Navigation

Otoriterleşen İktidarın “Baş Belâsı” İnternet

Hükümet 17 Aralık operasyonlarının yarattığı politik krizi aşmak üzere otoriterleşme yönünde adımlar atmaya devam ediyor. Yargı ve emniyete yönelik operasyonlarla iktidar kavgasını kendi lehine çözmeye çalışan AKP, art arda patlatılan yolsuzluk dosyalarının ve kirli ilişkileri deşifre eden ses kayıtlarının internette dolaşmasını önlemenin de yollarını döşüyor.

AKP’li bir grup milletvekili, yaşamın pek çok alanını ilgilendirecek yeni düzenlemeler içeren 70 maddelik kanun teklifini TBMM’ye sundu. Yeni Torba Yasa teklifinin en çok tartışılan kısmını, internet sansürünü daha da ağırlaştıran14 madde oluşturuyor. İnternet erişiminin kısıtlanması ve daha sıkı kontrol altına alınması amacıyla yapılacak düzenlemelere göre öncelikle Erişim Sağlayıcıları Birliği (ESB) kurulacak. ESB internette “sakıncalı” kabul edilen içeriklere erişimi en geç 4 saat içerisinde engellemekle görevli olacak. İnternette bir içeriğin “sakıncalı” kabul edilerek sansürlenmesi için mahkeme kararına ya da savcılık talimatına gerek bile duyulmayacak. Ulaştırma Bakanı’nın veya ESB Başkanı’nın kararıyla, internette “sakıncalı” kabul edilen içeriklere erişim, “gecikmesinde sakınca var” denilerek derhal engellenecek. Yani internette sansür artık jet hızıyla gerçekleşebilecek.

Türkiye devleti internet sansürüne yeni başlamadı. 2007 yılında yürürlüğe giren 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un internete getirdiği kısıtlamalar zaten eleştiri konusuydu. Hatta bu kanun 2009 yılı sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmış, kanun 2012 yılında AİHM tarafından “ifade özgürlüğüne aykırı” bulunmuş, kanunun uygulanmasının insan haklarını ihlal ettiği kararına varılmıştı. İnternet kafelere filtre kullanma zorunluluğu getiren düzenleme, yasak olmayan sitelerin bile sansürlenmesini sağlıyor. Polis, denetim yaptığı internet kafelere binlerce sitenin adresini veriyor; site adresleri filtrelere ekletilerek kafelerden bu sitelere erişimin fiilen engellenmesi sağlanıyor. Örneğin İnsan Hakları Derneği, Savaş Karşıtları, Grup Yorum, Azadiya Welat, Atılım, Alınteri, Marksist Tutum gibi siteler internet kafelerdeki fiili sansüre takılıyor.

Hükümet 2007’de çıkardığı internet sansürü yasasıyla da yetinmemiş, 2011 yılında tüm internet kullanıcılarını filtre kullanmak zorunda bırakmaya da kalkışmıştı. Her internet kullanıcısı “aile”, “çocuk”, “yurtiçi” ve “standart” adlı filtrelerden birini seçmek zorunda bırakılacaktı. Bu filtrelerin hangi internet sitelerine girmemize izin vereceğini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) belirleyecek, BTK’dan şifre ve kullanıcı kodu almayanlar internete giremeyecekti. Bu kod internet kullanıcısının internetteki TC kimlik numarası olacaktı. Yani internet kullanıcıları sadece devletin onay verdiği sitelere girebilecek ve kullanıcının sanal alemde attığı her adımdan sorumlu hale gelecekti. Ayrıca herkesin kimlik bilgisiyle ziyaret ettiği siteler, kullanıcıların fişlenmesini de sağlayacaktı. Kamuoyunda gelişen tepkiler ve internete özgürlük kampanyaları üzerine hükümet, filtre zorunluluğunun kapsamını sınırlandırmak zorunda kalmıştı.

Son hazırlanan ve Torba Yasaya dahil edilen 14 madde ise geniş kapsamlı bir internet sansürünün hayata geçirilmesini hedefliyor. Hükümetin yolsuzlukları başta olmak üzere düzenin türlü pisliklerinin ortaya döküldüğü ve internet ortamından hızla yayıldığı bir dönemde “Özel Hayatın Gizliliği” bahanesiyle mahkeme kararı bile olmaksızın “sakıncalı” içeriğe erişimin engellenmesi gündeme getirilmiştir. Yani “zamanlama manidar”dır!

Kanuna göre internet sitelerine yer sağlayan “host” firmaları, BTK’nın veya Ulaştırma Bakanlığı’nın emriyle içeriği derhal engellemek zorunda olacaklar. Ayrıca web sitelerinin trafik bilgilerini yani kimin ziyaret ettiği, ne kadar kaldığı, internette ne paylaştığı bilgisini 2 yıl saklamakla yükümlü olacaklar. Bu firmalar, hükümetin “suç” saydığı bilgilere erişenlerin kayıtlarını tutmakla yükümlü tutulacak. Getirilmek istenen bu yükümlülükler, insanların fişlenmesinin yasal hale getirilmesidir. “Host” firmaları bu yükümlülüklerini yerine getirmezse, 15 bin liraya kadar idari para cezası ve 3 gün ticari faaliyetlerinin durdurulmasıyla cezalandırılacaklar.

Egemenler kendileri için mal, sermaye ve bilgi akışını kolaylaştıran, sermayenin çarklarını daha hızlı döndürecek bu küresel ağı, yani interneti büyük bir coşkuyla bağırlarına basmışlardı. Hükümetler interneti “iletişim özgürlüğü”, “bilgi çağı” söylemleri eşliğinde yüceltmişlerdi. Egemenler başlangıçta, hoşlarına gitmeyecek bilgilerin internette dolaşmasını da sineye çekmek zorunda kalıyorlardı. Ancak burjuvazinin çeşitli kesimlerinden gelen uyarı ve itirazlar üzerine “özgür iletişim”in sınırlarını çizme çabaları baş gösterdi.

2007’den bu yana TC hükümetlerinin internetle ilgili atmaya çalıştığı her adım, sansürü sıkılaştırmayı amaçlamıştır. Gezi direnişi sırasında hükümet, sosyal medyanın “baş belâsı” olduğunu ilan etmişti. AKP, 17 Aralık sonrası şiddetlenen egemenler arası iktidar kavgasının yarattığı politik krizi fırsata çevirerek, her türlü muhalefeti engelleme, bilgi akışını kontrol altına alma yöntemleri üzerine çalışıyor. Geleneksel medya araçları büyük ölçüde hükümetin kontrolü altındadır. Yasadışı yollardan elde edilen-sızdırılan, “devlet sırrı” addedilen verilerin geleneksel medya araçları üzerinden servis edilmesi, ağır yaptırımlarla engellenebiliyor. Oysa bu verilerin önce internetten servis edilmesi durumunda, geleneksel medyanın yayılan bu verileri haber yapması engellenemiyor.

İnternet yasası değişikliği ile HSYK yasası değişikliğinin aynı zamana denk gelmesi de elbette tesadüf değildir. AKP yıllardır birlikte yürüdüğü Cemaatin elinde kendisini daha da zor durumlara düşürebilecek bilgi ve belgelerin varlığından korkuyor. Bu korkusu hiç de boş bir korku değildir. Kendisine yargı ve Emniyet’ten yönelebilecek soruşturma ve operasyon tehditlerini sürgünlerle bertaraf etmeye çalışan hükümet, kendi pisliklerini ortaya dökecek bilgi ve belgelerin internete servis edilmesi ve hızla yayılması tehlikesine karşı önlem almaya çalışıyor.

Türkiye’de internet abonesi sayısı 10 milyona yaklaşmış durumda. Mobil telefonlardan internete ulaşanların sayısı ise 25 milyona varıyor. İnternet kullanımı günden güne genişlerken internet yasaklarının kapsamı da genişletiliyor. 2010 yılında 1667 olan yasak internet sitesi sayısı, 2012 yılında 8409’a yükseldi. 2013 yılı sonu itibarıyla erişimi engellenen site sayısı 35 bini aşmış durumdadır. Engelleme kararlarının yüzde 90’ı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından verildi. Web sitesi yurtdışından yayın yapıyorsa, TİB mahkeme kararı olmaksızın sitelere erişimi engelleyebiliyor. Mahkeme kararıyla kapatılan site sayısı ise sadece yüzde 5’lik bir kısmı oluşturuyor.

Türkiye internet yasakları açısından istatistiklerde üst sıralarda yer alıyor. Çin, İran, Kazakistan, Kuzey Kore, Suudi Arabistan gibi katı siyasi sansür uygulayan ülkelerin tamamında otoriter rejimler hüküm sürüyor. Türkiye halen “kısmen özgür” ülkeler arasında sayılıyor. Ancak özgür bırakılan kısım giderek daralıyor. Arama motoru Google, TC hükümetinin kendisinden içerik çıkarma taleplerinin, 2013 yılında yüzde 966 oranında arttığını açıklıyor. Kısacası egemenler, internette hangi bilgilere, hangi verilere ulaşıp ulaşmayacağımızı kontrol etmek istiyor.

Cep telefonlarının dinlendiği ve arşivlendiği biliniyor. GSM operatörleri abonelerinin iletişim verilerini 5 yıl süreyle saklıyor. Daha da ötesi, insanlar, internette girdikleri sitelere göre, eriştikleri bilgilere göre, internette paylaştıkları siyasi fikirlerine ve eğilimlerine göre de fişleniyor. Yeni yasal düzenleme işte bu yasadışı fişlemenin yasal zeminini döşemeye çalışıyor. Çıkarılacak bu tür yasalarla insanların internet ortamında da üzerlerinde baskı hissetmeleri amaçlanıyor.

Yönetenler kendi pisliklerini “özel hayat” ve “devlet sırrı” gibi bahanelerle örtmeye çalışıyor. İnsanların hangi web sitelerini ziyaret edeceğine, sanal ortamda arkadaşlarıyla ne konuşacağına müdahale edilmesi, devletin insanların özel hayatına burnunu sokmasıdır. Egemenlerin “devlet sırrı” dedikleri ise halktan gizlenmeye çalışılan gerçeklerdir. Ancak kapitalizm öyle çok pislik üretiyor ki ne internet yasakları, ne fişlemeler, ne dinlemeler, ne de insanların üzerinde daha yoğun hissettirilmeye çalışılan baskı, kapitalizmin pisliklerini gizlemeye yetmeyecektir.

Kaynak: 
Marksist Tutum, Şubat 2014, no: 107