyerek başarıya ulaştırmayı hedeflediği anlaşılıyor. Çöktürme harekâtının, kuşatılan kentler, ablukaya alınan mahalleler, sokağa çıkma yasaklarıyla açlığa ve susuzluğa mahkûm edilen yüz binlerce Kürdün göçe zorlanması, bombardımanlarla yakılıp yıkılan ilçelerde insanların katledilmesi, yakılan, parçalanan cenazelerin haftalarca ortada bırakılması anlamına geldiğine aylardır şahit oluyoruz. Egemenler tüm zalimliklerini sergileyerek Kürt halkına diz çöktürmekte kararlı olduğunu gösteriyorlar.

“Geleceğe Güvenle Bak, Uzman Asker Ol!”

Milyonlarca insanın işsiz olduğu, işten atılmaların giderek arttığı ve çalışanlarınsa çalışma şartlarından hiç memnun olmadığı koşullarda böyle bir teklif nedendir? Ortadoğu’daki savaşın giderek yayıldığı, Kürt illerindeki uygulamaların (gerek sivillerin öldürülmesi gerekse de şehirlerin yakılıp yıkılması) sıradanlaştırıldığı ve oradaki savaşın yansıması olarak onlarca askerin hayatını kaybetmesi karşısında emekçilere böyle bir “iş fırsatıyla” çıkmak ne anlama gelmektedir? Asker ocağını peygamber ocağı olarak adlandırarak ölmeyi ve öldürmeyi kutsallaştırmak hangi akıl ve mantığın eseridir?

Tükettiren Kapitalizm İnsanı Tüketiyor

Kapitalist sistemde üretim, insan ihtiyacı esas alınarak yapılmaz. Bu akıldışı sistemde üretimin ana amacı burjuvazinin kâr elde etmesidir. Her kapitalist daha fazla ürün üreterek piyasaya sürmeyi ve pazara sürdüğü malların kısa sürede tüketilip kâra dönüşmesini ister. Gözünü kâr hırsı bürümüş kapitalistlerin asıl hedefi, bu ürünlerde kristalleşmiş olan işçinin ödenmemiş emeğini realize etmektir. Bu nedenle ürünlerin daha fazla tüketilmesi için hedef kitle belirlenir ve her türlü yolla tüketim arttırılmaya çalışılır.

HDK Genel Meclisi 28 Şubatta Toplandı

HDK Genel Meclisi 28 Şubatta İstanbul’da toplandı. Devletin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş, kızışan ve boyutlanan Suriye savaşı ve ülkedeki faşist tırmanış süreci atmosferinde gerçekleşen toplantı, bu şartlar altında AKP iktidarına karşı mücadelenin perspektif ve olanaklarını ele aldı. Toplantıda tartışılan gündem konularında bileşenlerin görüş birliğine vardığını belirten Meclis, bu hususları bir sonuç bildirgesiyle açıkladı. Bildirge son dönemde Türkiye’nin “hızla bir olağanüstü rejime, faşizme sürüklenmekte” olduğunu tespit ederek, Kürt halkına karşı yürütülen çok yönlü saldırının vahşet boyutlarına ulaştığını vurguluyor. Öte yandan AKP iktidarının baskılarına karşı direniş odaklarına ve olanaklarına da dikkat çeken Meclis, bu kapsamda Kürt halkının, onurlu aydınların ve Cerattepe örneğindeki yerel halkın direnişlerine dikkat çekiyor.

Esmer Yüzlü Çocuklar Ölüyor Hâlâ…

Doğduğum, büyüdüğüm ve yaşamı anlamlandırmaya başladığım toprağın kokusundan ayrı kalalı uzun zaman olmuştu. Çok heyecanlıydım ona yeniden kavuşacağım için. Esmer yüzlü insanların sıcak bakışlarıyla karşılanacağım için de çok mutluydum aynı zamanda. Ne var ki Kürdistan’a ilk ayak bastığımda Serhad’ın soğuk rüzgârları karşıladı beni.