Navigation

Gülhan Dildar

Ehrenburg’un “Fırtına”sı: Faşist Barbarlığın, Körleşmenin, Savaşın ve Direnişin Öyküsü

İlya Ehrenburg, “Fırtına” adlı romanında, faşizm ve savaş dönemini pek çok yönüyle, farklı karakterlerin yaşamı üzerinden sürükleyici anlatımıyla konu edinir. II. Dünya Savaşına giden süreçte fırtına öncesi sessizliği andıran kitlelerdeki ruh halini ve savaş sürecindeki değişimi çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Muazzam bir belgesel tadındaki bu roman, savaş sürecindeki gelişmeleri esas olarak Fransa ve Rusya üzerinden aktarmaktadır. Üzerinde yaşadığımız topraklarda faşist bir tırmanış söz konusuyken Fırtına gibi değerli bir yapıt, faşist barbarların neler yapabileceklerini kavramak ve tarihsel deneylerden dersler çıkarmak bakımından yararlı bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Tükettiren Kapitalizm İnsanı Tüketiyor

Kapitalist sistemde üretim, insan ihtiyacı esas alınarak yapılmaz. Bu akıldışı sistemde üretimin ana amacı burjuvazinin kâr elde etmesidir. Her kapitalist daha fazla ürün üreterek piyasaya sürmeyi ve pazara sürdüğü malların kısa sürede tüketilip kâra dönüşmesini ister. Gözünü kâr hırsı bürümüş kapitalistlerin asıl hedefi, bu ürünlerde kristalleşmiş olan işçinin ödenmemiş emeğini realize etmektir. Bu nedenle ürünlerin daha fazla tüketilmesi için hedef kitle belirlenir ve her türlü yolla tüketim arttırılmaya çalışılır.

Emperyalist Savaşın Kafkasya Cephesi

Aralık ayı başından bu yana Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki gerilim çatışmaya dönüşmüş durumda. 24 Kasımda AKP hükümetinin emriyle düşürülen Rus bombardıman uçağının ardından, Dağlık Karabağ bölgesi üzerinden yürüyen ve tarihsel bir arka planı olan Ermenistan-Azerbaycan arasındaki gerilim çatışmaya dönüştü. Rusya’nın Suriye’deki ağırlığını hissettirmesini takiben iç ve dış politikalarında iyice köşeye sıkışan Türkiye, maceracı politikalarını değiştirmeye pek niyeti olmadığını uçak düşürme olayıyla bir kez daha göstermişti.

Paris Zirvesi Küresel Isınmayı Durduracak mı?

Burjuvazi, doğanın korunması, küresel ısınmanın önüne geçilmesi taleplerini dahi sert bir biçimde bastırıyor. İklim değişikliği ve küresel ısınma gibi doğa ve insanlık için son derece ciddi sorunların çözümü kapitalizme karşı örgütlü mücadelenin yükseltilmesinden geçmektedir. Doğanın ve insanlığın düşmanı kapitalizm yıkılıp yerine doğayla uyumlu bir üretim tarzı inşa edilmedikçe doğanın mahvı son bulmadığı gibi insanlığın kurtuluşu da mümkün olmayacaktır!

AKP’nin Çifte Standardı

İtaatkâr, kanaatkâr bir toplum yaratma çabası içinde olan AKP, en ufak bir hak arayışında ya da muhalefette bile devlet terörü ile karşılık vermektedir. Çoktandır sahte demokrat maskesi de düşmüş olan AKP-Erdoğan iktidarının, polis devleti uygulamalarını yaygınlaştırmasına, otoriterleşmeye ve devlet terörüne karşı demokratik hak ve özgürlükler için mücadele etmek elzemdir.

Filistin’de Yeni Bir İntifada mı?

İsrail polisinin, askerinin ve aşırı sağcı Yahudi yerleşimcilerin saldırgan tutumu, aralarında hamile kadın ve çocukların da olduğu onlarca insanın ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Sadece Ekim ayı başından bu yana İsrail polisinin sokak ortasında infazları, Yahudi yerleşimcilerin faşist saldırıları, tahrikleri ve Filistinli gençlerin bunlara Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da bıçaklı saldırılarla cevap vermesi sonucu 10 İsrailli ve 54 Filistinli öldü.

Kürt İllerinde Çocuk Katliamları Devam Ediyor

Her gün sokağa çıkma yasaklarıyla karşı karşıya kalan anneler, babalar artık isyan ediyorlar. “Yeter artık, yeter, yeter!” diye haykırıyorlar. Seslerinin Türkiye’nin batısına ulaşmasını istiyorlar. Yüreklerindeki acının artık katlanılmaz hale geldiğini söylüyorlar. Bir anne diyor ki; “dilerim Allah’tan Emine Erdoğan’ın da ciğeri yanar. Belki o zaman bizi biraz olsun anlarlar.” Halklar barış istiyoruz dedikçe, devletlûlar oy hesabı yapıyor, adeta Kürtlerden 7 Haziran seçimleri yenilgisinin öcünü alıyorlar. Bugün ellerinde tüm gücü toplayan egemenler, ne kadar saldırsalar da boşuna çırpınıyorlar. Gün gelecek tüm bu acıların, zalimliklerin hesabı sorulacak.

Mülteci Sorununda Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Mülteci krizi büyümeye ve Avrupa ülkelerini sarmaya devam ediyor. Mültecilerin yaşadığı trajediler gündemde önemli bir yer tutmayı sürdürürken, haftalardır, burjuvazinin özellikle de mülteci kriziyle karşı karşıya kalan Avrupalı egemenlerin, bu sorunun üstesinden nasıl geleceklerini tartıştıklarını izliyoruz. Sınır kontrollerini arttırarak, Avrupa kapısına dayanan yüz binlerce mültecinin girişlerini engelleyerek sorunun üstesinden gelmeye çalışan burjuva hükümetler, bu trajedilere sebep olanın, küçücük çocukların, kadınların, yani ölüme gönderilen binlerce mültecinin katillerinin kendileri olduğunu ise toplumdan saklamaya çalışıyorlar.

Kapitalizmin Yarattığı Mültecilik Dramı

Avrupa İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en büyük göç dalgasıyla karşı karşıya. Akın akın yaşanan bu göç, devasa bir krizi de beraberinde getiriyor. Avrupa devletleri tek başlarına yüz binlerce mültecinin ihtiyaçlarını karşılayamayacaklarını söylerken ciddi bir kaosla da karşı karşıya olduklarını itiraf ediyorlar. Evet, bugünlerde tam bir kaos yaşanıyor. Ama kim bu kaosun sorumlusu? İnsanlar neden yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar?

Savaşın Bedelini Kadınlar Ödüyor

Suruç katliamının ardından istediği ortamın oluşmasıyla birlikte AKP, “şiddet eylemlerinin önüne geçmek” bahanesiyle IŞİD’e yönelik operasyonlar adı altında Kürt hareketine karşı savaş başlattı. Bir dönem Kürt “kardeşlerinin” oylarını alabilmek ve iktidarını sağlamlaştırmak için “çözüm süreci”ni başlatan Erdoğan ve AKP’nin planları ters tepince “çözüm süreci” bir anda buzdolabına kaldırıldı. Savaş naraları atmaya başlayan Erdoğan ve AKP kısa süre içerisinde Kürt ve Türk emekçilerini yeniden çatışmalı sürecin içerisine sürüklemiş oldu.

İşçi Sınıfının Kadınları Susmayacak!

İşçiler, kendilerinin adeta makinelerin bir aksamı haline getirildiği, nefes dahi alamaz halde tempolu, ağır çalışma koşullarına, sosyal yaşamlarının hiçe sayılmasına, zorunlu mesailere, köle yerine konulmalarına karşı inanılmaz bir öfke biriktiriyorlar. Son süreçte bu öfkenin pek çok işyerinde, fabrikada patlak verdiğini ve direnişlerin, grevlerin yaşandığına tanıklık ediyoruz. İşçi kadınlar da kapitalist toplumun tüm dayatmalarını ve kendilerine biçilen rolü bir kenara atıp bu mücadelelerde en önde yerlerini alıyor, erkek işçi kardeşlerine cesaret ve moral veriyorlar. Patronlar sınıfının pervasız saldırılarına karşı kadın işçiler, birlik oluyor, kenetleniyor ve susmayacaklarını haykırıyorlar!

Şili ve Meksika’da Öğrenciler ve Öğretmenler Sokakta

Burjuvazinin kâr hırsı yüzünden tüm dünyada işçi ve emekçiler üzerindeki baskılar arttırılıyor, iş saatleri uzatılıyor, ücretler düşüyor, sosyal haklar tırpanlanıyor, eğitim, sağlık gibi temel kamu harcamalarında kısıtlamalara gidiliyor. Kapitalist sistemin insanlıkdışı doğası, emekçilerin ve onların çocuklarının yaşamlarını çekilmez hale getiriyor. Ne Şili’de ne Meksika’da ne de dünyanın başka bir yerinde emekçilerin yaşam koşulları, eğitim hakkı, sağlık hakkı kapitalistlerin umurunda değildir.

Nepal’de Deprem ve Emekçilerin Sefaleti

Devlet kapitalizmi savunusuyla hareket eden NKP(M)’nin Nepalli işçi ve emekçilerin mücadelesini getirdiği nokta ortadadır: Uluslararası kapitalist sistemle bütünleşme derinleşirken, işçi ve emekçi kitleler yoksulluk ve sefalet içerisinde debelenmeye devam etmektedirler. Depremin sonuçları Nepalli emekçilerin içinde bulunduğu bu durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu insanlık dışı koşullardan kurtuluş ancak kapitalist sistemin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.

Kapitalizm Kadınları Fuhuş Bataklığına Sürüklüyor

Her geçen gün daha da çürüyen ve etrafa pis kokular yayan kapitalizm ortadan kaldırılmadan fuhuş bataklığı kurutulamaz. İşsizlik, savaş, yoksulluk, açlık yüzünden yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan göçmen kadınların da, Avrupa’dan Asya’ya tüm kadınların da bu bataklıktan kurtuluşu ancak kapitalizmin yıkılmasıyla mümkün olabilir. Kapitalizm yıkıldığında, sömürü ortadan kalkacağı gibi, kadın bedeni de bir meta olmaktan çıkacak, her türlü insani duygu özgür bir şekilde yaşanabilecektir.

Kömür Dururken Tarih Kimin Umurunda?

Antik dönemde Frigya diye anılan bölgenin güneyinde, Batı ile İç Anadolu’yu birbirine bağlayan önemli bir yol ağı ve kesişme noktası üzerinde bulunuyor Seyitömer Höyüğü. Kütahya-Seyitömer Höyüğü’nde uzun yıllardır yapılan kazılar sonucunda insanlık tarihine ışık tutan binlerce eser bulundu. Bölgenin Tunç Çağlarında Anadolu ve Mezopotamya ile olan siyasi, ticari ve sosyal ilişkilerini göstermesi bakımından önemli sonuçlar elde edildi.

İslamofobik Saldırganlık Tırman(dırıl)ıyor

Geçtiğimiz haftalarda ABD’de üç Müslüman gencin evlerinde katledilmesi, İslamofobinin ve yabancı düşmanlığının ne denli yükseldiğini gösteren son olaylardan biridir. 10 Şubatta Filistin asıllı 23 yaşındaki Deah Barakat, eşi Yusor Muhammed ve onun kızkardeşi Razan Muhammed, Craig Stephen Hicks adlı bir beyaz Amerikalı tarafından silahla vurularak öldürüldü. Müslüman üç gencin katledilmesinin ardından ikiyüzlü burjuva politikacılar, çıkarları temelinde kitleleri arkalarına almak için açıklamalar yaptılar.

Amerika’da Siyah Öfkenin Tarihinden Yansıyanlar

Bugün başta siyahlar olmak üzere tüm ezilenlerin gerçek kurtuluşu ancak kapitalizmin yıkılması ve sınıfsız, sömürüsüz, gerçek barışın sağlandığı bir toplumun yani sosyalist toplumun yolunun açılmasıyla mümkün olabilir. İşte o zaman bir avuç kapitalistin saltanatına son verilecek ve tüm insanlık kurtulacaktır. Bu da ancak burjuvazinin ırkçı, milliyetçi, şovenist kışkırtmalarını boşa çıkartıp siyah-beyaz ayrımı yapmaksızın işçi sınıfı temelinde yürütülecek devrimci bir mücadeleyle mümkün olacaktır.

El Şebab Saldırıları ve Kenya’daki Emperyalist Kapışma

Radikal İslamcı El-Şebab örgütü, Aralık ayı başında Kenya’da 36 madenciyi kurşuna dizerek katletti. Bu olaydan bir hafta kadar önce ise bu örgüt, bir otobüsü durdurarak yine Müslüman olmayan 28 yolcuyu katletmişti. “İslami terör” meselesi, tamamının Hıristiyan olduğu madencilerin katledilmesiyle yeniden Kenya’da gündeme taşındı.

Kadına Şiddet Kapitalizmin Yıkılmasıyla Son Bulur

Kapitalist toplumun her yanından fışkıran iktidar ve sömürü ilişkileri kadın erkek ilişkisinde de görülmektedir. İşyerlerinde, fabrikalarda ölesiye çalıştırılan, uzun saatler boyunca posası çıkartılan, amiri, ustası tarafından hakarete uğrayan, aşağılanan, haksızlığa uğrayan erkek, eve gelince kadın üzerinde kurduğu iktidarın hazzını yaşamaktadır. Erkek bu iktidar duygusunu, kadının sözüne önem vermeyerek, kadına giyiminden dışarı çıkmasına kadar getirdiği çeşitli yasaklamalarla, cinsel zorbalıkla yaşamaktadır.

Meksika’da Öğrenciler Ayağa Kalktı

26 Eylülde Meksika’nın güneyindeki Guerrero eyaletinde, aralarında Ayotzinapa Öğretmen Okulu öğrencilerinin de bulunduğu binlerce öğrenci ve öğretmenin katıldığı eylemde, öğretmenlerin çalışma koşullarının düzeltilmesi talep edilirken, üniversite harçlarının yükseltilmesi ve hükümetin eğitime dönük saldırıları da protesto edildi. Taleplerini dile getiren öğretmen ve öğrencilere polis azgın bir şekilde saldırdı. Göstericilerin makineli tüfeklerle tarandığı bu saldırı sonucunda 3’ü öğrenci 6 kişi yaşamını yitirdi, 25 kişi ise yaralandı. 43 öğrenciyse gözaltına alındı.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.