Endonezya’dan Nepal’e, Kenya’dan Fas’a, işçilerin, emekçi gençlerin dünyanın dört bir yanında estirdikleri isyan rüzgârı Madagaskar’a da ulaşıp sarsıcı etkiler yarattı. Hint Okyanusunda bir ada ülkesi olan Madagaskar’da, emekçi gençler 25 Eylülde sokağa döküldüler. Birkaç gün içinde yayılarak kitleselleşen eylemler, sokağa akan tepkiyi şiddetle bastırmaya kalkan polis güçlerine ve iktidara karşı bir isyana dönüştü.
Ülkenin tüm büyük kentlerine yayılan bu isyan sürecinde, ordu içindeki özel bir birim olan ve eylemcilerin üstüne salınan CAPSAT’a (Ordu Personel ve Hizmetler İdaresi Kolordusu) bağlı askerler, bazı bölgelerde emre itaatsizlik edip eylemcilere destek vermeye başladılar. Nihayetinde, 2009’da önceki cumhurbaşkanına karşı yapılan kitlesel protestoların ardından iktidara gelen Cumhurbaşkanı Rajoelina yönetemez hale geldi ve ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Günlerce devam eden bu isyan düzeni tehdit eder boyuta ilerleyince, cumhurbaşkanının talimatlarını yerine getirmeyeceğini açıklayan CAPSAT komutanı Albay Michael Randrianirina 15 Ekimde yönetime el koyduğunu ve anayasanın askıya alındığını ilan etti. Randrianirina, seçimlere kadar yaklaşık iki yıl cumhurbaşkanı olarak görev yapacağını duyurdu.
15 Ekim günü CAPSAT askeri birliğinin üyeleri, hükümeti devralma ve Senatoyu feshetme planlarını açıklamak üzere kalabalığa hitap etmeye geldiklerinde alkışlarla karşılandılar. Yaklaşık 20 gün boyunca büyük mücadeleler vererek nefret ettikleri Rajoelina rejimini deviren emekçi kitlelerin isyanı böylelikle bir askeri darbeyle yoldan çıkarıldı. Kitleleri bu noktaya getiren gelişmelerin seyri kısaca şöyle gerçekleşti.
Madagaskar’da isyanın gelişimi
Madagaskar dilinde “yükün bize yıkılmasından bıktık” anlamına gelen “Leo délestage” başlığına sahip sosyal medya gruplarında bir araya gelen gençler, sürekli yaşanan su ve elektrik kesintilerine karşı 25 Eylülde protesto gösterileri yapılması çağrısında bulundular. Bu çağrının karşılık bulmasıyla birlikte isyan rüzgârı Madagaskar’da da şiddetli biçimde esmeye başladı. İsyanın kıvılcımı, günlük hayatı oldukça zorlaştıran sürekli su ve elektrik kesintileri yüzünden çaktı belki. Ancak, emekçilerin genelini kapsayan yoksulluk, yönetimin artık yerleşik bir hale gelmiş olan yolsuzlukları gibi emekçilerin yaşamını derinden etkileyen rahatsızlıklar, çoktan bardağı taşırma noktasına kadar doldurmuştu.
Yapılan bu çağrı üzerine sokaklara ilk olarak çıkanların çoğu üniversite öğrencileriydi. Pankartlarında “Gençler Ayağa Kalkıyor!”, “Fakir, Öfkeli ve Mutsuzuz”, “Madagaskar Bizim” yazıyordu. Çeşitli ülkelerdeki emekçi gençlerin isyanlarının dünya genelinde gençlere ilham verdiğini gösterircesine, bazıları, Nepal’de ayaklanan gençlerin kullanmasıyla yaygınlaşan ve gençler tarafından düzene meydan okumanın simgesi haline gelmeye başlayan Japon çizgi romanı One Piece’in korsan bayrağını taşıyordu.
Protestoların kitleselleşmeye başlamasıyla birlikte gösteriler yasaklandı. Yasağa rağmen toplanan gençlerin üzerine polis tarafından ateş açıldı ve çok sayıda genç öldürüldü. Bu ölümler emekçi gençleri sindirmek şöyle dursun öfkelerinin daha fazla harlanmasına yol açtı. 25 Eylül gecesi çok sayıda bina gençler tarafından ateşe verildi. Hükümet yanlısı üç milletvekilinin evleri yakıldı. Protestolar başkent Antananarivo’dan tüm büyük şehirlere yayıldı. Hükümet isyanı kontrol altına alabilmek için tüm bu şehirlerde gün batımından gün doğumuna kadar sokağa çıkma yasağı ilan etti.
Paniğe kapılan Cumhurbaşkanı Rajoelina’nın hükümeti bir yandan yoğun bir baskı uygularken ve diğer yandan tavizlerle durumu kontrol altına almaya çalışıyordu. Protestoları “darbe girişimi” olarak ilan ediyor ama aynı zamanda Elektrik Bakanını da görevden alıyordu. Ancak Rajoelina’nın bu çabaları işe yaramadı. 27 Eylül Cuma günü ve hafta sonu gençler sokakları yine doldurdular.
Hareketin sözcüleri, 28 Eylül Pazar akşamı yayınladıkları bildiride, hükümetin 25 Eylül’de uyguladığı şiddet için kamuoyundan derhal özür dilemesini, demokratik hakları ihlal ettikleri gerekçesiyle Başbakan Ntsay Christian hükümetinin 72 saat içinde, başkent Antananarivo valisinin ise 24 saat içinde istifa etmesini, protesto özgürlüğünün garanti altına alınmasını ve protestolar sırasında gözaltına alınan herkesin serbest bırakılmasını talep ettiler. Bildiride ayrıca, hareketle yapılacak tüm görüşmelerin hükümet binalarında değil, açık bir alanda yapılması istendi.
29 Eylül Pazartesi günü, ülkenin öğrenci sendikaları, ülke çapında öğrenci grevi ve gösteri çağrısında bulundu. Binlerce kişi, tüm büyük şehirlerdeki üniversite binalarının önünde toplandı. Yürüyüş başlar başlamaz, polis tarafından gençlere yine acımasız bir şiddet uygulandı. Uygulanan bu baskılar gençleri yine sindiremeyince, Cumhurbaşkanı taviz vererek hükümeti görevden aldı ve yeni bir Başbakan atadı. Ama artık ok yaydan çıkmıştı. Öfke yönetimin tümüne yönelmişti. 30 Eylülde gençlerin başkentteki polis barikatlarını aşarak 13 Mayıs Meydanına ulaşmayı başarmasıyla bir ileri adım daha atılmış oldu.
Tavizlerle ayakta duramayacağını anlayan Cumhurbaşkanı şiddeti arttırarak ayakta kalmaya çalıştı. Gençlerle polis ve jandarma güçleri arasındaki çatışmalar şiddetlendi. Bu noktada gençler genel grev çağrısı yaptılar. Asistan doktorları, memurları, su ve elektrik şirketindeki işçileri ve gardiyanları temsil eden bazı sendikalar da bu greve katıldılar. Örgütlü işçilerin gençleri desteklemesi ve protestolara katılmasıyla birlikte isyan büyük bir güce kavuşmuş oldu ve artık hükümetin önünde durması iyice güçleşti.
2 Ekimde, işin içine göstericileri destekleyen askerler de girmeye başladı. Bazı askeri kışlalarda çatışmalar yaşandı. Başkent yakınlarında konuşlanmış olan CAPSAT biriminden on asker göstericilere verdikleri destek nedeniyle tutuklandı. Ancak bu tutuklamalar da asker içindeki desteğin azalmasına yol açmadı. Örneğin 10 Ekimde, Antsiranana kentinde, askerler emirleri dinlemeyerek eylemcilerin yolunu kesmek yerine yolu onlara açarak gençlere şehir merkezine kadar eşlik ettiler.
Cumhurbaşkanı Rajoelina, üniversiteler için jeneratörler de dahil olmak üzere vaatlerine devam edip, sorunları çözmek için bir yıllık bir süre istedi. Ama kitleler uzlaşmaya yanaşmadı. 11 Ekimde CAPSAT askerleri, komutanlarının da desteğiyle, protestoları bastırmak için kullanılmalarına izin vermeyeceklerini kamuoyuna duyurdular.
CAPSAT yaptığı açıklamada, ordunun diğer birimlerine, polise ve jandarmaya da kendilerini takip etmeleri çağrısında bulundu. Halkı kışlalarını savunmaya çağırdı, cumhurbaşkanlığı muhafızlarına emirlere uymama çağrısında bulundu ve Cumhurbaşkanının kaçmaya çalışması ihtimaline karşı Antananarivo havaalanına giden yolun kapatılmasını istedi. CAPSAT askerleri, silahlarıyla birliklerinden dışarı çıktılar ve protestocuları 13 Mayıs Meydanına doğru yönlendirdiler. Meydana giden yol, jandarma askerleri tarafından kapatıldı ve kısa bir çatışma yaşandı. Bu çatışmada bir CAPSAT askeri ve iki sivil öldü. Ancak isyancı askerlerin eşliğinde ve koruması altında kitleler meydana girdi.
Bu durum artık rejim için sonun başlangıcıydı. Diğer askeri birliklerde de çözülmeler yaşanmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı korumasından sorumlu Ulusal Jandarma Müdahale Gücü (FIGN), kamuoyuna yaptığı açıklamada, baskıcı tutumlarından dolayı halktan özür diledi ve tüm jandarmanın kendi denetimleri altına alınması gerektiğini duyurdu.
12 Ekimde isyancı ordu birlikleri silahlı kuvvetlerin kontrolünü ellerine geçirdi. Cumhurbaşkanı Rajoelina ise ülkeden bir Fransız askeri uçağıyla kaçtı. Devrik Başbakan Christian Ntsay ve Cumhurbaşkanının yakın müttefiki Mamy Ravatomanga da, özel bir jetle adadan ayrılıp Mauritius’a doğru yola çıktı. Nihayetinde 14 Ekim günü CAPSAT komutanı Albay Michael Randrianirina yönetime el koyduğunu ve anayasanın askıya alındığını ilan etti.
Sonuçta emekçi gençlerin ve onlara destek veren sendikaların devrimci enerjisi ile Madagaskar’daki Rajoelina iktidarı yıkıldı. Ancak iktidar, rejimi yıkan asıl güç olan emekçilerin eline geçmedi ne yazık ki. Rejimin çöküşünü gören ve düzenin de onunla birlikte yıkılmasının önüne geçmek isteyen burjuva güçler bir askeri darbeyle yönetime el koydular.
Daha önce dünyanın çeşitli ülkelerinde defalarca yaşandığı gibi, nefret edilen bir burjuva iktidarın emekçilerin isyanıyla yıkılması, emekçilerin çıkarına bir toplumsal düzenin kurulmasına otomatik olarak yol açmamaktadır. Bu örnekte olduğu gibi, emekçilerin yanındaymış gibi görünen egemen sınıf güçleri, yer yer onlara şirin gözükecekleri uygulamaları hayata geçirecek olsalar da, esas olarak burjuva düzeni yeniden ve daha sağlam bir şekilde ayağa dikmek için çaba göstereceklerdir. Bütün bu mücadeleler elbette boşuna değildir. Emekçiler bu mücadelelerle kendi güçlerinin farkına varırlar. Ancak bu deneyimlerden öğrenilmesi gereken esas önemli şey, işçi sınıfının bağımsız devrimci örgütlenmesinin yaratılmasının gerekliliğidir. Bunun için devrimci hazırlığın yapılmadığı her durumda inisiyatif kaçınılmaz olarak burjuva güçlerin eline geçecektir.
Çürüyen kapitalizm, emekçi sınıfların gençlerine geleceklerine dair sistem içi herhangi bir umut zerresi bırakmıyor. Bu yüzden gençlerin büyüyen öfkelerinin damga vurduğu bu isyan rüzgârları başka ülkeleri de içine alarak yayılacaktır. Devrimci bir önderliğin olmadığı koşullarda şimdilik el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan, tam da bu eksiklik nedeniyle düzen sınırlarının ötesine geçemeyen bu ayaklanmalar her şeye rağmen sınıf mücadelesinin dünya çapındaki ilerlemesinin somut örnekleridir. Sınıf devrimcilerine örgütlü devrimci hazırlığın önemini göstermesi bakımından iyi anlaşılması gereken örnekler.
link: Selim Fuat, Madagaskar’da Emekçi Gençlerin İsyanı ve Askeri Darbe, 19 Ekim 2025, https://marksist.net/node/8622
Eğitim Hakkı Mücadele Etmeden Kazanılamaz
Bir İstanbul Masalı





