Navigation

Öğrenim Kredisi Borcu Olan Milyonlar

Her şeyin kâra endekslendiği kapitalizmde, okullar ve üniversiteler de birer ticarethaneye dönüşmüştür. Bu sistemde parasız eğitim talebi bir suç olarak görülürken, bu hakkın gasp edilmesi karşısında tepkilerini dile getiren yüzlerce öğrenci okuldan uzaklaştırılmakta, haklarında hapis cezalarıyla davalar açılmaktadır. Kimi burjuva köşe yazarları ise daha da ileri gidip parasız eğitim isteyenleri aşağılamaktadır. “Yüzleri hiç kızarmadan parasız eğitim istiyorlar ve bunu da bir hak olarak talep ediyorlar” diyen Sabah yazarı Emre Aköz de bunlardan biri. Aköz’ün parasız eğitimin yerine önerdiği yöntem ise, öğrencilerin kredi kurumlarından borç alıp eğitimlerini tamamlayınca bu borcu geri ödemesi esasına dayanan Amerikan modelidir. Ancak bu modeli önerenler, ABD’de milyonlarca insanın öğrenim kredisi borcu olduğu ve bu nedenle çok zor durumlara düştüğü gerçeğinden hiç söz etmemektedirler.

Üniversite eğitiminin paralı olduğu ABD’de öğrenciler, üniversiteye girebilmek için öğrenim kredisi veren şirketlerin esiri olmuş durumdalar. New York Eyalet Merkez Bankasının açıkladığı verilere göre ülkede 7 milyon öğrencinin öğrenim kredisi borcu bulunuyor ve bu borcun Nisan ayı itibariyle 1 trilyon doların üzerine çıktığı ifade ediliyor. Amerika’da üniversite öğrenimi gören bir öğrencinin yıllık öğrenim gideri ortalama 30 bin dolar civarında ve diğer giderleri de katıldığında öğrencilerin aldıkları öğrenim kredisi 80 bin doların üzerine çıkıyor. Öğrencilerin öğrenim kredisini okul bittikten 6 ay sonra geri ödemeye başlamaları gerekiyor. Ancak işsizliğin giderek tırmandığı ve üniversiteyi yeni bitirmiş öğrencilerin %53’ünün işsiz olduğu bu “rüyalar ülkesi”nde, öğrencilerin aldıkları öğrenim kredilerini geri ödeyebilmeleri öyle kolay olmuyor. Üstüne bir de öğrenim kredilerinin faiz oranlarının giderek yükselmesini eklediğimizde, gençlerin bu borcun faizini dahi ödeyemeyecek durumda olduğunu görebiliriz.

Öğrenim kredisi borcunun 1 trilyon dolara çıkması üzerine sermayenin kalbinin attığı Wall Street’i panik havası sardı. Ekonomistler ve kimi önde gelen şirketlerin CEO’ları birbiri ardı sıra açıklamalar yaptılar. Tüm dünyayı içine alan ekonomik krizin giderek derinleştiği bu süreçte, 1 trilyon dolar borcun yansımalarının nasıl olacağına dair senaryolar çizilmeye de başlandı. Devlet yetkililerinden bazıları kredi borcunun tahsil edilememesi durumunda geçmişte yaşanan mortgage krizine benzer bir krizin yeniden hortlayacağı türünden açıklamalar yaptı.

1 trilyon dolar borcun resmi olarak açıklanmasının ardından, öğrenim kredisi borcu olan binlerce öğrenci protesto gösterileri düzenledi. “Wall Street’i İşgal Et” girişimi ve birçok öğrenci grubu eş zamanlı olarak üniversitelerde ve alanlarda birleşerek, parasız eğitim ve öğrenim kredisi borçlarının silinmesi taleplerini yükselttiler. Düzenledikleri gösterilerde öğrenciler ayaklarına prangalar, yakalarına ne kadar kredi borçları olduğunu gösteren kartlar taktılar. Birçok üniversitede “1 Milyon Dolar Günü” adıyla kampanyalar örgütlendi. 1 milyon kredi borcuna karşı 1 milyon imza toplamak için çalışmalar yapılmaya başlandı. Bu gösterilere katılan öğrenciler kredi borcunun üzerlerinde yarattığı etkiyi çok iyi özetlemekteler. 110 bin dolar öğrenim kredisi borcu olan bir kadın öğrenci, okuldan mezun olduğunda bu borcun yaklaşık iki katını ödemek zorunda olacağını söyleyerek, bankaları kurtarmaya çalışanların kriz döneminde öğrencilere verilen kredilerin faizlerini yükseltmelerine tepki göstererek sistemin çürüdüğüne dikkat çekiyor. Bir başka öğrenci ise şöyle diyor: “Bizim burada olma nedenimiz, öğrenci kredisi sisteminin aslında bir suç sistemi olduğunu göstermek. Öyle bir sistem ki, kredi alan öğrenci olarak sizin bu sistemden çıkma ya da kurtulma hakkınız sıfır; kredi verenin, geri alma hakkı ise yüzde yüz garanti altında. Bu da şu demek, aylık ödememi yapamayacak duruma düşsem bile hükümet sosyal güvenlik ödeneğimden ya da asgari ücretimden bu parayı kesecek. Ölürsem de, kredi kuruluşları, bana kefil olan ailemden bu parayı zorla alacak.”

ABD de çok daha yaygın olarak yaşanan bu sorun elbette bütün kapitalist ülkelerde var. Örneğin Türkiye’de de aldığı öğrenim kredisini geri ödeyemeyen ya da ödemeyen 750 bin kişi bulunuyor. Devlet, haklarında takibat başlattığı bu kişilerin borcunu bankalar aracılığıyla tahsil ediyor. Maliye Bakanlığının alacaklarının tahsili için uyguladığı elektronik haciz sistemi, eğitim kredisi borcu olanları da saptayıp yakalıyor. Bankalara e-haciz emri gönderen Gelir İdaresi, bu yolla binlerce borçludan alacaklarını tahsil ediyor.

Üniversiteyi borçla bitiren gençler, üniversiteden dışarıya adım atar atmaz hayalini kurdukları yaşamı bulamayacaklarını hissetmeye başlıyorlar. Bir yandan iş bulamaz, diğer yandan da kredi borcunu ödeyemez duruma düşüyorlar. Borcunu ödeyemediği için “kara listeye” alınanların ileriki yaşamları daha da katlanılmaz bir hal alıyor. ABD’de on binlerce dolarlık kredi borcu yükü ömrü boyunca kişiyi adeta esir alıyor. 40 yaşın üzerinde binlerce insan öğrencilik döneminde aldığı krediyi ödemekle meşgul. Sırf kredi borcu yüzünden binlerce genç bunalıma giriyor ve intihara sürükleniyor. Borcunu ödeyebilmek için çoğu insan hiç yapmak istemediği şeyleri yapmaya başlayabiliyor. Yalnızlaşıyor, pasifleşiyor ve düzen mengenesi içinde insanın suyunu çıkarıyor. Binlerce genç üniversiteyi bitirdikten sonra borcunu kapatabilmek için istemeye istemeye Amerikan ordusuna yazılıyor ve paralı asker oluyor. Irak’a, Afganistan’a vb. giden binlerce asker, eskisi gibi geri dönemiyor, psikolojik sorunlar yüzünden kendini kaybediyor, büyük travmalar yaşıyor. Daha iyi ve rahat bir yaşam için üniversiteye giden öğrenciler, yaşamları boyunca ödeyemeyecekleri bir borcun içine girerek büyük bir depresyon ve aşağılanmanın ortasına düşürüyor.

Kapitalizmin en gelişmiş ülkesi olan ABD’de ortaya çıkan bu durum aslında her şeyi özetliyor. Kapitalizmde gençlerin üniversiteye giderek geleceklerini kurtarmak, özgürleşmek türünden beklentileri boş bir hayaldir.

Yoksul öğrencilerin yaşadığı bu ve bunun gibi sorunlar, kapitalizmin doğasından kaynaklanıyor. Onların sorunları işçilerin, emekçilerin sorunlarından bağımsız değildir. Bu sömürü düzeninin ürünü olan bu gibi sorunların gerçek çözümü, işçi sınıfının yürüteceği devrimci mücadeleden geçmektedir. Tam da bu yüzdendir ki, parasız, bilimsel, laik bir eğitim için verilecek mücadele de bu mücadelenin parçası olmak zorundadır. Çünkü kapitalizm yıkılmadan bu sorunlardan gerçekten kurtulmak mümkün değildir.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 87, Haziran 2012