Navigation

Kocaeli’de Kanser Oranları Artıyor

Yüzlerce fabrikanın harıl harıl çalıştığı Kocaeli bölgesinde insan sağlığından ve temiz bir çevreden bahsetmek olanaksızsa, her dört kişiden biri kapitalist kâr hırsı yüzünden ölüme gönderiliyorsa, mücadeleyi tek başına çevre sorunu olarak göremeyiz. Sorunun çözümünü kapitalizme karşı mücadelede değil de, burjuva hükümetlerin çevre politikasını iyileştirmesinde aramak beyhudedir. Kapitalizm doğayı değil kârı düşünür.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) doğu Marmara bölgesinin sağlık istatistiğini açıkladı. Açıklanan rapora bakıldığında kanserden kaynaklı ölüm oranlarında hızlı bir yükseliş göze çarpıyor. Özellikle Kocaeli bölgesi kanser ölümlerinin en fazla gerçekleştiği yer olarak öne çıkıyor. Rapordaki veriler oldukça çarpıcı. Buna göre Kocaeli’de kanserden ölenlerin oranı %25,6. Yani Kocaeli bölgesinde her dört kişiden biri kanserden dolayı yaşamını yitiriyor. Dilovası, Kandıra, Gebze gibi bölgelerde ise bu oran daha da yükseliyor.

Bu oranlar hem dünya hem de Türkiye ortalamasının çok üzerinde ve bunları doğal ölümler olarak görmek mümkün değil. Söz konusu bölgede daha önce yapılan araştırmalar da aslında burada yoğunlaşan kanser vakalarının nedenini açıkça ortaya koymuştur: Kansere neden olan zehirli kimyasal maddelerin doğrudan fabrika bacalarından ve atık su kanallarından dışarı atılmasıyla, variller dolusu kimyasal atığın çevreye saçılmasıyla oluşan çevre ve hava kirliliği!

Kendini çevre dostu olarak gösteren belediyelerin sözde denetimleri ve kimi işletmelere kestikleri cezalar tümüyle göstermeliktir. Her şey çırılçıplak ortadadır. Kocaeli bölgesinde her işçinin ya kendisi ya da bir yakını zehir saçan denetimsiz sanayi yüzünden kansere yakalanmaktadır.

1 milyon 730 bine yakın nüfusuyla en büyük kentler arasında yer alan Kocaeli, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük sanayi bölgesi konumundadır. Bir işçi kenti olan Kocaeli’de işçiler bir yandan sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmadığı fabrikalarda iliklerine kadar sömürülüyor, diğer yandan da fabrika bacalarından havaya salınan zehirlere, derelere ve denize dökülen kimyasallara maruz kalarak kanser oluyor, sakat kalıyor ve yaşamını yitiriyor.

Kocaeli bölgesinde, kimya, metal, petrol, otomotiv, çimento ve maden sektörü başta olmak üzere 400’ün üzerinde büyük sanayi kuruluşu bulunuyor. Geceleri fabrika bacalarından dışarıya filtrelenmeden atılan maddeler yüzünden göz gözü görmüyor, ağır koku nedeniyle nefes dahi alınamıyor. Bu durum aynı zamanda bu fabrikalarda çalışan ve yakın bölgelerinde yaşayan insanların büyük bir tehlike altında olduğunu gösteriyor.

Hatırlanacağı gibi, Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası ve Kandıra’da yaptığı araştırmalarla bu bölgede yaşayanların nasıl bir yaşamsal tehdit altında olduklarını ortaya koymuştu. Kanser oranlarının yüksekliğine, çocukların daha ana karnında kansere yakalandığına, ölümcül ağır metallerin anne sütünde ve bebeklerin kakasında dahi tespit edildiğine vb. dikkat çeken Hamzaoğlu hakkında AKP hükümeti “halkı korku ve paniğe sevk etmek”ten pek çok dava açmıştı. Ancak Hamzaoğlu’nun dile getirdiği gerçekler çeşitli devlet kurumlarının raporlarıyla da doğrulanmıştı.

Görüldüğü gibi, kapitalist üretim süreci muazzam bir yıkımı da beraberinde getiriyor. Kansere yakalananların büyük bir bölümünün sanayi bölgelerinde yaşayan emekçiler olduğunu düşünürsek, bu kapitalist kâr sisteminin insana ve doğaya yıkımdan başka bir şey vermediğini görürüz. O nedenledir ki kapitalizme karşı verilecek mücadele aynı zamanda doğayı kurtarma mücadelesidir de.

Kapitalist sanayiye takılan “modern”lik sıfatı hiç de öyle çağrıştırdığı gibi bir modern duruma işaret etmiyor. Kapitalist sistemin en temel dürtüsü kârdır. Kapitalistlerin bu dürtülerinin doğal bir sonucu da doğa katliamıdır. Kapitalistlerin çevreye verdiği zarar insana verilen zararla birlikte düşünülmelidir. Sermaye işçiyi iliklerine kadar sömürülecek bir meta olarak görür ve bunu da hiçbir kural tanımadan yapma eğilimindedir. Nasıl ki fabrikalarda patronlar işçi sağlığı önlemlerini bir maliyet olarak görüp bunları almıyor ve uygulamıyorsa, aynı şekilde çevreye verilen zararı önlemek için de hiçbir şey yapmamaktadırlar. Sermayenin çıkarına ters olan fakat insanın ve doğanın geleceği için çok önemli olan önlemlere patronlar sadece maliyet gözüyle bakmaktadırlar. Onlar işgücünü ve doğayı hiçbir engel tanımadan sömürmek istemektedirler.

İnsanlık ve doğa kapitalistlerin kâr dürtüleri sonucunda mahvolurken, onlar çıkarları için yeni planlar devreye sokup hükümetlere kendi ellerini rahatlatacak yasalar hazırlatmaktalar. AKP hükümetince uygulamaya sokulan ve burjuvazinin ekonomik çıkarları için insanı ve doğayı hiçe sayan Ekonomide Yapısal Dönüşüm programı da bunun bir örneğidir. Ekosistem bozulmuş, insanlar bu yüzden kanser olmuş, çocuklar sakat doğmuş, işçiler meslek hastalıklarına yakalanmış, bunlar AKP’yi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. AKP’yi ilgilendiren, sermayenin önünü alabildiğine açmak ve alt-emperyalist bir güç olan Türkiye’yi en büyük ilk 10 ekonomi arasına sokmaktır.

Sermayenin sınırsızca büyümesi için AKP hükümeti doğanın kalbini söküyor, toprağın bağrına hiç tereddütsüz saldırıyor, açılan madenlerle toprakları canlı yaşamdan uzaklaştırmaya, ağaçları kesip oksijen kaynaklarını yok etmeye, suları kirletmeye, kaya gazı çıkaracağım diye yerin derinliklerini parçalamaya devam ediyor. Yeraltı ve yerüstü kaynakları kapitalistlerce fütursuzca yağmalanıyor, çevre eşi görülmemiş biçimde talan ediliyor. AKP hükümeti, madenci katliamları, kanser ve diğer ölümcül hastalıkların artması pahasına, temiz enerji kaynakları yerine kömür gibi çevreye ve dolayısıyla insana zarar veren enerji kaynaklarına gözünü dikmiştir.

Yüzlerce fabrikanın harıl harıl çalıştığı Kocaeli bölgesinde insan sağlığından ve temiz bir çevreden bahsetmek olanaksızsa, her dört kişiden biri kapitalist kâr hırsı yüzünden ölüme gönderiliyorsa, mücadeleyi tek başına çevre sorunu olarak göremeyiz. Sorunun çözümünü kapitalizme karşı mücadelede değil de, burjuva hükümetlerin çevre politikasını iyileştirmesinde aramak beyhudedir. Kapitalizm doğayı değil kârı düşünür.

İnsanı sınırsızca sömüren burjuvazi doğayı da sınırsızca sömürmektedir. Tam da bu nedenle gezegenimiz büyük bir tehlike altındadır, ormanlar talan ediliyor, küresel ısınmanın etkileri artıyor, ozon tabakası deliniyor, kuraklık yayılıyor. Doğanın ve insanlığın gerçek kurtuluşu tek bir yolla mümkündür; kapitalizmi ortadan kaldırmak ve doğayla uyumlu planlı bir üretimi hayata geçirmek! Bunu gerçekleştirecek tek bir güç vardır, o da işçi sınıfının örgütlü gücüdür.