Navigation

Gülhan Dildar

Kapitalizm Toplumun Psikolojisini Bozuyor

Bakanlığı’nın Ağustos ayında açıkladığı verilere göre, Türkiye’de psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle doktora başvuranların sayısı 2009-2013 yılları arasında 3 katına çıkarak 3 milyondan 9 milyona ulaşmıştır. Üstelik bu artış oranı İstanbul, Ankara gibi metropol kentlerde 5-6 kata kadar çıkıyor. Örneğin 2009’da İstanbul’da 262 bin kişi psikolojik sıkıntılarla doktora başvururken, bu sayı 2013’te 1,5 milyona çıktı.

Dünya Nüfusunun Yüzde 70’i Sosyal Güvenceden Yoksun

Kapitalizmin içine düştüğü küresel krizin, dünya işçi sınıfı açısından sonuçları katlanılmaz boyutlara ulaştı. Burjuvazinin azgın bir şekilde hayata geçirdiği neo-liberal politikalarla sosyal haklar tırpanlandı, iş güvencesi ortadan kaldırıldı, işsizlik arttı, işsizlik ödeneği ve emeklilik gibi temel sosyal güvencelerden yararlanma koşulları ağırlaştırıldı, yoksulluk ve sefalet daha da derinleşti.

Kapitalizmin Peydahladığı Yeni Belâ: Bonzai

Kapitalizm toplumun ruh sağlığını bozuyor ve yaşamı çekilmez kılıyor. Ancak bundan kurtulmanın yolu insanların kendilerini uyuşturmasından değil kapitalizme karşı mücadele ederek sorunların asıl kaynağını kurutmaktan geçiyor. İşsizliğin, yoksulluğun, savaşların, sömürünün ve yabancılaşmanın olmadığı bir dünya inşa edildiğinde insanlar için yaşam büyük bir zevk haline gelecektir.

Sermayenin Arzusu: Her Yer Taşeronlaştırılsın!

AKP hükümeti, patronların arzusu doğrultusunda hazırladığı ve uzun süredir üzerinde çalıştığı taşeron düzenlemesini torba yasaya dahil ederek 30 Mayısta Meclise sundu. Çalışma Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın birlikte hazırladığı tasarının yasalaştırılmasıyla birlikte işçi sınıfı önümüzdeki günlerde yeni saldırılarla karşı karşıya kalacak. AKP hükümeti, burjuva medya aracılığıyla taşeronlaştırma paketini kamuoyuna “müjde” olarak sunarak bilinç bulandırmakta ve tam anlamıyla dezenformasyona başvurmaktadır.

Sermaye İşçilerin Kanıyla, Canıyla Büyüyor

İşçilerin bedenlerini yakıp kül eden ateş işçi sınıfın yüreğini de tutuşturacak ve ayağa kalkan işçi sınıfı katledilen kardeşlerinin hesabını er ya da geç soracaktır. Gencecik bedenlerin iş kazalarında solup gitmediği, çocukların öksüz ve yetim kalmadığı, sömürünün olmadığı bir dünya mümkün. Kapitalist düzeni alaşağı eden ve iktidarı eline alan işçi sınıfı, üretimi kârlılık esasına göre değil insanlığın ihtiyaçlarına göre düzenlemeye başladığında, o güne kadar kendisi için cehenneme dönüştürülen yaşamın cennete çevrilmesinin de önünü açacaktır.

Enternasyonal: İşçi Sınıfının Uluslararası Marşı

Başka bir dünya inşa etmek isteyen işçilerin umutları hiçbir zaman kaybolmadı ve bugünlere kadar ulaştı. Bu devrimci tutkunun ve burjuvaziye duyulan sınıf kininin dilden dile günümüze kadar gelmesinde devrimci marşların payı da büyüktür. İşçi sınıfının uluslararası marşı niteliğini kazanan Enternasyonal marşı ise bunların en önemlisidir.

Bosna-Hersek’te Emekçilerin Öfkesi Büyüyor

Yugoslavya’nın dağılmasının ardından yaşanan sancılı süreç sonrasında ortaya çıkan devletlerden biri olan Bosna-Hersek, Şubat ayının başlarında, son dönemin en büyük kitle eylemlerine sahne oldu. Ülkenin eski bir sanayi kenti olan Tuzla’da yer alan bir fabrikanın özelleştirilip kapatılması ve binlerce işçinin işsiz kalması işçilerin öfkesini daha da körükledi.

Beyrut Kasabı Öldü, Filistin Sorunu Devam Ediyor

2006’dan bu yana bitkisel hayatta olan İsrail’in eski başbakanı Ariel Şaron’un 11 Ocakta ölmesi, Filistin halkının yaşadığı acıları, katliamları yeniden gündeme taşıdı. İsrail’de “büyük bir asker” ve “kahraman bir savaşçı” olarak görülüp “Buldozer” lakabıyla anılan eli kanlı Şaron, Arap halkları ve özelde Filistin halkı içinse “Beyrut Kasabı” olarak tarihe geçmiştir. Filistinlilerin, Şaron’un ölüm haberini bir bayram havasında karşılamaları ve sevinç duymaları, onun Filistin sorununda izlediği imhacı siyasi çizgiden kaynaklanmaktadır.

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Neler Oluyor?

Kapitalizmin krizinin derinleşmesiyle emperyalistler arası rekabet kızışmakta ve nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak üzere yürütülen savaşlar dünyanın pek çok bölgesine yayılmaktadır. Afrika’nın pek çok ülkesi de emperyalistlerin pazar ve hegemonya savaşının bir alanıdır. Emperyalistler tarafından bölgedeki halklar arasında etnik ve dinsel ayrımlar kışkırtılmakta ve yıllarca birlikte yaşayan halklar vahşice birbirlerine boğazlatılmaktadırlar.

Kapitalizmde Felâketler Yoksulları Vuruyor

Son yirmi yıldır dünyadaki “doğal” felâketlerin ardı arkası kesilmiyor. Depremler, tsunamiler, seller, kasırgalar… Yaşanan felâketler giderek sıklaşıyor ve insan hayatında yarattığı yıkımlar onmaz acılara yol açıyor. Bizzat burjuva kurumların yayınladıkları raporlara göre de dünyadaki doğal afetlerin sayısı son 20 yılda 4 kat arttı. Özellikle 2000’den sonra bu tür felâketlerin yol açtığı yıkımı pek çok acı örnekte gördük. “Doğal” denilen bu felâketlerin daima yoksul kesimleri başta olmak üzere emekçileri vurduğunu da görüyoruz.

İşçilerin Yoksulluğu Üzerinden Yükselen Zenginlik

OECD, ILO, TÜİK gibi gerek ulusal, gerekse uluslararası burjuva kurumlar tarafından her yıl pek çok rapor yayınlanıyor. Bu raporlarda, toplumun gelir dağılımından yaşam ve çalışma standartlarına, işsizlik oranlarına varıncaya kadar pek çok konuda veriler sunuluyor. Burjuvazinin gerçek tabloyu gizlemek amacıyla türlü manipülalif işlemden geçirerek işlediği ve yayınladığı bu veriler bile, işçi ve emekçiler açısından durumun hiç de iyiye gitmediğini gösteriyor.

“Rüyalar Ülkesi”nde Milyonların Sefaleti

Bir yanda muazzam servetler, diğer yanda korkunç bir yoksulluk ve sefalet yaratılıyor. İşte “rüyalar ülkesi” ABD’deki yaşam da bunun çarpıcı bir ifadesidir. 12 milyon Amerikalı iş bulamıyor. Her yedi Amerikalıdan biri devlet yardımına muhtaç ve günlük 3 dolardan az paraya denk gelen bu yardım bile kesilmek isteniyor. Yoksulların yarısından çoğunu yaşlılar ve çocuklar oluşturuyor. 50 milyona yakın insan yoksullukla boğuşurken, milyonlarcası sokakta yaşıyor.

Sermayenin Zor ve Baskı Aygıtı Olarak Polis

Sömürülü toplumlarda, devlet nasıl ki ezilen sınıfları sömürmeyi güvence altına almanın bir aracı olarak kullanılıyorsa, kolluk kuvvetleri, silahlı aygıtlar da devletin çıplak zor aracı olarak kullanılmaktadır. Bu aygıt, olağanüstü süreçlerde baskı ve zoru daha da arttırır. Kapitalizmin şu an içinde bulunduğu kriz ve savaş dönemi de, siyasi istikrarsızlığın ve çelişkilerin alabildiğine derinleştiği böylesi bir olağanüstü sürece denk düşmektedir. Bu yüzden de tüm dünyada burjuva devlet aygıtı daha da güçlendiriliyor, anti-demokratik uygulamalar yaygınlaştırılıyor, toplum iliklerine kadar gözetleniyor, fişleniyor, kapitalist düzeninin muhafızları geniş yetkilerle donatılıyor ve polis devleti uygulamaları hız kazanıyor.

Suriye’deki Gelişmeler ve İran Seçimleri

Tunus’la başlayıp Mısırla devam eden ve kısa sürede tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı etkisi altına alan halk isyanları dalgası 2011 Martında Suriye’ye de sıçramıştı. Başlangıçta kitlelerin Esad diktatörlüğüne karşı başlattığı protesto gösterileri, bir yandan rejimin terörü bir yandan da emperyalist güçlerin sürece müdahil olmasıyla geri çekildi ve yerini her gün onlarca insanın katledildiği kanlı bir iç savaşa bıraktı. Bu iç savaşta Birleşmiş Milletler tahminlerine göre 93 bin kişi yaşamını yitirdi, 4 milyonu aşkın insan evlerinden ayrılmak zorunda kaldı, 1,6 milyonu ise mülteci oldu. Başlangıçta Esad diktatörlüğünün altı ayda düşeceği iddia edilirken, iki yıldır devam eden iç savaş süreci giderek karmaşık bir hal almakta ve bu sürecin faturası emekçilere çıkmaktadır.

4+4+4’ün Yol Açtığı Sorunlar

Öğrencilerin ve ailelerin yanı sıra, 4+4+4 eğitim sisteminin mağdurlarından bir diğeri de eğitim emekçileridir. 138 bin öğretmen açığı olmasına rağmen, kademeli olarak değiştirilen sistem nedeniyle 30 bini sınıf öğretmeni olmak üzere 70 bine yakın öğretmen norm fazlası durumuna düşmüştür. Okulların açılmasına rağmen görev yerleri belli olmayan binlerce öğretmen, bakanlık tarafından kendi istekleri dışında görevlendirilmiş, yıllarca görev yaptıkları okullarından ve öğrencilerinden uzaklaştırılarak branş değişikliğine zorlanmıştır. Ayrıca öğrenci sayısının, seçmeli ders sayısının ve ders saatlerinin artması gibi nedenlerle öğretmenlerin çalışma saatlerinde de artış söz konusudur.

“Su Boşuna mı Aksın?”

AKP iktidarı, hakkını gasp ettirmemek için direnişe, greve çıkan işçileri, parasız eğitim hakkını savunan öğrencileri, yıllardır özgürlük mücadelesi veren ezilen Kürt halkını, sosyalistleri, gazetecileri ve toplumsal muhalefeti yükseltmeye çalışan daha pek çok kesimi nasıl ki “terörist” olarak yaftalamaya çalışıyorsa, doğanın katledilmesine karşı duran köylülerin mücadelesini de benzer karalamalarla yalnızlaştırmaya çalışıyor. Yöre halkının mücadelesine destek olmak isteyenler “bir avuç seyyar eylemci” denerek aşağılanmaya ve köylülerden yalıtılmaya çalışılıyor.

“Sel Felâketi” ve “Kentsel Dönüşüm” Gerçeği

Ekonomik çıkar ve kâr mantığı üzerine kurulu kapitalist düzende, işçi sınıfının toplumsal ihtiyaçlarını sağlayabileceği, sağlam, rutubetten uzak, sağlıklı, estetik, doğayla iç içe konutlar beklemek ne yazık ki hayalden öteye geçemez. İşçi sınıfının mücadeleleri sonucunda Birleşmiş Milletler sözleşmelerine yazılan barınma hakkı, kapitalizmde kâğıt üstünde kalmanın ötesine geçmemiştir. Dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkelerinde dahi milyonlarca insanın evsiz ve sokakta yaşıyor oluşu, bu sorunun kapitalizm altında çözülemeyeceğinin kanıtıdır.

Cezaevlerindeki Vahşet

Türkiye’de cezaevlerinin insanlık dışı koşulları, Urfa E Tipi Cezaevinde bu duruma isyan eden 13 mahpusun yanarak yaşamını yitirmesi ve Gaziantep, Adana ve Karaman cezaevlerinden bu isyana destek gelmesiyle birlikte bir kez daha gündeme gelmiş oldu. Gerek siyasi tutsaklar, gerekse adli mahpuslar cezaevlerindeki insanlık dışı koşulların değişmesi için yıllardır seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

“Okul Sütü, Akıl Küpü” Projesi

Sağlıklı bir toplumun yaratılmasını bu çürümüş kâra dayalı kapitalist düzenden beklemek ham hayaldir. Bu ancak üretimin gerçek anlamda insanlığın ihtiyaçları temelinde planlandığı ve gerçekleştirildiği bir düzende mümkündür. İşte o zaman tüm insanlık rahatlıkla dilediği gıda maddelerine de ulaşabilir, her türlü ihtiyacını da karşılayabilir.

AKP’nin Agresifliği ve Tahammülsüzlüğü

AKP hükümeti baskı politikalarını yaygınlaştırıyor ve giderek daha fazla otoriterleşiyor. Bir tarafta KCK operasyonları kapsamında binlerce Kürt gözaltına alınıp tutuklanırken, diğer taraftan gerçekleştirdikleri demokratik eylemler “Terörle Mücadele Yasası” kapsamına dahil edilen yüzlerce öğrenci gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Daha yargıya, polise sıra gelmeden, YÖK ve rektörlükler tarafından binlerce öğrenci hakkında üniversitelerde katıldıkları eylemler nedeniyle soruşturmalar açılıyor. Binlerce öğrenci bu soruşturmalar neticesinde okuldan uzaklaştırma cezasına çarptırılıyor.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.