Navigation

Ocak 2016 tarihli yazılar

Barzani’nin Bağımsızlık Çıkışları Neyin İşareti?

Irak Kürdistanı’ndaki iktidar kapışması yaz aylarından bu yana alabildiğine şiddetlenmiş durumda. Ekonomik kriz, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve başkanlık koltuğunu fiilen gasp etmesi nedeniyle giderek artan bir muhalefetle karşı karşıya kalan Barzani, bunların yanı sıra dış gelişmelere de bağlı olarak büyük bir sıkışmışlık içinde. Son dönemlerdeki bağımsızlık çıkışlarının, Kürt bölgesinin batı sınırlarını oluşturan 400 kilometrelik hatta boydan boya hendek kazılmaya başlanmasının ve gerek içe gerekse dışa dönük çeşitli manevralarının arka planında, işte bu sıkışıklığı aşma ve iktidarını muhafaza etme çabaları önemli bir yer tutmaktadır.

Gecede Tutuşan Yıldızdı Onlar

Sınıfımızın tarihinde devrimci liderlerin rolü, devrimlerin gelişiminde ya da gerileyişinde belirleyici olmuştur. Özellikle o dönemde yaşamış olan ve büyük roller üstlenen Lenin’in, Rosa ve Karl Liebknecht’in, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının dört yıl içinde (1919-1924) peşpeşe ölmeleri gidişat üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Lenin de, Rosalar da, Suphi ve yoldaşları da Marksizmin ışığında, dünya devrimini savunan ve bu uğurda canlarını ortaya koyan devrimci önderlerdir. Onlar bizim örnek alarak mücadelemizde yaşattığımız devrimci önderlerimizdir.

Düzenin Otoriterleşmesi

Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye!

Eğer tarihten ders alınacaksa, faşist tırmanışa karşı iş işten geçmeden mücadeleyi dört bir koldan yükseltmenin hayati önemde zorunlu olduğu anlaşılır. Devrimci işçilerden demokrat aydınlara, örgütlü sosyalistlerden mücadeleci Kürtlere dek, her kesimin kendi bağrından yükselteceği ve ortaklaştıracağı bir faşizm karşıtı mücadele, bugünkü karanlık gidişatı değiştirebilir. Ve unutulmasın ki, faşizm karşıtı mücadelede işçi sınıfının birleşik mücadele cephesinin inşa edilebilmesi açısından, işçi sınıfı içinde çalışan devrimci güçlerden müteşekkil, ilkelerde anlaşmış kararlı bir çekirdek gücün oluşturulması büyük bir önem taşıyor. Bugün işçi-emekçi kitlelerin yaşamını tehdit eden savaş ve faşizm belâsından kurtulmanın ve insanın zulme direnmesini sağlamanın yolu mücadeleyi yükseltmekten geçiyor. Başka bir seçenek yok!

Bonapartların ve Hitlerlerin İktidara Tırmanış Süreci

Yakın dönemde öğrenciler karşısında bir konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı onlara bir öneride bulundu: Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’ini okumalıydılar. Belki de Bakan, entelektüel kapasitesini sergilemek ve kendince öğrencilere iyi bir ders vermek istedi. Lakin tarihin şu cilvesine bakın ki Bakan’ın okunmasını önerdiği o kitapta Marx, tam da bugün Türkiye’de Erdoğan liderliğinde tanık olduğumuz üzere, Bonapartist rejimin nasıl inşa edildiğini anlatmaktadır.

Mülteci Kampında Bir Kürdüm

Siz hiç kendi ülkenizde mülteci oldunuz mu? / Eviniz bombalandı mı? / Elektriksiz, susuz kaldınız mı? / Bombaların altında uyanıp, / Bomba sesleriyle uyudunuz mu? / Günlerce evinize mahkûm oldunuz mu? / Gözünüzün önünde en yakınlarınız öldürüldü mü? / Siz hiç kendi ülkenizde mülteci oldunuz mu?

Halkların Demokratik Kongresi 6. Genel Kurulu’nu Gerçekleştirdi

Halkların Demokratik Kongresi 6. Olağan Genel Kurulu, 23 Ocakta Ankara’da, İnşaat Mühendisleri Odası toplantı salonunda gerçekleştirildi. Genel kurula HDK eş sözcüleri, HDP eş başkanları, milletvekilleri, DBP yöneticileri, siyasi parti ve kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda konuğun yanı sıra 800 delege katıldı.

Magma

Alev alev / Sıcak lav kaynıyor / Yerin içi değil / Kalbimizin / Beynimizin / Avuçlarımızın içi! / Evlerimizin / Sokaklarımızın içi! / Can evimiz / Bağrımız / Mezopotamya / Yağmaya / Talana / Barbarlığa / Gebe bırakıyorlar

Authoritarianisation and the Role of Ideological Apparatuses

Marxism explained that the basic determining factor of a mode of production is, in the last analysis, the economic base. With this achievement the need and importance of studying productive forces and production relations that constitute the base in order to understand the traits of different modes of production came to light. Every single mode of production, or in other words, every single socio-economic formation, is consisted of the unity of the economic base and ideological superstructure rising above the economic base, which encompasses diverse realms such as state, politics, law, culture, religion. To grasp his unity in a correct way with diverse economic-ideological-political-social aspects it is necessary to approach the relationship between the base and superstructure in a dialectical manner.

Alman Akademisyenlerden 1128 Akademisyene Destek

Yurtiçi ve yurtdışındaki 89 üniversiteden 1128 akademisyen, bir bildiri yayınlayarak AKP hükümetine çağrıda bulunmuş, devletin katliamlardan vazgeçmesini istemişlerdi. Almanya’daki binlerce akademisyen de Türkiyeli meslektaşlarına destek açıklamasında bulundular.

“Çöktürme Planı”: İnkâr, İmha ve Asimilasyona Devam

AKP burjuvazisi sıkıştıkları köşeden çıkış yolunu, baskı ve imha politikasını daha da arttırmakta, içeride faşizan bir rejimi inşa etmekte ve dışarıda askeri maceralara girişmekte arıyor. Köşeye sıkıştıkça daha da saldırganlaşıyorlar. Bu yolun sonu felâkettir. Kendi feci sonlarını hızlandırıyorlar. Ancak açık ki eğer engellenmezlerse, kendi felâketlerine doğru koşar adım giderken, Türk ve Kürt halklarını ve hatta Ortadoğu’nun tüm emekçilerini daha da büyük ateşlerin içine sürükleyeceklerdir.

Hrant Dink Katledilişinin 9. Yılında Anıldı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 9. yılında çeşitli eylem ve etkinliklerle anıldı. Hrant Dink 19 Ocak 2007’de Agos gazetesinin önünde kurşunlanarak katledilmişti. Kışkırtmalarla bu cinayete zemin hazırlayanlar da, cinayeti planlayanlar da, tetikçiler de, ortada örgütlü bir suç olmadığını iddia edenler de hesap vermedi. Dink’in katledilmesinin geride bıraktığı acı ve öfke dinmedi. Dink’in dostları, halkların kardeşliğinden yana olanlar, sosyalistler, bu acının ve öfkenin dipdiri olduğunu göstermek, hesap sorulacağını hatırlatmak için 19 Ocakta yeniden bir araya geldiler.

Ortadoğu’da Yeni Kriz: İran-Suudi Gerilimi

Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesiyle Suudi Arabistan’ın Şii lideri idam etmesi aynı büyük resmin parçasıdır. Sadece aktörler farklıdır. Rus uçağı düşürüldüğünde Türkiye’nin izlediği emperyalist politikaların sonucu olarak riskli bir hamle yaptığını, ciddi sonuçlar doğuracak nitelikteki bu önemli gelişmenin bir bütün olarak emperyalist savaş sürecinin gidişatının önümüze getirdiği bir sonuç olduğunu, bu gibi tüm hamle ve gelişmelerin genel olarak gerilimi arttırmakta, bir sonraki aşamada daha riskli, daha patlayıcı gelişmelere zemin döşemekte olduğunu söylemiştik. El-Nimr’in idam edilmesiyle patlak veren kriz de işte bu emperyalist savaş sürecinin bir sonucudur.

Hrant Dink Cinayetinin Gerçek Sorumlusu AKP İktidarıdır!

Dink cinayetinde görüldüğü gibi egemen sınıf, işçi sınıfından, halkların kardeşliğinden yana olan sosyalistleri katletmekten çekinmez. Her türlü kumpasla, toplumun gözünde sempati kazanmış insanları acımasızca katleder. İşçi sınıfı hesap soracak durumda olmadığında, genellikle iktidarların yaptıkları yanına kâr kalır. Dink cinayetinde AKP hesabı Gülen cemaatine kesiyor. Gülencileri öne sürerek bu işteki sorumluluğundan kurtulmaya çalışıyor. Bizler zaten egemen sınıfın hükümetiyle, polisiyle, yargısıyla, hiçbir zaman emekçiler için adalet getirmeyeceğini biliyoruz. Bu davanın da tüm “faili meçhullerin” de gerçek sorumlularının gün yüzüne çıkarılması, işçi-emekçi sınıfın her türlü adaletsizliğe, haksızlığa karşı ayağa kalkmasına bağlıdır.

“Ölümden Değil Yaşamdan Yanayız!”

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla bir araya gelen çeşitli kadın örgütleri, “Ölümden Değil Yaşamdan Yanayız!” başlığıyla bir kampanya başlattı. 77 kurumun imzasını taşıyan ve Kürt halkına yönelik kirli savaşın son bulması talebiyle başlatılan kampanyanın duyurusu 18 Ocakta Taksim’deki İstanbul Çevre Mühendisleri Odası’nda bir basın toplantısıyla yapıldı.

Emperyalist Savaşın Kafkasya Cephesi

Aralık ayı başından bu yana Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki gerilim çatışmaya dönüşmüş durumda. 24 Kasımda AKP hükümetinin emriyle düşürülen Rus bombardıman uçağının ardından, Dağlık Karabağ bölgesi üzerinden yürüyen ve tarihsel bir arka planı olan Ermenistan-Azerbaycan arasındaki gerilim çatışmaya dönüştü. Rusya’nın Suriye’deki ağırlığını hissettirmesini takiben iç ve dış politikalarında iyice köşeye sıkışan Türkiye, maceracı politikalarını değiştirmeye pek niyeti olmadığını uçak düşürme olayıyla bir kez daha göstermişti.

AKP Taarruzda, Üniversiteler Hedefte

Her türlü baskı ve saldırının arttığı, otoriterleşmenin boyut atladığı günümüzde devrimci öğrencilere büyük sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle provokasyonlara gelmemek ve mümkün olan en geniş birliktelikle saldırılara karşı koymak elzemdir. Burjuva kutuplaştırıcı politikalar ve algı operasyonları sınıf devrimciliği eksenli ideolojik, siyasal ve örgütsel bir çalışmayla bertaraf edilebilir. Devrimci Marksizm silahını kuşanan öğrenci gençlik, devrimci proletarya ile birlikte AKP’ye ve sermaye düzenine hak ettiği okkalı cevabı verecektir!

Emek ve Demokrasi Güçlerinden Basın Açıklaması: “Akademisyenler Susturulamaz”

16 Ocakta Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından akademisyenlere karşı yürütülen bu linç kampanyasına tepki olarak bir basın açıklaması gerçekleştirildi. “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz” sloganlarıyla başlayan açıklamada ilk olarak AKP’nin geleceğini savaşa bağladığı vurgulandı.

Faşist Baskı Dalgası Genişliyor

Türkiye’de faşist tırmanış ivmeleniyor. Doğuda Kürt halkına karşı azgın bir savaş yürütülüyor, abluka altındaki kentlerde insanlar katlediliyor. HDP ve DBP binaları basılıyor, Kürt gazeteciler tutuklanıyor, gözaltında işkenceler yaygınlaşıyor, KCK davaları 10 ilâ 15 yıla varan hapis cezalarıyla yeniden hortlatılıyor. Batıda da aynı baskılar sosyalistlere, demokratlara uygulanıyor. AKP hükümeti her vesileyle muhalefet odaklarını “devletin yanında olmak zorundasınız” diyerek kendisine biat etmeye zorluyor.

Barış İstemek Suç mu?

AKP hükümetinin izlediği düşmanlaştırıcı politikaya karşı çıkan en ufak bir sese dahi tahammülü yoktur. İş o noktaya gelmiştir ki, ölümlerin son bulmasından, barıştan bahseden kim olursa olsun hakkında “terör örgütünün” propagandasını yapmaktan davalar açılıp, “vatan hainliği” ile suçlanmaktadır. 8 Ocakta Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show programına Diyarbakır’dan telefon bağlantısıyla katılan Ayşe Çelik’in haykırışı, saldırgan devletin bütün mekanizmalarını harekete geçirdi.

Sarıkamış Felâketinden Kahramanlık Çıkartma Gayretleri

Bugün hiç utanıp sıkılmadan adeta bir zafer, bir kahramanlık destanı olarak sunulan Sarıkamış harekâtı gerçekte tam bir facia, tam bir felâket idi. Gözünü askeri başarı hırsı bürümüş zamanın Osmanlı egemenleri, kafalarındaki yayılmacı emelleri hayata geçirebilmek için sonu aslında en baştan belli bir maceraya sürdükleri on binlerce genci Allahuekber dağlarında telef ettiler. Dünya savaşlar tarihinde eşi az bulunur bir hezimetti bu. Böylesi bir hezimeti hamasi bir yaklaşımla kutsamak, benzer askeri anmalar içerisinde en saçma örneklerden birini oluşturuyor.

Üretim Araçlarının Özel Mülkiyeti ve Savaş

Onlar asla doymazlar, asla kazandıklarıyla yetinmek istemezler, daha fazla, daha fazla isterler, yetmez işçileri birbirlerine boğazlatırlar. Kendileri asla savaşmaz, ölmezler. Aksine savaş, Lenin’in deyimiyle onlar için korkunç kârlar demektir. Yık para gelsin, inşa et para gelsin! Bu kapitalist düzenin mantığı aynen böyle çalışıyor. Bugün Ortadoğu ve dünyanın birçok yerinde yürüyen kirli ve haksız savaş kimler için devam ediyor? Emekçilerin bundan çıkarı nedir?

Emperyalist Dış Politikanın Çöküşü ve Tehlikeler

Örgütsüzlük koşulları içindeki emekçi kitlelerin genel olarak bu emperyalist politikanın içyüzünü ve tehlikelerini görmeleri engellenmektedir. Hükümetin işlettiği dev propaganda makinesi dört bir koldan emekçi kitlelerin zihinlerini bulandırmak, onları aldatmak üzere tam mesai halinde çalışıyor. AKP’li egemenlerin kitleleri kandırmada kullandıkları en etkili imaj “büyük Türkiye” imajıdır. “Büyük Türkiye” bölgesindeki ülkelere canının istediği gibi müdahale eden, sağa sola istediği gibi kabadayılık yapıp racon kesen, tuttuğunu koparıp alan, kolay kolay pes etmeyen, “dik” duran, karşı duranlara haddini bildiren ve çevresindeki zenginliklerden de payını almasını bilen bir Türkiye olarak resmedilmektedir. Aynı 20’li ve 30’lu yıllarda faşizmin yükseliş dönemindeki Almanya’daki gibi, bir yandan ezik kitlelerin ulusal gururunu okşayan, bir yandan da onlara yağmadan nemalanma hayalleri aşılayan bir propagandadır bu. Bu propaganda, aynı zamanda, gitgide daha fazla faşizan çizgilere bürünen otoriterleşme sürecini yansıtmaktadır ki, emekçi kitleler için zaten en büyük tehlike budur.

Alevilerin Talepleri ve Diyanet’in Kırmızıçizgileri

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez geçtiğimiz günlerde temsil ettiği resmi devlet ideolojisinin Alevilere ve Alevilerin ibadethaneleri olan cemevlerine bakışını yansıtan bir açıklama yaptı. Görmez’in çelişkilerle, tutarsızlıklarla ve Sünni devletin kibriyle bezeli açıklaması devletin Alevisi olmayacaklarını defalarca dile getiren Alevilerin ve tutarlı demokratların haklı tepkisini çekti.

İşçi Sınıfı ve Güvensizlik

Yaşama biçiminin düşünme biçimini belirlediğini biliyoruz. Komünistler işçi sınıfının örgütsüzlüğünün ve güvensizliğinin aşılabileceğini bilirler. Bugüne değin yaşanan yüzlerce örnek bize, işyerlerinde işçilerin beklenmeyen anlarda harekete geçebildiklerini, o güne kadar biriktirdikleri tepkileri patlamalı biçimde dışa vurabildiklerini ve “bu işyerinde kimseye güvenilmez” diyen işçilerin mücadele içinde birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenecek kadar güven duyar hale geldiğini gösteriyor. Mücadele işçileri birleştirdiği gibi, kendi gücünün de farkına varmasını sağlıyor. Güvensizliği alt edecek başka bir sihirli formül de yok!

Emek Örgütlerinden Basın Açıklaması: “Yaşamak, Yaşatmak İstiyoruz”

11 Ocak Pazartesi günü saat 18.00’da DİSK, KESK, TMOBB ve TTB Ankara örgütleri sokağa çıkma yasaklarında yaşanan ölümlere dikkat çekmek için basın açıklaması gerçekleştirdi. Madenci Anıtı önünde toplanıp, ellerinde meşalelerle Yüksel Caddesi’ne yürüyen kitle, “Faşizme Boyun Eğmeyeceğiz”, “AKP’ye Teslim Olmayacağız”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Direnen Halklar Kazanacak”, “Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak”, “Susma Haykır Barış Hemen Şimdi” sloganlarını haykırdı. “Çocuklar Öldürülmesin, Analar Ağlamasın, Savaş Durdurulsun” pankartı arkasında, alkışlarla, ıslıklarla, sloganlarla, Kürt kentlerinde yaşananlara karşı tepki yol boyunca dile getirildi.

Asgari Ücret Artışı Zamlar Karşısında Eridi

İşsizlik oranlarının arttığı, verilen asgari ücretin dört kişilik bir ailenin temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılamadığı Türkiye’de, gelir dağılımındaki eşitsizliğin yarattığı çelişkiler de derinleşiyor. AKP hükümeti son 13 yılda kendi sınıfını ve iktidarının yardakçılarını koruyup kollarken yoksulluğu derinleştirmiş ve genelleştirmiştir. Açlık sınırının 1400 lira, yoksulluk sınırının ise 4500 lira civarında olduğu koşullarda, hayat pahalılığı da işçi sınıfını dört bir koldan cendereye alıyor.

Ankara Katliamının Üçüncü Ayında Anma

Ankara katliamının üzerinden üç ay geçti. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, katliamın üçüncü ayında, kaybedilen barış karanfillerini anmak için Ankara’da bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Katledilenlerin yakınlarının da katıldığı anma saygı duruşuyla başladı. Canlı bombalı saldırıda hayatını kaybeden Seyhan Yaylagül’ün annesi acısını ağıtlarla haykırdı. Saygı duruşundan sonra “Şehid Namirin”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları atıldı.

“Öldürmeyi İyi Bilenler” Emperyalist Çıkarlar Temelinde El Sıkışıyor

Ortadoğu’da çelişkilerin alabildiğine keskinleşip emperyalist eksenlerin çok daha kalın çizgilerle çizilmeye başlandığı bugünlerde, Türkiye ile İsrail arasındaki buzlar da erimeye başladı. Tam da Suudi Arabistan öncülüğündeki Sünni savaş cephesinin (“Teröre Karşı İslam İttifakı”) kuruluşunun ilan edildiği günlerde, Erdoğan ve hükümet temsilcilerinden, peşpeşe, İsrail’le ilişkilere yönelik ılımlı açıklamalar gelir oldu.

Pusula

Yaz bitti. / Yeşili kayboldu yaprakların. / Çıkmaz bir yola düşüp, nereye böyle? / Dur gitme... / Rüzgâr önüne aldı / kurumuş yaprakları / Savuruyor bir o yana bir bu yana...

Trump’ın Yükselişinin İşaret Ettikleri

2016 Kasımında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Partinin aday adayları arasında yaşanan kıyasıya yarışta açık farkla önde gitmeye devam eden Trump, kampanya sürecine damgasını basan faşist söylemleriyle, sadece ABD’de değil tüm dünyada gündem oluyor. Kampanyasını “Amerika’yı Yeniden Büyük Hale Getir” sloganıyla yürüten Trump, İslamofobik ve ırkçı söylemleriyle Müslümanları, Hispanikleri ve siyahları hedef haline getiriyor. “Ülkenin gerçek sahipleri” dediği beyaz, Anglosakson ve Hıristiyan Amerikalıların işlerini ellerinden alanların, ücretlerinin artmamasına, evlerini kaybetmelerine, sosyal güvencelerinin olmamasına vb. sebep olanların göçmenler ve siyahlar olduğunu söylerek işçi sınıfının farklı kesimleri arasında düşmanlık yaratmaya ve bu temelde oy devşirmeye çalışıyor.

Kapitalistlerin Hastalığının Ateşi Dünyayı Yakar!

Kapitalist üretim ilişkilerinin koşulladığı bu hastalık doğada ve toplumda onarılmaz yaralara yol açıyor. Burjuvazi bu hastalıkları, tüm emekçi sınıflara da bulaştırarak sistemini ayakta tutmaya çalışıyor. İşte bundan dolayıdır ki, dayanışma, paylaşma, kolektivite ve barış, yerini rekabete, bencilliğe ve savaşa bırakıyor. Ruhsal ve fiziksel çözülme kapitalist toplumun bütün hücrelerine sindiği gibi, milyonlarca emekçiyi de ruhsal hastalıkların pençesine alıyor.

Otoriterleşmenin Paramiliter Görünümleri

Türkiye’de yürümekte olan otoriterleşme süreci, olağanüstü rejimlerin oluşum çizgilerini adeta el kitabını izler gibi izliyor. Bu çizgiler arasında klasik bir yer işgal eden paramiliter oluşumlar ve onların oynadıkları roller de günümüz Türkiye’sinde enikonu kendisini göstermekte. Bir yandan özellikle Kürtlere yönelik pogrom girişimlerinde adı öne çıkan Osmanlı Ocakları türü oluşumlar, futbol taraftar örgütlenmeleri, bir yandan Sedat Peker gibi tescilli faşist kadroların Erdoğan ve AKP hizmetine girmesi; MHP ve BBP gibi partilerin ve özellikle bunların gençlik uzantısı örgütlenmelerinin Erdoğan’ın çizgisine daha fazla kaykılarak, Suriye’deki savaşta dahi adeta lejyon güç olarak yer almaları, burjuva medyanın en büyük kurumlarından birinin binasının bu güruh tarafından basılması, benzer kişilerin Ahmet Hakan gibi yazarlara dayak atması gibi olgular bu minvalde yeterli alâmetleri oluşturuyorlar.

Güneşe Hasret

Doğudan doğmuyor güneş / Güneş Doğu’da doğmuyor… / Orada bir can ağacının dalları kırılıyor. / Minicik çocukların gülümsemeleri soluyor / Dillerine hasret anaların ağlayamayan bebeleri, / Daha analarının karnında kurşunla tanışıyor. / Dolu dolu kurşunlar yağıyor / Sağanak sağanak… / Gökyüzü maviden uzak, kurşunî. / Zemheri soğukluğunda bebelerin bedenleri, / O minicik bedenleri toprak ana kabul eder mi şimdi?

Müslüman Coğrafyada Emperyalist Savaş ve İdeolojik Manipülasyonlar

Türkiye’de AKP de dahil olmak üzere, İslamcı örgüt ve tarikatlar savaşların daima İslam coğrafyasında meydana geldiğini, dün olduğu gibi bugün de Hıristiyan Batı’nın ve Yahudilerin İslamın değerlerini yok etmek istediğini iddia ediyorlar. Bugün için Müslüman coğrafyasında yoğunlaşan emperyalist savaş sanki kalubeladan beri sürüp geliyormuş ve hedef petrol, doğalgaz ve yatırım alanlarıyla birlikte İslamın değerleriymiş gibi konuyor. “Neden hep Müslüman coğrafya ağlıyor?” sorusu eşliğinde kitleler ajite edilirken, ABD ya da Rusya gibi emperyalist Hıristiyan güçlerin İslam coğrafyasının zenginliklerini yağmalamak ve Müslümanları parçalamak istediği dile getiriliyor, bu fikir özellikle öne çıkartılıyor. Elbette bu görüş işlenirken, emperyalist savaşların nereden kaynaklandığına dair tek bir kelam edilmiyor. Böylece mesele sanki İslam ya da din meselesiymiş gibi sunulurken, hem emperyalist savaşı kapitalizmin yarattığı gerçeğinin üzeri örtülüyor hem de Türkiye’nin emperyalist maceracılığına kılıf üretiliyor.

Asgari Ücret Tartışmaları ve Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Asgari ücret, taban ücret olması nedeniyle yalnızca asgari ücretle çalışan 5 milyonu aşkın işçiyi değil, tüm emekçileri ilgilendiriyor. Her yıl Aralık ayında gündeme gelen asgari ücret tartışmaları, bu yıl seçimlerde verilen vaatler nedeniyle çok daha erken bir tarihte yaşanmaya başladı ve uzunca bir süre gündemdeki yerini korudu. Hatırlarsak 7 Haziran seçimlerinde HDP 1800 lira, CHP ise 1500 lira asgari ücret vaadinde bulunmuştu. Bunun üzerine AKP yaygarayı koparmış, bu kadar yüksek bir asgari ücretin verilemeyeceğini söylemiş, sermaye örgütleriyle toplantılar yaparak diğer siyasi partileri şikâyet etmişti. Miting meydanlarında toplanan on binlerce emekçiye de “yüksek asgari ücretin zararları” anlatılmıştı.

Yargısız İnfazlar Devrimcileri Yıldıramayacak

Devlet kadrolu tetikçilerini, işkenceci katillerini hep koruyup kolladı. Devrimcileri, demokratları katleden polisleri ya gizledi ya da terfi ettirdi. Bu yolla toplumda muhalif sesi kısmaya ve toplumun geri kalanını da korkutmaya girişti. Fakat katliamlar, infazlar işçi sınıfının devrimci mücadelesini durduramamıştır, durduramayacaktır. Son sözü direnenler söyleyecektir.

Kürt Sorunu ve Sahte Demokratlar

Türkiye’deki Kürt hareketinin, sorunun demokratik ve barışçıl çözümü için diretmesi, Türkiye içerisinde “yerli” bir çözüm için çaba sarfetmesi, birlik yönünde bir eğilim sergilemesi, aslında Türkiyeli emekçiler için, demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi için büyük bir şanstır. Ne var ki, TC’nin egemenlerinin genlerine işlemiş olan geleneksel korkularıyla giriştikleri imha saldırıları bu demokratik birlik eğilimini her geçen gün daha da zayıflatmaktadır.

Arjantin Seçimleri Üzerine

Devrimci bir örgütlülükten yoksun durumdaki işçiler ve köylüler sosyal harcamalara son vererek emekçileri daha da yoksullaştıracak, zenginleri daha zengin edecek, küresel sermayeye hizmette kusur etmemeyi vadeden, grevlerde işyerleri önüne kurulan barikatlar için “bir çeşit gasptır, yasaları uygulayacağız, yapanların başı belaya girecek” diyerek işçi mücadelesine duyduğu nefreti dillendiren bir adaya oy verdiler. Görüldüğü gibi, burjuva sol iktidarların yarattığı hayal kırıklıklarının sonucu, Venezuela’da olduğu gibi Arjantin’de de ağır olmuştur. Bu sonuçların tekrar tekrar yaşanmaması, işçi sınıfının yükselen mücadelesinin reformist sol düzen partilerinin çıkmaz sokaklarında heba olmaması için devrimci seçeneğin inşa edilmesine ihtiyaç var.

Sokağa Çıkma Yasakları ve Saldırılar İstanbul’da Protesto Edildi

HDP İstanbul İl Örgütü ve HDK İstanbul Meclisi, 3 Ocak Pazar günü Kadıköy Altıyol’da ve Beyoğlu Galatasaray Meydanında, Sur, Dargeçit, Nusaybin, Cizre ve Silopi’de uygulanan sokağa çıkma yasaklarını ve saldırıları protesto etti. Eş zamanlı yapılan eylemlerde gerçekleştirilen açıklamalarla devlet terörü ve savaş politikaları kınandı. Kürt halkı ile dayanışma çağrısında bulunuldu.

Gerçekler Ortada!

Kapitalist sistem 21. yüzyılın başlangıcından bu yana kriz ve savaşlar eşliğinde yol alıyor. Kapitalizm ekonomik ve siyasal bunalımlarına çare üretemediği ölçüde, dünya genelindeki otoriterleşme ve savaş yangını da büyüyor. Burjuva düzen aygıtları, yaydıkları çeşitli yalanlarla kitleleri manipüle etmeye çalışsa da nafile. Zira, derin ve tarihsel bir sistem krizinin içinde debelenen ve bunalımını Üçüncü Dünya Savaşı ile aşmaya çalışan bu kapitalist dünyada gerçekler ortada! Devrimci Marksizmin ışığında yol alan Marksist Tutum, uzun süredir kapitalist dünyanın yakıcı gerçeklerine dikkat çekiyor ve peş peşe yaşanan gelişmeler değerlendirmelerimizi doğruluyor.

AKP’nin Geçici Bütçesi

AKP iktidarının savaş politikalarının gündemi belirlediği, otoriterleşme ve militaristleşmenin bu politikalara bağlı olarak çok hızlı bir şekilde arttığı, ölüm ve çatışma haberlerinin eksik olmadığı böylesi bir dönemde bütçe görüşmelerinin süreçten nasibini almaması beklenemezdi elbette. Olağan dönemlerde Ekim ayı içinde Meclise sunulan bütçe tasarısı, Kasım ayında görüşülmeye başlanır ve yıl bitmeden Meclisten geçerdi. Ancak 7 Haziran seçimlerinin ardından adı konulmamış bir hükümet darbesinin yaşanması ve seçimlerin 1 Kasımda tekrar ettirilmesinin ardından bütçe görüşmeleri her zamanki akışında gerçekleşmedi.

Terör Söylemi Kime Hizmet Ediyor?

Egemenler terör ve terörizm kavramlarını kendi politik çıkarları doğrultusunda istedikleri gibi kullanıyorlar. Bu takdirde şu sonucu çıkarmak mümkün: Bugün gerek Türkiye’de gerekse de dünyada yaşanan ana gelişmeleri anlayıp kavramak için terör kökenli kavramların işlevsel bir faydası yoktur. Bugün esas olan, emperyalist güçlerin dünyayı yeniden paylaşmak için yürüttükleri emperyalist savaştır. Eğer terör, kelime anlamıyla dehşet ve korku salarak amacına ulaşmayı anlatıyorsa, hiç şüphe yok ki, en büyük terör örgütleri kapitalist devletlerdir.

Otoriterleşme Süreci Polis Terörüyle Üniversitelerde

TC devleti geçmişten bugüne baskı ve zulmünü öğrenci hareketine de göstermiştir. 70’li yıllarda yükselen öğrenci hareketleri de 1980 askeri faşist darbesiyle bastırılmıştı. Otoriterleşme sürecinde gelinen aşama o kadar ileri bir düzeydedir ki bugün üniversitelerde 70’li yıllardaki gibi örgütlü işçi-öğrenci hareketleri, devrimci mücadeleler olmamasına rağmen devlet pervasızca üniversitelere saldırmaktadır. Biz Marksist Tutumcu öğrenciler olarak, bu saldırılara karşı durmanın ancak öğrencilerin Marksizm bilinciyle donanması, örgütlenmesi ve mücadeleye atılmasıyla mümkün olduğunu savunuyoruz. Erdoğan’ın başkanlık sistemi dayatmasına da dünyadaki otoriterleşme eğilimine de işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle karşı durulabilir. Artan saldırılara, yoğunlaşan polis şiddetine karşı tüm öğrencileri işçi sınıfının saflarında, devrimci mücadeleye çağırıyoruz!

Jones Ana

Bölüm 27 - Liderlere Rağmen İlerleme

Jones Ana'nın özyaşamöyküsünün 27.bölümü