Birleşik Krallık merkezli köklü bir uluslararası yayın olan The Guardian gazetesi, bu yılın Mayıs ayı başında, NATO’nun, Avrupa ve ABD genelinde sinema ve televizyon senaristleri, yönetmenleri ve yapımcılarıyla kapalı kapılar ardında düzenlediği toplantıları ortaya çıkardı.[1] The Guardian’ın ulaştığı Büyük Britanya Yazarlar Birliğinin (WGGB) bir e-postasında, NATO’nun, Los Angeles, Brüksel, Paris şehirlerinde, sinema ve televizyon profesyonelleriyle toplantılar gerçekleştirdiği, Haziran ayında da Londra’da bir toplantı düzenleyeceği yazıyordu. Bu e-postada ayrıca, toplantıların şimdiye kadar üç ayrı projeye yol açtığı ve bu projelerin “en azından kısmen bu görüşmelerden ilham aldığı” belirtiliyordu.
The Guardian’ın haberinden Amerikan emperyalizmi önderliğindeki Batılı güçlerin askeri ittifakı olan NATO’nun, etkisini arttırmak için kullanacağı farklı türden “silahlar” geliştirmekte olduğunu böylece öğrenmiş olduk. Nükleer bombalarıyla, tanklarıyla, tüfekleriyle birlikte kullanacağı, onlar gibi bedenleri olmasa da zihinleri tahrip edecek ideolojik silahları envanterine kattığı ortaya çıkmış oldu. NATO’nun, toplumu etkilemedeki gücü bilinen sinemayı ve televizyonu kullanarak, emperyalist saldırganlıklarına destek sağlayabilmek için çalışmalar yürüttüğü, kendilerini düşüncelerinde özgür ve bağımsız olarak tanımlayan bu sektörün önde gelen temsilcilerinin ise gönüllü biçimde buna katkı verebildikleri tüm açıklığıyla gözler önüne serildi.
Devrimci Marksistler, ideolojik aygıtların kapitalist sistem için muazzam önem taşıdığının altını her zaman kalın çizgilerle çizmişlerdir.[2] Çünkü, burjuvazinin kullandığı ideolojik silahlar, düzenin zor aygıtları ile birlikte burjuva egemenliğinin sürdürülebilmesinde vazgeçilmez rol oynarlar. Üzerinde titizlikle çalışılmış yöntemlerle, burjuvazinin çıkarlarına uygun düşünceleri, duyguları üretmek, emekçi kitleler arasında yaygınlaştırmak için ideolojik aygıtlar kullanılır. Bu nedenle gözler önüne serilen durumun, Marksistler için şaşırtıcı olmasa da, işçi sınıfının geniş kesimlerinin tabloyu tüm açıklığıyla görebilmesi bakımından çok faydalı bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.
Pentagon ve CIA dâhil dünyadaki askeri ve istihbari faaliyetler yürüten kurumlar, toplumları kendi lehlerine etkileyecekleri ideolojik çalışmaları her zaman yapmışlardır. Bu çalışmaların çok önemli olduğunun bilincinde oldukları için de kendi içlerinde bu işlerin yürümesi için birimler kurmuşlardır. Mesela ABD Savunma (Savaş) Bakanlığının genel merkezi olan Pentagon’un Eğlence Endüstrisiyle İrtibat Ofisi (Entertainment Industry Liaison Office) çok uzun zamandır faaliyettedir ve Topluluk Katılımı Ofisinin (Community Engagement Office) stüdyo ve yapım şirketlerine, sinema filmleri, televizyon dizileri, belgeseller ve video oyunları için destek verdiği kendi belgelerinde bile belirtilmektedir. Gazeteci David L. Robb’un kaleme aldığı “Hollywood Operasyonu: Pentagon Filmleri Nasıl Şekillendiriyor ve Sansürlüyor” adlı kitapta, Top Gun, Rambo, Black Hawk Down (Kara Şahin Düştü) ve We Were Soldiers (Bir Zamanlar Askerdik) gibi yapımlara Pentagon’un verdiği desteği ve yaptığı müdahaleleri belgelerle ve ayrıntılarıyla açıklamıştır. 2022 yılında yayınlanan “Theaters of War” belgeseli de, yine belgelere dayanarak, ordunun ve istihbarat servislerinin bugüne kadar 2500’den fazla film ve televizyon projesine doğrudan müdahale ettiğini ortaya koymuştur.
CIA bünyesinde yer alan Eğlence Endüstrisiyle İrtibat Ofisi de, film, kitap ve televizyon yapımlarının içeriklerine doğrudan müdahale etmek için yapılandırılmıştır. CIA’nın Hollywood’la kurduğu ilişkide, senaryoları inceleme, değişiklik önerme, hangi projelere kurumsal destek verileceğine karar verme ve bazı projelerin gelişimine aktif biçimde katılmasına dair çok sayıda örnek bulunmaktadır.[3] Pentagon’un “senaryoların, hikâyelerin ve diğer yaratıcı ürünlerin mümkün olduğunca gerçekçi olmasına katkıda bulunuyoruz” bahanesiyle yaptığı müdahaleler daha fazla bilinirken, CIA’nın açık faaliyetlerinden çok daha fazla örtülü müdahaleleri vardır ve normal olarak bunların çok azı bilinmektedir. Her şeye rağmen örtülü operasyonlara ilişkin bilgiler de zaman zaman ortaya dökülebilmektedir. Mesela, Hollywood’un en büyük yapım şirketlerinden olan Paramount Pictures’ın 1950’lerdeki sansür bürosu şefi Luigi Luraschi’nin aktif bir CIA ajanı olduğu geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkmış, Luraschi’nin gizli servise düzenli rapor gönderdiğinin belgeleri yayınlanmıştır.
NATO da, yeni dönem stratejilerini hayata geçirirken benzer çalışmalara girişerek sinema ve televizyon araçlarını tüm dünyada etkili olacak şekilde daha etkin kullanmaya karar vermiş görünmektedir. 2026 yılında yapılan toplantıların öncesinde de bu doğrultuda çalışmalar yapıldığı The Guardian’ın yine aynı haberinde yer alan bilgilerle açığa çıkmıştır. Bu bilgiye göre, 2024 yılında, çok popüler olmuş işlerin altına imza atmış sekiz Hollywood ve televizyon dizisi senaristi, Washington merkezli bir “düşünce kuruluşu” olan Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) aracılığıyla Brüksel’deki NATO karargâhına götürülmüş, orada kurumda faaliyet gösteren çeşitli birimlerle toplantılar yapmış ve dönemin NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile görüşmüştür.
Bu toplantıların yoğunlaşmasından, NATO’nun görsel medyada kurgusal hikâyeler ve yaratıcı içerikler kullanarak özellikle genç kuşaklara ulaşmayı ve onlar üzerinde etki yaratmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Sinema ve televizyon sektörünün daha etkin biçimde kullanılma arayışları da bu alanların “yeni kitlelere ulaşma” aracı olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
NATO bu görüşmelerin ve toplantıların, sinema ve televizyon sektör mensuplarının NATO hakkında daha fazla bilgi edinme isteğinden kaynaklandığını söylese de, katılımcıların yaptıkları açıklamalar bunun ötesinde bir içeriğin söz konusu olduğunu ortaya koyuyor.[4] Senaristlerle NATO’nun bir araya gelmesine aracılık eden CSIS, konuyla ilgili açıklamalarında bu senaristlerin geniş kitlelere ulaşan önemli “hikâye anlatıcıları” olduğunu ve NATO’nun gelecekteki anlatısının nasıl olması gerektiği üzerine düşündüklerini söylüyor. CSIS etkinliğinin resmi açıklamasında senaristlerin “NATO’nun geleceğe dönük hikâyesi ve stratejisi nasıl olmalı?” sorusuna cevap vermelerinin istendiği belirtiliyor. Dolayısıyla bu kişilerin, toplantılar sırasında NATO’nun geniş kitlelere nasıl anlatılması gerektiği konusunda görüşlerine başvurulan kişiler haline getirildiği anlaşılıyor. CSIS ayrıca etkinliğe katılan senaristleri, “izleyiciler ile düzenli iletişim ve bağ kurabilen anahtar topluluk” olarak tanımlıyor. Geniş kitlelerin dünyayı nasıl algıladığını etkileyebilecek hikâyeler üreten bu kişilerin, NATO’nun yeni kuşaklara anlatılmasında kullanılabilecek kilit aktörler olarak görüldüğü de bu ifadelerden anlaşılıyor.
Nitekim bu organizasyon aracılığıyla NATO ile ilişkileri kurulan söz konusu “anahtar topluluğun”, ziyaretlerin ardından anlatmaya başladığı “hikâyeler”, NATO ve CSIS’in çabalarının karşılıksız kalmadığını gösteriyor. 2024’teki CSIS toplantısına katılan senarist Amanda Johnson-Zetterström, genellikle gerçekleşmiş savaşların konuşulduğunu, ancak gerçekleşmeyen savaşların yeterince anlatılmadığını belirtmekte ve NATO’nun bu savaşların yaşanmasını engellemek için var olmasından dolayı büyük bir minnet duyduğunu söylemektedir. Buradan, Üçüncü Dünya Savaşına daha aktif bir şekilde müdahil olması planlanan NATO’nun, savaşan bir askeri örgüt olarak değil, savaşların gerçekleşmesini engelleyen bir örgüt olarak gösterilmek istediğini anlıyoruz. Law and Order ve Tyrant gibi yapımlarda imzası bulunan Christine Levinson ise NATO’yu şu benzetmeyle anlatmaktadır: “NATO biraz güneş kremi gibi. Biliyorsunuz, sürmeyi hatırladığınız günlerde düşünmenize gerek yok. Sizi koruyor. Ve dışarı çıkıp yapmak istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Yüzebilirsiniz. Koşabilirsiniz. Arkadaşlarınızla takılabilirsiniz. Bir fincan kahve içebilirsiniz. Sürmeyi unuttuğunuz, kreminizi ihmal ettiğiniz günlerdeyse yanarsınız.”
CSIS’in, “Hikâyeyi nasıl anlattığınız, hangi unsurları seçtiğiniz ve karakterleri nasıl geliştirdiğiniz insanların dünyayı nasıl gördüğünü değiştirir” tespiti de senaristlerin neden bu süreçte önemli bir konuma yerleştirildiğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla söz konusu senaristlerin bu toplantılara dâhil edilmesi tesadüfi değildir. NATO, hedeflediği anlatıyı geniş kitlelere ulaştırabilecek ve bu anlatıyı sinema ve televizyon yapımlarına nasıl aktarabileceğini bilen uzmanlarla işbirliği yapmaktadır. Kapalı kapılar ardındaki bu buluşmaların amacının, NATO’nun yeni küresel vizyonunu ve askeri hedeflerini kitle iletişim araçlarının gücünü kullanarak popüler kültür aracılığıyla da topluma zerk etmek olduğu aşikârdır. Bunu da bu işi en iyi biçimde yapacağını düşündüğü unsurları etkisi altına alarak gerçekleştirmeye girişmektedir.
Burjuvazi böylesi projeleri, çalışmaları hep yapmıştır, her zaman da yapacaktır. Ne var ki, kitleleri etki altında tutmak için nasıl bir çaba içerisinde olursa olsun, buna aksi yönde çalışan bir nesnel temel olduğunu hiç unutmamak gerekiyor. Zaten burjuva mahfillerde benzer çabaların yoğunlaşmasının sebebi de bu gerçekliktir. İnsanlar, yaşadıkları toplumsal gerçeklikle çelişen propagandalara ne kadar etkili araçlarla maruz kalırlarsa kalsınlar; ekonomik sorunlar, eşitsizlik ve umutsuzluk kalıcı hale geldiğinde, egemenlerin ideolojik yönlendirmelerinin etkisi bekledikleri kadar kuvvetli olmaz. Dört bir koldan gelen yoğun ideolojik yönlendirme çabalarına rağmen, bugün dünya genelinde emekçi gençliğin arayışlara ve mücadelelere girişmesi de bu yüzdendir.
Belli ki NATO’nun ve benzeri diğer burjuva kurumların girişimleriyle, en etkileyici yöntemler ve araçlar kullanılarak emekçi kitleleri yanılsamalara sürükleme amacındaki projeler sistematik olarak karşımıza çıkarılacak. Sinema filminden televizyon dizilerine, sosyal medya görsellerinden video oyunlarına kadar pek çok mecrada, çoğunlukla incelikli biçimde işlenmiş yeni konseptleri de kapsayacak algı oluşturma müdahalelerine, daha önceleri de olduğu gibi çokça maruz kalacağız. Adları jeneriklerde geçmese bile gerçekte burjuvazinin bu kurumlarının el vermesiyle bizlere “iftiharla” sunulacak filmler, diziler ve benzerleriyle sık sık karşılaşacağız. Bu nedenle, işçi sınıfının devrimcileri buralardan esen rüzgârlara karşı uyanık olmalı ve sınıfın öncülerini uyanık tutma görevini ihmal etmemelidir. Burjuvazinin propaganda makinelerinin yaydığı zehri etkisiz kılmanın yolu, işçi sınıfının devrimci propaganda araçlarının etkisini arttırmaktan geçmektedir. Sınıfın öncülerinin işçi sınıfı mücadelesinin devrimci yayınlarını, okumaya, izlemeye, birlikte tartışmaya, bu yayınlara katkılarda bulunmaya ve daha fazla işçiye ulaşmasını sağlamaya çalışmasının ne kadar önemli olduğu, bu haberlerin ortaya koyduğu gelişmelerle birlikte bir kez daha hatırlanmalıdır.
[1] https://www.theguardian.com/world/2026/may/03/nato-meets-tv-and-film-makers-causing-concerns-it-seeks-propaganda
[2] Burjuvazinin egemenliğini sürdürmek için baskı aygıtlarıyla birlikte kullandığı ideolojik aygıtların oynadığı rolün doğru kavranabilmesi için Elif Çağlı’nın “Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü” yazısı mutlaka okunmalıdır (https://marksist.net/elif-cagli/otoriterlesme-ve-ideolojik-aygitlarin-rolu) Ayrıca Hollywood ile CIA arasındaki ilişkiler üzerine detaylı bilgi için şu yazıya da bakılabilir: Yılmaz Seyhan, Sinema ve İdeoloji, Hollywood ve Burjuvazi, 19 Ekim 2017, https://marksist.net/node/5963
[3] Örneğin, CBS’nin 2001-2003 arasında yayımladığı The Agency dizisinin yaratıcısı Michael Frost Beckner’in CIA ile çalıştığı, The Guardian’ın 2001 tarihli bir haberinde ortaya konmuştur. Beckner’in CIA ile görüşmeler yaptıktan sonra hazırladığı taslağı CIA’ya gönderdiği ve ilgili birimin başında bulunan Chase Brandon’ın “Ben bazı yorumlar yaptım, o da bazı değişiklikler yaptı” dediği bu haberde geçmektedir. CIA’nın Hollywood ilişkisi üzerine yapılmış en kapsamlı araştırmalardan biri olan, Tricia Jenkins’in akademik çalışması “The CIA in Hollywood: How the Agency Shapes Film and Television”da da, Chase Brandon’ın 2003 yapımı The Recruit filminin gerçek senaristi olduğu anlatılmaktadır.
[4] https://www.csis.org/analysis/hollywood-goes-nato-telling-story-alliance linkinde 2024’teki toplantılara katılanlardan bazılarının içerikle ilgili açıklamaları ve izlenimleri mevcuttur. Burada NATO’nun iletişim ve hikâye anlatıcılığı meselesini neden Hollywood senaristleriyle görüştüğü açıkça konuşulmaktadır.
link: Selim Fuat, NATO Filmcilik İftiharla Sunar!, 17 Eylül 2026, https://marksist.net/node/8834


