Navigation

ABD’de Silahlı Saldırılar ve Silah Tekelleri

ABD’de lise ve üniversitelerde gerçekleşen silahlı baskınlar sonucunda bugüne kadar yüzlerce kişi öldü. Hatırlanacağı gibi, bu saldırılar üzerine toplumun geniş kesimlerinden Trump iktidarına tepkiler yükseldi. Gençler kitleler halinde sokaklara dökülerek yaşam haklarına sahip çıktıklarını haykırdılar. Silah tekellerinin arzusu doğrultusunda önü açılan ve sürekli kışkırtılan bireysel silahlanmanın yasaklanmasını istediler. Ancak Trump yönetimi bu taleplere kulak vermek yerine, öğretmenleri silahlandırarak sorunu çözeceğini(!) söyledi. Meselâ Florida Eyalet Parlamentosunda kabul edilen tasarıya göre, öğretmenlere silahlı saldırıları önlemek amacıyla silah eğitimi verilecek. “Gardiyan Programı” adı verilen bu program kapsamında öğretmenler, silah eğitimi aldıktan sonra okullardaki silahlı saldırıları önlemek amacıyla derslere silahla girecek! Tam da silah tekellerinin çıkarına olan bir karar! Öğretmenlerin kendilerini ya da öğrencileri korumak üzere silahlanması, silahlı saldırıya neden olan toplumsal zemini ortadan kaldırmıyor. Ağır silahların marketlerde çerez gibi satılmasını yasaklamaya yanaşmayan ve böylece tekelleri karşısına almayan Trump yönetimi, öğretmenleri de gardiyan haline getiriyor. İşçi sınıfının örgütsüz ve dağınık olduğu, şiddet tekelinin ise tümüyle devlete ait olduğu koşullarda, bu silahların hedefinin emekçiler olacağı açıktır. Kazanan ise daima tekeller olacaktır. Unutmamak lazım ki kapitalizmde silah en kârlı metalardan biridir.

Dünyada bireysel silahlanma her geçen yıl artmaya devam ediyor. Başı ise kapitalizmin en gelişmiş ülkesi olan ABD çekiyor. Çünkü silaha kolayca ulaşmanın yasal zemini var. İnsanlar ortalama bir dizüstü Laptop fiyatına silah satın alabiliyorlar. İnternet üzerinden bir tık uzakta olan bu silahların reklamları milyonlarca dolar karşılığında Hollywood’a yaptırılıyor. Bazı eyaletlerde ruhsatlı silah kullanım yaşı 14’e kadar düşmüş durumda! Bu konumda silah tekellerinin borazanı niteliğindeki Ulusal Tüfek Derneği (NRA) ABD’de her türlü silah kontrolüne karşı çıkıyor ve bireysel silahlanmanın ülkeyi daha güvenli yaptığını söyleyerek toplum içinde bu anlamda büyük bir propaganda yapıyor. Dernek, bir yılda ortalama 3 milyon doları silah politikalarını desteklemek için harcıyor. Silah tekelleri çok iyi biliyorlar ki, yüksek kârlar getiren bu silahlar mevcut koşullarda kapitalistlere ya da kapitalist düzenin temsilcilerine çevrilmeyecek. Bireysel düzeyde çevrilse bile, çevirenler karşılarında derhal devleti bulacak. Bu yüzden çok rahatlar. NRA, her ne kadar bireysel silahlanmanın ülkeyi daha güvenli yaptığını söylese de, ABD Silahlı Şiddet Arşivinde yayımlanan rapora göre sadece 2017 ve 2018 yılında toplu silahlı saldırılarda 698 kişi hayatını kaybederken, 2881 kişi de yaralanmış durumda. Ayrıca her gün yaklaşık olarak 100 kişi silahlı saldırılarda yaşamını yitiriyor.

Silah tekellerinin politikaları nedeniyle bireysel silahlanma hızla artarken, diğer yandan kapitalizmin krizlerinin derinleşmesiyle daha belirgin hale gelen açlık, işsizlik, yabancılaşma gibi sorunlar, kitlelerin örgütsüz olduğu koşullarda mutsuzluğu ve geleceğe dair umutsuzluğu büyütüyor, toplumun ruh sağlığını bozuyor. Tüm bunlara rağmen Trump, ruh sağlığı sorunlarıyla mücadeleyi öne çıkardığı bir konuşmasında, ruh sağlığı bozuk olan ve cinnet geçiren insanların silaha erişimini kısıtlamaya dair hiçbir şey söylemiyor. Sonuçta kapitalizmin cinnette ittiği psikolojisi bozuk insanlar, tek saldırıda onlarca insanı öldürebiliyor. Burjuva medya ise tüm marifetiyle olayların toplumsal yönünü gözlerden gizlemeye çalışarak, bu katliamların tek sorumlusunun, ruh sağlığı bozulmuş hastalıklı bireyler olduğunu propaganda ediyor.

Tarihsel misyonunu doldurmuş ve krizlerle sarsılan kapitalizm insanlığa mutlu bir gelecek vaat edemiyor. İnsanlığın barış ve huzur içerisinde yaşayabileceği bir dünyanın tüm olanakları olgunlaşmışken, dünya üzerindeki bir avuç azınlık olan patronlar sınıfının çıkarları dünyayı kan gölüne çeviriyor. Bizler ise işçi sınıfının gençleri olarak açlığa ve yoksulluğa boyun eğip yaşamak, emperyalist savaşlarda ölmek istemiyoruz. Biliyoruz ki eğer işçi sınıfı yapay ayrımlardan kurtulur, sınıf kimliği ile birleşir ve toplumsal sorunlarımızın asıl kaynağı olan bu köhnemiş sisteme karşı mücadele ederse, yarın bambaşka bir dünyayı kurmak mümkün olacaktır. Bunun için örgütleniyor ve mücadele ediyoruz.